şükela:  tümü | bugün
  • pek cok grup arasinda muzik icra eden gruplarin her biri.
  • müzik yapmak amacı ile bir araya gelmiş bir kaç kendini bilmez beynamaz gencin oluşturduğu şey... bunlar sonra işi başka başka yerlere çekip dinimizce haram, günah olan zevklere dalarlar... evet, biliyorum bunu....
  • (bkz: grup müziği)
  • genelde iyileri, iyi vakit geçirmek amacıyla kurulur. sonradan kimi kontrolü kaybeder ve sınırları aşan üne sahip olur o ayrı.
  • sene bilmemkaç, lise yıllarının son demleri. hakan taşıyandan mirkelama, kıraçtan emineme uzanan geniş bi müzik zevkim söz konusu o günlerde. hatta need for speed oynarken oyunun müziğini kapatıp yaşar ipek dinlerdim winamp aracılığıyla arka planda, o derece. ve o kayıp günlerde davul çalan bi arkadaşım, "gel la bi şarkı var" diye çağırdı beni. gittim yanına, "neymiş la o" dedim (ankaradayız, doğal karşılayın). dream theater'dan home dinletti bana köfte. işte o an, yeniden doğduğum an olabilir. neyse, dinlerken bayılmışım..

    uyandığımda davul çalan arkadaşım başımda bekliyordu. "ben de davul çalmalıyım" dedim ona. önce kem küm etti. "kim öğretcek sana, nası olcak o iş" deyiverdi. "sen varsın ya aq" dedim ben de. "la tamam da, nası olcak" dedi yine. "tamam aq" deyip kendim öğrenmeye karar verdim o an. ilk iş olarak gittim ülkealan pasajına, bi çift baget aldım. aldım ama ne yapacağım hakkında ufacık bi fikrim dahi yoktu. yaşar ipek dinleyerek bi yere varamayacağım da aşikar olduğundan attım kendimi bi internet kafeye. açtım gugılı, "bana davul öğret" dedim ve başladım vadrum izlemeye. bilen bilir, tam küfürlüktür bu adam, bildiğin hayvandır, şeref yoksunudur. işin garip kısmı ise bu adamı izleyip de öğrenmekten vazgeçmememdi...

    her neyse, böyle olmayacaktı tabi bu işler. ara sıra bizim davul çalan arkadaşı izleyerek, bazen de müzik kulağımı kullanarak ritm çıkarma girişimlerim oldu bi süre. temel ritmler basit tabi. çala çala birşeyler olmaya başladığını hissettim. hayali çalıyordum tabi çoğunlukla, havada sallıyordum kollarımı, garip şekillere giriyordum. hi-hat açıp kapatmaya kastım bi ara, olur gibi olunca bıraktım, "bunu da hallettik ya la" diyerek. hatta kendimi aştım, hayali twin pedal çaldım. çok zevkliydi. uzun lafın kısası, zaman geçtikçe el ayak koordinasyonum oturmaya başlamıştı.

    ve o tarihi an gelip çattı... "bi grup kurmalıyım" dedim, ama dememle birlikte acun-hülya avşar-ali taran üçlüsünün aynı anda çarpıya basmaları bir oldu. sıçrayarak uyandım, meğerse rüyaymış... ama bu üçlü o zamanlar yoktu böyle piyasada, "bilinçaltımdan geldiler heralde" dedim kendi kendime. sırf o ali taran'a uyuz olduğumdan grup kurma fikrimden vazgeçmedim. açtım internet explorer 6'yı, girdim garaj.org'a. ilanlara bakıyorum teker teker. hepsi de profesyonel davulcu arıyo adilerin. bi tanesi de şöyle amatör ruhlu, yeni başlayan birini arasa kırcaktım kafamı. tam umudumu kaybetmiş bir şekilde sayfayı kapatacakken bir de ne göreyim: "pek de iddialı olmayan grubumuza davulcu arıyoruz". "helal olsun" dedim içimden, "işte beni arıyo bunlar". açtım baktım, bi tane kız vermiş ilanı. "o da benim gibi pek bilmiyo heral" dedim. yazdım cevabı: "şartlarda anlaşırsak katılabilirim gruba" diye. sayfayı yeniledim ki, yanıt gelmiş hemen: "neden olmasın :)" ve grup hikayem böyle başladı.

