şükela:  tümü | bugün
  • napoleon savaslari olarak bilinen savaslar butunu, aslinda napoleon bonaparte onderligindeki fransa ile birtakim avrupa devletleri arasinda, 1799 ila 1815 yillari arasinda yasanmis olan carpismalara verilen genel isimdir. uc ayri donem altinda incelenir bazi tarihciler tarafindan, cunku fransa'nin carpistigi ittifak devletleri, uc defa degismis, hatta birtanesinin sonucu, ingiltere ile kisa suren bir baris antlasmasi ile bitmistir.

    napoleon savaslari, aslinda o kadar kanli carpismalardi ki, yalnizca avrupa'da degil, misir, amerika ve guney amerika gibi yerlere de savas sicramistir. zaten yuzyillardir birbirlerinin ezeli dusmani olan fransa ve ingiltere, yine kuzey amerika'da yogun bir bicimde carpismislardir. fransa'nin ingiltere'ye karsi amerika birlesik devletleri'ne olan deniz ve kara yardimi, aslinda napoleon donemlerinden cok daha once baslamistir, ancak yine de bu donemlerde devam etmistir. carpismalarin cogu kanada'da olmustur.

    savaslar sirasinda -ki carpismalar surekli yapilmamaktaydi, araya uzun bosluklar da giriyordu- savas mentalitesi, normal savas mentalitesinden tamamiylen ayrilmaya baslamis, modern savas taktiklerine dogru buyuk bir adim atilmistir.

    ortacaglardan yadigar olan kolon seklindeki askeri duzen, zaten barutlu tufeklerin icadi ile yavas yavas degismeye baslamisti. ozellikle 18. yy'da sira seklindeki savas duzenine gecilmisti. bu sira duzeninde, birinci siradaki askerler dizlerinin ustunde, ikinci sira asker ise ayakta durup, dusmana dogrudan ates ediyorlardi. ancak bunlar, daha cok lordlarin ve aristokratlarin savas oyunlari nedeniyle olusturulmus savas duzenleriydi. zira taktiksel acidan gayet mantiksiz savas duzenleriydi.

    iste bunun hemen ardindan olusan "elmas" bicimli savas duzeni, napoleon savaslari doneminde ortaya cikmistir. gunumuzun modern savas sisteminin, yani karisik (skirmish) savas duzeninin en yakin ornegi olarak kabul edilir. ayni zamanda levee en masse olarak da adlandirilan, butun bir halkin seferber olmasi durumudur.

    ancak bunun yaninda, silahlarin gelisimleri, insanlardaki seferberlik ve milliyetciligi icinde barindiran fikir devrimine yetisememekteydi. yani, insanlar savasmak icin gonullu oluyorlardi, ancak butun bunlara yetecek kadar iyi silahlar mevcut degildi.

    zaten bu donemin sonlarina dogru, artik hemen hemen butun avrupa ordulari, tamamiylen tufekli piyadeler ile donatilmisti. hatta ingilizler, congreve roketi adi verilen ilginc de bir icat ile, yaklasik 1000 tane bunlardan kullanarak bir sehri tutusturabiliyorlardi. napoleon savaslari, parlak savas uniformalari ve suslu elbiseler ile baslasa da, donemin sonlarina dogru artik daha koyu mavi veya yesil kiyafetler tercih edilmeye baslandi. yani kamuflajin degeri, yavas yavas anlasilmaya baslanmisti.

    bu donem, ayni zamanda wellington gibi buyuk ve cok onemli generallerin de ortaya cikmasina neden olmus ve bu tur daha bircok kisinin sivrilmesine taniklik etmistir.

    ikinci kualisyon adi da verilen ittifakin fransa'ya ve napoleon'a karsi baslattiklari savas girisimleri (1798), napoleon savaslarinin ilki olarak kabul edilir. napoleon, o siralarda misir'da ingilizler'e karsi carpismaktadir. bunun uzerine ingiltere, rusya, avusturya, napoli, portekiz ve osmanli imparatorlugu'ndan olusan bir ittifak, fransa'ya karsi savas acar. bu savasin cogunlugu, kuzey italya'da ve isvicre'de gerceklesir. ruslar, general aleksandr suvorov yonetiminde, fransizlar'in italya'da rus ordularina karsi yaptigi hasarlari ilk baslarda telafi etse de, napoleon ordularina karsi italya'da buyuk zaferler kazansa da, rusya en sonunda buyuk olcude yenilip kualisyondan cikmak zorunda kalir.

    napoleon, 1800 yilinda kualisyona baris teklifinde bulunur, ancak kualisyon kabul etmez. bunun uzerine alpleri gecen grande armee, avusturya'ya karsi marengo'da buyuk bir zafer kazanir. fransizlar, diger devletlere karsi da buyuk zaferler kazaninca, fransa'ya karsi cikabilen tek devlet olarak ingiltere kalir. tarihciler, bunun sebebini, ingiltere'nin cok guclu donanmasi, ana karasinin bir ada olmasi ve cikarma yapilabilen sahillerin cogunlukla bataklik bolgeleri olmasina baglarlar.

    1802'de hollanda'da yaptiklari basarisiz bir cikartmadan sonra ingiltere ile fransa, cok kisa surecek bir baris antlasmasi imzalarlar. 1805'de ucunku kualisyon kurulur ve ingiltere, rusya, avusturya ve isvec, napoleon ordularina karsi savas acarlar. yine ayni sene, avusturya hemen ulm savasi'nda yenilir. daha sonra da austerlitz ile avusturya tamamiylen savastan cekilir ve napoleon'a karsi bir daha savas vermez. hatta isvec, fransa ve avusturya'nin savasmis oldugu bu unlu savaslara, "uc imparatorlugun kapismasi" ismi bile verilmektedir.

    kualisyon, bu sefer dorduncu bir defa kurulur (hatirlayiniz ki birinci kualisyon'dan burada hic bahsetmedik, zira o napoleon oncesi donemleri isaret eden bir kualisyondur ve en basta soyledigim bu napoleon savaslarinin "uce ayrilmasi" durumu, ikinci, ucuncu ve dorduncu kualisyonlar seklinde olmaktadir). bu yeni kualisyonda artik avusturya yerine prusya vardir. ancak prusya, 1806'da bu yeni kualisyona girer girmes, jena'da cok buyuk bir bozguna ugrarlar.

    1808 yilinda napoleon bonaparte, butun avrupa'nin tek hakimidir. ancak, bu hakimiyetini kaybetmesine sebebiyet verecek bir dizi hata yapmaya baslar. ozellikle o zamanlarda artik eski gucunu buyuk olcude yitirmis olan ispanya'nin ic islerine el atip, kral dorduncu charles'i tahttan indirip yerine kardesi joseph bonaparte'i gecirince, buyuk bir isyan cikmasina sebebiyet verir.

    iber yarimadasi'nda 1808-1813 yillari arasinda yasanan bu buyuk isyanlar, ayni zamanda avrupa'da yasanan ilk modern cag gerilla savasina isaret eder. ingiltere ve portekiz'in de yardimlari ile (o zamanlar artik ingiliz ordulari wellington onderligindedir) fransizlar bolgeden atilirlar ve guney fransa isgal edilir. hatta bunu kolaylastirmak icin bir besinci kualisyon kurulsa da, avusturya aspern ve wagram savaslarinda (1809) ufak capli bozgunlara ugradigi icin pek bir basari kazanamaz.

    buyuk ordulari ispanya'da isyan bastirmaya calisirken, napoleon rusya'yi isgal etme karari alir. 1812 yilinda 500.000 kisilik grande armee ile rusya'ya dogru yurumeye baslar. aslinda borodino'da 1812 yilinda bir zafer kazanip moskova'nin hakimiyetini ele gecirir (hatirlayiniz, adolf hitler moskova'ya hic ulasamamistir). ancak guclu kis kosullari nedeniyle ordusu yolda cok guc kaybetmis, moskova'da ise daha da guc kaybetmeye devam etmistir, bu yuzden de ordulari geri cekmek zorunda kalmistir. bu da, "sonun baslangici" olarak adlandirilabilir.

    zira moskova'da sikistirildigi sirada, dort bir yani dusman ile sarilmis olan napoleon, ozellikle de en iyi olan askerlerini gerek kis kosullarinda, gerekse savasta kaybetmistir. 1814 yilinda moskova'daki ordusunu dagitmak zorunda kalir.

    besinci kualisyon, 18 haziran 1815 yilinda, cok kanli bir catismada ingiliz ordulari waterloo zaferini kazanirlar ve avrupa'nin kaderi degisir.

    napoleon, st. helena'ya surgune gonderilir ve napoleon savaslari sona ermistir.

    (bu arada daha yazar yazmaz tepki gordugum icin edit: copy paste degil alinteri)
  • (bkz: austerlitz)
    (bkz: leipzig)
    (bkz: waterloo)
  • şüphesiz ki en zararlı çıkan devlet ispanya olmuştur.

    -hollanda, güney afrika'yı ingiltere'ye kaptırsa da endonezya çevresi ve surinam'daki kolonileri elinde kalmıştır ve napolyon öncesi yükselen bir devlet olarak napolyon döneminde fransa yönetimine (vassal olarak) (kim girmedi ki) girmiş ve duraklamaya girmişse bile napolyon sonrası yoluna devam etmiştir.

    -prusya'nın rusya komşuluğu hariç tamamı fransız vassal'ı olsa da toprak açısından onlar da kayıp yaşamamıştır hatta ordu düzenlerini geliştirmiş, napolyonu waterloo'da mağlup etmiş (ingilizlerle tabii ki) ve temeli atılan alman imparatorluğunun önünü daha da açmışlardır.

    - fransa, kazandıkları toprakları kaybedip misak-ı milli sınırlarına dönmüştür.

    -ispanya, şimdi esas sıkıntı dediğim gibi ispanyada. fransa'nın vassalı olmalarıyla beraber (bkz: yok artık napolyon) iberya'da ve güney ve kuzey amerika topraklarında büyük çaplı isyanlar çıkmış ve bunun sonucu olarak arjantinliler (bkz: la plata), kolombiyalılar, paraguay ve uruguaylılar, şilililer ve en büyük ve köklü darbe olarak meksikalılar bağımsızlığını ilan etmiştir. koskoca cihan imparatoru 4 hatta belki 5 kıtada toprağı olan ispanyolların sonu olmuştur bu.
  • napolyon'un sonunu getiren savaşlar dizisidir . bir bakıma fransa bu tarihten sonra asla dominant güç olamamıştır .
  • napolyon fransası ve onun hegemonyası altındaki birçok kukla devlet ile, ittifakları değişiklik gösteren neredeyse bütün avrupa devletleri arasında vuku bulan savaşlar dizisidir. fransız devrim savaşları ile birlikte napolyon savaşları, waterloo muharebesi'ne kadar toplam 23 yıllık bir periyodun 16 yılını kapsar. çoğu tarihçi, napolyon savaşları'nın başlangıcı olarak 1802 yılını işaret etse de, napolyon'un konsüllüğünü kurduğu yıl olan 1799, daha doğru bir tarihtir.

    aşağıdaki yazı, öncesinde yazdığım fransız devrim savaşları'nın devamı olup, napolyon savaşları'nın 1799-1802 yıllarındaki evresidir. kurtuluş savaşı muharebeleri yazılarımda olduğu gibi burada da bir üçleme ile bu bahsi kapatmak isterim ve bu yazıdan sonra, napolyon savaşları'nın üçüncü koalisyon ile yüz gün'e kadar olan son kısmını ekleyeceğim.

