şükela:  tümü | bugün soru sor
  • her saldırı cephesi gibi bu cephenin açılmasına da mustafa kemal son derece karşıdır. zaten cephe bir saldırı cephesi olarak açılsa da daha sonra durumun vehameti kavranmış ve savunma pozisyonuna geçilir.

    ingilizlerin osmanlı birliklerine ilk saldırısı mart ortasında gerçekleşir ve bu saldırıya beklenmedik güçte karşılık alır. mart ve nisanda olmak üzere iki başarısız saldırıdan sonra, 6 ay hazırlık yapan ingiliz birlikleri 18 eylül akşamı tekrar saldırıya başlar.

    aslında bu muharebeleri en iyi harita başında gözlemlemek gerekir ki kafanızda bazı şeyler daha iyi şekillensin. her neyse... 8. ordu birkaç saat içerisinde yarılınca emir faysal'ın güneyden geldiğini gören liman von sanders iki ateş arasında kalmamak için orduları geri çekmeye başlar. tabii çekilmeler sırasında büyük kayıplar yaşanır.

    hafızam beni yanıltmıyorsa önce 8. ordudan kalanlar, daha sonra ise 4. ordu 7. orduya katılır. yıldırım orduları artık sadece 7. ordudan ibarettir. zaten kısa bir süre sonra da 7. ordu da lağvedilir.
  • 26 ağustos'ta 1918'de halep'e ulaşan mustafa kemal, filistin'in nablus kentindeki karargahına gitmek üzere güneye doğru yola çıktı. liman von sanders anılarında "gelibolu savaşından çok iyi tanıdığım bu yetenekli general, ordunun sayıca azaltıldığını ve askerlerin çok yorgun olduğunu görünce aldatıldığını anladı. enver ona doğru olmayan rakamlarla son derece iyimser bir tablo çizmişti. " diye yazar.

    mustafa kemal 11 eylülde istanbul'daki doktoru rasim ferit talay'a gönderdiği mektupta izlenimlerini daha ayrıntılı olarak anlatıyordu:

    ".... nablus'a geldim. suriye'yi baştan başa bir daha etüde ettim, muharebe hatlarını baştan başa gezdim. suriye umumiyetle şayan-ı merhamet bir hale gelmiştir. vali yok, kumandan yok, ingiliz propagandası çok, ingiliz teşkilat-ı hafiyesi her tarafta faaliyette, ahali hükümetten nefret ediyor. bir an evvel ingilizlerin gelmesini bekliyor. düşman kıtaatça vesaitçe kuvvetli, biz onun karşında pamuk ipliği.".

    pamuk ipliği 8 gün sonra bir daha bağlanamayacak şekilde koparıldı.

    andrew mango, atatürk. sayfa: 218.
    ----------------------
    bir sürü ahlaksız ve şerefsiz, bu meydan savaşını atatürk'ün kaybettiğini söyleyerek onun ismini lekelemeye çalışır. resmi tarih yazmaz falan diyerek yalan söyler. halbuki bu savaş daha atatürk oraya gelmeden kaybedilmiştir (zihnen). mustafa kemal'in eşsiz öngörüsü ve komutanlığı ile, elde kalan birlikler anavatan sınırlarına çekilerek kesin imhadan kurtulunmuştur.

    7 ekim'de istanbul'a öfkeli bir telgraf çekmiştir :

    "düşmanın malum üstünlüğü karşısında ve bizim ordu namı altında tutulan beş-altışar bin neferimizin geri çekilmesi tabii idi. fakat bu geri çekilme, daima bir şekil muhafaza edilerek icra edilebiliyor idi. enver paşa gibi bir ahmak genelkurmay yöneticisi olmasa idi ve burada beş-on bin kişilik askeri heyetin başında ilk top sadasında ordusunu bırakıp kaçan ve şahsını kurtarmak için şaşkın tavuk gibi öteye beriye iltica eden kumandan -cevad paşa- bulunmasa idi, hiç bir askeri durumu takdir edemeyen bir dördüncü ordu kumandanı -cemal paşa- bulunmasa idi. ve bunların başında muharebenin ilk gününden itibaren hiçbir tesir ve nüfuzu kalmayan bir grup karargahı olmasa idi...artık sulhden başka yapılacak bir şey kalmamıştır."

    andrew mango, atatürk. sayfa: 221.
  • yıllar sonra aptallar için gelen edit: bu entry mustafa kemal atatürk'ü suçlamak için yazılmamıştır.

    (...)

    ***

    nablus'da allenby'in güçleri ve mustafa kemal'in yedinci ordusu arasında hiç bir engel kalmadığı zaman mustafa kemal, ingiliz güçleriyle savaşmak için yeterli sayıda askerinin olmadığına karar verdi. demiryolu da bloke edildiği için yedinci ordu'nun tek kaçış yolu doğuya uzanıyor, nablus-beisan yolu boyunca uzanan ürdün vadisinden geçiyordu.

    20-21 eylül gecesi yedinci ordu nablus'u boşaltmaya başladı. yedinci ordu ürdün'ün batısında kalan son türk kuvvetleriydi. aynı gece chetwode'in 20. ordusu geri çekilirken yedinci orduyu yakalama şansı ele geçirdi, fakat yedinci ordunun artçı birlikleri bu saldırıyı engelledi ve düşmanın ilerlemesini oyaladı. 21 eylül günü bir ingiliz uçağı tarafından yedinci ordunun nehrin batısında ilerleyişi tespit edildi. bundan sonra raf uçakları geri çekilen türkleri bombalamaya başladılar. saldırıda bir yürüyüş kolu(kıta) tamamen yok oldu. bombardıman uçaklarının bombardımanları ve makineli tüfekli uçakların hücum dalgaları türklerin üzerinden her 3 dakikada bir geçmesine ve operasyonun 5 saate uzamasına karşın yedinci ordu 60 dakikada darmadağın oldu. bütün nakliye, top ve ağır teçhizatlar terkedilmiş veya imha edilmişti. bir çok türk öldürülmüş, canlı kalanlar ise basıl boş kalmış ve dağılmışlardı. yok edilen kıtadan geriye kalan(çoğunluğunu cesetlerin oluşturduğu) enkazın uzunluğu 6 mil( "8 kilometre" ) kadardı. lawrence daha sonra "raf(kraliyet hava kuvvetleri) 4 kişi, türkler bir ordu kaybettiler" yazacaktı.

    ***

    devam eden dört gün boyunca dördüncü suvari birliği ve avusralyalı süvari birdliği cizrel vadisindeki sayıca epey fazla olan dağılmış ve demoralize olmuş türk askerlerine saldırdı. bu saldırıdan da geriye sağ kalanlar deraa'dan geçerek kaçmaya çalışırlarken şehirdeki araplar tarafından saldırıya uğradılar ve ele geçirildiler. bir kaç türk ve alman uçağı deraa'ya operasyon düzenleyip düzensiz arap milislerini dağıtmaya uğraşırken araplar demiryoluna ve şehir dışındaki birliklerle bağlantısı kalmayan türk müfrezesine saldırdılar. bunlar olup biterken bir yandan da lawrence'in isteği üzerine ingiliz uçakları geçici üslerinden kalkarak 22 ve 23 eylül günü deraa'daki hava alanını bombaladılar ve böylece hava alanı kullanılamaz hale geldi.

    liman von sanders ürdün ve galilee denizi etrafındaki(golan tepeleri civarı) yarmuk nehri boyunca uzanan hattı tutmak ve ordunun korunmasız kalan gerisini korumak için bir müfreze sürmeyi denediyse de avusturalyalı hafif süvari birliğinin hücumuyla 26 eylül günü bu savunma hattı da kırıldı ve samakh bu kuvvetler tarafından ele geçirldi.

