şükela:  tümü | bugün
  • gerçek bir müzik keşfetme özürlüsü benim vereceğim tavsiyeler. yeni bir şey olmadığı için eskilere sonuna kadar abanan, iyice tiksinene kadar dinleyenlere iyi gelecek bir şey.

    son 1 yıldır 100'den fazla grup keşfetmemi sağlayan bir yapı bu, benim de, bu arkadaşların da bir ticari kaygısı yok sadece paylaşmak adına hazırladım entry'i.

    sitenin sloganı "dinle, keşfet, öğren, paylaş."

    modern çağın kaset doldurucusu'nun tavsiyeleri. bunların arasından mutlaka size yakın olan bir şeyler çıkacaktır.

    1- 16.12.2013 tarihinde yayınlanan ilk programın adı ‘aksak saat’ idi ve progressive rock/metal türünden örnekler içermişti.

    dinlemek için

    not: symphony x'i keşfettiğin yayın, sonrasında tüm albümlerini dinlemiştim.

    2- taptaze radyomuzun 2. programı post rock ve post metal türünden örneklere yer verdi.

    dinlemek için

    not: bu tarzı çok sevmesem de dinlemiştim.

    3- sükunete davet var.

    dinlemek için

    not: çok sakin, tatlı bir yayın.

    4- aksak saat konseptinde, progressive metal/ rock türünden örnekler

    dinlemek için

    not: efsane bir yayındır benim için, aylarca bıkmadan 1000'den fazla defa dinledim. içindeki tüm grupların tüm albümlerini teker teker indirdim. leprous, virgil donati, transatlantic, planet x dönemlerim de bu podcast sayesinde başlamıştı.

    5- post rock türünün temel ve güncel örnekleri

    dinlemek için

    not: 2'den etkilenince düşünmeden dinlemiştim, sakin kafalara güzel gidebilir.

    6- yeniden bir sükunet daveti

    dinlemek için

    not: çok tanıdık isimlerin pek bilinmeyen şarkıları, erdem ergun'u bununla keşfetmiştim.

    7- post metal ve teknik metal türleri ile baba gruplardan örnekler bulunabilir.

    dinlemek için

    not: benim için en çok o güzel intronun başlangıcı post, onun dışında da gayet iyi gidiyor.

    8- ”her kim ki lamb of god, hele ki walk with me in hell dinler ve duvardan duvara uçmaz, işte o bizden değildir.” ayet ile program açılır…bu şarkı, teknik metale bir bakış atan felaket gaz bir programın da habercisi. ıf these trees could talk, palms ve kanadalı bir grup olup, bizim oraların müziğini senden benden iyi yorumlayan esmerine translator’s closs ıı ile arada bir ateşi düşürmeye çalışsa da gojira babalardan cynic’e, cosmosquad’dan (jam for jason, jason becker için besteledikleri eser) darkest hour’a kadar ‘ne oluyor burada…’ dedirten grupları içeren programımız gazlar ötesi.

    dinlemek için

    not: artık ayrıntılı notlu dönemlere giriyoruz.

    9- 10. programda olduğu gibi, 9. programda da düşük tempolu şarkılar ile sert motifli eserler mevcut. finlandiyalı melodik metal grubu ınsomnium’un gazlarla açtığı yayın, yetenekler topluluğu exivious’un liminal albümünden bir eserle devam ediyor. şahsi gurur kaynağım (çaldığım için), dinlerken beni benden alan pet slimmers`` of the year tides ile gönüllerimizi fethediyor. bundan sonrasında ne ararsanız var; komalar, post rock türünden örnekler, teknik melodik melodiler, gitar virtüözleri ve ‘melodi üstatları’.

    dinlemek için

    not: beğendiğim yayınlardan, arada sürprizler de var.

    10- programımız efsane grup europe’ın start from the dark‘ı ile açılıyor. programı hazırlayan bendenizin kafası biraz karışık olduğundan ötürü, ara ara düşük tempolu şarkılara da yer vermişim. birbirinden değerli sanatçıların bulunduğu bu podcastte benim favorim, şu ana kadar 2014’ün en güzel albümüne imza atan ingiliz pet slimmers of the year’dan mare ımbrium.

    dinlemek için

    not: aklımda kalan ve arada döndüğüm güzel yayınlardan.

    11- lübnan asıllı fransız üstat ibrahim maalouf’un yeni albümünden 3 parça ile açılıp, progressive/ post rock temalı şarkıları damara zerk ettikten sonra (steven wilson, lantlos, jelly jam…), babalardan king’s x ve dream theater ile kapanıyor.

    dinlemek için

    not: benim bu siteyi ilk keşfettiğim döneme denk geliyor, sonradan geri geri de gitmiştim. bu podcast'in yeri farklı.