    18 brumaire darbesi, napolyon bonapart'ı iktidara getirdiğinde, fransa'ya karşı oluşmuş olan ikinci koalisyon da dağılmaya başladı. hollanda'da bulunan ingiliz-rus sefer kuvvetinin geri çekilmesi üzerine bir teslimiyet belgesi imzalandı. italya'daki avusturya-rus kuvvetleri bir dizi zafer kazanmış olsa da, isviçre'deki seferin seyri, avusturya ve rusya açısından farklı şekilde gelişiyordu. rusya'nın yenilgiler sonrasında koalisyon ile birlikteliğinden vazgeçmesine ve fransa’nın hollanda ile isviçre’deki kontrolü tekrar kazanmasına rağmen ingiliz hükümeti, bonapart'ın aralık 1799’da sunduğu barış önerilerine hala olumlu yanaşmıyordu. bunun yanı sıra, fransa'da napolyon konsüllüğündeki yeni rejim henüz kendini kanıtlamamıştı ve ingilizler, avusturyalıların bu yeni rejimden daha fazla kazanım elde etmesi bekliyordu.

    avusturya yenilgisi*
    napolyon, 1800’deki seferlere yetersiz güç ve fonlarla başlamak zorunda kalmasına rağmen, koalisyon stratejisinin zayıf yönleri, uğradığı dezavantajları telafi etmesine yaramıştı. avusturya, hem alman-ren cephesine hem de italyan cephesine, yaklaşık 100.000'er kişilik iki ordusunu göndermişti. ingiliz hükümeti ise, başarı umudunun en fazla olduğu kuzey italya'daki avusturya gücünü arttırmak yerine, sınırlı ve yalıtılmış gücünü boşa harcadı. bretonya kıyılarındaki 5.000 kişilik kuvvetini, 6.000 kişilik kuvvetinin bulunduğu balear adaları'ndaki minorca'ya gönderdi. haziran ayında, bu iki kuvvet avusturyalılarla işbirliği yapmak için yönlendirildiklerinde, italya cephesi için artık çok geç olacaktı.

    bonaparte’ın planı, italya’ya ikincil derecede önemli bir cephe olarak bakmak ve almanya’da belirleyici bir zafer kazanmaktı. ancak gelin görün ki victor moreau’nun ren ordusu’nun* 120.000’den fazla bir sayıya yükseltilmesi imkansızdı. bu, almanya'da gereken başarının garantisi için çok küçük bir üstünlük sınırı olacaktı. bununla birlikte napolyon, dijon çevresinde yoğunlaşacak ve italya'da bizzat kendi komutası altında hareket edecek kader ordusunun oluşturulmasıyla meşguldü. bu kuvveti güneyde devreye sokana kadar, dijon'un konumu avantajı ile gerektiğinde moreau’nun yardımına da gönderebilecekti. italya cephesi'nde avusturya kuvvetlerini temizlemek isteyen napolyon bir plan hazırladı. italya'da bulunan andré masséna’nın 40.000 kişilik kuvveti, apenin dağları'ndaki avusturyalılarla savaşacak ve deniz alpleri'ndeki diğer avusturya ordusu geldiğinde, ren ordusu güneye manevra yaparak avusturyalıların peşine düşecekti. ren ordusu, avusturya ordusunun arkasına alplerden sarkacak ve piyemonte'den geri çekilmesini engelleyerek savaşmak zorunda bırakacaktı ve dijon'daki rezerv ordu da piyemonte'ye batıdan girdiğinde italya'daki avusturya kuvvetleri elimine edilecekti. napolyon, moreau’nun isviçre’deki ren ordusu’nun, avusturya ordusunun sol kanadına bindirmesi için schaffhausen’den nehri geçeceğini öngörmüştü. moreau ise, ren'i 60 mil daha yakından geçmeyi ve kendi kuvvetlerini bir araya getirmeden önce avusturyalılarla hızlıca karşılaşmayı tercih edecekti.

    marengo seferi
    moreau, bonaparte'ın rezerv ordunun alpleri geçmesi için emir verdiği tarih olan 25 nisan 1800’e kadar saldırısına başlamadı. masséna'nın 21 nisan'da cenova'da kuşatılması ve louis-gabriel suchet'nin torbaya alınması ile güneydeki durumun aciliyeti, cenevre'ye giden rezerv ordusunun güneye intikal etmesini gerekli kıldı. bu acil hareket, rezerv ordusunun batıda ilk başta amaçlanandan daha ileri bir geçiş noktasına ilerlemesi anlamına geliyordu. 35.000 asker ile 40 top, 14-15 mayıs gecesi hızla büyük st. bernard geçidi'ni geçmeye başladı ve 25 mayıs'ta geçiş tamamladı. napolyon tarafından 25.000 kişilik bir kuvveti saint gotthard geçidi üzerinden göndermesi istenen moreau ise, 15.000 asker gönderebileceğini belirtti. gönderilen kuvvetin yalnızca 10.000'i, fransızların milano'yu ve geniş lombardia arazilerini işgal etmesinden bir gün önce, 1 haziran'da napolyon'un ordusuna katıldı.

    masséna, 4 haziran’da cenova’yı teslim edip güçlerini suchet’ye katılmak için gönderdiğinde, bonaparte’ın avusturya ordusunun arka tarafındaki varlığı, artık daha fazla önem arz ediyordu. avusturya saldırısı başlangıçta çökse de, michael friedrich von melas yedek orduyu karşılamak için manevra yaptı ve ordusunun ne kadar hızlı olduğunu göstererek fransızlara ciddi kayıplar verdirdi. bunun üzerine bonaparte, 14 haziran'daki marengo muharebesi'nden hemen önce, hazırladığı stratejiyi uygulamaya koydu ama bu strateji, ordusunun büyük kayıplar vermesine neden oldu. bonaparte'ın 22.000 asker ve 14 toptan oluşan ordusuna saldırmak için melas, 30.000 asker ve 100'den fazla topu hazırlamıştı. yoğun bir saldırıya maruz kalan bonaparte toprak vererek çekilmek zorunda kaldı ama acil destek çağrısına cevap veren fransız general louis desaix, 6.000 asker ve 8 topla avusturya öncüsünü karşılamak için bölgeye intikal etti.

    françois-christophe kellermann’ın avusturya kanadına karşı başlattığı süvari hücumu, yenilgiyi zafere dönüştürdü ancak kahraman general desaix bu muharebede öldürüldü. 6.000 kişilik kuvveti ile 30.000 avusturyalıyı karşılayan desaix, muharebenin dönüm noktası olmuştu.

    15 haziran 1800'de melas teslim oldu. avusturyalılar, toskana ve papalık devletlerinde kalacaklardı ancak mincio nehri'nin batısındaki kuzey italya'yı tamamen tahliye edeceklerdi. buna karşılık olarak, birliklerini mantova'dan serbestçe geçirebileceklerdi. napolyon, italya'daki kuvvetini daha da arttırmaktan yoksunken, kutsal roma imparatoru ii. franz 20 haziran'da büyük britanya ile yeni bir anlaşma imzaladı. napolyon'un üç ay önce rus imparatoru i. pavel'e teklif ettiği malta ise, britanya tarafından ele geçirildi.

    tuna seferi ve hohenlinden muharebesi
    moreau’nun strazburg, breisach ve basel’den ren’e ulaşan kuvvetleri, 1 mayıs 1800’de nehir geçişini tamamladı ve tuna’nın güney kıyılarında ilerledi. 3 mayıs'ta fransız general claude jacques lecourbe stockach'ı alırken, moreau, engen'de paul kray'ı mağlup etti. messkirch'te yaptıkları bir manevranın ardından avusturyalılar geri çekildiler ve 11 mayıs'ta ulm'a ulaştılar. kuvvetinin bir kısmının italya'ya gönderilmesiyle sayılardaki avantajını yitiren moreau, sayısını yeniden arttırmadan önce ulm'daki güçlü pozisyonlara doğrudan taarruza geçmedi. tekrar sayısı artan moreau, 19 haziran'da tuna'nın höchstädt-donauwörth arasındaki geçişlerine yöneldi ve general kray, ulm'u tahliye etmek zorunda kaldı. fransızlar dokuz gün sonra münih'e girdiler ve 15 temmuz'da geçici parsdorf ateşkesi tarafından düşmanlıklar askıya alınmadan önce, kray’in demoralize olan ordusunu inn nehri'ne doğru ittiler.

    ateşkes sonunda, iki tarafın da tuna nehri ile tirol arasında yaklaşık 100.000'er kişilik ordusu vardı. 16 bin kişilik fransız-hollandalı kuvveti moreau’nun sol kanadını korurken, tirol’deki 20.000 avusturyalı, rakibinin sol kanadını çevreliyordu. avusturyalılar, moreau’nun 27 kasım 1800’de inn nehri'ne yönelen taarruzlarını engellediler. moreau, dağınık güçlerini bir araya gelmek üzere topladı ve 3 aralık'taki hohenlinden muharebesi'nde fransızların seri hareketliliği, zaferi mümkün kıldı. 14 bin asker ve 80 top kaybeden avusturyalılar muharebeden yenik ayrıldılar. geri çekilen avusturya ordusu, yoğun bir takipte binlerce kişiyi daha esir verdi. takibe dayanamayan avusturya ordusu, 25 aralık'taki steyr ateşkesiyle, "ingilteresiz bir barış" için pazarlık yapmayı kabul etti.

    italya'da fransızlar, 1800 yılının ekim ayında livorno'daki ingiliz faaliyetleri nedeniyle toskana'yı işgal etmişti. mincio cephesinde fransız general jacques macdonald, guillaume brune'nin ordusuna katılmak için 14.000 askerle splügen geçidi'nden cesur bir ilerleme gerçekleştirdi. macdonald'ın desteği ile brune, aralık ayının sonlarında italya'daki avusturya ordusunun son kalıntılarına karşı hareket etti. adige'yi ve brenta'yı kaybeden avusturyalılar, 15 ocak 1801'de treviso ateşkesini imzaladı.

    luneville antlaşması ve italyan iskanı
    lunéville'deki fransa-avusturya barışı, 9 şubat 1801'de imzalandı. çoğu madde, campo formio antlaşması'nın tekrarlanmış haliydi;
    -fransa’nın sınırı, ren nehri'ne kadar ilerlemiş oldu.
    -toskana'daki habsburg büyük dükü iii. ferdinand görevden alındı.
    -hollanda, helvetya, cisalpine ve ligurya cumhuriyetleri avusturya tarafından tanındı.

    bu arada toskana'yı işgal eden napoli, joachim murat’ın 26.000 kişilik kuvveti tarafından geri alındı. napoli'yi, işgal ettiği papalık devleti'ni tahliye etmeye zorlayan foligno mütarekesi ardından, napoli'nin çok az toprak kaybettiği ancak ingiliz ve türk ticaretini dışlamayı amaçlayan floransa barışı imzalandı. 21 mart 1801'de, bir diğer antlaşma olan aranjuez antlaşması, bonaparte ile ispanya kralı iv. carlos arasında imzalandı. şartları uyarınca toskana, iv. carlos'un oğlu louis’nin yönettiği etrurya krallığı'na bağlandı. parma ise fransız idaresine geçti. avusturyalılar tarafından yalnız bırakılan sardinyalı iv. charles emmanuel ise, devam eden fransız piyemonte işgaline karşı hiçbir şey yapamadı.

    büyük britanya, fransa ve tarafsızlar*
    ingilizler, savaşlarda öncelikli olarak denizcilik, sömürge ve ticari çıkarları peşinde koşarken, kara avrupası'ndaki müttefiklerine ekonomik yardım sağlayarak ortak amaca hizmet ettiklerini iddia ediyorlardı ama koalisyon kuvvetleri artık dağılmış ve tarafsız kalacaklarını beyan etmişlerdi. limanlara ve ticaret rotalarına kurdukları ablukalar sayesinde ingilizler, avrupa deniz ticaretine neredeyse tam hakimiyet sağlamıştı ama fransa ve fransa’nın ortaklarının limanlarına gelen tüccar sevkiyatının tamamını denetleyecek ya da engelleyecek kadar fazla gemiye sahip değillerdi. bu yüzden tarafsız bayrakları taşıyan gemilere geçiş izni sağlanacaktı. napolyon savaşları, kaçakçılığın en yoğun olduğu dönemlerden birisiydi ve ingiliz donanması buna önlem almak adına özellikle bir ordu için önemli olan demir, kenevir, kereste, zift ve mısır taşıyan gemilere el koyuyordu.

    silahlı tarafsızlar birliği
    bonaparte'ın malta'yı kendisine sunmasından sonra ingilizlerin adayı ele geçirmesi nedeniyle rahatsız olan rus çarı i. pavel, kasım 1800'de rus limanlarındaki ingiliz gemilerine bir ambargo uyguladı. 16 aralık'ta rusya, isveç ve danimarka, ilk defa 1780'de kurdukları silahlı tarafsızlar birliğini yenilediler. danimarkalılar, fransızların hollanda'yı işgalinden sonra anglo-alman ticaretinin ana merkezi olan hamburg'u işgal ederken, 18 aralık'ta birliğe katılmış olan prusyalılar ise hanover'i işgal etti.

