şükela:  tümü | bugün
  • filmdeki dış mekan sahnelerinin ve genel olarak planların azlığına ve kısırlığına bakılacak olursa; çekim aşaması çok da zor olmamış olsa gerek. gerçi marilyn'inki gibi zorluklar yaşanmıştır elbette.*

    oldukça vasat olan ve her an patlamasını beklediğiniz ama bir türlü patlayaman bir bomba gibi elde kalan filmle ilgili olarak hakkında yorum yapılması mana taşıyacak neredeyse tek şey michelle williams.

    yaklaşmakta olan oscarlardan bir flash forward yapacak olursak; "michelle williams: extraordinary as marilyn monroe" denecektir özetle ama "the oscar goes to meryl streep" olur genellikle... ama üzülme michelle*; sende ışık var. marilyn'in ağır çekim ama nasıl oluyorsa aynı zamanda kıvrak hareketlerini, tatlılığını, davetkarlığını ve göze göze sokulmaya çalışılan acziyetini fevkalade canlandırmışsın.*

    edit: imla
  • marilynciğimi biraz mal gibi göstermişler; ama genel olarak, filmi beğendim diyebilirim. michelle williams zaten, okuldaki ilk senesinde sınıfta parlamak isteyen öğrenci gibi bildiği ne varsa ortaya koymuş. resmen döktürmüş -classic-

    ve colin clark da şöyle bir adammış:

    http://i.telegraph.co.uk/…monroe-colin_2045150b.jpg

    işbu link, colin clark'ın yerinde olmak isteyen milyonlarca çirkin erkeğe gelsin. moralimizi bozmuyoruz arkadaşlar, bu fotoğraf size güç versin. evet.
  • bu filmle ilgili söyleyecek tek bir şeyim var. michelle williams öyle muhteşem bir performans sergilemiştir ki izlerken -mecazi olarak değil, gerçekten- sık sık nefesimin kesildiğini ya da nefes almayı unuttuğumu fark ettim. bence bu bile marilyn monroe'ya ne kadar başarılı can verdiğinin bir kanıtıdır.
  • --- spoiler ---

    iki kere popo göstermesine karşın hiç ateşli bir sevişme sahnesi içermeyen bir film.

    --- spoiler ---

    bunlara rağmen beğendiysem muhakkak güzeldir ki gerçekten güzel. mişelcim de başarılı gerçekten. hem marilyn'in ruh halini çok iyi yansıtmış hem de o işvesi cilvesi yok mu film bitmesin istedim.

    --- spoiler ---
    kaleyi gezidkten sonra çıkacakları zaman merdivenlerdeki şovu ve film çekiminin bir sahnesinde tek başına dans sahnesi pik yaptı bende.
    --- spoiler ---
  • bekledigimden ve umdugumdan cok daha fazla begendigim, gercekten etkileyici film. gercekleri carpitmayan, alttan altta marilyn monroe'nun karmakarisik ic dunyasini anlayabilmenin asla mumkun olmadigi mesajini veren dogrucu davut bi film olmus bu. kit oyunculuk anlayisimla degerlendirdigimde michelle williams'in oscara en azindan aday olmasi gerektigini dusunuyorum. marilyn monroe gibi bi efsaneyi hayata gecirmek gibi zor bir gorevi layikiyla basarmis olmasi bi yana, monroe ile heath ledger'in hayatlarindaki paralellikler yuzunden bu rolun williams icin duygusal olarak da cok yorucu oldugunu goz onunde bulundurmak lazim. buna ragmen ustesinden gelmesi ve bu kadar basarili olmasi takdire sayan.
  • michelle williams marilyn monroe olmuş bu filmde, dış görünüş olarak değil sadece tamamıyla oymuş gibi. film de oldukça güzel. izleyeli 2 gün geçti hala michelle williams'ın performansının etkisindeyim.
  • marilyn monroe'nun ekmeğinin hala yenilebilir olduğunun kanıtı bir film.
    ben filmin adını bile tam bilmeden izlemeye başladığım için hayat hikayesini izleyeceğimi düşünüyordum ama çok rahat anlaşılabileceği gibi öyle değil. bütün hayatını anlatmaya kalkıp sıkış tepiş bir film yapmadıkları da bir bakıma iyi olmuş. the prince and the showgirl filminin çekimi sırasında 3. yönetmen olan 23 yaşındaki colin'in marilyn'e olan aşkını, heyecanını anlatıyor film ve izlerken insan 'vicdansız kadın' demeden edemiyor marilyn'e. colin'in yaşadığı hüsranı tahmin bile edemiyorum. bu genç yaşımda "jude law'la bir hafta sonu" geçirsem mesela, kendime gelmem uzun yıllarımı alır diye düşünüyorum.
    film keyifle izlenebilir cinsten. arada marilyn'in bunalım halleri baysa da michelle williams efsane.
  • öncelikle şunu söylemek gerekir bence: bu film marilyn monroe'yu anlatmıyor. bir film setinde çalışan bir adamın gözünden marilyn monroe'yu anlatıyor ki senaryo bu adamın* kitabının üzerinden yazılmış. marilyn'in derinlemesine incelenmeyişinin sebebi bu adamın onu bu kadar tanımış olmasıdır ve filmde o gözle bakmamızı isteniyor ve bunu da başarıyor. o yüzden başarılı buldum. biz kendimizi o adamın yerine koyuyoruz, o gözle bakmaya başlıyoruz gidişatta.
    diğer yandan film çok akıcı, oyunculuklar çok iyi, keyifle izlenen bir film olmuş. senaryoda, bahsedildiği gibi çok büyük boşluklar yok. zaten daha önce de söylendiği gibi, bir kaç tane yan hikaye sonuçsuz bırakılmış ama bunu da filme gerçeklik katma amacıyla yapıldığını tahmin ediyorum. çünkü biz 3. asistanın gözünden bakıyoruz olaya.