    12- opeth’in "bir daha asla death metal yapılmayacak… yaşasın progressive rock‘" tadındaki yeni albümü pale communion‘ın açılış parçasıyla başlıyor. programın devamında ıq’nün yeni kayıtlarından, albüme de adını veren road of bones ve skyharbor’ın merakla beklenen singleından evolution gelirken, ruhun temizliği bizdeki hikayesi ilginç olan ‘jana’ adlı şarkının icracısı eimog ile sonlanıyor.

    dinlemek için

    not: yine yüzlerce defa dinlediğim sakin yayınlardan. (bkz: ailece dinlenebilen şarkılar)

    13- yeni zelandalı post rock grubu kerretta’ nın yeni albümünden 2 yeni parçanın yanı sıra pain of salvation, shadow gallery ve porcupine tree gibi babalardan örnekler içeriyor.

    dinlemek için

    not: hasan notunda belirtmese de oğlunun dünyaya geldiği ilk günlerde paylaştığı bu podcast o güzellikten ne kadar etkilendiğini hissettiriyordu.

    14- modern çağın kaset doldurucusu misyonunu yüklenen (!) radyonuz, 14. programda köklere dönüşün sembolize edildiği, evladiyelik şarkıların bir araya toplandığı canlı bir yayın yaptı. aynalara baktıran enfes mreyte’den sonra, ‘perdesiz gitar böyle de çalınıyor mu?‘ dedirten özgür abbak’ı, metin kemal kahraman'ı, kanadalı esmerine’i ve nice güzel tınıları içeren 14. podcasti kaçırmayın.

    dinlemek için

    not: gerçekten bambaşka bir yayın bu, hatta rakı eşliğinde bile gayet keyifle gidebilir. sakinlik istiyorsanız tavsiyemdir.

    ek: özgür abbak'ı duymayan kalmasın.

    15- babalar sınıfına üyeliği şu aralar tartışmalı evergrey’ in ve üyeliği ebediyen tartışmaya kapanan mr. big’in yeni albümlerine yer verdi.

    bunu yanı sıra programda aralarında ısıs’in ve bana göre 2014’ün kendi dalındaki en temiz albümünü çıkaran pet slimmers of the year‘ın da bulunduğu, keşfedilmeyi hakeden, amatör ruhu yaşatan bir dizi post rock/metal grubunu da bulmak mümkün.

    dinlemek için

    not: dalganan güzel bir yayın.

    16- radyonuz, 16. programda tekrara girip, ‘bugüne kadar neler çaldık, neleri bir daha çalardık’ diyerek iki saatlik bir program hazırladı. 2014’ün bu ‘best of’ dokunuşlu son programı 2 saat sürüyor ve yeni dinleyiciler için bir girizgah karakteri taşıyor.

    dinlemek için

    dinlemek için

    not: şimdiye kadarkilerin hiçbirini dinlemediyseniz bu yayın size göre.

    17- programa dalışı ‘tool yeni albüm çıkarana kadar en iyisi bu‘ dedirten, opeth eski davulcusu martin lopez’in döktürdüğü soen ile yaptık. opeth demişken listeye hamburglu eden circus’u almamak olmazdı.

    skyharbor, ıntervals, frost ve disperse ile djent & progressive rock & progressive metaldeki güncel sesleri, baulta ve cartographer ile de post rock tınılarını kulaklara zerk eden 17. podcasti dinleyip keşfedin; öğrenip paylaşın.

    dinlemek için

    not: ilk başta beğenmediğim ama sonradan podcast'ler arasında benim için en yukarılara kadar tırmanan mükemmel bir yayın.

    18- programa girişi ölçü cenneti the dance of eternity ile yapıp, akabinde 10. programda da çaldığımız katatonia – teargas’e yer verdik. sean malone babanın gordian knot’u ve ömrübillah dream theater gölgesinde kalmış symphony x ile kafaları iyice karıştırdıktan sonra, 90’ların dikkat çeken progressive rock gruplarından enchant‘in under fire adlı parçasına kulak verdik. programın ilk bölümü bu şekildeydi.

    ikinci bölüme telefonda sevgilisiyle konuşurken radyosu açık olanlara ‘bir dakika hayatım, burada garip şeyler oluyor‘ dedirten miosis – our floods ile daldık. isveç toprağı, malum… (bunun bir başka versiyonu için geçen haftanın podcastine, soen – kuraman adlı şarkıya bakın!) bunun üstüne bulgaristan çıkışlı smallman‘e yer verdik ve vokalistin üstat maynard james keenan (tool) ile benzerliğine hayret ettik. pain of salvation ve ardından ‘mutluluk için ses rehberi’ albümü ile 2013’te harbi mutluluk saçan jolly ile bir sakinleştikse de almanya’nın en başarılı progressive metal grubu vanden plas – scarlet flower fieldsile coşageldik. babaların babası pink floyd high hopes ile ‘bir dur’ dedi bünyeye, bir rahatlattı ve ancak öyle kapatabildik programı.

    dinlemek için

    not: yine efsane yayınlardan.

