şükela:  tümü | bugün
  • pascal mercier takma adıyla, freie universitat berlin emekli felsefe profesörü olan peter bieri'nin yazdığı ve türkçe'ye lizbon'a gece treni adıyla çevrildiğini gördüğüm etkileyici roman. almanya'da uzun zaman en çok okunanlar listesinde kalan bu roman, sanırım türkiye'de aynı etkiyi (henüz) yapmamış.

    romanda, isviçre'de, bern'de bir lisede eski diller hocası olan kahraman, yılların (ne kadar çok şey henüz yapılmadan) ilerlemiş olduğunu fark ediyor ve 57 yaşındayken bir gün dersi bırakıp trenle lizbon'a doğru yola koyuluyor. onu oraya gitmeye itense, kitapçıda gördüğü ve bilinmeyen bir portekizlinin yazdığı kitap. romanın ilerleyen bölümlerinde, lisede papirüs lakabı olan bu hoca, hem portekizce öğreniyor bu kitabı okumak için, hem de kitap yazarının hayatını öğrenmek için çevresindekilerle konuşuyor ve kendine yeni bir yaşamın kapılarını açıyor lizbon'un o kendine özgü güney ışığında. roman boyunca da bu portekizli yazarın kitabının içine giriyor okuyucu.

    bieri, roman yazmasının nedeninin, felsefi yazılarında tam olarak ifade edemediği konuları kağıda dökmek olduğunu söylemiş. bu çaba da roman boyunca görülüyor. hayatın anlamı, gençlikte yapılmak istenip bir kenara bırakılan planlar, arkadaşlıklar, din ve felsefe gibi konular bu açıdan dikkat çekiyor. bütün bu felsefi, varlıksal arkaplanın önünde ise çok güzel bir lizbon tasviri, tren yolculukları anlatıları, yeni insanlar tanıma maceraları var.
  • suç ve cezasscb sınırındaki kasabamın hududa 5-10 metre yakınındaki arazisinde, eylül romanını ise 1-30 eylül günleri arasında okuduğum ilk gençlik fantazilerini hatırlayarak; madrid-lizbon arasındaki tren yolculuklarımda okumayı düşündüğüm otobiyografik roman/metindir lizbon'a gece treni.

    roman hakkında yazılan bir kritik için: (bkz: http://www.yeniaktuel.com.tr/…ul101,126@2100.html#)
  • bu kitap bende yeni hayat + yanilsamalar kitabi karisimi hisler uyandirdi, yeni bir hector mann'im var sanirim. hakkinda yorum falan yapmak istemiyorum aslinda, icimdekileri dile dokmeye baslarsam adini koymaya baslarsam sonunun nereye varacagini kestiremiyorum. ama simdi sadece bu kadar, devamini sonra yazarim belki:

    "icimizde olanin ancak kucuk bir kismini yasayabiliyorsak gerisine ne oluyor?"

    her gece yatagina; sabah baska bir sehirde, hic bilmedigi bir sehirde bilmedigi bir insanin hayatina gunaydin demek isteyerek yatanlar bu kitabi okumasin. ya da vazgectim, o bile daha kolay; bir gun kendi hayatini bambaska bir sekilde yasamak isteyenler yanina bile yaklasmasin.

    hadi olur da okursa utanmadan su cumleyi sakin kurmasin; "belki bir gun lizbon'a giden bir trende bu kitabi tekrar okurum."

    en fazla soguk bir cuma gecesi kendi evinde yorgana sarilip kahve icerken tekrar okuyacaksin. enfazla.
  • içinde portekiz'in yakın tarihi, diktatör salazar ve onun zamanında öldürülen general humberto delgado'dan bahseden,aynı zamanda baba oğul ilişkisi, aile, yalnızlık ve hayattaki tercihlerinde ele alındığı bir roman.bunda pascal mercier'in felsefe eğitimi almış ve yabancı diller üzerinde çalışan bir profesör olmasının da ekisi var tabii.
  • inci aral bugünkü yazısında ele almış.
  • canım greges nigri'nin lizbon'a gitme teklifini kabul ettikten sonra gördüğüm, birlikte aldığımız ve okuduğum ilk pascal mercier* kitabı.

    okunacak çok fazla kitap ve kısacık bir ömür sorunu yaşadığım için, bir kitabı okurken hiç incitmeden, deftere notlar alarak, bir daha dönüp bakmamı gerektirmeyecek şekilde hazmederek okumaya özen gösteririm. lizbon'a gece treni beni benden nasıl aldıysa, ikinci tekrarın da yetmeyeceğini hissediyorum.

    bir yandan hiç durmadan kitaptan bahsetmek istiyorum, bir yandan hiç kimse görmesin, bilmesin bana özel kalsın istiyorum..

    --- spoiler ---

    amadeu de prado'yla ne kadar benzediğimizi fark ettiğimden sanırım, kitabı müthiş bir şekilde kıskanıyorum.. sadece onun hayatını değiştiren cümleyle bile, ne hissettiğini ne düşündüğünü anladığım adam. faşist bir kasabın* hayatını kurtardıktan hemen sonra aynı cümleyi kurardım, bir an bile tereddüt etmeden;

    +sou medico!*

    --- spoiler ---
  • ilknur özdemir'in çevirisiyle kırmızı kedi yayınevi tarafından basılan pascal mercier kitabı.
    istanbul'daysanız tünel'deki kırmızı kedi kitabevinden yüzde yirmibeş indirimle alabilirsiniz.
  • amadeu de prado'nun yazdiklari sayesinde elimden birakamadigim kitap.
    onun disinda konu cok ilginc degil ama elimden de birakamiyor.
  • --- spoiler ---
    biz insanlar: birbirimiz hakkında ne biliyoruz ?
    --- spoiler ---
  • "nous sommes tous de lopins et d'une contexture si forme et diverse, que che chaque momant, faict son jeu. et se trouve autant de difference de nous a nous mesmes, que de nous a autruy."

    "hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar birbirlerinden, her biri canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır."

    diye montaigne'e selam vererek başlayan bir kitap ne kadar kötü olabilir ki...

    şimdiye dek okuduğum en güzel ve en sahici psikolojik çözümlemelere sahip ve konusu itibariyle bir dil öğrencisinin ya da bir dilbilimcinin başına gelebilecek en güzel kitap.

    adına ve kapağına bakıp aşk romanı zanneden tuna kiremitçi okurlarının hayal kırıklığına uğraması muhtemel, böyle bir ortamda bu kitabın tutunması ise zor. sırf bu yüzden bile güzel.