şükela:  tümü | bugün
  • guy maddin insanı hayal kırıklığına uğratmıyormuş kesinlikle.. bunu görmüş olduk bir kez daha.. pek leziz bir filmdi; özellikle donmuş atlar unutulmazdı..
  • sıradan bir şehir belgeseli gibi başlayan, fakat derinlere indikçe şehir ve şehrin sakinleri ilişkisi üzerine evrensel değerleri işleyen mütevazı, sıcak bir film.
  • bir şehrin ruhu bu kadar mı iyi verilir? yarı bilinç arasından fırlayıp gözünüzün baktığı yerde izi kalan tamlamalar, saçmasapan çıkarımlar gibi. yarı bilinç arasından fırlayan o ne idüğü belirsiz çıkarımın hayatınızı bir süre şeffaflaştırması gibi, öyle mahmur, öylesi bir ayıklık hali. o saçmasapan görünen şey, hayatının özüne dair yapabileceğin en iyi tespit. bazı hissiyatlara nokta atışı yapmakta öyle başarılı bu film,, winnipeg'in o kafkaesk atmosferine vaktinde vâkıf olmuş herkesin hayatına. winnipeg, my winnipeg.. shittypeg! bir şehirde yaşadım, bak işte bu da hayatım. hayat.
  • guy maddin'den doğup büyüdüğü ve hala yaşadığı şehre şiirsel bir haykırış.

    kanada'nın ve dünyanın en soğuk şehirlerinden winnipeg'den kurtulmak, kaçmak, aidiyet hissedilen her yerden kurtulup kaçmakla aynı sihirli formülle mümkün: hatırlayıp unutmak.

    maddin, bildiklerini unutmanın bilgeliğe açılan kapı olduğunu biliyor. tüm hatıralarını, şehrin kendinde taşıdığı tüm anıları alayla, hüzünle, şaşkınlıkla, çağrıyla, sitemle şehrin atardamarları saydığı isimsiz ara sokaklarını, binalarını, nehrini, çöplükten bozma tek tepesini, donmuş atlarını kaçış yolculuğunda, trende uyuyakalarak unutuyor.

    maddin, 'içinde olma'nın körleştirici etkisinden kurtulmuş, hapsine gönüllü razı olmuş: bir şehir, ev, iş, aile...
    münzevi > özgür
  • blue-ray i çıkmış, the criterion collection duyurdu
  • sürrealist sinemanın en önemli aracı olan rüyayı almış adam, siyah beyaz, kesik kesik görüntüler eşliğinde bir şehrin rüyalarını betimlemiş. daha doğrusu şehre dair anılarını ve şehrin anılarını bir rüya gibi anlatmış. "what if" önemli bir kalıp bu film için, "eğer naziler winnipeg'i işgal etse n'olurdu" bölümündeki gibi şehre ve hayata dair hayaller de bu anıların içine karışmış. tabii eleştirel bir metinle. şehri yönetenlere ilişkin bir eleştiri çok belirgin ve bu aynı zamanda donmuş at kafalarını romantik bir unsurmuş gibi kullanan sıradan insana dair de bir eleştiri... trenin şehrin, anıların içinden geçen bir araç olarak kullanılması da uygun olmuş. çünkü hem winnipeg için önemli bir araç hem de zaten kendiliğinden sinematografik bir unsur tren. tren dediğin aynı anda işçileri, sıradan yolculukları, geçmişi, zamanı betimleyebilir (metin erksan'ın müthiş bir tren isimli orta metraj sürrealist filmindeki zaman kavramını da hatırlarsak)...

    vertov'un 1929 yapımı meşhur the man with a movie camera belgeselini de sık sık hatırlattı bu film bana. ama aralarında temel bir fark var; vertov, yenilikçi, devrimci bir kurguyla şehrin o anını kameraya alırken guy maddin şehri geçmişi ve olası geleceğiyle kameraya almaya çalışıyor. kamera şehrin sokaklarında kıvrıldıkça, karlar insanların ayak izlerini ve zamanı sildikçe, karları eldivenlerle avuçlamak isteyen insanlar gibi yönetmen de zamanı tutmaya çalışıyor ama anılar ve rüyalarla beraber tutmaya çalışıyor. tarihin de aslında sadece yaşananlarla değil "what if"lerle, yani başka türlü olabileceklerle ölçülebileceğini söylüyor bu müthiş bir mockumentary eserinde. ya da kendi deyişiyle docu-fantasia'sında...