    --- spoiler ---

    mesela laurence olivier'in eşinin o ayrılma konuşmasından sonra ne olduğunu falan göremiyoruz. ama olayda bu zaten, görmememiz gerekiyor çünkü colin de görmemiş, onun içine dahil olamayacağı kadar özel bir mesele.

    --- spoiler ---

    son olarak tanım niyetine; michelle williams'ın, marilyn karakterini belki de norma jeane mortenson'dan bile iyi oynadığı filmdir*. o kadar iyi bir performans sergilemiş ki, yani şu başladığım cümlenin sonunu getiremedim, öyle iyi.
    (bkz: izleyin izlettirin)
  • benim filmi izlerken hissettiklerime göre şöyle ki; birine sahip olmayla ona bir yabancı olma arasındaki çizginin ne kadar da ince olduğunu ve o dengenin hassaslığıyla gelen belirsizliğin aşka kattığı bulut üzerinde yer yer iç kalkarak yürüme hissini çok güzel veriyor.
  • sinema standartları açısından bakıldığında özünde çok iyi filmdir. beğenilmemesinin sebesi ise sanırım başlığındaki marilyn monroe isminin gayet doğal olan iddialılığı. çünkü monroe öyle eşsiz ve baskın bir karakter ki ne bir başkasını oymuş gibi düşünebiliriz ne de onun yanında bir başkasını. o her zaman yalnızca bize aittir.zaten marilyn monroe'nun alameti farikası bu değil midir; hiç kimsenin ama herkesin oluşu!

    filme dönersek; yukarıdaki basit gerekçeyle bile kimilerinin neden beğenmediğini anlayabilirim. ama sanırım bir şey gözden kaçırılıyor, bu film karakter değil öykü filmi.

    esas olan colin clark'ın yıllar sonra yazarken bile inanamadığı buruk aşkı olduğu için clark'ın kendisi de dahil olmak üzere bütün karakterler birer faktör olmaktan fazlası değiller. o yüzden senaryoda monroe'nun çocukluğundan kaynaklanan sevgi arsızlığının ve yalnızlığının o kadar da derinlemesine işlenmeyişine kızmamak lazım.

    elbette filmde kusurlar bulmak mümkün; ama hangimiz marilyn'i film setinin dışında en yalnız halleriyle görmekten hoşlanıp bir an olsun kendimizi onun yanında düşünmedik? ya da o an colin'in yerindeyi olmayı hangimiz istemedik.

    filmin tek anlatısı colin'in gibi naif, iddiasız bir çocuğun marilyn monroe ve onu çevreleyen sahte dünyanın duvarlarını aşıp, norma'nın yitik çocukluluğunun elini tutabilmesinin hiç de mucizevi değil aslında sıradan olduğu. çok bildik bir sinema klişesi ile ifade edersek; sevginin gücü yani.

    oyunculukları için söylenecek fazla söz yok. ben en çok sir laurence olivier rolüyle kenneth baranagh'ın kompozisyonunu beğendim.

    son yılların getirdiği basit ve hızlı sinema tricklerini içermediği için hepinize mutlaka çok seversiniz diyemiyorum ama yine de izlediğiniz pek çok filmden daha çok seveceğinizi garanti edebilirim...