şükela:  tümü | bugün
  • gay and proud of it mottosunu benimsemiş yönetmen gus van sant'ın 1991 yapımı gay dostlar söylemi konulu güzel filmidir my own private idaho. kariyerinin başlangıcında hep gaylerin sokak yaşamını konu alan filmler yapan yönetmen my own private idaho'dan sonra american civil liberties union'dan bir ödül almış.
    my own private idaho biseksüel iki gencin arkadaşlığından yola çıkan serbest bir henry iv uyarlaması olmaktan çok orson welles'in shakespeare uyarlaması chimes at midnight'ı çağrıştıran bir film. henry iv'ün birinci bölümündeki gibi güçlü ve zengin bir baba ve onun sokak serserisi oğlu filmin önemli yan konularından biri.

    scott (keanu reeves) ve mike (river phoenix) sokaklarda yatıp kalkan, zengin erkek ve kadınlar için fahişelik yapan iki yakın arkadaş. karizmatik ve her zaman "in control" scott'un zengin babası onun sokaklardan bıkıp paralı yaşama geri dönüp efendi bir varis olacağı günleri beklemekte. epilepsi hastası mike'ın tek derdi ise yıllar önce kendisini terk edip italya'ya giden annesini bulmak. olaylar hard core gay dostlar'dan bekleneceği üzere şiddet, seks ve duygu yüklü bir biçimde gelişir demeye gerek duymuyorum.

    keanu'nun giderek yükselen, river'ın kısa kariyerinin en önemli filmlerinden biri, ikisinin de oyunculuğu çok başarılı. river'ın tiplemesini unutmak mümkün değil. yan rollerden birinde olan ve otel odasında abajuru kucağına alarak lili marlene söyleyen iğrenç gay hans rolündeki udo kier ise filmdeki en renkli karakter olarak aklımda kalmış. keanu'nun italya'da bulduğu eery sevgilisi rolündeki chiara caselli'yi ise en son dario argento'nun iyi demeye dilimin varmadığı gerilim filmi sleepless'da gördük. fotoğraf kareleri şeklinde sunulan seks sahneleri bilinçaltına işlesin diye mi öyle verilmiş diye düşünmeden edemiyorum. 96'da izleyip bu kadar çok şey hatırladığıma göre rahatça diyebilirim ki izledikten sonra yıllar geçse de akılda kalan etkileyici bir film. (bkz: biri beni andı sanki)
  • dune serisinin ilerleyen kitaplarinda duncan idaho'nun aldigi hal.
  • yıllardır merak ettiğim, bi türlü bulup da izleyemediğim film, ayrıca keanu reeves'in bu film hakkında "oynamaktan zevk aldığım tek film" demişliği vardır.
  • ismini, bi b52s şarkısı olan "private idaho"dan alan film(bkz: ben bugün bunu gördüm)
  • sinema tarihinde, seyirciye "have a nice day" dileyen ilk ve tek film.
  • her izlediğimde gus van sant'ın aslında iyi bir herif olduğunu düşünmeme sebep olan keanu reeves'i ilk defa taktir edip sevdirten izlenmesi gayet zevkli olan sıkmayan film .
  • pek sevmedigim, sevemedigim ve buyuk bir ihtimalle hic bir zaman da sevmeyecegim, bir gus van sant filmi. okulda derslerimden birinde mecburen izlemistim ki, hayatimda en uzun ilerleyen dersdi. filmi sevmemis olmamamin en buyuk nedeni filmde ki bas karakterden ikisinide hic sevmemis olmam ve dolayısıyla film boyunca ikisininde basina ne gelicegini hic umursamamıs olmamdan dolayı kendımde film ekranına bakmak ıcın bır neden bulamamıs olmam. kanimca, filmde elle tutulur ilginc bir konuda yoktur. filmde iki jigolo uyustucu satarlar, yaparlar, onla bunla sevisirler, saga sola artislenirler, gidip otelde yasli bir adamla , artistik cekilmis gibi gozuken bir sahnede uclu seks yaparlar, ve iste film bu sahnelerden ibaretedir.

    gus van sant 'in filmde ki bas karakterle ne yapmak istedigide pek belli degil acıkcası. simdi bu karakterler icin" vah vah gencecik cocuklarin basina neler geliyor, bunlarinkisi de hayat mi be?", dememiz gerekiyor yoksa "vay be ne kral hayat yasiyorlar, tum gun sevisip uyusturu cekiyorlar", kiskandim dogrusu dememiz gerekiyor. gus van sant 'in kendisinin de gay oldugu bilinmis bir gercek, dolasiyla filmlerinde gay karakterler koymasida sasilacak bir sey degil, fakat ne hikmetse filmlerindeki gay karakterlerin hic biri sevilesi ornek alinasi insanlar degil, her biri ya piskolojik sorunlu (bkz: elephant), ya uyusturu bagimlisi (bkz: my own private idaho), ya da kafayi sexle bozup onune gelenle yatiyor( yine (bkz: my own private idaho)), yani gus van sant filmleri ile ne demeye calisiyor, nasil bir mesaj vermek istiyor ben onu cok merak ediyorum. kanimca her filminde bir gay icerik koymaya calismayi kesse eminim adam yine good will hunting gibi guzel filmler cikaracak, yoksa jay and silent bob filmde oldugu uzere sinematik bir saka olup kalacak....
  • (ara: idaho)
  • tarnationı izledikten sonra izlediğim ve beni deliye döndüren film. tarnationın executive producerı olan gus van sant bey sanki jonathan caouettemiş ve kendi yaşadıklarını bir otobiyografik film olarak değilde, arada sanki bir modern shakespeare uyarlaması (bkz: baz luhrmann) izliyormuşsunuz hissine kaptıran fazlasıyla teatral bir film yapmış aynı hikayeden sanki. iki film arasında bu kadar paralellik olması beni gerçekten çileden çıkarttı, inanamadım izledikçe. anne olayı, annenin dans etme olayı, annenin hafif deli olması olayı, uzaklarda olan bir baba. sonunda acaba jonathan caouette de norkoleptik midir diye düşüneyazdım hatta ve hatta. tabi filmi izlerken river phoenixin alametini biliyor olmak da garip bir his uyandırıyor insanın içinde.
  • sanırım eşcinsellik, dışlanmış yaşamlar, hayatın tasvip edilemeyen tarafları gösterilirken bir özür yaratmaktan vazgeçilemiyor kitaplarda, filmlerde. her film otobiyografik parça taşımaktan bir adım öteye gidelemiyor. bazı bazı eşcinselliğin nedenleri niçinleri defalarca anlatılmaktan yorulunmuyor, adeta bir hedef bir suçlu gösterilmeden, suçu hafifletilmese olamıyor. oysa suc olmayan bir seyle suclanmaktır yaşanan. insan inadına gay olur mu ? yoksa para kazanmak için bir kıçını * satar mı ? ailedeki çarpık ilişkiler adamı gay yapar mı ? bilemiyorum; çok hoş, çok gerçek enstanteneler vardır. tarnationına azıcık dokunsa da, gerçeklik adına altkültürlerin arasındaki sıcaklığı, ilişkiyi, sahip çıkmayı, dostluğu, aşkı verse de; aslında tüm hayatın farklı pencerelerden bakılsa da hep aynı avluyu gördüğünü söylese de biraz uzak kaldığım, mesafemi koruduğum filmlerden. ayrıca teatrel, shakespeare vari, konuşmalar ve country müzik gene gus van sant'ın even cowgirls get the blues* filmini anımsatmış gülümsetmiştir.