    almanya ve baltık devletleri, savaştan önceki on yılı boyunca ingiliz ticaretinin genişlemesine tanık olmuş, ingilizler 1792-1800 yılları arasında %600'lük bir artışla bremen ve hamburg'a ihracat yapmışlardı. baltık denizi'nin, alman limanlarının ve nehirlerinin kapatılması ingiltere'nin ticaret ve savaş ekonomisine en çok zarar veren darbeyi vurmuştu. ayrıca, baltık ülkeleri ve almanya, ingilizlerin gemi yapımı için gereken malzemelerin çoğunu sağlıyorlardı ve ingiliz tüketiminin %16'sını sağlayan tahıl ithalatının ana kaynağıydı. 1799 ve 1800 hasadı da zayıf geçmişti ve sevkiyatlardaki kesinti, gelecekteki ekmek kıtlığında hissedilecekti.

    mart 1801'deki çar i. pavel suikastı, birliğinin baş gücü olan rusların, ingilizlere karşı misillemeler yapılmasını düşünürken gerçekleşmişti. sir hyde parker'ın komutası altındaki 18 ship of line'dan oluşan bir filo, 12 mart'ta baltık seferi için büyük yarmouth'dan ayrıldı. 2 nisan'da horatio nelson, 12 gemi ile öncü olarak kopenhag limanına taarruza geçti. kıyı bataryaları nelson'ın donanmasına ateş açtı ama geri çekilme emirlerine ve üç gemisinin batmasına rağmen nelson, limandaki bütün gemileri yeninceye ve kıyıdaki bataryaları susturuncaya kadar kopenhag muharebesi'ne devam etti. nelson'a kaybeden danimarkalılar ateşkes yapmayı kabul ettiler ve 28 mayıs'ta barış antlaşmasını imzaladılar. isveç, 18 mayıs'ta bir antlaşma yapmıştı ve 17 haziran'da bunları bir anglo-rus kongresi izledi. birlik böylece dağılmış oldu ve kuvvetleri hannover, hamburg ve lübeck'ten çekildi; karşılığında ingilizler denizcilikteki yönetimlerini değiştirdiler. yeni rus imparatoru i. aleksandr ayrıca malta'ya olan rus talebinden de vazgeçti.

    anglo-türk mısır fethi
    ingiliz deniz gücü, napolyon'un 1799'da mısır'da bıraktığı orduyu yenerek 1801 yılında daha da başarılı seferler gerçekleştirdi. mart ayında abukir'e sir ralph abercromby ile 18.000 kişilik bir ingiliz kuvveti geldi. türkler cepheye 25.000 asker gönderdiler ve hindistan'dan 6.000 kişilik ingiliz kuvveti daha geldi. kahire'de 13.000 fransız 28 haziran'da, iskenderiye'de ise 30 ağustos'ta 5.000 fransız teslim oldu. nelson’ın boulogne'daki fransız filosuna saldırısı ise 15 ağustos'ta başarısızlıkla sonuçlandı.

    geçiçi bir barış dönemi*
    bu arada ingiliz ekonomisi de ciddi bir sıkıntı yaşıyordu. altın ödemeleri dikine yükseliyordu ve 1800-1801 yılları boyunca avrupa'da sübvansiyonlarda 5.600.000 sterlin ve kendi askeri harcamalarında 2.800.000 sterlin harcanmasının yanı sıra, ingilizler tahıl ithalatında tahmini olarak 19.000.000 sterlin harcanmıştı. buğdayın fiyatı, 1 mart 1801'e kadar 156 şiline yükselmişti. haziran ayında 129 şiline ve aralık ayında 75 şiline düştü.

    amiens antlaşması
    ingiliz hükümeti, ekonomik sıkıntılar sebebiyle 21 şubat 1801'de fransa ile müzakereler başlattı. başbakanlık görevini henry addington'a devreden genç william pitt, avusturya’nın çöküşündeki tehlikeden dolayı bu antlaşmayı onaylamamıştı. 1 ekim 1801'de başlayan ön hazırlıklar, devamında amiens antlaşması adıyla 27 mart 1802'de imzalandı. birkaç okyanus ötesi bölge hariç, fransızlar tüm sömürgelerini geri kazandılar. ingilizler seylan'ı ve trinidad'ı elinde tuttu ancak minorka'yı ispanya'ya, cochin'i*, ümit burnu'nu ve baharat adaları'nı* hollanda'ya bırakmak zorunda kaldı. fransa, napoli ve papalık devletleri'nin boşaltılmasını ve mısır'ın osmanlı'ya geri verilmesini kabul etti ve yine buna karşılık olarak ingilizler üç ay içinde malta'dan ayrılmayı taahhüt ettiler. ada, iktidarlar tarafından güvence altına alınan tarafsızlığı ile kudüslü aziz yahya şövalyelerine geri verilecekti. ayrıca, hollanda'daki hükmünü kaybeden oranj hanedanı prensi v. william için almanya'da yeterli bir tazminat verilmesi gerektiği de kabul edildi. napolyon, komşu cumhuriyetlerin bağımsızlığını gözetmek için lunéville antlaşması'ndaki taahhüdünü görmezden gelmeye başladı ve ingiliz hükümeti, fransız birliklerinin lunéville antlaşması'na aykırı olarak hollanda ve kuzey italya'da kaldıklarından şikayet etmeye başladı. napolyon, amiens antlaşması'nın güncel olduğunu, luneville'in hükümsüz olduğunu ve amiens antlaşması'na aykırı davranmadığını söyledi. napolyon, ingilizlerin italya'daki cumhuriyetleri tanımasında ısrar ediyordu ancak sardinya kralı fransa'ya tazminat ödemeyi reddettiğinde, fransa bu konudaki ısrarından vazgeçti ve sardinya'yı bu tanımanın dışında tuttu.

    avrupa devletlerinin eğilimleri
    cisalpin cumhuriyeti temsilcileri, anayasalarını yeniden şekillendirmek için 1801 sonunda lyons'a çağırılmışlardı. anayasa belirlenmiş ve cumhurbaşkanı seçilmişti. napolyon'u, cumhuriyetlerini onaylatmak üzere ocak 1802'de buraya davet ettiler. benzer düzenlemeler daha sonra ligurya cumhuriyeti'nde ve lucca'da da yapıldı. bu devletler, bundan böyle italyan cumhuriyetleri olarak bilinecekti. piyemonte ise, eylül 1802'de doğrudan fransız yönetimine dahil edildi.

    almanya'da fransızlar tarafından hükümdarların mülklerine el koyan tazminat işlemi, şubat 1803'te reichsdeputationshauptschluss* ile yerine getirildi. emperyal şehirlerin çoğu, topraklarını kaybetmiş prensler ve daha büyük alman devletleri arasında dağıtıldı. almanya'daki kilise yaklaşık 2.500.000 kişiyi kaybetti, prusya ise yaklaşık 400.000 kişi kazandı. bavyera’nın ren’in sol yakasındaki kayıpları, doğuya gelen piskoposlar tarafından emperyal şehirlerin satın alınmasıyla telafi edilmekten uzak bir hale bürünmüştü. württemberg, baden, hesse-kassel ve salzburg özerk oldu. avusturya bir bölge kazandı ama aslında zayıflamıştı çünkü kazandıkları bölge nispeten nüfustan yoksundu ve aynı zamanda imparatorun yetkisini de azalttı. napolyon'un almanya devletlerini daha da küçük parçalara bölmesindeki başarısı, sonraki on yıl boyunca fransız işgali altındaki diğer ülkelere model oluşturdu. barışın sağlanması, napolyon'un fransız kurumlarını yeniden yapılandırmasını ve devlet çarklarını hızlandırmasını sağladı.

    savaşın ekonomik yönü
    fransa, büyük britanya’nın 10.942.146 nüfusu karşısında, 1801’de 27.350.000’lik bir nüfusa sahipti ve 1792’den bu yana savaşta çok fazla toprak kazanmıştı. büyük britanya'nın ekonomik gücü, kıtadaki müttefiklerine krediler vererek bu zorlu düşmana karşı savaşı sürdürmesini sağlıyordu. fransa ise, deniz ticaretinin sekteye uğraması ve üretimde ingilizlerden geride olması sebepleriyle, agresif fetih politikasını tamamlama konusunda zorluk çekiyordu.

    dönem boyunca ingiliz denizaşırı ticaretine ilişkin rakamların çoğu, geçerli olan fiyatlar ölçeğine dayanan resmi değerleri temsil etmektedir. kıyaslayacak olursak; ihracat 1790'da 20.000.000 sterlin iken, 1814'te 53.500.000 sterline yükselmiştir ve 1790 ile 1801 arasında %75, 1801 ile 1814 arasında ise %51 oranda artmıştır. britanya hükümetinin 1793'teki toplam harcaması olan 30.590.000 sterlinin, 10.340.000 sterlinlik bölümü savaş harcamalarına gitmiştir. bu rakam, barış döneminin neredeyse iki katına tekabül eder. 1814 yılında bu meblağlar, sırasıyla toplam olarak 163.790.000 sterline ve savaş harcamaları için 69.070.000 sterline yükselmiştir. ulusal gelirdeki hızlı yükseliş, hem acil gelir sağlanmasını hem de yatırımcıların devlete borç verdikleri fonların nakte çevrilmesini sağlamıştır. 1793'ün başında devletin borcu 230.000.000 sterlin iken, 1802'de 507.000.000 sterline ve 1815'te 900.000.000 sterline yükselmişti ve bu borçlanma, britanya'nın savaşı sürdürmesini sağlamıştı. bir bütün olarak, savaşın yol açtığı harcamalara yapılan katkının yalnızca yüzde 35'i cari gelirden karşılanıyordu ve 1802-1813 arasında borçlanmadan elde edilen toplam gelir, devlet gelirinin yüzde 54,7'si civarındaydı.

    ingiltere'nin üstün bankacılık hizmetleri vardı. britanya vatandaşlarının altın borçlarının ödemelerini istediği zamanlarda erteliyor, vatandaşlarından fon alabiliyor ve avrupa para piyasasını sterlin ile belirliyordu. buna karşılık fransa, ulusal bir stabil ekonomi ve devlet kredisi sağlamak için kötü bir şekilde oluşturulmuş finansal dinamiklere sahipti. metalik para birimi büyük enflasyonlara yol açıyordu ve rejime karşı güvensiz olan yatırımcıların ülkeye katkı yapmaması, fransa'nın maddi olarak zarar görmesine neden oluyordu. napolyon’un bütçe sisteminin tam gizliliği, devletin mali durumunun tam olarak tespit edilmesini zorlaştırmaktadır. ancak topladığı özel fonların bir kısmı belgelenmiştir. 1805-10 yılları arasında, trésor de l’armée* adı ile avusturya ve prusya'dan aldığı savaş tazminatları ve vergiler, 743.000.000 franktır. napolyon, kurduğu uydu devletlerden de domaine extraordinaire adı ile büyük gelirler elde etmiştir. bu gibi gizli gelir kaynakları, fransız harcamalarının bir kısmını karşılıyordu. yabancı devletler, paranın yanı sıra napolyon'a asker olarak da katkı sağlıyorlardı ancak fransız ve ingiliz finansal kaynakları arasındaki eşitsizlik çok barizdi. 1813 yılında fransa’nın harcaması 40.000.000 sterlin civarındayken, aynı yıl ingiliz hükümeti 174.000.000 sterlin harcamıştır. bu rakamın 105.000.000 sterlinlik kısmı, müttefiklerine verdiği borçlardır.

    napolyon, avrupa pazarlarını ingiliz ticaretine kapatıp büyük britanya’nın savaşma kapasitesini yok etmeyi umuyordu. nihayet bunu yapacak bir pozisyondayken, fransız askeri gücü ile kıtadaki ulusların arası o kadar gerildi ki, kıta güçleri, ingilizlere uygulanan ablukayı kaldırıp geniş çapta kıtaya dağılmış olan fransız ordularına karşı düşmanlıklarını sürdürecekti. deniz ticareti için fransa, 1792 yılına kadar avrupa'da ve sömürgelerinde 2.000'den fazla gemiye sahipti ancak 1800'de sadece 400 gemisi kalmıştı. ingiliz deniz gücü ise, on yılda üçte bir oranda artarak 1802'de 19.772 gemiye (2.037.000 ton) ulaşmıştı ve 1815'te 21.869 gemiye (2.447.831 ton) ulaşacaktı. ingilizlerin denizlerdeki üstünlüğü, sömürge ticaretine (kahve, çay, şeker, baharat, pamuk vs.) hakim olmaları anlamına geliyordu ve ulusal ekonomileri bu zor dönemde bile çökmek şöyle dursun, büyüyordu.