    ***

    bundan sonra allenby atlı birliklerine ürdün'ü geçmelerini ve amman, deraa ve damascus(şam)'ı ele geçirmeleri için emir verdi. bu sıralarda (hintlilerden oluşan) hint üçüncü piyade birliği beyrut kıyısı boyunca kuzeye ve hint yedinci ordusu da türk savunma hattının en geri kısmı olan, türk ordusunun kamplarının ve ikmal istasyonlarının konumlandığı baalbek ve bekaa vadisi boyunca ilerlemeye devam etti.

    22 eylül'de türklerin dördüncü ordusu amman'dan giderek yükselen bir kargaşa ve düzensizlikle geri çekilmeye başladılar. türkler geri çekilirken general edward chaytor'un birlikleri ürdün'ü geçti. anzac süvari birliği de 26 eylül'de amman'ı ele geçirdi. ma'an'daki türk birlikleri geri çekilme yollarının tıkanması üzerine, arapların yapacakları katliamdan korkarak ingilizlere teslim oldular.

    bu sırada dördüncü süvari birliği arap güçlerine bırakılan deraa'ya ilerledi ve sonra damascus'da(şam) buluşmak için kuzeye yöneldi. geri çekilen türkler arap kasabalarından geçerlerken katliamlara ve gaddarca eylemlere maruz kaldılar. araplar saldırdıkları hiç bir ordudan esir almadılar. aralarında bazı alman ve avusturyalıların da bulunduğu koca türk tugay'ı 27 eylül günü tafas yakınlarında tek bir kişi kalmadan araplar tarafından katledildi. cemal paşa bu katliamdan kılpayı kendini kurtardı. araplar ertesi günde benzer katliamlar yaptılar ve bu iki savaşta bir kaç yüz kişilik kayba karşılık yaklaşık 5000 türk'ü kestiler.

    ingiliz beşinci süvari birliği ve avustralyalı süvari birliği golan tepeleri üzerinden doğrudan damascus(şam)'a yöneldiler. 29 eylül'de damascus'(şam)un kuzey ve kuzeybatı çıkışlarını kapatmadan önce benat yakup, kuneitra, sasa ve katana'da çatışmalara girdiler. 30 eylül günü avustralyalılar şehrin kuzeyini çevirdi ve barada boğazından geri çekilmeye çalışan türk birliklerini yakaladılar. ertesi gün damascus(şam) düştü. cemal paşa cephe direnişi yapamadan kaçmayı başardı.

    bu operasyon 75.000 türk askerinin teslim olmasıyla sonuçlandı.

    ...

    bu yazı kelimesi kelimesi wikipedia'dan çevrilmiştir. (bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/battle_of_megiddo) yandaki linke tıkladığınızda üç tane kıyamet savaşı gelecek. bir tanesi milattan önce 15.yy da antik mısır kuvvetleri ve kenani(flisitin ve civarı) kuvvetleri koalisyonu arasında, ikincisi milattan önce 7.yy'da yahudiler ve antik mısır arasında(bu iki savaşta da mısır ordusu galip geliyor) ve en sonuncusu 1918'de türkler ve ingiliz kuvvetleri arasında... ne ilginç değil mi?

    internette türkçe kaynak yoktur veya objektif değildir. benim gibi bu olayları merak eden ama ingilizcesi olmayanların okuması için ekşi sözlük'e aktarılmıştır.

    arapların neden bu kadar gözü dönmüş? bunu merak edenler de bir zahmet (bkz: cemal paşa)'yı araştırsınlar. tabi cemal paşa ve katliamları arapların türklere yaptıkları için bahane olamaz. türkler hiç bir zaman arapların yaptıklarını unutmayacaklardır.

    bu sırada hala gidip arap başlığına "türklerin araplardan nefret etme sebepleri" için politikıli korrekt yazıp götünden element uyduranlar utansın.

    nefreti körüklemenin ve acıları taze tutmanın kimseye bir faydası yoktur, ben yine fırsatım olur olmaz gidip şam'ı, halep'i beyrut'u zevk içinde gezeceğim ve arap arkadaşlar edineceğim. ama yaşanılanlar unutulmasın, yokmuş gibi davranılmasın. her şey bilinsin.
  • allenby'nin 460 bin ingiliz askerini bırak kendi komutasında, o kadar insanı belki de hayatında yanyana görmediği savaştır.

    birinci dünya savaşında israil coğrafyasında yaşanan mekkido savaşının bir parçası olan bu çarpışma bir meydan muharebesi de değildir. 21 eylül 1918'de ingiliz hava kuvvetleri'nin 1 saatlik bir bombardımanla 30 bin civarında mevcuda sahip osmanlı 7. ordusunu tamamen yokettiği olaydır, hepsi bu.

    mustafa kemal'in bu olaydan önce çok karamsar bir tablo çizdiği doğrudur ama zaten bu güney cephesindeki savaşın tamamıyla ilgili görüşüdür. atatürk'e göre suriye bir arap ülkesidir ve osmanlılar da bu halkın gözünde işgalci, ingilizler kurtarıcıdır. her fırsatında da emrindeki askerlerin yetersiz oldukları konusunda da şikayet etmiştir, haklıdır da, bu da gizli birşey değil. ona göre filistin'de osmanlı için herşey bitmiştir. bu konuda da haklıdır. alman generaller ve enver saçma bir gururla bir direniş inadı tutturmasalardı, osmanlı ordusu daha düzenli halde geri çekilebilirdi, bir yokoluş ve tam teslimiyet de yaşanmayabilirdi.

    benim aklıma takılan şey, neden nablus bozgununun sansürlenmeye çalışıldığı. bakıyorum bütün yerli kaynaklarımıza, hepsi ağızbirliği etmişçesine 20 eylül'den 7 kasım'a kadar 7. ordudan bahsetmiyorlar. ne oldu koca orduya yahu? ne olduğunu biliyoruz da niye kimse birşey yazmıyor bu bombardıman ile ilgili.

    ---alıntı---

    aynı anda filistin'e ingiliz taauruzu başladı. eş zamanlı olarak taaruz yiyen bulgaristan ayın 29'unda savaştan çekildi. aynı gece sıtmadan titreyen mustafa kemal birliklerine karşı topçu atışı yapıldığını bildirdi. komutan limon von sanders şam'ın güneyinde cephe oluşturulmasını emretti. zaten ahı gitmiş vahı kalmış türk ordusuna ingilizlerden çok faysal ve lawrence'nin süvarileri ve dürzi birlikleri hasar verdi. yerel halkın desteği nedeniyle bunun olanaksızlığını görünce humus'ta toplanmayı emretti.

    ancak 7.ordu komutanı mustafa kemal halep'e kadar çekilme emri verdi.