    19- behzat ç.’nin olmazsa olmazlarından pilli bebek – delilik ve aycan’ın ”mr. ses” dediği ve haksız da sayılmadığı çelik ile yayına girdik. üstüne hesse’nin ”demian” adlı romanından esinlenip tek kişilik grubuna demians adını veren, kayıtlarını evde alan nicholas chapel’in akıl almaz porcelain‘ini dinledik. ardından kadife seslerin düetinde hoşgeldin‘i çalıp, berlin sokaklarını inleten (entschuldigung neukölln!!) can gox – haydar haydar‘a yer verdik. o nasıl bir yorumdur yahu?!

    programın devamında minor empire (aycan’a teşekkür!), opeth, müslüm baba ve strange fruit’un aralarında yer aldığı bir dizi sessiz, sakin, etkili, vurucu, dinlenesi, yayılası parçalara yer verdik.

    kaçıranlar, tekrar dinlemek isteyenler, fazla söze gerek duymayanlar ve analizin dibine vurma niyetinde olanlar için:

    dinlemek için

    not: entry'nin başında "mutlaka size yakın olan bir şeyler çıkacaktır" demiştim, "nerelere kadar" giden güzel bir yayın.

    20- hayro tarafından organize edilen ve yayımlanan radyo ses’in 20. programı post-rock türünün farklı yüzlerini keşfetmeye çalıştı. programa kadrosunda jared ve mike bell kardeşleri bulunduran lymbyc system – eyes forward ile başlayıp, izlanda’nın bir başka harikası múm’dan basit ve etkileyici keman partisyonlarıyla toothwheels’ı çaldık; nordic giants – little bird ile, grubun da kendini ifade ettiği gibi, bir sinema filminin içerisinde buluverdik kendmizi. ardından `this will destroy you – the world is ours ve god is an` astronaut’tan echoes ile hafiften melankoliye meyletmiş, sükunete ermişken, 2013’ün en çok konuşulan gruplarından, adama ‘ne oluyor burada, ne melankolisi’ dedirten deafhaven ile black metal post rock sentezini dinledik. allahtan yüce mogwai thank you space expert ile ve massive attack angel ile (ayco’ya selam!) tansiyonu biraz düşürdü de yayını huzurla kapattık.

    dinlemek için

    not: yine çok değişik bir yayın.

    21- radyonuz 21. yayınında progressive rock, progressive metal ve heavy metal tarzlarında, ders niteliğinde, evladiyelik bir programa imza attı.

    hüseyin’in dream theater, o.s.ı, explorers club, metallica ve nicelerine yer verdiği 21. yayını kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler buradan buyursun:

    dinlemek için

    not: en çok dinlediğim yayınlar sıralamasında en üstlerde olan mükemmel bir yayın. bu sefer koltukta hüseyin vardı ve tebrik edilesi(ettim) bir performansa imza attı.

    22- radyo ses 22. yayınında ergenlik günlerinden de evvel dinlediğimiz gruplara bir selam çaktı. birçoğumuz çaldığı enstrumanları listedeki üstatlar sayesinde öğrenmişizdir; buna atıfta bulunarak yayına albümümüzden de bir adet şarkı ekledik. baba olduğumuzdan değil yani… :)

    aycan baigan‘ın direksiyonda olduğu bu programda çalan kurban, pentagram, yavuz çetin, bulutsuzluk özlemi, akın eldes ve nicelerini tekrar dinlemek için:

    dinlemek için

    not: dikkat çekeceğini düşündüğüm enerjik, tanıdık program.

    23- joyce vincent adlı bir kadın 2001 yılında çalıştığı ernst & young adlı şirketten ayrılır ve ucuz bir otelde temizlikçi olarak çalışmaya başlar. aile içi şiddet gören kadınların sığındığı bir barınağa taşınan ve arkadaşlarının ‘sessiz, sakin, işine gidip gelen, kendine halinde ve çatışmalardan kaçan bir kadın’ olarak tanımladığı vincent, 2002 yılında ailesiyle tüm ilişkisini keser. tahminlere göre şiddet görmesinden kaynaklanan utanç duygusu ve hikayesini kimseyle paylaşmak istememesi onu tanıdıklarından uzaklaştırmıştır.

    vincent’in kirasının yarısı otomatikman ödenmektedir, fakat genç kadının 2.400 pound borcu birikmiştir. mektuplara ve telefonlara yanıt vermeyen kadını evden çıkartmak amacıyla kapısına dayanan kurum yetkilileri felaket bir manzarayla karşılaşırlar; yatağında uzanan vincent’in bedeninden geriye sadece iskeleti kalmıştır.