    1802 yılı sonrası ingilizler, ticarete ve deniz gücüne yaptıkları yatırımlarla birlikte, orduya da önem vermeye başlayacaklardı. napolyon ise taç takacak ve imparatorluğunu ilan edecekti. emrindeki fransız ordusunu, grandee armee'ye dönüştürerek avrupa'yı fethetmeye girişecek ve tarihte derin ve önemli bir iz bırakacaktı.
  • (bkz: fransız devrim savaşları)nı oluşturan birinci ve ikinci koalisyon savaşlarının devamıdır. ancak 1804 yılında (bkz: napoloen bonaparte) imparator seçildiği için bu isimle anılmıştır.

    napolyon savaşlarını konu edinen bazı edebiyat eserleri;

    (bkz: savaş ve barış) - (bkz: lev nikolayeviç tolstoy) ; 1805-1812 yıllarını rus perspektifinden anlatıyor.

    (bkz: sefiller) - (bkz: victor hugo)

    (bkz: monte cristo kontu) - (bkz: alexandre dumas)

    (bkz: brigadier gerard) - (bkz: sir arthur conan doyle)

    (bkz: shirley) - (bkz: charlotte bronte)

    (bkz: budala) - (bkz: fyodor mihailoviç dostoyevski)

    bloody jack - louis a. meyer
  • vive l'empereur!

    amacım napolyon'un kim olduğunu, yükselişini, onun evvelinde fransız ihtilalini, napolyon savaşlarını anlatmak değildir. o dönemin şartlarını, o dönem savaşının özelliklerini, napolyon'u ve grande armee'sini, grande armee'yi savaş makinesi haline getiren şeyleri, napoleon öncesi orduları ve napoleon sonrası orduları, o dönemin askeri örgütlenmesini, teknolojisini, bütün bunlar ve fransız devriminin ilişkisini vs. anlatacağım.

    bizzat napoleon ile ilgilenenleri ve konu hakkında bilgisiz olanları şöyle alalım : (bkz: napoleon bonaparte/@beren and luithen)

    bir adam düşünün ki, 27 yaşında ordu komutanı, 30 yaşında koca fransa'yı yöneten kişi ve 35 yaşında fransa imparatoru olsun. avrupa'yı seneler boyunca seferleriyle yerinden oynatsın, fransa'nın ruhu haline gelsin ve kendisinden bir asır sonra bile fransızlar napoleon dönemini arasınlar... lev tolstoy, alexandre dumas, victor hugo, dostoyevski ve daha nicesine romanlar yazdırsın...

    esasında napoleon ismi, sonraki kuşaklar için fransız askeri devrimiyle aynı manaya gelmektedir. bir ulusun insan ve materyal olarak tüm kaynaklarının savaş için seferber edilmesi, moral ve şevkin ön plana çıkarılması, askeri birimlerin bir arada en verimli şekilde kullanılması, hızlı intikal, yenilen düşmanın acımasızca takip edilmesi... napoleon’un tümünü bir arada kullandığı bu özellikler, on dokuzuncu yüzyıl savaşlarının değişmez unsurları olmuştu. henri jomini, o meşhur eserinde, napoleon’un seferlerini, savaş tarihinin mükemmel örnekleri olarak ölümsüzleştirdi. kraliçe victoria bile, fransa’ya düzenlediği bir resmi ziyaret esnasında, geleceğin kralı olan vıı. edward’dan, “napoleon’un mezarı önünde diz çökmesini” isteyerek napoleon efsanesini bir kat daha güçlendirmişti.

    napoleon’un dehasının tanınması avrupa’yla sınırlı değildir. dennis hart mahan, jomini’nin aracılığıyla napoleon’u west point’e tanıttı: abd'nin harp okulu'nda o dönemler öğretilen tek yabancı dil fransızca’ydı; yeni öğrenciler, napoleon kulübü ve fransa’dan getirilen akademi kütüphanesi sayesinde, bu büyük komutanı tanımaya başlamıştı.

    peki bunların ne kadarı abartı, ne kadarı gerçektir?

    napoleon mirasında, gerçek ile efsane arasındaki çizgi nerededir? bonaparte, hassas planlama ve esnek uygulama sayesinde, fransız ordusunu tüm rakiplerini hem dehşete düşüren hem hayran bırakan bir seviyeye yükseltmeyi başarmıştı. kısacası, devrim, fransa’yı süper güç, napoleon’u da mutlak hükümdar konumuna yükseltecek siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları oluşturmuştu.

    on sekizinci yüzyıl orduları, hem boyut hem de hareketlilik açısından oldukça sınırlıydı. isveç’te gustavus adolphus 70.000 kişilik bir ordu kurmuş, fransa ise ispanya veraset savaşı sırasında 400.000 kişiyi silah altına almıştı. fakat savaş alanına çıkan orduların mevcudu genelde 50.000 askeri geçmezdi. maurice de saxe ve nassaulu john gibi komutanların orduları gibi. anakaraya ayak bastığı 1630 yılında, gustavus adolphus’un ordusunun mevcudu 16.000 askerdi; alman şehirlerine düzenlediği seferler sırasında bu sayı ancak 30.000’e kadar yükselmişti. fakat fransız devrimi ve napoleon imparatorluğu bütün bu hesapları değiştirdi. zorunlu askerlik, fransız devletinin gelişmiş idari yapısı, milliyetçilik, teknoloji ve erken sanayi devrimi, orduların mevcudunu ve ateş güçlerini tümüyle değiştirdi. örneğin, napoleon, wagram (1809) ve borodino (1812) savaşlarında yaklaşık 250.000 askere komuta etmişti; bu ordunun kağıt üzerindeki mevcudu ise 1.000.000 askerdi. 1813 yılında leipzig’deki uluslar savaşı’nda, bonaparte’ın savaş alanında 460.000 askere komuta etmesi, bir dönüm noktasını ifade etmektedir. bonaparte’tan önce, avrupa’nın ancien regime orduları, mevcudiyet ve hareket sahası olarak oldukça kısıtlıydı.

    nakliye, lojistik, ordular için her zaman büyük bir sorun olmuştu. yollar genelde kötüydü, ikmal arabaları birbirinden çok farklıydı, hatta bu arabaların kumda bıraktıkları tekerlek izleri bile birbirine uymazdı. nehirlerden ilerlemek ise ayrı bir angarya teşkil etmekteydi. salları nehir yukarı çekebilmek için kıyıda çok sayıda hayvana ihtiyaç vardı. aynı sallarla nehir aşağı gidildiğinde, sallar parçalanır ve parçalanan salların kerestesi bıçkıhanelere satılırdı.

    çok az harita vardı ve çoğu da yanlıştı. bugün kartografik altyapı dediğimiz şey, o günlerde neredeyse hiç yoktu. diğer yandan, haritalara devlet sırrı gözüyle bakılırdı; bunlar, genelde dağıtılmazdı. mesela enteresan olarak 1780 yılında prusya’da f.w. schelton tarafından hazırlanan topografya atlası, düşmanların eline geçer korkusuyla, derhal devlet arşivine saklanmıştı. düşmandan ele geçirilen haritaları kullananlar olsa da -örneğin prusyalı 2. frederick, avusturyalıların silezya haritalarını kullanırdı-, en güvenilir kaynaklar yerel rehberlerdi (napoleon’un mareşalleri tarafından sıkça kullanılmışlardı). ayrıca, sadece orta avrupa’da bile, bir düzineden fazla farklı “mil” ölçü birimi bulunuyordu; metrik sistem, ancak fransız devrimi’nden sonra kullanılmaya başlanmıştı.

    uzun vadede askeri istihbarat, genelde gezi kitaplarına, tüccarların, diplomatların ve gezginlerin sağladığı bilgilere dayalıydı. savaş esnasındaki taktik bilgi için ise, ordular casuslar, keşifçiler, muhbirler, esirler ve yerel ahaliden yararlanırdı. haberler, en iyi şartlarda günde 60 ya da 90 km. hızla iletilebilirdi. yedi yıl savaşları sırasında, ren nehri’nin doğusundaki fransız komutanlar, versailles’dan gelecek emri öğrenebilmek için yaklaşık iki hafta beklemek zorundaydı. 50 yıl sonra, waterloo savaşı’na ilişkin haberler, londra’ya ancak rothschild’ın işlettiği güvercin posta sistemi sayesinde ulaşabilmişti. napoleon, operasyonlarının zamanını tespit etmek için saatten faydalanmaya başladığında, komutanları, hala “şafak sökerken” gibi tabirleri kullanmaya devam etmekte ve imparatora, çatışma ve manevralarla ilgili rapor verirken, saatlerini bildirmeyi sürekli ihmal etmekteydiler. her zaman olduğu gibi, bölgeler arası yerel saat farkları, saatin senkronize olarak kullanımını oldukça güçleştirmekteydi.

    ikmal, belki de en kritik meseleydi. prusyalı 2.frederick’in fazlasıyla disiplinli orduları bile, 10 gün ilerledikten sonra levazım depolarından gerekli erzakın ve fırınların getirilmesi için beklemek zorunda kalıyordu. at sayısı her zaman kısıtlıydı ve sadece fransızların ve prusyalıların yeterli sayıda yem deposu bulunuyordu. ordular, yaklaşık her 4 günde bir yiyecek temin etmek için durmak zorunda kalırdı. araziden beslenmeleri oldukça güçtü, çünkü yiyecek ancak hasat mevsiminde bol oluyordu ve yiyecek temin etmek için ordudan ayrılan birlikler genelde firar etmeye eğilimliydi. bu nedenle, wellington dükü sir arthur wellesley, askerleri şöyle tarif etmişti: “içki içebilmek için askere yazılan beş para etmez herifler.”

    elde güvenilir veri olmaması, askeri harekatları kısıtlamaktaydı. ulusal nüfus sayımı, hemen hemen bilinmiyordu; sadece prusya, ekonomi ve nüfusa dair temel istatistiklere sahipti (acta borussica). döneme ait demografik kayıtlar, yüzde 50 oranında hata payı içeriyordu. çoğu hükümet, sadece yıllık doğum sayısını (eğer biliniyorsa), o sihirli 24 ya da 25 rakamlarıyla (ya da doğum sayısının genel nüfusa oranına dair farklı bir tahminden yola çıkarak) çarparak toplam nüfusu bulmaya çalışıyordu. ilk ciddi ulusal istatistik bürosu, fransa’da devrim sırasında antoine l. lavoisier başkanlığında kuruldu.

    elbette, bazı teknolojik gelişmeler de yaşanmıştı. mesela çakmaklı tüfeğin ateş mekanizmasının geliştirilmesi ve güvenilirliği ve atış hızının artırılması; tahta harbilerin yerine demir harbilerin kullanılması; misket (mermiyi), tıkaç ve barut ihtiva eden kağıt şarjörlerin kullanılması. küçük ateşli silahların güçlenmesiyle birlikte, piyade eskisine nazaran daha dağınık düzende savaşabilir hale geldi. nassaulu maurice’in 8 saftan oluşan düzeni, yerini gustavus adolphus’un standart 6 saflık düzenine bıraktı. bu da zamanla 4, 3 ve 2 saftan oluşan piyade düzenine dönüştü. fransız devrimi’nin hemen öncesinde, piyade, biri tüfeğini doldururken diğeri ateş eden iki saftan oluşmaktaydı.

    piyadenin dağınık olarak savaşması, komuta ve denetimi oldukça güçleştiriyordu. taktik denetimin en etkin şekilde uygulanması, tabur kademesiyle (300-600 asker) sınırlıydı. on sekizinci yüzyıl orduları, roma döneminden beri unutulmuş olan, gerçekten çok katı ve acımasız bir disiplinle yönetilmekteydi. büyük frederick’in askerleri, hiç ara verilmeyen eğitim nedeniyle, neredeyse otomatik olarak hareket etmeye başlamışlardı. fransa’da albay jean martinet’in, kendi askerlerine yönelik katı tutumu, ingilizce askeri terimler sözlüğüne yeni bir kelime kazandırmıştı. fakat bu katı disiplin, on sekizinci yüzyıl komutanlarına büyük bir hareket serbestisi sağlamıştı. birlikler, yönlerini düzenli bir şekilde değiştirebilmekte, yürüyüş kolundan savaş düzenine hızla geçebilmekte, bozuk arazi ve tepelerde bile düzen içerisinde ilerleyerek düz bir hat yerine müfreze olarak ateş edebilmekteydiler. frederick’in eğri (oblique) düzeninde en mükemmel seviyesine ulaşan bu hareketlilik ile birlikte, savaş alanındaki belirli bir bölgeye yüklenerek maksimum ateş gücünü ve şok etkisini sağlamak mümkün hale geldi.