    ---alıntı---

    nasıl yani? kardeşim ayın 21'inde bombardımanla tamamen yokolmuş, artık olmayan bir orduya 29'unda kim neden saldırsın? ayrıca saldırıda faysal ve lawrence'ın süvarileri ile dürzilerin saldırdığı filan yok yahu. ingiliz hava kuvvetlerinden başkası yok o mekanda. hayır bir de halep'e çekilme emri var ki, evlere şenlik. sanırsın ki ordu geri çekilmiş filan. hayatta kalanlar halep'e kaçmış, hepsi bu. atatürk halep'e geldiğinde ne ordusu ne de en ufak bir silahlı gücü olan bir komutandı artık. yani öyle savunma sağlamlaştırıp hele hele çok daha komiği antep'te milli bilinç oluşturacak bir gücü yoktu elinde. 7 kasım'da ordu can sıkıntısından değil, ordu filan kalmadığı için kağıt üstünde de formalite olarak lağvedilmiştir.

    hayır ne gerek var böyle fantastik hikayeler uydurmaya, onu anlamıyorum. atatürkçü insanı zaten başardıklarıyla çok büyük bir insan olan atatürk'ten zorla soğutacaksınız.
  • mustafa kemal'i suçlayabilmek için, yıldırım orduları grubunun nablus'ta aldığı yenilginin faturasını bile ona maletmeye çalışan yobaz şerefsizler, kendi ordusunu habersiz geri çektiği, 75000 kişinin esir alındığı, ihanet ettiği gibi salak saçma yalanlar sunarlar.

    a. arapların durumu

    1-) cemal paşa’nın anılarında arap isyanına dair 14. belgenin özeti, kendisi tarafından şöyle yapılmıştır;

    şerif hüseyin daha 1915 senesi başlarında, ihtilale katiyen karar vermiş ve aynı senenin temmuzunda ingiltere hükümetine resmen müracaat ederek mersin ve adana’dan musul’a çekilecek hattın güneyindeki böglelerde oturan arapların bağımsız bir hükümet kurmalarına onay verildiği halde, bağlı bulunduğu büyük islam halifesine karşı isyan edeceğini özel mektupla bildirmişti.

    ...şerif hüseyin en alçak ikiyüzlülere layık bir şekilde beni de, merkezi hükümeti de ve hatta şanlı halifemizi de kandırarak osmanlı hükümeti de ve hatta şanlı halifemizi de kandırarak osmanlı hükümeti aleyhine düşmanlarıyla ittifaktan ve islamlar arasında ayrılık yaratmak ve fesat çıkarmaktan çekinmemiştir.

    şerif faysal 1915 eylül’ünde suriye’ye gelmiş ve oradan istanbul’a gitmişti. istanbul’da halifenin huzuruna kabul edildiği zaman babasının ve kendisinin sadakat ve kulluğundan öyle alçakça bir lisanla bahsetmişti ki, padişah bu beyanların hakikatinden zerre kadar şüphe etmemişti. şerif faysal, aynı güvenceyi bütün nazılara verdikten sonra suriye’ye dönmüştü. kendisini pek ziyade ikram ve hürmetle kabul ettim. birkaç gün devam eden misafirliği sırasında, babası tarafından kanal seferi’ne katılmak üzere 1500 hecinliden oluşturulan bir gönüllü birliğini kendi kumandası ile filistin’e gönderilmesini kararlaştırdık. sonradan kudüs’ü ziyaret etmiş olan şerif faysal, ordu karargahından birçok subay huzurunda bir nutuk vermiş ve pek yakın bir zamanda bir mücahitler kafilesiyle kendilerine katılacağını ve onlarla omuz omuza din düşmanı aleyhine ölünceye kadar muharebe etmekten geri kalmayacağını ceddi olan hazreti peygamberin tertemiz ruhuna yemin ederek vaat etmişti. dikkat edilsin ki, şerif faysal bu yalan yeminleri ederken, babası mekke’de ingilizlerle eylül ve 5 kasım 1915 tarihli mektuplarını yazıyor ve islam halifeliğine karşı en şiddetli teşebbüslerde bulunuyordu.
    (cemal paşa hatıralar, sf.268-272)”
    ___

    2-) yine liman von sanders’in “türkiye’de beş yıl” adlı anılarında (sf. 355-356) havran civarının gıda maddelerinin ingilizlere satıldığını görüyoruz.;

    “ordu grubunun hinterlandında ingiliz münasebetlerinin şimdiden ne kadar ileri gittiğişni göstermek için, şam’daki alman başkonsolosunun kendi üst makamına gönderip bana da haber verdiği iki raporun aşağıda özetini veriyorum. 19 ağustosta şu raporu yollamıştı:

    ‘havran-dürzi dağı-üzerinden akabe’den hemen iki aydan beri organize bir kervan trafiği yapılmaktadır. buraya şeker, kahve ve pamuklu eşya gelmekte, kayısı pestili ile havran’dan tahıl ihraç edilmektedir... mallar, kervanbaşları tarafından serbestçe para karşılığında satılmaktadırlar ve belli alıcılar için getirilmemektedirler. ayrıca kervanbaşları burada istanbul’dan gelen düşmana ait diğer değerli kağıtların yanı sıra ingiliz banknotlarını da almaktadırlar vs. (dr. broode)’

    sonra 22 ağustos’ta:

    ‘ekselanslarına evvelce başka bir münasebetle bildirme şerefine nail olduğum üzere, akabe ile şam arasında aylardan beri günden güne daha aleni hale gelen muntazam bir ticaret ve insan trafiği mevcuttur. ara menzil havran’dır vs.

    havran’da 30000 kadar iyi silahlanmış dürzi savaşçısı ile en azından aynı sayıda son yıllarda gelmiş ve aynı şekilde silahlı olan ekserisini asker kaçaklarının teşkil ettiği başıbozukluk vardır vs.

    bilindiği üzere zaten itilaf devletleri yanlısı olan suriye halkı düşmana yardım etmeye meyyaldir... (devamında ingilizlerin artan propogandası ve yakında yapılması beklenen ingiliz taarruzundan bahsedilir ki nablus bozgunu ile sonuçlanacaktır bu).”

    ___

    3-) falih rıfkı, zeytindağı’nda aslında bölge yerlilerinin cephede ne tür pisliklere bulaştığını en iyi şekilde anlatır, yalnızca bu kitap bile yeterlidir.