    takvimler o esnada 2006 yılının ocak ayını gösterir. yapılan tahlillere göre genç kadın aralık 2003’te hayata gözlerini yummuş, geçen 2 küsür senede yokluğu hiç kimsenin dikkatini çekmemiştir. yetkililer odaya girdiğiklerinde televizyonun ve ısıtıcının çalışır durumda olduğunu görür ve çevredekilerin bu sürekli sesi duymadıklarına şaşırırlar. verilere göre barınağın civarında madde satıcıları ve madde bağımlıları yaşamakta, bu tip sesler aslında hiç kimsenin dikkatini çekmemekte, çekenlerin de umrunda olmamaktadır. komşular ise dairenin boş olduğunu ve çevreye yayılan kokuların civardaki çöp tenekelerinden kaynaklandığını düşünmüşlerdir.

    polis raporuna göre vincent’in yatağının yanında alışveriş çantaları ve adreslerine teslim edilmeyi bekleyen noel hediyeleri bulunmaktadır. kapılar ve pencereler hiçbir şekilde zorlanmamış ve kadının ölümü doğal yollar ile gerçekleşmiştir.

    bize kavramların içlerini boşaltarak tartıştmayı şart koşan eğitim sistemimizin severek yönelttiği bir soru vardı: ‘sanat toplum için midir yoksa sanat için midir?’. steven wilson bu soruya ‘sadece sanat’ diyerek yanıt veriyor ve joey vincent’ı son albümü olan hand.cannot.erase ile ölümsüzleştiriyor. radyonuz 23. yayınında büyük usta steven wilson’ın ‘3 years older’ ve ‘happy returns’ adlı eserlerine yer verdi ve kalan 44 dakikayı kendi çapında başka bir evrende ustaya ve vincent’in suratımıza çarptığı toplumsal olgulara adadı.

    yapabilirseniz bu albümdeki şarkıların, hele bu ikisinin sözlerini yukarıdaki bilgiler ışığında okuyun.

    dinlemek için

    not: başta ağır gelse de alıştıkça kendini sevdiriyor.

    24- "tool bir grup değil, bir müzik türü".

    bu sözler opeth eski davulcusu martin lopez'e ait. lopez soundu ve tarzı tool'a çok benzetilen "soen" isimli isveçli grubun kurucusu. geçen haftaki konserlerinden önce davul setinin dibine bir buhur koyarak ruhani bir gece yaşatacaklarına işaret eden lopez ve arkadaşları 100 kişilik dinleyici topluluğununun kalbini ve takdirini kazanarak sahneden indi. çaldıkları daracak alanı dert etmediler; hatta vokalist joel bunu bir avantaj olarak kullanıp şaşkın bakışlarımız arasında seyircilerin yanına indi ve şarkıların bir kısmını sahneye bakarak söyledi. zaten melodilerle iyice hipnotize olan biz ise nereye bakacağımızı şaşırdık.

    bu programda sizi soen ile buluşturuyor, uykusuzluktan yaratıcılığa giden yolu anlatıyor ve 8000 peseta'nın 8000 peseta etmediği (selam santa!!) vigo sokaklarının ruhunu kalplerinize taşıyoruz.

    dinlemek için

    25- “insanları öldükleri, doğdukları ya da onlara önem atfedilen tarihlerde gözümüzün içerisine sokmak istercesine anmaktansa, aklımıza ya da yüreğimize düştüğünde hatırlamayı tercih eden 25. programda death metal'in kurucusu olarak kabul edilen büyük usta chuck schuldiner’ı ve etkilerini işliyor, chuck olmasaydı muhtemelen dinleyemeyeceğimiz grup ve şarkılarla kalplerinize konuk oluyoruz.

    dinlemek için

    not: güzel bir anma programı.

    26- modern çağın kaset doldurucusu birkaç haftalık bir aradan sonra tekrar ruhlarınıza konuk oluyor.

    26. programı yakın zamanda bir arada bulunmamız sebebiyle müziği paylaştığımız dostlarımıza adıyor, onlarla geçirdiğimiz güzel anıların şifrelerini beraber dinlediğimiz şarkılarda arıyoruz. dolayısıyla bugünkü program her zamankinden biraz daha kişisel olacak; bakalım dostlar hangi şarkının ne zaman çaldığını hatırlayabilecek mi :)

    dinlemek için

    not: hasan'ın sunumlarını iyice geliştirdiği artık yavaş yavaş vazgeçilmez bir keyif haline getirdiğini hissettiren program. gezi'nin yıldönümü için çalınan şarkılar, sakince başlayıp sertleşen mükemmel bir yayın.

    27- fena bir yayın oldu…

    post metal ve post rock örneklerini çalarken duyma yetisini kaybeden bruce malley’li pray for sound’a, yaşadıkları bölgeye albüm adayan whale fall’a ve yunanistan’dan kalpa’ya yer verdik.

