şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: next door)
  • kurgusuyla kendisine hayran bıraktıran, 75 dakikanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız, psikolojik-gerilim filmi.filme dair en komik yan ise, filmi seyrettiğim yer olan capitolde filmin afişinin altına" orjinal dil latince türkçe altyazı vardır",diye bir ibare olmasıydı kuşkusuz.
  • american beauty'yi senaryosunu beğenmediği için çekmediği söylenen pal sletaune'in üçüncü ve son filmi. hem yazmış hem de yönetmiş. isveç - norveç - danimarka ortak yapımı. oyunculardan en çekicisi kristoffer joner (john adlı karakteri canlandırıyor). sevgilisi tarafından terk edilen bir adamın içine düştüğü ruhsal çıkmaz ve daha sonrasında yaşadıkları, hayal gerçek karışık bir kurguyla anlatılıyor. karanlık çekimi, güçlü sakin abartısız oyuncuları, etkileyici mekan seçimi ve sıradan olmayan konusu ile koleksiyonluk bir film.
  • beklenenin çok altında kalan bir gerilim filmi. benzer tarihlerde vizyona girdiği så som i himmelen gibi sonunun çok bariz olması bu film için ölümcül bir kayıptır. zira, så som i himmelen duygu yüklü bir film iken, bütün cazibesi kurguya ve hikayenin gelişmesine dayanan bu tür bir gerilim filmi çok büyük açıklarla, seyirciyi kısa bir sürede kendisini ti'ye aldıracak hale getirmekten kurtulamayan bir film haline bürünmüş.

    yönetmenin, netlik ayarı ile oynanmış kamera görüntüleri filmin yegane (neredeyse) orijinal unsurlarından biri. konunun çok bilindik, karakterlerin çok tanıdık ve psikanaliz boyutunun çok zayıf kalması ile, kalburüstü bir gerilim filmi olmaktan dahi çok uzak kalan bir film. malesef, filmde, "bunu daha önce görmüştük" dahi değil de, "bunu daha önce buna benzer bir biçimde bile görmemiştim" dedirtecek hiçbir kare bulunmamaktadır. kana, şiddete, şiddetin cinselliği körüklemesine, şizofreni ve paranoyaya yapılan göndermeler basitçe bir seviyede kaldığı gibi, izleyenlere büyük gerilim yönetmenlerinin (david lynch, david cronenberg gibi klişe isimler sayılabilir burada) başarısını an be an hissetiren film. 75 dakika gibi çok kısa bir (hareketli olmasına rağmen) "runtime"ı olması ise, belki de fimin uzatılmamış olması açısından en iyi yanı.

    så som i himmelen filminde başrolde oynayan michael nyqvist bu filmde de yardımcı bir rolde görev almış. lukas moodyssonun tilsammansındaki rolünden çok uzak işler çıkara bu oyuncu için de kötü bir kariyer noktası.
  • başarılı bir gerilim olmuş ama kız arkadaşınız ile gitmeyiniz.
  • cinsel şiddet soslu bir acayip gelgitler eşliğinde insanı bunaltan bir film genel anlamda. başroldeki kristoffer joner yaratılan atmosfere o kadar iyi yedirmiş ki rolünü, bu performansı gösteremeseydi, topu topu 75 dakika sürmesine rağmen çoğu izleyici katlanamayabilirdi bu filme.
  • repulsion ile makinist arasında bir gerilim filmi.

    --- spoiler ---
    en etkileyici sahnesi de sonu,
    o da may i hatırlattı
    --- spoiler ---

    sonuç olarak orta karar bir film.
    daha filmin ortasında sonu çok bariz bir şekilde açıklanıyor ve olaylar da kısa bir süre içinde olup bitiyor. bir yükselen gerilim de pek yok, adamın kafasında ordan oraya zıplıyoruz.
  • senaryosu fena olmayan bir filmdir.. senaryosu iyi olan bir film degildir..

    --- spoiler ---
    biraz fight club, identity kokmakta.. dikkatli izleyiciler john, evden ise giderken, kapida jipi gorduklerinde, daha dogrusu o jipin hala orada oldugunu gorduklerinde, hal ve gidisati coktan kapmislardir.. senaryosu iyi degildir.. cunku, anne karakteri? evet anne diye bir karakter neden var? islevi nedir? kim, der ki, "benim ablam", sonrasinda, anne da bunun boyle olmadigini belirtir.. boyle bir hadiseye neden ihtiyac duyulmustur.. anne'in islevi, tumden kim'e yuklenebilirdi bence.. ki dedigim gibi ortada cok da fazla bir "islev"den soz etmek mumkun degil.. ama fena bir film degil..
    --- spoiler ---
  • filmi izlerken bazı kopukluklar olduğu izlenimine kapılıyorsunuz. 75 dk zaten kısa bir sure.. ne diye birlestirmedin yada seyirciyi ezmedin be adam diyesi geliyor insanin. ancak;
    sonradan farkediyorsunuz ki bu zaten bir cok yonetmenin zaten yaptigi(deyvid linç mesela...) bir sey olurdu ve bir boka benzemezdi... o kopukluklar bilerek istenerek bırakılmış...

    filmiz izlerken sonu hakkında asagi yukarı bir fikriniz oluyor. son sizi sasirtmiyor.. ancak o noktaya nasil gelindigi 2 ileri bir geri adımlar atilarak anlatiliyor ve evet isin guzelligi orda ortaya cikiyor.

    --- spoiler ---

    sonuna gelince; degme ask filmlerine tas cikartacak bir huzun, incelik ve kırılganlık var...

    --- spoiler ---
  • yönetmen pal sletaune olasılıkla çok fazla japon gerilim filmi izlemiş. özellikle koridor sahnelerinde insanın gözü ıslak saçları yüzünün önüne düşmüş bir çekik gözlü beyazlamış kadın arıyor. kopuk, bağlantıları sağlam yapılamamış bir film. oyunculardan kim rolündeki julia schacht hiç fena diil, gerisi hikaye.