    “başka bir gün havran’daki dürzi şeylerini şam’a toplamıştık. birinci sınıf şeyhlere nişan, ikinci sınıf şeyhlere hil’at, üçüncü sınıfa beş on altın para verilecekti. ağnam kaldırıldığı için aralarında ortaklaşa isyan sebebi kalmayan dürzileri göğüslerinden, sırtlarından ve keselerinden büsbütün devlete bağlamak istiyorduk.

    büyük şeyhlerden biri üçüncü mecidi nişanı boynuna takılırken gözü altında, kordelayı eliyle itti ve sarı külçeleri göstererek:
    - ondan isterim, dedi.
    büyük harpte osmanlı hazinesinin büyük bir kısmını çöl ve urban yemiştir.
    ...
    çöl bedevilerinin altın ve kıymetli taştan başka dinleri yoktu. sınır boylarındaki şeyhlerin göğsünde ingiliz ve alman nişanları yan yana idi. şeyh size kim olduğunuzu sorar, ingiliz misiniz?
    - yaşa ingiliz!
    - türk müsünüz?
    - yaşa türk!
    siz vereceğiniz nişan veya altını hesap ediniz. o dakikada beklediğiniz iş yapılmıştır.
    (sf. 85-86)

    ...emir ve adamları bir defa medayin’e uğrar gibi oldular. yemeklerimizi yiyip yeni altınlarımızı aldıktan sonra, yine dağıldılar. önümüzdeki vesikalardan yalnız birinde emirin şahsına verilmiş yedi bin altının kaydını görüyorum.
    ...
    biz emir’e top da yollamıştık. kumandanı ikinci mülazım osman bey’di. aşiret, medayin’e doğru yürüyüş gösterdiği zaman, bir vadide ateşe uğradı: bizimkiler 1000, karşı taraf da 30 kişi kadardı. daha birkaç kişi yaralanınca hepsi (araplar) kaçmaya başladılar. osman bey’e de:
    - topunu bırak, gel! diyorlardı.
    - o benim namusumdur, bırakamam. ne diye kaçıyorsunuz, diyordu.
    boş yere bağırdı, çağırdı. karşı taraf üstüne üşüşüp kurşun ve cenbiye ile türk çocuğunu parçaladılar.
    silahlar, toplar, altınlar, develer ve erzak, hepsini, hepsini verdik. ve bütün seferden bize yine ve yalnız bir türk çocuğunun isimsiz, nişansız, mezarından başka bir şey kalmadı.
    türk topuna sarılmış olarak parçalanan osman, 333 senesi haziranının üçüncü günü ölüp gitmiştir. (sf. 105-106)”

    (kutsal toprakların savunulmasına istinaden falih rıfkı’nın görüşleri. mustafa kemal de bu savunmaya harcanacak gücün lüks olduğundan bahsederdi)
    yarın öbür gün, arap çeteleri ile sarılacaksınız. peygamber torunları, ravza’nın yeşil kubbesine kurşun atacaklar. istanbul elden gidiyormuş gibi telaşlanarak, size anadolu’nun bağrından türk yavruları göndereceğiz.

    “siz, peygamber torunlarının ateş ve açlık çemberi içinde, bir hurma kurusu bulamayıp deriniz iskeletinize yapışmış ölürken, anadolu çocukları iskorpitten çürüyüp düşen ağızlarının yaraları içinde kavrulmuş çekirge çiğnemeye çalışrak yürekten hz. fatma’nın, hz. ebubekir’in, hz. ömer’in, hz. muhammed’in sandukalarını savunacaklar.

    ta, şam’a kadar üç gün üç gece süren demiryolunun iki tarafını anadolu türkleriyle kuşatacağız. arap kesesine anadolu altını ve arap kursağına anadolu rızkını akıtacağız.

    şaka değil, islam emperyalizmi yapıyoruz. arap hançerleriyle bağırsakları deşilerek etleri çöl güneşinden kavrulmuş olanlar! sizler, ey sarıkamış’ın buz dağı üstünde donmuş olanların kardeşleri, siz hep, pomadlı bir yüz derisinin kapladığı boş bir kafanın içindeki bomboş bir hayalin kurbanları değil misiniz?”
    (sf. 69)
    ___

    4-) yine, yüzbaşı selahattin’in romanı, 1. ciltte kut’un kuşatılması sırasında arapların ingilizler yanında yer alması, daha sonrasında ise şehir düşerken ingilizleri satıp şehirden kaçmaları ve filistin cephesi düştükten sonra suriye’nin her karış toprağında askerlerimizi arkalarından vurmaları ne denli güvenilmez nitelikte olduklarını (ileride hans guhr’un hatıralarında da buna değinilecek) görmüş oluyoruz.

    daha da uzatmaya gerek yok bu konuyu, liman paşa’nın hatıralarından, suriye araplarının türk nefretini aktaran bir atasözünden bahsedelim:

    türklerin ayak bastığı yer bir asır verimsiz olur” (sf. 316)

    o suriyeliler, emperyalist batının eline düştüğünden beri bugün dahi insanlığa sığan bir yönetime kavuşamamıştır, ne yazık ki.

    bu bölümü yazmamın nedeni arapları aşağılamak değildir, yalnızca cephenin hangi koşulda olduğunu göstermektir. tüm anılarda ingilizlerin kendi topraklarında, türklerin ise rakip topraklarda dövüşür vaziyette olduğu tasvir edilmektedir.

    b. cephenin durumu

    1-) savaşın sonlarına kadar filistin cephesi ikmali istanbul’dan toroslara kadar trenle gelip, kervan ve kamyonlarla taşıma ile dekovil hattıyla amanoslara kadar gelip, dar hatlı olan hicaz demiryoluna geçmek yoluyla oluyordu. kömür hemen hemen hiç bulunamazken, düşük değerli yakacak olan odun da kısa sürede tükenmeye yüz tuttuğundan ikmal çok zorlaşmış, liman von sanders’in verilerine göre demiryolu randımanı özellikle son sene %60’tan fazla düşmüştür.

    2-) birliklerimiz, birlik demeye bin şahit durumdadır. liman von sanders’e göre (sf. 277) türk taburları 120-150 tüfek mevcuduna gerilemişken, düşman 800-1000 tüfek mevcutlu hint taburlarıyla takviye edilmekteydi (sf. 325, 16.6.1918 tarihli rapor) ki ortalama 7 kat fazla mevcuttan bahsediliyor.

    3-) 14 temmuz’da ingilizlere bir baskın verme fırsatı yakalanır, gece baskın taarruzu yapılır ve alman birlikleri ingiliz mevzilerini alarak avca’nın kuzeyindeki ingiliz ordugahlarına kadar ilerler. türk birlikleri kısa sürede alman askerlerini yalnız bırakmıştır. bunun en büyük nedeni, harp yeteneğini git gide kaybeden ve yarı aç, yarı çıplak savaşan askerlerdir.

    “muharebe idare yerimde, aldığım çelişkili raporlardan sonra, sürekli olarak gelişlerini gözlemlediğim ingiliz takviyeleri nedeniyle arzulanan başarının artık elde edilemeyeceğini görüyordum.
    ...
    hiçbir şey bana, türk birliklerinin muharebe gücünü kaybettiğini 14 temmuz’daki kadar göstermemişti. burada görülen olaylar, savaşın ilk yıllarında emrimdeki birliklerin hiçbirinde görülmezdi!” (sf. 341-342)”
    ___

    4-) yukarıda daha mustafa kemal’in 7. orduya atanmasından evvel düşülmüş durum hakkında bilgi edinebilirsiniz. kaldı ki ileride değineceğimiz enver-mustafa kemal çekişmesinde de atıfta bulunabilecek bir şekilde, enver bilerek zayıflattığı bir cepheye mustafa kemal’i inatla göndermiştir, cephenin düşeceğine dair tüm uyarılara rağmen!