    esasında ren bölgesinde av tüfeği olarak kullanılan yivli tüfeğin on sekizinci yüzyıl sonlarında savaş alanlarında kullanılmaya başlanmasının, piyade taktikleri üzerine büyük etkisi oldu. mermi, tüfeğin ince ve uzun namlusundan dönerek çıkıyor ve isabet oranı ve menzili, bu dönme sayesinde, düz namlulu (yivsiz) eski tüfeklere oranla büyük ölçüde artıyordu. yivli tüfek, ilk olarak avusturya ve alman ordularındaki özel jager (avcı) birimlerince kullanıldı. bu tüfek, kuzey amerika’ya, oduncular için daha hafif ve daha uzun namlulu bir modelinin üretildiği (kentucky tüfeği) pennsylvania üzerinden yayıldı. “yivli tüfek” alayları, amerikan devrimi sırasında hem ingiliz hem de amerikan ordularınca avcı birliği olarak kullanıldı.

    on sekizinci yüzyılda silah üretimindeki yetersizliğin nedeni, silahların zanaatkarlarca üretiliyor olmasıydı. maliyet açısından bakıldığında da, örneğin prusya kralı 2.frederick’in askeri harcamalarının yüzde birini tüfek, barut ve kurşun, yüzde 13’ünü ise mateıyal ve iaşe teşkil etmekteydi. asıl büyük harcama ise, yiyeceğe, atlara, yeme ve nakliyeye yapılıyordu. gerçekten de, sosyal ve ekonomik etkenler savaşları oldukça sınırlandırmaktaydı. yiyecek üretimi, yol ve su yollarının bakımı ve geçilen yollar üzerinde ordunun iaşesinin temini için köylülere ihtiyaç vardı. şehirlilerin vazifesi ise hazineye para sağlamaktı. bu nedenle savaşı yaymaya yönelik en ufak bir girişim bile, maliyeyi ve tarıma dayalı sosyal düzeni derinden etkiliyordu. yine de, hükümdarlar, nüfusun bir bölümünü eğiterek silahlandırmanın yol açabileceği tehlikeyi göze almak zorundaydı. savaş, "kralların sporu" olarak kalmaya devam edecekti.

    yenilgi, çoğunlukla reforma yol açardı. fransa’nın, avusturya ve rusya’yla birlikte prusya’ya karşı savaştığı yedi yıl savaşları sırasında (1756- 1763), rossbach (1757) ve minden’de (1759) yaşadığı bozgunlar, 1789 devrimi’ne kadar geçen sürede askeri reform için gerekli teşviki sağlamıştı. fransızlar, on sekizinci yüzyıl sonlarında büyük ölçüde prusyalılar karşısında uğradıkları sayısız hezimet nedeniyle, askeri devrimin öncüsü olmuşlardı.

    1763 yılından sonra fransızlar, ordularını idari açıdan, roma imparatorluğu’ndan beri ilk kez, kendine yetebilen kalıcı stratejik birimlere böldüler. savaş bakanlığı, 1776’da fransa’yı 16 (daha sonra 18) askeri bölgeye ayırdı ve her bölge için bir tümen görevlendirerek kalıcı piyade tugayları kurdu. bunlar, ilk modern kombine askeri birimlerdi, her biri kendi karargahı ve haberleşme sistemiyle belirli bir süre bağımsız olarak hareket edebilecek kapasitedeydi. fransız ordusu, mareşal f.m. de broglie’nin tavsiyelerine kulak vererek, 1787-88 yıllarına gelindiğinde tümen kademesinde organize olmuştu.

    12.000 kişilik her tümen, bağımsız bir askeri birimdi, kendi kendine yetiyor ve gerektiğinde diğerleriyle birleşiyordu. ayrıca fransa, ordu bünyesindeki farklı tümenlerin harekatlarını organize edecek bir karargah olarak genelkurmay başkanlığını kuran ilk ülke olmuştu. diğer bir önemli adım da -son şeklini napoleon’un verdiği-, tümenlerin kolordulara (corps d'armee) dahil edilmesiydi. bu kolorduların her biri, ordu karargahından 50-100 km. mesafeye kadar (ya da birkaç gün müddetince) harekat düzenleyebilecek minyatür ordulardı. ana ordunun bağımsız kolordulara bölünmesi, düşmanla beklenmeyen karşılaşmaları ve dolayısıyla muharebelerin sayısını büyük ölçüde artırmıştı.

    orduların mevcudiyetindeki artışa, yapılarının da her geçen gün karmaşıklaşması eklenince, daha etkili bir idari yapının kurulması artık kaçınılmaz hale gelmişti. ordular, zamanla son derece katı bir idari mekanizma kurdular. feodal sistemdeki askeri hizmet zorunluluğunun yerini para ödeme mecburiyetinin (scutagium) almasıyla birlikte, çok sayıda kayıt, makbuz, ödeme defteri ve listeyle uğraşmak zorunlu olmuştu. kağıdın kullanılmaya başlanması, matbaanın icadı, hesap tutmada italyanların bulduğu yeni metot, roma rakamlarının yerini arap rakamlarının alması, william napier’in logaritmayı bulması ve simon stevin’in kesirleri hesaplamada ondalık sistemi kullanması gibi çok sayıda gelişme, askeri birimlerin idaresi için iyi eğitimli kadroların görev yapmasını zorunlu hale getirmişti. on sekizinci yüzyıl boyunca, komuta kademesi, standart basılı kağıtlar kullanmaya ve seferlere beraberinde seyyar matbaalar götürmeye başladı. genel emir önce basılıyor, ardından atlı habercilerce gerekli yerlere gönderiliyordu. tüm komuta ve kontrol, genelde biraz geride bir tepenin üzerinde durup elindeki dürbünle 5-7 km. mesafeye kadar savaş alanını görebilen komutanın elindeydi.

    komuta kademesinin teşkili için, eğitim standartlarının da artırılması gerekiyordu. kurmay subay eğitimi için, berlin, münih, paris, st.petersburg, wiener neustadt ve woolwich’te harp akademileri; brest, dartmouth, le havre ve toulon’da da deniz harp akademileri kuruldu. ayrıca, potsdam ve brienne le chateau’da (napoleon’un mezun olduğu) daha küçük akademiler kuruldu. 1787 yılına gelindiğinde fransa, astsubaylara okuma yazma öğreten bir okul bile kurmuştu. maximilien robespierre’in deneysel ecole de mars'ı başarısız olsa da, devrim, yeni istihkamcı subay eğitim akademisi (ecole polytechnique), chalons’taki ileri topçuluk eğitimi ve metz’deki askeri mühendislik okulu sayesinde yoluna başarılı bir şekilde devam ediyordu. napoleon’un ecole speciale militaire'si, 1803 yılında fontai- nebleu’da kuruldu ve 5 yıl sonra saint cyr’a taşındı, gelişti ve daha sonra bir benzeri new york’ta, hudson nehri kıyısında inşa edildi. hudson nehrinin kıyısında istihkam okulu olarak kurulan bu yer, daha sonraları abd ordusu'na subay yetiştirecek olan west point'e dönüşecekti. savaş artık öylesine bilimsel bir hal almıştı ki, devrim çağının sonuna gelindiğinde, berlin’de özel bir “savaş akademisi” (kriegsschule) kurulmuştu.

    silah teknolojisindeki yeniliklere, idari alanda yaşanan yenilikler eşlik etti. başlarda doğrudan doğruya prusya askeri el kitaplarını kopya eden fransızlar, zaman içerisinde daha gerçekçi reformlar yapmaya başladılar. 1765 yılından sonra, pierre bourcet, haritalara bakarak savaş planları çizmekle -o dönemde bu yeni bir sanattı- görevli subayları eğitecek okullar kurmaya başlamıştı (napoleon, 1797’de alpler’i geçerken bourçet’nin principles de la guerre des montagnes' ini kullanmıştı). üstelik, bourçet, farklı askeri düzenlerin de kullanımından yanaydı. ona göre, bir ordu, farklı tümenler olarak farklı yollardan ilerlemeli ve savaş alanında bir araya gelmeliydi. böylece, hem ikmal ve intikal sorunu çözülecek hem de düşman şaşırtılmış olacaktı. bourçet’nin kol taktiği, mesnil durand’ın yardımıyla, 1787-1788 yıllarında fransız birliklerince uygulanmaya başlandı. ağustos 1791’de yayınlanan ve tüm birlikler için geçerli olan standart fransız askeri el kitabı, birliklerin saf ve kol şeklinde savaş düzenine girmesi gerektiğini vurguluyordu.

    şüphesiz, en büyük yenilik topçuluk alanında yaşanmıştı. önceleri toplar, bir bütün olarak aynı kalıplarda dökülür ve bu nedenle topların ağırlığı büyük nakliye sorunlarına yol açardı. örneğin, gustavus adolphus, parçaları birbirine deriyle tutturulmuş (bu nedenle “deri top” deniyordu) çok sayıda hafif top kullanırdı. topların verimli kullanılmasındaki sır, hareketlilik, yani topların ağırlığının azaltılmasıydı. isviçre’de jean maritz ve ingiltere’de benjamin robins ile john wilkinson, 1740 yılında yeni bir sistem geliştirdiler; bu sistemle birlikte, top, artık bir bütün olarak dökülüyor ve ardından delinerek namlusu açılıyordu. böylece, daha düzgün ve ince namlu yapmak mümkün hale geldi -kısacası, daha güvenli, hafif ve kolay taşınabilir bir top. top mermisi ile namlu arasında boşluk kalmaması sayesinde, merminin sapması azalmış ve böylece, daha kısa namluyla daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün hale gelmişti. yeni sahra toplarının etkili menzili, tüfeklerin menzilinin 5-6 katı kadardı.

    fransa’da, jean baptiste vacqueville de gribeauval, 1763-1767 yılları arasında topçuluk alanında büyük reformlara imza attı. gribeauval, genişliği ayarlanabilen yeni bir delgi makinesi geliştirdi ve topların çapını (kalibre) dörde kadar düşürüp (4, 6 ve 12 poundluk) 6 inçlik obüsleri hizmete soktu. topların tüm parçaları standart hale getirildi. gülle ve barut yerine, artık her ikisini de ihtiva eden top mermisinin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, atış hızı ikiye katlandı.

    komutaya gelince, gribeauval, topçuluğu parayla tutulan sivillerin yaptığı bir iş olmaktan çıkardı ve topçu mürettebatı eğitmeye başladı. bu sayede, 1.000 metre mesafedeki hedefleri topa tutabilecek gerçek sahra topçu birimleri kurulmuş oluyordu. devrimin hemen öncesinde, fransa, gribeauval tarafından dizayn edilmiş 1.300 sahra, 8.500 muhasara ve kale topuna sahipti. devrim öncesinde 400 askere bir top düşerken, napoleon döneminde bu oran 200 askere bir top olarak değiştirildi. gribeauval’ın topçusu, 1829 yılına kadar standart olarak kaldı; büyük teknolojik değişim, ancak 1850’lerde kuyruktan dolma topun icadıyla yaşanacaktı. gribeauval’ın, 3.napoleon’un şerefine daha sonra “napoleon” adını alacak olan 12 poundluk topu, savaş alanlarının hakimi olmuştu.

    chevalier jean du teil, sahra topçusunun savaşlarda daha etkili bir rol oynayabilmesi için yeni bir taktik geliştirdi. ona göre, seyyar sahra topçusu, gereken bölgeye ya da tehdit edilen zayıf bölgelere -kısacası, düşman piyadesinin üzerine- mümkün olan en yoğun ateşi açabilmeliydi. du teil’in kardeşi, hem bir alaya komuta ediyor hem de topçuluk okulunda du teil’in metotlarını öğretiyordu; bu okulun öğrencileri arasında, sonraları avrupa’nın en iyi topçusu olacak genç bir korsikalı (napoleon bonaparte) da yer almaktaydı. napoleon’un komutasında, toplar büyük bir süratle savaş alanına getirilir ve ateşleri, düşman piyadesinin saflarında gedik açabilecek bir noktaya yönlendirilirdi. bu gedikten önce süngü takmış piyadeler ilerler, onları ise sarsılmış düşman askerlerini kılıçtan geçirecek ağır süvari takip ederdi.