    “…doktoru bruce’un kulağında bir kistin oluştuğunu görüyor (kolesteatoma) ve kisti bir ameliyat ile almaya karar veriyor. müzisyen sancılı geçtiğini söylediği süreçten duyum sorunları, ağrılar ve kulak çınlaması olarak bilinen tinitus ile çıkıyor ve 2012 senesinde monophonic albümüne imza atıyor. albümün ardından bruce gruba 3 müzisyen daha katıyor ve bugünkü kadroya ulaşıyorlar.”

    “etiketlere çok bağlı kalmamak gerekir ama önceki programlarda özellikle de lights & motion calarken cinematic post rock diye bir kavramdan bahsetmiştik. whale fall için de bu etiketi kullanmak mümkün, zira grup elemanları x-files, up in the air, the help ve ismini bulamadığım birkaç bağımsız filmin müziğine de katkida bulunmuş.”
    sonra yönümüzü djent’e çevirerek 22 yaşındaki polonyalı gitarist jakub zytecki’ye ve being’e yer verdik.

    “‘djent’ türünün kitlelerle buluşmasında en büyük pay kuskusuz misha mansoor´un. mansoor being´in de kurucuları arasında. albümde gayet güzel şarkılar mevcut olsa da, bazı konseptlerin tam olarak oturmadığı izlenimine kapıldım. naçizane fikrim tabi.
    anthropocene: yeryüzünün bugün içinde bulunduğu yeni çağı ve durumu tanımlamak için kullanılan bir kelime. 2013 çıkışlı bu albümden dna adlı parçayı dinledik.”

    kapanışı progressive metal tarzında müzik icra eden distorted harmony ve circus maximus ile yaptık.
    “albümün en dikkat çekici özelliklerinden bir tanesi, masteringinin jens bogren üstada ait olması. bogren´in imzasına james labrie, opeth, katatonia, ıhsahn, dark tranquillity, the ocean ve symphony x gibi favori grubunuzun albümlerinde rastlamak mümkün. dolayısıyla “sound bana tanıdık geliyor” diyorsanız, belki bununla ilgisi olabilir.”

    “ilk defa dinleyen progressive severlerin kendilerini epey şanslı hissedecekleri bir gruptan, circus maximus´tan architect of fortune…”

    dinlemek için

    28- siteden videolu anlatımla bakmak isteyenler için: http://www.aycanhasan.com/…tr/radyo-ses-podcast-28/

    "28. yayında, çoğunlukla olduğu gibi progressive metal, post metal ve djent türlerinden örneklerle ruhlara konuk olduk.

    programın açılışını sludge ve doom metal severlerin epey hoşuna gidebilecek glasgowlu blood of the mother‘ın 2014 çıkışlı albümü ‘the mother and the neue maschine’nden ”corpses of lost ıdeas” ile yaptık.

    ardından ritmleri yavaşlatarak ve notaları çeke çeke çalan, başarılı metronom değişiklikleri ile dikkatleri çeken philedelphialı grup mohican çaldı. the abuse is character adlı 2014 çıkışlı albüm canlı olarak bir ambarda kaydedilmişti, biz de bu albümden naacal adlı parçaya yer verdik. parçanın canlı kaydını aşağıda da bulabilirsiniz.

    blood of the mother ve mohican ile yükselen nabzı sydneyli metalcore grubu northlane aldı. 2009 yılında kurulan grubun 2011 discoveries ve 2013 singularity adlı iki albümü var. yeni albümleri node 24 temmuz’da çıkacak ve bu bağlamda grup önümüzdeki kış avrupa turnesinde olacak.

    metalcore ile nabız nasıl düşer demeyin, grubun tempo olarak görece daha yavaş bir şarkısını çalacağız…

    yayına yer yer sert ama daha çok aksak ve melodik bir giriş yaptıktan sonra, milwaukee’den doom, stoner ve prog metal öğelerini çok iyi harmanlayarak bunların üstüne kendi tabirleriyle hayaletvari vokalleri ekleyen bir grup var. arctic sleep 2005 yılında vokal, davul, bas, çello ve klavye aranjmanlarında keith d. ve gitarda mike gusis tarafından kuruldu ve bu çekirdeği koruyarak bugüne kadar 6 albüm çıkarmayı başardı. biz passage of gaia adlı 2014 çıkışlı sonuncu albümden the staircase adlı atmosferik parçayı dinledik.

    akabinde rusya’dan enstrümental bir grup ile programa devam ettik. vy pole untitled album (2013) ve vy pole (2014) adını taşıyan iki albüme sahip.