    “türk birliklerinin davranışında, emrimdeki ordulardan birçok türk subayının kafkas cephesi’ne gitmelerinin etkisi yok değildi. enver paşa’nın bir genelgesiyle, `kafkas cephesi’ne gitmek üzere başvuracak subaylara` terfide öncelik ve çift maaş vaat edilmişti! birçoğunun bunu kabul etmesi, onların ordu grubu’nda (yıldırım) çoğu kez normal maaşlarını bile alamadıkkları ve aileleri için endişe duyarak yaşadıkları için gayet tabii idi. çok daha rahat ve uzun süre muharebe ihtimali olmayan bir cephede istihdam için, şiddetli savaşların olduğu bir cephenin subaylarına terfide öncelik ve maaş artışı sunulması harp tarihinde görülmemiş bir şey olmalıdır. istanbul’daki büyük yangından sonra aileleri evsiz barksız kaldığı için birçok subaya oraya gitmeleri için izin verilmiş ve bundan dolayı subay eksikliği daha da artmıştı. (sf. 242-243)”
    ___

    5-) enver’in hayalciliği yüzünden, hayati önem taşıyan ırak ve filistin cephelerini güçlendirmek varken, zaten harpten çekilen ruslar’a karşı kafkasya ve iran’da harekat yapmak ve bunun için hayati güney cephelerimizden fedakarlık etmek aslında savaşın kaybedilmesine sebep olmuştur.

    “benim ve kazım paşa’nın da kanaatine göre, cephemizin uzun süre tutulamayacağının gerçek sebebi, türkiye’nin artık maddi imkanlarıyla burası ve kafkas cephesi gibi merkezden uzak iki harp sahnesinde aynı anda harekat yapamayacak durumda olmasıdır. bizim harp sahnemizin için mutlaka gerekli olanların büyük kısmı kafkas cephesin’ne gitmektedir. bir miktar kömür gönderilip burada ordu grubu’nun (yıldırım) irtibatları faal vaziyette tutulabilirdi, ama bu kömürler karadeniz’de harcanıyorlar. 26 ve 30 temmuz’da halep-rayak hattında hiçbir tren çalışamamıştır.

    benim kanaatimin, ordu başkumandanlığı’na ve prusya harp bakanlığı’na açıkça nakledilmesini rica ederim. istanbul’da sürekli olarak alınan yanlış kararların sorumluluğuna ortak olmak istemiyorum.”
    (sf. 347)
    yine liman paşa, enver’in söylediğine göre toros tünellerinin 21 eylül’den itibaren çalışma nedeniyle 10 gün kapalı kalacağının söylenmesinin ingilizlerce öğrenildiği ve buna göre taarruz yapılacağını bildirir. taarruz sırasında destekde alamayacaktık.
    ___

    6-) hayati gerekliliği olmayan kafkas cephesi için gönderilen tümenler 9000 kişi mevcuda ulaşırken, hayati önem taşıyan filistin’deki tümenler takribi 1300 (sanders, sf. 367) kişi mevcutlu, yorgun, sürekli firar eden (sanders, sf. 367: 15 ağustos-14 eylül arasında 8. ordunun %10’u cephe gerisine kaçmıştır), aç askerlerden ve çoğu araplardan oluşmaktaydı. bu hususta hans guhr, anılarının daha 1917’nin başlarındaki dönem için (birliklerin zayıf düşmeye başlamasıyla alakalı açıklamalardır) birliklerin durumu hakkında bilgi verir;

    “tümene her gün takviyeler geliyordu. piyade alaylarının mevcudu böylece yuvarlak hesap 1300-1400 kişiyi bulmuştu. ama muharebe kabiliyetleri artmamış, aksine azalmıştı; çünkü gelenlerin hemen hepsi asker kaçakları ve araplar, yani hiç güvenilmeyecek kişilerdi. (sf. 144)”

    yine ismet paşa’nın hatıraları sf. 123’te “tarihimizde görülmemiş sayıda asker firarisi” başlığında bu husus incelenir.

    yine yusuf hikmet bayur, türk inkılabı tarihi 9. cilt, sf. 449’da karşılaşan kuvvetleri değerlendirir: ingilizler 57000 tüfek, 21000 kılıç, 540 topa sahipken; türkler bitap 26000 tüfek ve 2000 kılıç olarak gösterilir.
    ___

    7-) yine yusuf hikmet bayur’un derlemesine gidelim ve askeri durum hakkında taarruz öncesine dair görüşleri yazalım:

    “ingilizlerin pek büyük üstünlüğü karşısında türk asker tenkitcilerinin çoğu liman von sandersce yapılması gereken hareketin yukarıda gördüğümüz (bizim de yukarıda açıkladığımız) gibi, düşmanın cephe karşısındaki hazırlıkları çoğaldıkça 15-20 kilometre geri çekilip ingiliz yığınağını boşa çıkartmak ve karşısındakileri en az birkaç hafta sürecek daha kuzeyde yeni hazırlıklar yapmak zorunda bırakmak olduğunu yazmışlardır. sanders, 80-90 kilometrelik bir çekilmeyi düşündüğünü, ancak bu yapılacak olursa bir yandan enver paşa’nın filistin’i savunmak buyruğuna karşı gelinmiş olacağını, öbür yandan da dera düşman eline geçince hicaz demiryolu ile şeria doğusundaki bütün yerler arapların eline düşmüş bulunacağını ve bunu uygun bulmadığını yazar (sf. 316). bundan başka orduda hayvan azlığı ve türk erlerinin açlığı dolayısıyle yürümek gücünün pek azalması yüzünden bu hareketi daha gördüğünü ekler.

    bu karşılığın, uygun anlarda 10-15-20 kilometre çekilmenin gerektiği yolundaki düşünce ve tenkitleri karşılamadığı besbellidir, çünkü bu gibi kısa gerilemelerde sayılan mahzurlar pek kendilerini göstermezlerdi.”
    ___

    bu konuda bahsedilen kısımda liman von sanders’in ne dediğine de değinelim:

    ordu grubu f’nin (yıldırım orduları grubu’nun muhtemelen almanca diğer adı) cephesinde durum gitgide kötüleşiyordu. her taraftan askerlerin tamamen bitap düştüğüne, koşum ve yük hayvanlarının faydalanılamaz hale geldiklerine dair nahoş haberler yağıyordu. orduların hareket kabiliyetine tesir eden hayvanların durumunu çok ciddi bir görüş olarak değerlendirmek gerekir. aylardır, günde sadece 1-1.5 kg arpa verilen (o da bulunabilirse) hayvanların, mayıs ayından beri devam eden yakıcı sıcak nedeniyle besleyici otlaklar ve yeterli su bulunamadığı için her üç orduda da yüzlercesi ölüyordu. emretmiş olduğum üzere, münferit bataryaların ve topların geceleri birkaç yüz metre uzaktaki farklı mevzilere kaydırılmaları sırasında çok bütük zorluklarla karşılaşılıyordu. çünkü koşum hayvanlarının büyük bir kısmı yokuş yukarı veya engebeli arazide toplarını çekemiyorlardı.
    ...
    11 eylül’de enver paşa, ordu grubu için akla gelebilecek her nevi yardımı vaat etti, ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