    1784 yılında ingiliz kraliyet topçu birliği’nden teğmen henry shrapnel, kendi ismini (şarapnel) taşıyacak yeni bir top mermisi geliştirdi. shrapnel, top mermisinin içerisine küçük mermiler, patlayıcı ve ucuna da tapa yerleştirmişti; mermi, havada patlayacak şekilde dizayn edilmişti; böylece, 27-150 küçük misket, geniş bir alana yağmur gibi yağacaktı. aşırı ısınma nedeniyle mermilerin patlama ihtimali yüksek olduğu için, şarapnel, ancak 1852 yılında, yüzbaşı e.m. boxer güvenli bir tapa geliştirdikten sonra kullanılmaya başlandı ve açık arazide birlikler üzerindeki kahredici etkisini kısa sürede gösterdi. 1880’de ahmed kheyl’de, sir donald stewart’m 7.000 askerden oluşan kuvveti, yakın mesafeden şarapnel kullanarak tüm afgan ordusunu durdurmayı başarmıştı. “topların önündeki arazi, parçalanmış cesetler ve ölmek üzere o-lan yaralılarla kaplanmıştı.” 4 yıl sonra ise, 4 toptan oluşan ingiliz topçu bataryası, tamai’de ingiliz saflarını yaran sudanlı dervişlere şarapnel kullanarak ateş açmıştı.

    süvarinin payına bu reformlardan çok az şey düşmüştü. tüm avrupa’da süvari hafif tüfek ve tabancayla donanmıştı; süvari, piyadenin yanı sıra savaş düzenine girer ve silahını ilerlerken ateşlerdi. süvari, sadece fransa ve isveç’te kılıç kullanır ve şok saldırılarda bulunurdu. 1760 yılına gelindiğinde, prusya kralı 2.frederick, süvariyi, geleneksel rolleri olan keşif ve şok saldırılarında kullanmaya başladı. kılıç, kısa tüfek, süngü ve tabancayla donanan ve hem at sırtında hem de yaya olarak savaşacak şekilde eğitim yapan dragoonlar haricinde, prusya süvarisi, ateşli silahları bırakarak tekrar kılıç kullanmaya başlamıştı. süvari, savaş alanında piyadeden bağımsız olarak yer alır ve önceleri üç, sonraları iki saf halinde dörtnala hücum ederdi. genel olarak konuşmak gerekirse, 1800’lere kadar avrupa’da süvariler orduların üçte birini teşkil ederdi. ağır zırhlar büyük ölçüde terk edilmişti; waterloo’da süvarilerin sadece miğferi ve göğüs zırhı bulunuyordu. süvarinin perdeleme, keşif ve takip görevleri aynen devam etmekteydi; süvari, düşman piyadesi karşısında her zaman şok avantajına sahipti. nispeten yeni olan şey ise “hafif süvari"ydi.

    teknolojik olarak çok az değişim gösteren piyade, savaş alanlarının hakimi olarak kalmıştı. standart piyade silahı, yivsiz çakmaklı tüfek ve süngüydü. 1815 yılına kadar kullanımda kalan, fransız 1777 patentli ağızdan dolma tüfeğin etkili menzili yaklaşık 100 metreydi. tüfeği doldurup ateşlemek için 12 farklı hareketin yapılması gerekiyordu; iyi bir piyade askeri, bu işlemi dakikada iki ya da üç kez tekrar edebiliyordu. 1768 yılından sonra, kuyruktan dolma tüfek modelleriyle yapılan denemelerden bir sonuç alınamamıştı. tüfek ateşinin en etkili olduğu durum, yakın mesafeden açılan yaylım ateşiydi ve bu şekilde, karşı tarafın verdiği kayıp yüzde 10-15 arasında olabiliyordu. zafer kazanan orduların bile, yüzde 40 oranında kayıp vermesi, nadir görülen bir durum değildi. çırçır makinesinin mucidi whitney, 1798 yılında birbirinin yerine kullanılabilen parçalardan oluşmuş ilk tüfeği üretti ve böylece, tüfeklerin seri üretiminde ilk adımı atmış oldu. napoleon’un cerrahı d.j.b. larrey’nin hesaplarına göre, kendi birimi, her süngü yarasına karşılık, top ya da tüfekle yaralanmış 100 asker tedavi ediyor olsa da, süngü, savaş alanlarının korkutucu silahı olarak şöhretini korumaya devam etti.

    fransız devrimi sırasında meydana gelen askeri devrimin en hararetli zamanında yaşanan gelişmeler, teknolojik olmaktan çok siyasaldı. devrimin donanım, eğitim, doktrin, organizasyon ve milliyetçi duyguları bir potada eritip bir araya getirebilme yeteneği savaşların yapısını temelinden değiştirecekti.

    fransız devriminden önce savaş, tümüyle kral ve yaverlerini ilgilendiren bir meseleydi. kralın vekilleri, hazineden sağlanan parayla belli bir ücrete belli dönemlerde asker toplardı. subayların büyük bir bölümü ise aristokratlardan oluşurdu. yüksek rütbedekiler sarayla bağlantısı bulunan önde gelen aristokratlardan (noblesse présentee) oluşurken, düşük rütbeler daha geri plandaki aristokratlara verilirdi. 1781 yılındaki segur kanunu ile birlikte, subay olabilmek için en az dört kuşaktan beri aristokrat olma zorunluluğunun getirilmesi, fransız orta sınıfını ve yeni soyluları doğal olarak kızdırmıştı. rütbelerin satışı zamanla ortadan kalktı; nihayet şubat 1790’da, fransa’da bu uygulamaya son verildi ve toplumun farklı sınıflarından gelen insanlara da subaylık yolu açılmış oldu ki, bunların arasından napoleon'un gölgesinde kalmış, ama en az napoleon kadar maharetli, michel ney, joachim murat gibi adamlar çıkacaktı.

    1790 yılında çıkarılan bir kanunla, terfi edebilmek için sınav zorunluluğu getirildi; albaylığa kadar yükselmeyi mümkün kılan bu sisteme göre, artık kişinin geldiği sınıf değil, ordudaki kıdemi göz önüne alınacaktı.

    fransa’nın ancien regime ordusuna alınan askerler, toplumun en alt sınıfından seçilirdi. bu kişilerin büyük bir bölümü, ya tekdüze köy yaşantısından ya da mahkumiyetten kurtulmak için orduya katılırdı. şarap, boş vaatler, hile ve zora başvurma genç insanları asker olmaya “ikna etmek” için kullanılan klasik yöntemlerdi. firar miktarı, nispeten barış içinde geçen 1780’li yıllarda bile, yılda ortalama 3.000 kişiydi; bu yüksek miktar nedeniyle, elde yeterli sayıda ihtiyat kuvveti bulundurmak mümkün olmuyordu. bourbon monarşisi, devrimin hemen öncesinde, silah altında tuttuğu 198.000 askere her yıl 115 milyon livre harcamaktaydı.

    savaşların şeklini, krallıkların hazineleri belirlerdi. çiçero da, roma dönemindeki bu sonu gelmez savaş harcamalarından (pecuniam infinitam) endişeyle söz etmişti. fransa’da kredi sağlayacak kurumların bulunmayışı, dengesiz vergi sistemi ve aristokratların vergi reformuna karşı gösterdikleri direniş nedeniyle, ülkenin askeri gücü sekteye uğramaktaydı. yine de, fransızlar, bu hassas reformu yapma konusunda şaşırtıcı derecede kararlıydı. comte j.a.h. de guibert, 1772’de yayınladığı meşhur eseri essai general de tactique’’te, bir yandan sıra ve kol düzeninin bir arada kullanılmasını (ı’ordre mixte) ve stratejik hareketliliği savunurken, diğer yandan şehir milis kuvvetlerinin kurulması gerektiğini vurgulamıştı. guibert’e göre, böyle bir ordu, düşmanın kaynaklarından da istifade edebilirdi. fakat comte, tüm bu tavsiyeleri toplumsal bir devrimi gerektirdiği için, ileride bu cüretinden dolayı özür dilemek zorunda kalacaktı.

    gerçekten de, eski rejim’in toplumsal ve ekonomik sınırlamaları, fransız ordusundaki köklü gelişmelerin hayata geçirilmesine engel oluyordu. guibert’in çağdaşlarından çok azı, yakında ulusun tüm kaynaklarının savaş için seferber edileceğini ya da diğer bir deyişle, tüm vatandaşların savaşın bir parçası olacağını tahmin edebilecek kadar ileri görüşlüydü. avrupa’nın yaklaşık 20 yıl sürecek aralıksız bir savaşa sürüklendiğini görebilenlerin sayısı ise çok daha azdı. başbakan william pitt (genç), ingiltere’de 1792 yılı bütçesini açıklarken şöyle demişti:

    “avrupa’nın durumunu dikkate alırsak, önümüzdeki 15 yılın barış içinde geçeceğine dair beklentilerimizin bu kadar güçlü olduğu bir dönem, bu ülkenin tarihinde hiç görülmemiştir.”

    fransız ulusu ile savaş sanatı arasındaki yeni ilişki sisteminin devrimci doğası, belki de en açık ifadesini, konvansiyon’un 23 ağustos 1793 tarihinde yayınladığı "levee en masse" kanununda bulmuştur. fransız yasama meclisi, nisan 1792’de, tüm avrupa’ya yayılmadığı takdirde devrimin asla güvende olmayacağı inancıyla, eski rejim monarşilerine savaş ilan etti (“birinci koalisyon savaşı,” 1792-97).

    ağustos 1792’deki sözde ikinci devrimin getirdiği ise, ulusal konvansiyon ve terör’dü. konvansiyon tarafından çıkarılan levee en masse kanunu incelemeye değer niteliklere sahiptir.

    "tüm fransızlar, bu tarihten itibaren düşmanlarımız cumhuriyet’in topraklarından sürülene kadar askerlik göreviyle yükümlüdür. genç erkekler savaşa giderken, evli erkekler silah imal edip cephane taşıyacaktır; kadınlar çadır ve elbise dikecek ve hastanelerde görev yapacaktır; çocuklar eski ketenlerden iplik yapacak, askerlerin moralini yükseltmek için şehir meydanlarına getirilen yaşlı erkeklerse cumhuriyet’ in birliğini ve krallara karşı duyulan nefreti artıracak konuşmalar yapacaktır.”

    artık tüm nüfusun, yaş, ırk, cinsiyet ya da inanç gözetilmeden, tüm gücüyle savaşa odaklanmasının istenmesiyle birlikte, savaş yeni bir safhaya girmiş oluyordu.

    “zaferin mimarı” lazare carnot’nun çabalarıyla kabul edilen kanunla birlikte, 18-25 yaş arasındaki tüm bekar erkekler askere alındı. kanun her ne kadar istenen sonucu vermese'de, fransız ordusu, yıl sonuna kadar mevcudunu 500.000 askere yükseltmeyi başarmıştı. daha da önemlisi, eski dönemin tebaası, cumhuriyet’in bekası için kendini tehlikeye atan vatandaşlara dönüştü. fransız vatandaşlarının büyük bir bölümünün desteğini kazanan cumhuriyet, artık silaha daha bir güvenle sarılabiliyordu.

    levee en masse’nin en önemli özelliği, tüm ulusun insan gücünün ve maddi kaynaklarının savaş için seferber edilebilmesiydi. 1791 yılında, xvi. louis ülkeden kaçmaya çalışırken, subayların yaklaşık yarısı da sürgündeydi; 1791-96 yılları arasında 6.000 subay daha ülkeden ayrılacaktı. meclis, subay mevcudundaki bu açığı kapatmak için iki yola başvurdu. milli muhafızların sayısı artırıldı ve bunların subayları (en azından nisan 1795’e kadar) tüm bölgelerden seçilmeye başlandı. gönüllüler ordusu ise kurayla (başta 6

    aylık, 1792’den sonra 12 aylık görev süresi için) asker seçmekteydi. meclis, ocak 1794’te nizami askerler ile gönüllülerin birleştirilmesi kararım aldı. ulusa bağlılık, cumhuriyet’in getirdiklerini koruma isteği, ceza korkusu, çevre ve halk baskısı ve ekonomik felaketler (kötü hasat, enflasyon, işsizlik) sayesinde, askere alacak yeterli insanı bulmak mümkün olabilmişti. 1793-94 yıllarındaki genel seferberlik bile -askerliğin süresi belli değildi-, gençleri cumhuriyet’e hizmetten soğutmamıştı. yıllarca süren aralıksız savaşlar neticesinde kaynaklar tükenmeye başlayınca, bu açık, “kurtarılmış bölgeler”in kaynaklarından telafi edilmeye başlandı. 1812’de, napoleon’un 611.000 kişilik grande armee’sindeki askerlerin sadece 230.000’i “eski fransa”dandı.

    fransa, 1792 yılındaki askere alma kanununu takip eden 6 yıl boyunca 600.000 askeri cepheye sürdü. sonuçta, napoleon’un mısır’ı işgal ederek hindistan’daki ingiliz varlığını tehdit etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu “ikinci koalisyon savaşı” (1798-1801) sırasında, 1798 yılında direktuvar, loi jourdan kanunu’nu kabul etti. bu kanuna göre, “her fransız vatandaşı askerdir ve kendini, patrie’nin (ülke) savunmasına adamıştır.”