    çalacağımız parça grubun 2014 çıkışlı vy pole adlı albümünden, adı himalaja. aslında aynı parça, untitled album adlı albümün de açılış parçasıydı, grup son albümlerinde 1 nota aşağıdan çalmış parçayı…
    vy pole’dan sonra sahneyi sydney avustralya’dan başka bir müzisyen ve djent gitaristi, plinialdı. geçtiğimiz yayında 22 yaşındaki krakowlu jakub zytecki’nin bir parçasına yer vermiştik. ‘plini‘ o parçada da konuk müzisyen idi. zytecki iadei ziyaret maksadıyla the end of everything adlı ep’de bir parçaya yorumunu katmış. 2015 çıkışlı, plini’nin evde kaydedip ürettiği bu ep’de, davulda cv’sinde joe satriani ve steven wilson gibi üst düzey müzisyenler bulunan marco minnemann da yer alıyor. az sonra dinleyeceğimiz the end of everything adlı parçada gitarda chris letchford var (scale the summit). unutmadan ekleyelim, buradan da ulaşabileceğiniz üzere, plini progressive music awards 2015’te ‘ilgi odağı’ dalında adaylardan bir tanesi. aşağıya gitaristin ilk 29.05.2015 tarihli sydney performansından bir video ekledim.

    djent’in kendine has bir müzik üretim metodolojisi var, plini bağlamında bundan da bahsetmek gerekiyor sanırım. görece yeni bir müzik tarzı ve icracılarının genelde 30 yaş altı, kayıtlarını evde alan, internet üzerinden davulcu basçı ya da vokalistlerle paylaşan ve ‘dağıtık’ çalışabilen kişiler olduğunu söylemek mümkün. böylece herhangi bir plak şirketine bağlı olmadan dayatmalardan uzak çalışabilen müzisyenler bunu bestelerindeki underground hissi ile bize her daim gösteriyorlar. bu tarzın bahsettiğim konsepte uyan icracılarını örneklemek gerekirse, radyo ses’te çalıp da sayabileceğimiz müzisyen ve gruplar şunlar: tesseract, being, skyharbor, ıntervals, ve tabii ki jakub zytecki.

    plini’den sonra, nevadalı bir grup, æequorea sahne aldı ve 2014 çıkışlı tellurian adlı ilk albümlerinden ağır ağır akan, melodisiyle uzaklara götüren sand adlı parçayı çaldık.
    ‘tool bir grup değil, bir müzik türüdür‘ demişti soen, opeth ve amon amarth’tan tanıdığımız martin lopez. bu tespiti temel alarak, ‘tool’ tarzı müzik yapan bir gruba, sumer’a yer verdik.
    londralı grubun ilk albümü olan ‘the animal you are’ dan üst üste 2 şarkıyla, chisel ve progenesis ile baş başa bırakacağız sizi. bence pencereleri kapatın, sesi açın ve özellile grubun 2. şarkısında, progenesis’te yakınınızda kırılacak eşya falan olmasın :)

    sumer’dan hemen sonra, hafif de rahatlamak adına hollanda’nın ındie grupları sıralamasında 13.06.2015 itibariyle ilk 3’te bulunan bir progressive rock grubu ile, a liquid landscape ile programımızı kapatmıştık. steven wilson, porcupine tree ve pineapple thief severlerin beğeneceğini tahmin ettiğim a liquid landscape‘in 2012 ve 2014 çıkışlı iki albümü var. çaldığımız parçanın adı the largest fire known to man (insanlığın gördüğü en büyük ateş) adlı albümden, paige idi.

    dinleyen, görüş ve önerilerini esirgemeyen ve takip edenlere kalpten teşekkürler ile, 28. yayının linkini şuradan vermiş olalım.

    programı yaymak ve daha çok kişiye seslenebilmek, müziği paylaştıkça çoğaltabilmek için yardımınızı esirgemeyin, bizi twitter ve facebook hesaplarından takip edin :)

    dinlemek için

    29- herkese merhaba. dinle keşfet öğren paylaş şiarı ile yola çıkan radyo ses bugün 29. yayın ile karşınızda olacak.

    artık yayınları 3 temel başlıkta incelemek mümkün olacak. yayın odağı, en çok düşmek istediğimiz grup ya da grupları içerecek; temelde programların açılış ve kapanışlarını yayın odakları ile yapıyor olacağız. konsept dışı' nda programın genelinde çaldığımız türlerin dışına çıkarak, benim müzik arşivimde eskilerden yer alan bir ya da birkaç şarkıya 'geçmişe saygı' mahiyetinde yer vereceğiz. 3. ve son başlık ise sükunet, genelde yavaş, hafif, ballad tarzında şarkıları çaldığımız bir bölüm olacak. 3 başlığın dışındaki şarkılar, yayının konseptine göre farklı tarzlarda olabilecek.

    dinlemek için

    30- radyo ses’in 30. programında, kuruluşunun 30. senesini kutlayan progressive metal devi dream theater’ı inceliyoruz.