    8-) son olarak, ingilizler çanakkale ve felahiye’de önemli yenilgiler almış, kut-ül amare’de de 15000 esir vererek rezil olmuş durumdaydı. her ne kadar enver ve arkadaşlarının hatalarıyla ırak cephesi zayıf bırakılmış, birliklerin önemli bölümü iran’a yollanmış olması nedeniyle bağdat ve kuzey bölgesi düşmüş olsa da, ingilizler filistin’de iki gazze çarpışmasını kazanamamış olmanın hırsıyla çok büyük hazırlık yapmıştır.
    nasıl ki kut’ta ingilizlere karşı büyük bir zafer elde ettikten sonra cepheyi sağlamlaştırmamış olmanın sonucu hezimet olmuşsa, aynısı filistin’de de yaşanmıştır.
    ingilizler, savaş boyunca büyük bir zafer kazanamamış olmanın sonucu olarak ingilizlerin, sömürgelerinde düştüğü durumu lloyd george’un türkiye üzerine görüşleri anlatır ki yukarıdaki satırları onaylar niteliktedir:

    “... doğudaki çalışmamız bakımından türklerin bize savaş ilan eder etmez yenilip itibarlarını kaybetmeleri çok önemli idi. türk ordularının üç sefer yılı boyunca eş şartlar altında bizi arka arkaya birtakım vuruşmalarda yendikten sonra ancak ezici sayıda kuvvetlerimizce sonda yenilmiş olmaları doğuluların kafasında kötü bir tesir bırakmıştır.
    (cilt 4, sf. 1801)
    ___

    c. enver-mustafa kemal çekişmesi

    1-) konu doğrudan ilgimiz dahilinde olmasa da, mustafa kemal’in, inatla bu kadar eksik bırakılan cepheye bırakılmasını dolaylı yoldan açıklar niteliktedir.
    ___

    2-) 2. meşrutiyet dönemine ilgisi olanlar bilirler ki enver ile mustafa kemal pek de anlaşabilen kişiler değillerdi. şevket süreyya, tek adam’da aralarındaki çekişmeye çok daha duygusal açıdan yaklaşmıştır bu çekişmeye. mustafa kemal’in gençliğinden beri hayal ettiklerini yapacak yetkiye, hak ettiği de söylenemeyecek şekilde enver sahip olur.
    ittihat ve terakki kongresinde heyete de seçilir mustafa kemal, ancak ordunun siyasetten arındırılamaması, cemiyetin partileşip komitacılıktan kurtulamaması ve vizyonsuzluk gibi konulardaki ağır eleştirileri, selanik çevresinde hoşnutsuzluk yaratır ve ilk olarak trablusgarp’a sürgüne gönderirler. görevini layıkıyla yapar.
    ___

    3-) balkan savaşı öncesinde bastırılan isyanlarda, kazım karabekir dahil çok kişinin kıskanacağı başarılar gösterir, tatbikatlarda kendi önerdiği senaryolar kullanılır, ama hakettiği takdiri göremez.
    ___

    4-) trablusgarp’ı savunmaya gider, gölgede kalır. 31 mart olayını bastıran orduda kurmay başkanıdır, ordu istanbul’a girmek üzereyken enver gelir görevi devralır, sükse yapar.
    ___

    5-) balkan savaşı’nda skandal bir şarköy çıkarması yaptırır enver. aynı dönemde, henüz askerlikten ayrılmamış arkadaşı ali fethi (okyar) ile birlikte mustafa kemal ağır bir analiz sunar merkeze. talat paşa görüşmek için onları ziyaret eder, ancak arkadaşı fethi’yi ittihat ve terakki’nin üst kademelerine alırlar. gerçi daha sonra sofya’ya elçi olarak gönderilir, mustafa kemal de ataşemiliter olarak arkadaşının yanına yollanır. ufukta bir dünya harbi varken görev almak ister, bir süre sonra ortada bile olmayan 19. ihtiyat tümenine atarlar. oradan oraya dolaşırken birliğinin mevcut olmadığını öğrenir ve 19. tümeni toplar. bu tümen daha sonra çanakkale savaşı’nın kaderini belirleyecektir ve mustafa kemal bunu emir beklemeksizin yapacaktır. daha sonradan da anafartalar’da kontrolü aldıktan sonra ağustosun 10’undan sonra savaşın sonucunu fiili olarak hazırlayacak hücumları hazırlar. liman von sanders, henüz milli mücadele bile başlamamışken yazdığı anılarında her bir başarıyı alman subaylara atfederken (türkiye’deki alman heyetinin başında olduğundan, daha çok almanların faaliyetleri hakkında konuşması da bir bakıma doğaldır, acımasız olmamak gerekirse), çanakkale ve suriye cephelerinde mustafa kemal’den övgüyle bahseder.
    ___

    6-) savaş sonunda ordu içinde mustafa kemal sivrilmiş, ancak enver onun gazete ve askeri yayınlarda kapaklarda bulunmasına mani olur, “zafer milletindir, kişilere mal etmeyin” diyerek ego savaşlarının (çanakkale ziyaretinde enver, her cepheyi ziyaret ederken mustafa kemal’i ziyaret etmez, bunu kendisine karşı bir tavır olarak gören kemal ise istifasını sunar. buna liman von sanders engel olur ki kendisi bunun 10 katı miktarda istifaya yeltenmiştir enver yüzünden) bir örneğini verir.
    ___

    7-) talat paşa enver’e, mustafa kemal’in paşalığa terfisini neden hala gerçekleştirmediğini sorduğunda:

    “- mustafa kemal’in mirlivalığa terfi iradesi cebimdedir. ama siz onu bilmezsiniz. o hiçbir şeyle memnun olmaz (selanik’te kendisi için daha önceden açgözlü, habis gibi yakıştırmalar yapılmıştır ileri görüşlü tenkitleri yüzünden). general olur, korgenerallik ister. korgeneral olur, orgenerallik ister. orgeneral olur, müşirlik ister. müşir yaparsınız bununla da yetinmez padişahlık ister!”
    (tek adam, şevket süreyya aydemir, c1 sf.260)

    1916 yine şevket süreyya’ya göre “türk kuvvetlerinin en yüksek hadde varışı ve sonra azalarak zamanla kayboluşu” olarak tasvir edilir. türkler kendi cephelerinde hayati savaşlar verirken, anadolu’nun en iyi asker ve subayları galiçya, makedonya gibi cephelere avrupa’ya yollanmıştır. kritik cephelere eğitimsiz, yeni yetme veya zayıf düşmüş askerler ile araplar yollanır.

    bu sürede hicaz heyet-i seferiyesi kurulması düşünülmektedir ve kumandayı kendisine teklif ederler, ancak gereksiz bir sefer olarak gördüğü için reddeder. yine yıldırım orduları grubunun kağıt üzerinde önce bağdat’ı alıp ingilizleri ırak’tan kovma görevi vardır ve buna da karşı çıkar. sonuçta iki fikri de iptal olacaktır. ancak enver, mustafa kemal’in bu sefer heyeti fikrine karşı olmasını hoş karşılamaz.
    ___