    ilk provada çalışmak için bi kaç parça belirleyip stüdyo tarihini kararlaştırdık. parçalarda zor değildi allahtan, deftones-my own summer, incubus-megalomaniac, papa roach-broken home. "hallederiz lan" deyip çıktım yola. kızılayda buluşup planet stüdyosuna gidecektik. öyle de yaptık nitekim. 2 kız 2 erkek girdik stüdyoya. ve başladık çalmaya. fena gitmiyordu sanki, uyumu yakalamıştık. sadece bas çalan kız daha bi bilmiyor gibiydi, ama olsundu, o da öğrenirdi zamanla. kazasız belasız atlattık ilk stüdyoyu. çıkışta da ikinci prova için tarih belirledik...

    derken provalara başladığımızın üzerinden iki sene geçmiş, ben de işi bayağı bi kapmıştım. hatta kursa da gitmiştim o arada, daha bi pröfesyonel olma adına. ama o anlarda birşey farkettim. biz toplanıp çalıyoduk ama ortada bi proje neyin yoktu. ne bi program, ne bi şenlik aktivitesi, ne de bi ilkokulda konser, hiçbir şey... işte o an anladım ki, bu kızlar hala bir iddia sahibi değiller. dayanamadım, bastım istifayı, "gidiyom lan ben" dedim. ve yeni ufuklara yelken açtım.

    işte bu da böyle bir hikayemdi. (aslında onlar istifaya zorladılar da, neyse)...
  • futbol takımlarına benzerler. grup elemanları ne kadar az değişirse o kadar iyidir. grup müziği denen şeyin psikolojiden, sosyolojiden tutun yaptığınız müziğin tekniğine kadar 1001 adet boku püsürü olmasından mütevellit tek başına eline gitarı alıp tıngırdatmaktan ötedir. bununla beraber alınan zevki tarif etmek oldukça zordur.
  • lideri olmak sabır ister.

    yıllarca eve kapanıp, sabah akşam çalışıp kendinizi hayvanlar gibi geliştirirsiniz. dinleyen müzisyenlerin tam puan verdiği ve beraber çalışmak istediği biri haline gelirsiniz. fakat ücra bir şehirdesinizdir. bu yüzden yaşadığınız şehirde birşeyler yapmayı denersiniz. bu işi az da olsa becerenler vardır ve bir araya toplarsınız. önce büyük bir hüsran yaşarsınız çünkü grup arkadaşlarınız çok amatördür. konser esnasında sürekli tetiktesinizdir, acaba şimdi hangisi sıçacak diye paranoyak olursunuz. konserlerden sonra sürekli "solisti atın", "niye böğürüyor?", "o davucluyla olmaz" vs. şeklinde ithamlara maruz kalırsınız. yılmayıp grup arkadaşlarınızı gazlarsınız. soliste şarkı söylemeyi öğretirsiniz, davulcu yaratıcılıktan uzaktır nerede hangi ritimleri atmalı öğretirsiniz ve tabi konserde şarkı aralarında ergen gibi davulla sürekli ilgilenmesini önlersiniz, bas gitarist işini yapar ama tembeldir, gazlarsınız. bu işlere 2 yıl emek verirsiniz.

    sonunda bir bakarsınız siz kişisel kariyerinizde profosyonel müzisyenliğe adım atmışken grup arkadaşlarınız yerinde saymaktadır. davulcu hala en basit yerlerde sıçıyor, daha metronomu bile tutturamıyor, solist çat pat şarkı söylemeyi becermiş, yine de detoneden geçilmiyor ve daha nefes alışverişlerini bile beceremiyor, üzerine bir ego patlaması yaşamış ve sahnede kafasına göre kararlar alır olmuştur. tüm bunların üstüne sizi beğenmez olurlar, en kötüsü de onlarla uğraşırken kendinize vakit ayıramamışsınızdır.

    sonra hayat sizi başka bir şehire sürükler. artık grubunuz umrunuzda değildir, çünkü siz olsanız da olmasanız da yeteneksiz adamlarla bir yere kadar olduğunu kavramışsınızdır. yeni şehrinizdeki evinize gelir, yerleşir ve büyük bir oh çekersiniz.