    söz konusu dt olunca, 30 seneyi arka plan bilgiler ile 78 dakikaya sığdırmak yetersiz olacağından, 30. program iki ayrı bölümden oluşacak. birinci bölümde grubun ilk 15 senesini, 6 degrees of ınner turbulence albümünü de dahil ederek inceleyeceğiz. ikinci bölüm ise son 15 seneyi işleyecek.

    bu seride amaç, grubu yakından tanıyanlar için dream theater’ın dinamiklerini biraz daha görünür kılmak, grubu bilmeyenler için ise 30 senelik geçmişi olan efsane bir fenomeni temel noktalarıyla özetleyebilmek olacak. bunun hakkını verebilmek için programı 2 büyük parçaya ayıracağız.

    dinlemek için

    30/2- radyo ses’te bugün 18:30'da dream theater'ı incelediği programın 2. bölümünü yayınlıyor.

    maksadımız grubu yakından tanıyanlar için dream theater’ın dinamiklerini biraz daha görünür kılmak, grubu bilmeyenler için ise 30 senelik geçmişi olan efsane bir fenomeni temel noktalarıyla özetleyebilmek idi. bunun hakkını verebilmek için programı 2 büyük parçaya ayırmıştık.

    hatırlanacağı üzere birinci bölüm efsanevi grubun ilk 15 senesini işlemişti ve six degrees of ınner turbulence albümünden misunderstood ile kapatmıştık yayını. bugün ise grubun son 15 senesini, mike portnoy'un ayrılışını ve grubun güncel yönünü konu ediyoruz.

    dinlemek için

    31- geçen programda hatırlanacağı üzere dream theater’ı ele alan iki bölümlük bir yayın yapıp ruhlara yeteri kadar komplike müzik enjekte etmiş bulunduk. bu programı ise hazmedilmesi daha kolay post rock, post ve sludge metal gruplarına ayırdık.

    hepinizi, ama özellikle de ısıs, swallow the sun ve the ocean gibi grupların hayranlarını bugün bekliyorum.

    dinlemek için

    32- uzun bir aradan sonra tekrar ruhlarınıza konuk olduğumuz 32. yayını indirmek için buraya tıklayın. eğer yayınların otomatik olarak indirilmesini istiyorsanız, cihazınızın podcast oynatıcısından ‘radyo ses’ yayınına abone olmanız gerekmektedir. nasıl yapılacağını anlatan ufak bir yazı şurada.

    peki neler oldu 32. yayında?

    öncelikle şunu söylememiz gerekir ki, ayrı kaldığımız süreç boyunca yaşanan en önemli gelişme ankara’daki barışçıl gösteriye yapılan saldırı idi. 32. yayındaki sükûnet bölümünü bu saldırının mağdurlarına adamış ve porcupine tree, blackfield, akın eldes ve nomads’e yer vermiştik.

    yayının odağı fransa’dan klone adlı grup idi. 1999 yılında kurulan grup, sonuncusu bu sene olmak üzere 5 full albüm çıkarmıştı ve biz 2012 albümleri olan the dreamer’s hideaway’e yoğunlaşmıştık.

    klone’un fransız çağdaşlarıyla, özellikle de gojira ile paralellikler taşıdığını söylemek mümkün. işin ilginç tarafı, gojira vokalistinin bundan 5 sene önce söylediği ‘klone’un mükemmele ulaşmak için birkaç senesi var’ cümlesinin, bana göre 2012 albümü ile gerçekleşmiş olması.

    klone’un hemen ardından daha önce 17. yayında da yer verdiğimiz, toronto kanada’dan bir djent grubu olan ıntervals gelmişti. avw adlı enstrümental albümden the self surrendered adlı parçaya yer vermiş, akabinde abd çıkışlı the contortionist‘ten biri girizgâz niteliğinde iki şarkı çalmıştık.

    yayının devamında katilini çok iyi bildiğimiz ankara’daki haince saldırının mağdurlarını anmak maksadıyla 20 dakika kadar ‘sükûnet’ demiş, porcupine tree, blackfield, akın eldes ve nomads’den ayrılık ve yas şarkıları dinlemiştik.

    sükûnetten sonra ise yayını, sesini yakından tanıdığınızı tahmin ettiğim ashe o’hara’nın lideri olduğu voices from the fuselage ve yayın odağı klone‘dan melodik şarkılarla bitirmiştik.