    8-) 1916 ortalarında yakup cemil, teşkilatı mahsusa üyelerinden bir grupla darbe girişiminde bulunacağı istihbaratı üzerine kurşuna dizilir. fikri, başa mustafa kemal’i geçirmektir ama bu konuda rauf bey’in aktardığına göre “eğer harbiye nezaretine gelseydim, ilk önce yakup cemil’i cezalandırırdım” der mustafa kemal. yine rauf bey’in aktardığına göre enver kendisine“mustafa kemal paşa nedense, sadece vazifesine taalluk eden noktalardaki kanaatlerini söylemekle kalmıyor, askerlikle bağdaştırılması kabil olmayan hususi ve siyasi tahriklere de teşebbüs ediyor. her halde duymuşsundur, bir defa bazı ordu kumandanlarına telgraflar çekerek, hepsini birlikte harekete davet ve itaatsizliğe teşvik etmişti” der. bu, ikili arasındaki durumu gösterir.
    ___

    9-) bu tarz çekişmelerin sonunda, mustafa kemal’in suriye’ye tayini tertibini anlamak için şevket süreyya’dan alıntı yapmak gerekiyor. mustafa kemal avusturya’da tedaviden çağırılır, alman seferinde de görüşlerini bildirdiği vahdettin’e ilk tavsiyesi:

    “- başkumandanlığı derhal uhdenize alınız ve kendinize vekil değil, bir genelkurmay başkanı tayin ediniz. her şeyden önce orduya sahip değil, hakim olmak lazımdır...
    - sizin gibi düşünen başka askeri şahsiyetler var mıdır?
    - vardır.
    - düşünelim...”
    (cilt 1, sf. 283)

    mustafa kemal, tekrardan 7. ordu komutanlığına bu günlerde atandı. padişahla özel bir görüşme talep eder, bir gün yanında alman generaller olduğu halde kendisini kabul eder:

    “- sizi suriye kumandanı tayin ettim. o tarafları düşman eline geçirtmeyeceksiniz!

    mustafa kemal, tertibi derhal anlar. bu enver paşa’nın işidir. ve enver paşa zaten padişahın kabul odasının dışındaki salondadır. ama ne diyebilir? alman generalleri yanında bir türk kumandanı, başkumandan durumunda da olan padişahın bir emrini nasıl reddedebilir? bunun yanında padişah, alman generallerine dönmüş, yeni bir vazife verdiği kumandanı tanıtmakta, övmektedir:

    - bu kumandan, dediklerimi yapabilir.

    istemeyerek teşekkür eder, huzurdan çıkar. dışarıdaki salonda enver paşa, yanında vehip paşa ile, gülümseyen bir yüzle karşısındadır (zaten o pek seyrek olarak ve ancak hafifçe gülümserdi). mustafa kemal sözlerini esirgemez:

    - bravo, tebrik ederim. muvaffak oldunuz. azizim bari biraz esaslı tedbirler üstünde konuşsak? benim bildiğime ve anladığıma göre, artık suriye’de ordu, kuvvet, vaziyet sözden ibarettir. beni oraya göndermekle güzel intikam alıyorsunuz. sonra usul dışı bir şey yaptınız: padişaha bana emir verdirdiniz.

    enver paşa gülümsemesine devam eder ve mustafa kemal’e göre anlamsız ve duygusuz hallerini muhafaza eder. tarih 7 ağustos 1918’dir. (sf. 285)
    ___

    d. yalanlar

    mustafa kemal’in, 19 eylül’deki düşman hücumunda ordusunu habersiz çektiği, 75000 esir vermemize neden olduğu, ihanet ettiği gibi yalanlar söylerler. tabi suriye cephesi ile ilgili çok fazla bilgi olmadığından cevap alamadıkları oluyordu.

    1-) öncesinde, 75000 esir verdiğimiz iddiası, rakamları da verdiğimizde ne kadar doğru olduğu tartışılır. geri çekilen birliklerin tamamı esir alınsa 30000 kişi etmez ve bu birliklerin önemli bir kısmının halep’te mustafa kemal tarafından toplandığı ve yeni bir savunma cephesi yaratılarak ingilizlerin tüm hücumlarının püskürtüldüğünü biliyoruz:
    ___

    “7. ordu, sonraki günlerde birçok kere hücuma uğrayıp hiç yenilmemiştir.”

    2-) liman von sanders’e göre mustafa kemal, çekilmekte olan 7 ve 8. ordu askerlerinden 1 ve 11 no’lu iki tümen teşkil etmiştir ve her birinin mevcudu 5500 civarındaydı. daha sonradan 4. ordu da lağvedilip kendi emrine verilmiştir.
    ___

    3-) yobaz insanlar, hem ordunun büyük bir kısmının ingiliz hava bombardımanında yok edildiğini bilip, hem de bu kadar asker toplandığını görmesine rağmen “mustafa kemal yüzünden 75000 esir verdik” demekten utanmıyorlar. yine “yahu her nasılsa mustafa kemal o hava bombardımanından sağ çıktı” derken, sanki o bombardımandan tek başına çıktığı gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar.
    ___

    4)- gelelim “8. orduya haber vermeden ordusunu geri çekti” meselesine. cehalet çok zor, 8. orduya haber vermeden çekilme gibi bir iddiayı ortaya atabilmek için ne ali fuat’ın, ne ismet’in, ne sanders’in, ne guhr’un anılarını okumamış olmak gerekir. çünkü savaşın daha ilk gününden ingilizlerin 4. ordu cephesine göstermelik bir saldırı yapıp (bu hareket sayesinde savaşta yardıma gelemez, bir bakıma yanıltma hareketi başarılı olur) 8. ordu cephesinden yarma hareketine girişir. liman von sanders’ten aktaralım:

    “öğleden sonra (19 eylül) 12’den hemen sonra nasıra ile nablus arasındaki bağlantı yeniden sağlanınca düşmanın, sahil kesiminin her yerinde süratle ilerlediğine ve 8. ordu’ya bağlı olduğu anlaşılan bir kısım birliklerin tulkern’den anebta istikametinde çekilmekte olduklarına dair tamamen şaşırtıcı bir haber gelmişti. çok top kaybedilmiş, tulkern’deki 8. ordu kumandanlığı ile artık bağlantı sağlanamıyormuş.