    20-25 yaş arasındaki tüm erkekler muayene ve kayıt için başvurmak zorundaydı. meclis, her yıl savaş bakanlığı’nın her departmanında tahsis ettiği kotalara göre kaç kişinin askere alınacağına karar veriyor; yerel yetkililer ise en gençlerden başlayarak listelerden askere alınacak kişileri seçiyordu. 1799 yılına gelindiğinde, devrimci eşitlik ilkesine aykırı olsa da, kişilerin kendi yerlerine başkalarını askere göndermesi yasallaştı. yeni askere alma kanunu, napoleon’un çok işine yaramıştı. yaklaşık 1.3 milyon kişi ya da, diğer bir deyişle, fransa’da eli silah tutan erkeklerin yüzde 41’i, 1800-1812 yılları arasında savaş bakanlığı’nca askere alındı. ordular, bir yandan yeni askere alma usulü, merkezi devlet, milliyetçilik ve sanayi üretimindeki artış sayesinde boyutlarını ve öldürücü güçlerini hızla artırırken, diğer yandan da bu gelişmeye uygun cezalar uygulamaya başladılar. kelimenin tam anlamıyla "her fransız asker doğar"ın yasalaştırılmış hali loi jourdan, 1871 yılına kadar yürürlükte kaldı.

    devrimci orduların maddi ihtiyaçları, şaşırtıcı derecede kolay bir şekilde karşılandı. fransız silah fabrikaları amerikan bağımsızlık savaşı nedeniyle boşalmış olsa da, fransa, isyancı kolonilere 100.000 kadar tüfek sağlamıştı. 1791 yılına gelindiğinde stoklar 245.500 tüfeğe ulaşmıştı. gribeauval toplarının sayısı, 1789 yılında 1.300 iken, 1795’te 2.600’e ulaştı. maubeuge, charleville ve saint etienne’deki silah fabrikalarına, autun, clermont-ferrand, montauban ve paris’te inşa edilen yeni tesisler eklendi. bir kez daha napoleon, devrimin tüm girişimlerinin baş mimarıydı. imparatorluktaki demir top üretimi, yılda 900’den 1.300’e çıkarıldı. 17 yeni dökümhane, her yıl 14.000 bronz top imal edebiliyordu. fransa, 1805-1815 yılları arasında 3.9 milyon yivli ve yivsiz tüfek, karabina (kısa süvari tüfeği) ve tabanca -ingiltere’den yaklaşık 1 milyon adet daha fazla- üretti. kısacası, devrim ve imparatorluk, savaş için gerekli ekipman ve insan gücünü hem nitelik hem de nicelik olarak büyük ölçüde artırmıştı. ve şimdi bu savaş makinesi, napoleon gibi bir dehanın komutasında avrupa'yı çiğneyecekti...

    devrim hükümeti, ulusun savaş seferberliğine katkıda bulunmaları için, prieur de la cote d’or ve gaspar monge gibi önemli bilim adamı ve mühendisleri de bünyesine katmakta gecikmedi. zaman içerisinde kurulan ve 5.000 kişinin istihdam edildiği 258 özel atölyede günde 750 tüfek üretiliyordu. türkiye’den ithal edilen güherçile, savaş nedeniyle kesilince ve at ahırları ve askeri tuvaletlerden gelen atıklar yetersiz kalmaya başlayınca, kimyagerler, talebi karşılayabilmek ve barut üretimi için gerekli olan bu maddeleri sentetik olarak üretebilecek yeni bir teknik geliştirdiler.

    bronz topları dökmek için gereken bakır ise kilise çanlarından temin edilmişti. demir ihtiyacı ise benzer şekilde, dökme demir parmaklık ve kapıların ulusallaştırılması’yla sağlanmıştı. özel dökümhanelerin yanı sıra, devletin el koyduğu kilise ve şapeller de dökümhaneye dönüştürüldü ve aynı kalibredeki toplar seri halde üretilmeye başlandı. yeni yollar, kanallar ve köprüler sayesinde topçuların ve lojistik desteğin daha hızlı hareket edebilmesiyle birlikte, 18 günlük yiyecek stoku ordular için standart hale geldi. her asker üç günlük yiyeceğini yanında bulundururken, her bölüğe tahsis edilmiş erzak arabası sonraki 6 günün ve levazım birliklerindeki un taşıyan arabalar da sonraki 9 günün yiyeceğini taşımaktaydı. fakat ulusun tüm kaynaklarını seferber edebilmek, sahip olunan insan gücü ve malzemeye dair elde yeterli bilgi bulunmadığı için, devlet açısından henüz hayalden ibaretti. devrim, artan ihtiyacı karşılayabilmek için güç kullanımı, teşvik ve sabit fiyatta yapılan ödeme (maksimum kanunu) gibi usullere başvurmaya başladı. son çare olarak da, yabancı toprakların (belçika, almanya ve italya) yağmalanması yoluna gidildi.

    fransa’nın devrimci orduları, yeni teknolojileri de deniyordu. claude chappe tarafından geliştirilen semafor sayesinde, paris ile cephe arasında iletişim sağlanmıştı; ayrıca, meudon’da kurulan bir araştırma tesisinde, roket ve deneysel silahlar üzerinde çalışmalar yapılmaktaydı. devrim, envanterine montgolfier’nin sıcak hava balonunu da katmıştı; ilk balon birliği (aerostatiers), nisan 1794’te kuruldu. balon, savaşta ilk kez haziran 1794’te fleurus’ta kullanıldı. napoleon ise, balon keşfini ilk kez iki yıl sonra 1796 yılındaki italya seferi sırasında kullandı ve ardından, bir balon bölüğünü beraberinde mısır’a götürdü -bu bölük, burada ingiliz kraliyet donanması tarafından ele geçirildi. sonunda, aerostatier’nin askeri açıdan pek yararlı olmadığı anlaşıldı. -balonun şişmesi için gereken süre -bu süre, kimi zaman 48 saate kadar çıkabiliyordu-, komutanlar için fazlasıyla uzundu, balonlar gereğinden fazla yüksekten uçuyordu ve balondaki mürettebat da gerekli keşfi yapacak tecrübeye sahip kişilerden oluşmuyordu. ayrıca, balonun yerle iletişimi de ayrı bir sorundu: flamalarla sağlanan haberleşmede mesajlar ya kaçırılıyor ya da yanlış okunuyor; mesaj göndermekte kullanılan güvercinler ise, ya yolunu kaybediyor ya da düşman tarafından avlanıp yeniyordu.

    sıhhiyenin berbat durumunu, ne devrim ne de napoleon hükümeti düzeltebildi. konvansiyon, ordu için hekim, cerrah ve eczacı yetiştirecek üç yeni milli sağlık okulu ve halk sağlığı komisyonu kursa da, “yaralıların önemsenmeyerek savaş alanında terk edilmesi” fransız ordusunun değişmez kuralı olarak kalmaya devam etti. şüphesiz, ne uyuşturucu ne de antiseptik bulunuyordu ve yaralılar saatlerce ve hatta günlerce yerde yattıkları için, septisemi (kana mikrop karışması), iltihaplanma ve su kaybı çoktan etkisini göstermeye başlamış oluyordu. nihayet, iki reformcu, askeri tıp alanında büyük değişikliklere imza atmayı başardı. dominique-jean larrey ve pierre-françois percy, yaralıların savaştan sonra değil, savaş esnasında tedavi edilmesi gerektiğinin farkına varmıştı; bu nedenle, yaralıları tahliye araçlarını ve “uçan hastaneler”i (ambulances volantes) geliştirdiler.

    cerrahi hala çok ilkeldi. cerrahlar genelde berberlerden seçiliyordu ve kullandıkları aletler bıçak, testere, forseps, sünger, iğne, afyon ve mataradan ibaretti. napolyon savaşları sırasında yaralanan bir asker olsaydınız, yaralanmak yerine ölmeyi dilerdiniz.

    cephede hastalıkların tedavisi de neredeyse imkansızdı. tifüs, tifo, dizanteri ve humma rusya’daki büyük fransız ordusu’nu perişan etmişti. örneğin napolyon'un grande armee'sinin rus seferindeki kayıplarının çok az bir yüzdesini çatışmalar oluşturuyordu. ordu, çoğunlukla hastalıktan kırılmıştı.

    devrimci fransa’nın geleceği, avrupa monarşileri arasında hayatta kalabilme yetisine bağlıydı. fransa, gücünü artırabilmek ve iç sorunlarını çözebilmek ümidiyle 20 nisan 1792’de avusturya ve prusya’ya savaş ilan etti. iyi de, acaba yeni orduların savaş alanındaki etkisi ne olacaktır? yeni askerler, barut kokusunu duyar duymaz dağılıp gidecekler midir? ya da alelacele terfi ettirilmiş yüzlerce yeni general, vazifesini hakkıyla yerine getirebilecek midir?

    eylül 1792’de valmy’deki topçu bombardımanı, devrim ordularının ateşle ilk imtihanıydı. yaklaşık 36.000 fransız askeri ile 34.000 prusya askerinin karşı karşıya geldiği savaşta, fransızların er ve subay kaybı 300 iken, prusyalıların kaybı 184 olmuştu. soğuk hava ve yağmur, prusyalı komutan brunswick dükü karl wilhelm’i, fransızlarla muharebeye tutuşmamaya ikna etmişti.

    fransız askerler, topçu düellosu esnasında, beklendiği gibi paniğe kapılmamıştı -fransızların elinde kırk parça gribeauval topu bulunuyordu ve bu, devrimin propaganda yapması için yeterliydi. alman şair johann wolfgang von goethe, bu savaşa gözlemci olarak katılmış ve anılarında savaşı ölümsüzleştirmişti:

    “şu andan itibaren dünya yeni bir döneme girmiştir ve tüm söyleyebileceğimiz, onun doğumuna şahit olduğumuzdur.”

    goethe abartıyor olsa da, fransız ordusu mevzilerini korumayı başarmıştı. fakat konvansiyon liderleri, mukabelelerle ve moral kazanmayla savaşın sona erdirilemeyeceğinin farkındaydı. bu nedenle, tüm dikkatlerini, cephede savaşan ordunun güvenini kazanarak komuta ve kontrolü artırmaya yönelttiler. konvansiyon, seferberliğe güç kazandırmak için nisan 1793’te halk güvenlik komisyonu’nu kurdu. ekim ve kasım aylarında çıkarılan iki kanunla birlikte, komisyona, generalleri atama ve diplomatik görüşmelerde bulunma yetkisi verildi. konvansiyon’un, carnot’nun yönetimindeki askeri kanadı, zaman içerisinde tuileries’deki az sayıda personel {bureau topographique) vasıtasıyla, tüm seferberlik çalışmalarını kontrolü altına almayı başardı. savaş alanındaki başarısızlıkları nedeniyle giyotine gönderilen generallerin sayısı 60’tan az değildi. cumhuriyet ordusunda terfi etmek (ya da hayatta kalabilmek) için gerekli olan, sosyal konum ya da kıdem değil, savaş alanındaki başarılar ve hepsinden de önemlisi, siyasi açıdan güvenilir olmaktı.

    konvansiyon’un getirdiği en radikal yenilik, nisan 1793’te özel “halk temsilcileri”nin {representant en mission) atanmasıydı. temsilcilerin vazifesi, askere alımları hızlandırmak, silah ve iaşe tedarikinin devamını sağlamak ve paris’i cephedeki gelişmelerden düzenli olarak haberdar etmekti. asıl amaçları ise askeri otoritenin sivil otoriteye bağlı olmasını sağlamaktı. benzeri uygulamalara sovyetler birliği, almanya ve çin gibi, yirminci yüzyılın totaliter rejimlerinde de rastlanacaktı. temsilciler, en etkili oldukları dönemde cephedeki komutanları, halk adına, yargılamadan idam edebilecek güce sahiplerdi.