    32. yayını indirmek için buraya, geçmiş ve gelecek programları cihazlarınıza otomatik olarak indirmek için ise şuraya tıklayın.

    maksadı güncel, bağımsız, tanınırlığı az grupları sizlerle paylaşmak ve hayat koşuşturmacasının içinde müziğe dokunamayan progressive ve post rock severleri bir saat de olsa rahatlatabilmek olan bu naçizene oluşumu kucaklayan güzel temennileriniz için teşekkürler. yakında yine ruhunuza konuk olacağız. o zamana dek dinleyin keşfedin öğrenin ve paylaşın.

    liste ve dinlemek için

    33- yayının odağı sanatsal bir albüme imza atan abd’li grup dream the electric sleep idi. grubun 2014 çıkışlı ‘heretics‘ albümünden toplamda üç adet parçaya ve matt page’in albüm tasvirlerine yer verdik. page, web sitesinde de kaleme aldığı yazılarda şunu söylüyordu:

    sanatçı, yarattığı eserleri açıklayabilmek için, onlar hakkında ne kadar konuşması gerektiğini ustaca ayarlamalı. şarkıları her yönüyle ele almak dinleyicinin yorum alanını daraltırken, sığ bilgi vermek giriş noktalarını azaltabiliyor.
    heretics adlı albüm, insanların inandıkları değerler peşinde koşmaları ile birşeyleri yerine getirmek zorunda olmalarının çelişkisini elizabeth adlı bir şahısta somutlaştırarak anlatıyor. resmedilen elizabeth ailevi sorumlulukları olan ama bir yandan kızı ve kendisi adına daha iyi bir gelecek için yaşayan bir kadındır. elizabeth 20. yy’da yaşamış bir süfrajettir ve albüm kendini ideallere adayanların yaşadığı aşk ile umut, nefret ile kuşku arasında gidip gelen duyguları işler. yani bir nevi, elizabeth’ten genele ve günümüze doğru gideriz.

    albüm kapağına tarihe damgasını vurmuş ve peşinden koştukları amaçlar sebebiyle marjinal damgası yiyen kadınları yerleştirdik. bunlardan hiçbiri elizabeth değilse de tamamı onun ruhunu simgeler. onlara zıt düşen çağdaşları ise bu kadınları kendi dönemlerinin popüler ideolojisine bir tehdit olarak gördüğünden, onları kafir olarak algılar. bu amaçla albümün adını heretics koyduk.

    bozzio levin stevens, darkest hour, animals as leaders, the gothenburg address ve catacombe’a yer verdiğimiz bu yayının , yayınların cihazınıza otomatik olarak nasıl indirileceğini anlatan link için işuraya tıklayın.

    liste ve dinlemek için

    34-

    ---------------

    programları hazırlayan, sunumu yapan:

    (bkz: hasan koç)

    (bkz: aycan meryumoğlu)

    (bkz: hüseyin koç)

    bu arada bunların dışında güzel bir grupları ve albümleri olan arkadaşlar bunlar. bu da güzel bir tavsiye:

    (bkz: the katre)

    ifadeler

    şimdi, yakınlarda podcast 24'ü bekliyorum, yayınlar düzenli aralıklarla olmuyor ama ben bu başlıkta sevenler için hatırlatacağım.

    takip etmek isteyenler için:

    twitter

    facebook
  • mediaboom'u keşfetmeleri gibi tavsiyelerdir.
  • (bkz: spotify)
  • grooveshark.com a gidin oarada sevdiğiniz birkaç şarkıyı listeye atın ve radyoyu aç deyin, orada bir çok müzisyen keşfedeceksiniz. mixradio gibi programları kullanın adını daha önce duymadığınız müzisyenleri deli gibi sever duruma geleceksiniz.

    edit: cümle düzeltildi.

    editin editi: grooveshark kapandı, lanet olsun bu hayata.
  • (bkz: ahibba)
  • 8tracks diye bir uygulama var, telefonlarınıza indirin canlar. oradan halet-i ruhiyenize ve sevdiğiniz türe göre temalar seçiyorsunuz. (calm, sleep, party, chill, indie rock, musical vs vs vs...) sonrasında istediğiniz taglere uygun listeler çıkartıyor önünüze. birçok grup ve şarkı keşfetmek için birebir.

    edit: androidler için olup olmadığına emin değilim, appstore'da var ama.
  • ara sıra songfornight.com'a girin.
  • oynadığın oyunun soundtracklerine göz atmak; özellikle grand theft auto, need for speed ve colin mcrae rally (dirt) serileri insana çok yeni gruplar tanıtabilir.
  • okumak da bu ilginç tavsiyelerden biri olabilir.

    yerli ya da yabancı müzik dergilerini ve fanzinlerini okumayı deneyebilirsiniz. basılı ya da online. okumak çoğu zaman yararlıdır, deneyiniz.

    diğer yandan bir yılda 100 grup keşfediyorsanız; bu hızlı tüketim göstergesi olabileceği gibi, müzik zevkinizin inanılmaz derecede çeşitli olduğunu da gösterebilir.

    müzik zevki ve sanatı bu kadar hızlı tüketime uygun bir alan mı? bir yıl da 100 albüm dinlemek mi, parça parça "100 tane mp3" dinlemek mi? gibi sorular ise müzik sektörünün bunalım konuları, ayrıca.