    7. ordu kumandanlığı, cephesindeki düşman saldırılarını şimdiye kadar büyük ölçüde püskürtmüş olduğunu, ama şimdi artık albay von oppen’in birlikleriyle (8. ordunun, 7. ordu ile sınırındaki birlikleri) irtibatı sağlamak için 3. kolordu ile de birlikte geri hatlara çekileceğini bildirdi. kararlarını onayladım ve 7. ordu kumandanlığı’na, nablus’ta emrine amade olan 110. piyade alayı ile toparlayabileceği ne kadar kuvvet varsa, oradaki vadiyi kapatmak için hemen anebta’ya doğru yola çıkmasını emrettim.”
    (türkiye’de beş yıl, liman von sanders, sf. 376)

    görüldüğü üzere 8. ordunun cephesinin yarılması nedeniyle geri çekilişini telafi etmek için, tamamen ordu grubu komutanının emri ile 7. ordu ve daha sonra 4. ordu geri çekilmiştir. yani mustafa kemal’in geri çekilmesinin 8. orduyu esir ettiği de, fantastik rakamlar da yalandır.
    ___

    5-) yine ismet inönü hatıralarındaki 127. sayfada;

    “7. ordunun cephesinde düşmanın hiçbir zaman birden büyük mesafeleri ilerleyememiş, taarruzların tekrar tekrar kanlı bir surette tardolunmuştur. düşman sağımızdaki 8. ordu üzerinde ilk ve kati neticeyi tasavvur ettiği ve hazırladığı gibi baskın suretinde temin ettikten sonra 7. orduyu tabiatıyla mevziden mevziye çekmeye mecbur etmitşir.”
    (ismet inönü’nün hatıraları, hazırlayan sebahattin selek, sf. 127)

    görüldüğü üzere, geri çekilmenin kaynağı zaten 8. ordunun yarılması ve geri itilmesiyken, bu sebeple geri çekilmek zorunda kalan 7. ordunun çekilişi, nasıl 8. ordunun felaketine yol açar?
    ___

    suriye macerasının sonucunda falih rıfkı’nın, cephede çarpışmış bir ismin yazdıkları gerçekten özetleyicidir:

    “kanal’a giden alman’ın ismi fon kress’di. kemik yerine sinirden yapılmış bir enerji iskeletini andıran bu zat, bütün çöl harplerinin başında bulunmuştur.
    eski alman orduları başkumandanı fon falkenhein, galiba, haleb’de toplanan ordularla bağdad’ı almaya çalışacaktı. o mümkün olmaduğu için, filistin cephesini kendisine verdiler. fon kress, cemal paşa’nın emrinde idi. falkenhein ve ondan sonra liman fon sanders, cemal paşa’sız kumanda etmişlerdir.

    hiçbirinin durduramadığı ingiliz seli, yine bir türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, mustafa kemal tarafından haleb aşağısında tutulmuştur. “
    (zeytindağı, falih rıfkı, sf. 113)
    hashüs...
  • 99.seneidevriyesine girilen birinci dünya savaşı hezimetlerimizden. çok yaşa enver.
  • mustafa kemal paşa'nın 19 eylül 1918'deki nablus bozgununun ve şam'ın da 1 ekim'de ingilizler'in eline geçmesinin ardından 7 ekim günü halep'ten istanbul'a, saraya gönderdiği telgrafın tam metni:
    "...eylül on dokuzuncu gecesi düşman evvelâ yedinci ordu'ya taarruz etmeye başladı. düşmanın iki taarruzunu tevkif ettim (durdurdum). on dokuz sabahı garbımızda (batı tarafımızda) bulunan sekizinci ordu -cevad paşa- kısa bir düşman taarruzu karşısında birkaç saat zarfında inhilâl etti (dağıldı).
    bundan dolayı yedinci ordu'nun sağ cenahı ve hatt-ı ric'ati (geri çekilme yolu) tamamen düşman tarafından tutuldu. sağımızda bulunan dördüncü ordu -mersinli cemal paşa- hissizliğin azamîsini ibraz etti (gösterdi). elzem olan muavenetten istinkaf etti (gerekli yardımdan kaçındı). buna rağmen her taraftan düşmanla muharebe ederek, cenuba olan cephemi garba tebdîl (güneye olan cephemi güneye çevirerek) ve vadi-i şeria nehrinden orduyu geçirerek cebel-i aclûn dahilinde ve der'a-mezrib hattında ve oradan kemâl-i şeref ve namus ile gerek ingiliz takip kıtaatı (kıt'aları) ile ve gerek şerif kıtaatı (kıt'aları) ile muharebe ede ede şam'a kadar gittim.
    orada, liman paşa'nın emriyle şam'ın muhafazası için maateessüf cemal paşa'nın taht-ı emrine (emri altına) terk ile kendim de riyak cephesini tutmak ve orada elde edeceğim kuvvetleri tensîk etmekle (düzenlemekle) tavzif eyledim (görevlendirdim).
    cemal paşa dahi, şam'ı rabu boğazı'na kadar geldiğinden bîhaber kaldığı düşmanın cüz'i (az) kuvveti karşısında kendi ordusuyla beraber benim ordumu dahi terkederek yalnız başına riyak'a geldi. ben bundan sonra riyak'ta teşkil ettiğim kuvvetleri şimale tahrik ederek (kuzeye doğru hareketlendirerek) şam'da kalan kuvvetlerin dahi ismet bey taht-ı emrinde (emri altında) olarak şimale (kuzeye) hareketini emretmek için vasıta buldum. şimdi üç günden beridir orduyu yeniden halep cenubunda (güneyinde) toplamakla meşgulüm.
    düşmanın malûm fâikiyeti (bilinen üstünlüğü) karşısında ve bizim ordu namı altında tutulan beş-altışar bin neferimizin ric'ati (geri çekilmesi) tabii idi. fakat bu ric'at (geri çekilme) daima bir şekil muhafaza edilerek icra edilebiliyor idi:
    enver paşa gibi bir ahmak müdir-i harekât-ı umumiye (genel harekât müdürü) olmasa idi ve burada beş-on bin kişilik bir hey'et-i askeriyenin başında ilk top sadâsında ordusunu bırakıp kaçan ve şahsını kurtarmak için şaşkın tavuk gibi öteye-beriye iltica eden kumandan -cevad paşa- bulunmasa idi, hiçbir vaziyet-i askeriyeyi (askerî durumu) takdir edemeyen bir dördüncü ordu kumandanı -cemal paşa- bulunmasa idi ve bunların başında muharebenin ilk gününden itibaren hiçbir tesir ve nüfuzu kalmayan bir grup karargâhı olmasa idi...
    bu andan sonra, artık sulhten (barıştan) başka yapılacak birşey kalmamıştır. 7 teşrinevvel 334 (7 ekim 1918), halep.
  • 100. yılını hatırlayanın çıkmadığı son bozgunumuz.
  • yabancı tarihçilerin yahudi ve hristiyan kaynaklarında kıyamet savaşı'nın gerçekleşeceğine inanılan megiddo tepesi'ne atfen megiddo savaşı ya da armageddon savaşı olarak adlandırdığı saldırı 19 eylül 1918'de başlamış ve o gün osmanlı askeri tarihinin en kara günlerinden birisi olmuştur 1. dünya savaşı'nın en çarpıcı başarılarını elde eden komutanlarından biri olan allenby tarafından idare edilen ingiliz kuvvetleri osmanlı kuvvetlerini perişan etmiştir .tabii bunda asker ve silah sayısının orantısızlığı da etkendir.
    allenby' nin osmanlı ordularının komutanı liman van sanders paşa'yı esir almak isteyip başaramaması kendisini oldukça sinirlendirmiştir. 1. dünya savaşı'nın en büyük zaferlerinden birini kazanan bir komutanın bu başarısızlığa öfkelenmesi de ilginçtir.