    konvansiyon, ordunun idari yapısını yeniden düzenledi. konvansiyon, 1794 yılında, avusturya’nın hafif cephane sandıklarına sahip ve atla çekilen topçu birlikleri “uçan bataryalar”la karşılaşmalarının ardından, bağımsız bir “hafif topçu birliği” kurdu. aynı yıl carnot, bourcet’nin tümen yapısını yeniden düzenledi: piyade, süvari ve topçuyu aynı tümende bir araya getirerek tümenlere bağımsız hareket etme kabiliyeti kazandırdı. üstelik, her tabura iki conscript taburu eklenerek 2.400 askerden oluşan yarı-tugaylar kuruldu. iki yarı-tugay birleşerek tugayı, iki ya da daha çok sayıda tugay birleşerek tümgeneral tarafından yönetilen tümeni oluşturuyordu. tümenlerdeki askerlerin sayısı 7.800-13.400 arasında değişmekteydi. tümen; süvari, sahra topçusu, geri hizmet birimleri ve kurmay kadrosuyla kavuştuğu bu yeni yapıyı birinci dünya harbine değin muhafaza edecekti. kolordu (corps d'armee) ise fransız ordusunda ancak 1804 yılından sonra kullanılmaya başlanacaktı.

    bu sayısız reformların etkileri, nihayet savaş alanlarında da kendini göstermeye başladı. 1793-94 yıllarında standart taktik terk edildi ve bunun yerine, louis antoine de saint just’ın “şok taktiği” olarak adlandırdığı taktik uygulanmaya başlandı. “fazlasıyla siyasete bulaşmış bir ordunun doğal savaşçılığı,” savaş alanlarını şekillendirmekteydi. carnot, şubat 1794’te saint just’ın düzenini “genel talimatlar” başlığı altında tercüme etti. bu eserde generallerine şu tavsiyelerde bulunuyordu: “sürekli büyük birlikler halinde ve saldırıya yönelik manevralar yapın; disiplini muhafaza edin, ama fazla abartmayın ve her fırsatta süngü kullanın.”

    gerçekten de carnot, geçen sonbahar wattignies’te zaferin yolunu açan devrimci tekniği çok önceden geliştirmişti: hızlı intikal, stratejik noktalarda kuvvet yığılması, saldırgan taktik, hafif piyadenin kullanımı ve devrim marşları söyleyerek milliyetçi duyguların en üst düzeye çıkarılması.

    ülke içinde ise, konvansiyon’un bul ve yok et birimleri (colonnes inferneles), kralcı vendee bölgesinde olduğu gibi, tüm ülkeyi harabeye çevirmişti. on sekizinci yüzyılın ödün vermez askeri düzeni, yerini on dokuzuncu yüzyılın sınır tanımaz öfkesine bırakmıştı. gerçekten de vendee isyanı, fransızlar için şimdiye değin kara bir lekedir. okumanızı öneririm efendim. (bkz: vendee isyanı)

    1799 yılında napoleon’un meşhur “saçma dumanı”na kadar (gerçekte, canister) reformların büyük kısmı tamamlanmıştı. korsikalı topçu subayı, devrim ateşiyle coşmuş, hızlı ve tecrübeli komutanların idaresindeki, saldırgan, hareketli ve acımasız şekilde savaşmaya alışık büyük bir orduyu devralmıştı. iaşenin, ele geçirilen bölgelerden temini ulusal bir politika haline gelirken, yağma, bir fransız geleneğine dönüşmüştü. napoleon, bu kaynakları kendi dehası, askerler üzerindeki tartışılmaz etkisi ve ülke içerisindeki paranoyak güvenlik anlayışıyla birleştirdi.

    napoleon, 1808 yılına kadar ordu yapısında ve taktiklerde birkaç temel değişiklik yaptı. temel piyade birimi olarak, üç taburdan oluşan yarı-tugayları kullanmaya devam etti. tümenleri (üç, dört ya da beş alaydan oluşan) de hala kullanıyordu, ancak 1804 yılından sonra onları kolordu olarak bir araya getirmeye başladı. bu konuda yapılan ilk deneme ise, general jean victor moreau komutasındaki ren ordusu’na bağlı, mevcutları birbirinden farklı (bunun asıl amacı düşmanı yanıltmaktı) 11 tümenin 1800 yılında 4 kolordu olarak düzenlenmesiydi. mareşal michel ney’in 3 piyade ve 1 süvari tümeninden (toplam mevcudu 24.000 asker) oluşan 6. kolordu’sunun yapısı, ileride standart kolordu yapısı haline gelecekti.

    napoleon, devrimden “saldırı kolu” denen düzeni miras aldı. camot, levee en masse sayesinde askere alınanların düşük eğitim seviyesini telafi etmek için, kol düzenini temel askeri düzen olarak kabul etti. çünkü saf düzenini ancak çok iyi eğitilmiş bir ordu uygulayabilirdi ve carnot, devrimin kendisine böyle bir ordu sağlayabileceğinden şüpheliydi. bunun yerine, hem orduyu bir arada tutabilmek hem de acemi askerleri koruyabilmek için, taburları derinlemesine dizmeye karar verdi. napoleon döneminde ise saldırı kolu (falanks ya da ispanyol karesiyle karıştırmamak gerekir) esnek ve çok amaçlı hale getirildi. eğitilen fransız piyadesi, bozuk arazide hızla ilerleyerek farklı düzenlerde mevzilenebiliyordu. hepsinden önemlisi, napoleon, kol düzeni sayesinde, yanaşık düzendeki piyadesini hızla ön hatlara sürebiliyordu. bilhassa, fransız topçusunun düşman hatlarında açtığı gediklere.

    napoleon, hem piyadeye hareketlilik kazandırmak hem de üst seviye askeri birimlerin (özellikle de topçu ordusu) ateş gücünü artırabilmek için alay topçu birliklerini lağvetti. 1805 yılına gelindiğinde topçu ordusu’nun elinde 8.300 obüs denebilecek top, 1.700 havan, 4.500 ağır ve 7.300 orta top bulunuyordu. hemen hemen 1.000 askere üç top düşmekteydi.

    "ancak yıldırım toptan güçlüdür."
    "tanrı, en iyi topçu birliğinin yanındadır."

    gibi sözlerden de anlaşılacağı üzere, napoleon'a göre savaşlar topçuyla kazanılırdı. en sık uyguladığı taktik, tüm topçusunu, savaş alanında tüm gücüyle yüklenmekte olduğu kritik bir bölgede taarruz için bir araya getirmek (grande batterie) ve tüm top ateşini bir bölgeye yönelterek düşman saflarında piyadenin ilerleyebileceği bir gedik açmaktı.

    napoleon zamanının "zırhlı birlikler"i süvari, temel olarak şok birimi olarak kullanılırdı. napoleon, süvari birliklerini tek olarak kullanmaz, onları atla çekilen topçu birimleriyle desteklerdi. topçu ateşiyle sarsılmış düşman piyadesine süvarileriyle hücum etmek, napoleon’un standart taktiklerinden biriydi. fransız süvarisi, ilk başarının ardından dağılan düşman birliklerinin takibi konusunda son derece başarılıydı. napoleon, süvarilerin komutasını tümen komutanlığından alarak onları ayrı bir süvari ordusu olarak yeniden organize etti.

    napoleon’un belki de en büyük başarısı, devrimin, terfi için savaşta yararlılık gösterilmesini esas alan politikasını başarıyla devam ettirmesi olmuştur. devrimin getirdiği kavramlardan biri olan ve napoleon’un yükselişini mümkün kılan “kariyer yetenek gerektirir” (la carriere ouvert aux talents) sözü, napoleon hükümetinin en sık kullandığı sözlerden biri haline gelmişti.

    subayların, savaşta gösterdikleri yararlılık ölçüsünde seçilip terfi ettirilmesi sistemi devam ettirildi (1805 yılına gelindiğinde, bunların yarısı bu şekilde seçilmişti). napoleon karşısında uğradıkları yenilgiler, tüm avrupa ülkelerini, özellikle de prusya’yı benzer şekilde davranmaya itti. fakat zafer, iltiması da beraberinde getiriyordu: napoleon’un kardeşi jerome, westphalia kralı; joseph, napoli ve ispanya kralı ve louis ise hollanda kralı olmuştu. imparatorun mareşalleri, zaman geçtikçe devrimin temsilcilerinden çok, diktatör gibi davranmaya başlamışlardı. asker alımı, hala 1798 yılında çıkarılan loi jourdan kanunu uyarınca yapılıyordu: 1800-1812 yılları arasında yaklaşık 1 milyondan fazla fransız, imparatora hizmet için askere alındı. fakat burada da on sekizinci yüzyılın geleneksel katı disiplin anlayışı, bağlı olunan alayla gurur duymaya ve vatanseverliğe yol açmıştı.

    napoleon, savaşa, stratejik üstünlük kazanabilmek için yaptığı bir manevrayla başlardı. ardından, düşman ordusunu yok etmek için genel bir muharebeye tutuşurdu. taktiksel olarak, bir yandan düşmanın merkezine yüklenirken, diğer yandan asıl darbeyi cenahlardan indirirdi. kimi zaman tüm gücüyle düşman ordusunun merkezine yüklenir, bazen de onu cenahlardan kuşatırdı. her iki durumda da, ilerleyen piyadesini yoğun topçu ateşiyle desteklerdi; tümenlerinin cenahlarını koruma görevini de süvarilere vermişti. düşmanın siyasi ve stratejik merkezleri, ancak bu ilk taktik etkisini gösterdikten sonra, napoleon’u ilgilendirmeye başlardı.

    imparator, düşmanına her zaman hızlı ve ölümcül bir darbe indirir ve dağılan düşmanına toparlanmak için fırsat tanımazdı. ona göre, “savaşta kaybedilen zamanın telafisi yoktu.” dağılmış düşmanın sonuna kadar takip edilmesi değişmez bir kuraldı. grande armee, 1806 yılında bavyera’dan baltık denizi’ne 33 günde ulaşmayı başarmış ve bu ilerleyiş sırasında, 45.000 prusya askeri öldürülmüş ya da yaralanmış, 140.000 esir alınmış ve 1.000 adet top ele geçirilmişti. napoleon şöyle söylüyordu:

    “gördüğüm tek şey, yok etmeye çalıştığım düşmanımdır."

    napoleon’un savaş düzeni, istenen sonucun elde edilebilmesi için titizlikle planlanırdı. büyük ordu ilerlerken, çok sayıda hafif süvari bu ilerleyişi perdelemek, iletişimi güvence altına almak ve düşmanın konumuyla ilgili istihbarat sağlamak için görevlendirilirdi. kolordular farklı yollardan ilerler -stratejik ağ, çoğunlukla 200-300 millik bir mesafeyi kapsardı- ve düşman ordusunun asıl birimleri tespit edildiğinde bir araya gelirlerdi. napoleon, daha sonra birliklerini, kolordular birbirlerinden en fazla bir günlük uzaklıkta olacak şekilde ve dört köşesi tahkimli kareler halinde (bataillon carree) savaş düzenine sokardı. savaş başlamadan hemen önce de, orduya son şeklini verirdi.

    peki, von clausewitz reyizin “savaş tanrısı” olarak adlandırdığı napoleon, neden sonunda savaşı kaybetmiştir?

    bununla ilgili çok sayıda yorum yapılmıştır. imparator, taktik alandaki dehasının büyüsüne kapılarak düşmanını küçümsemeye başlamıştı. düşmanlarının, kendisi karşısında uğradıkları sayısız yenilginin ardından, kendi ordularını, fransız ordusunu örnek olarak yenilediklerini fark edememişti. üstelik, ispanyol halkının yapısını dikkate almadığı için, ispanyol ordusunu yenilgiye uğratmasının hemen ardından, 1808-1813 yılları arasında, ispanya’da büyük bir gerilla direnişiyle uğraşmak zorunda kalmıştı. napoleon, 1808 yılında ispanya’daki ordusunu dönmemek üzere terk etmiş ve wellington dükünün emrindeki ingiliz ordusunun varlığı nedeniyle iyice artan gerilla saldırılarıyla başa çıkmaları için mareşallerini geride bırakmak zorunda kalmıştı. diğer cephelerde acilen ihtiyaç duyulan çok sayıda deneyimli fransız askeri de, “ispanya ülseri” nedeniyle ispanya’da çakılıp kalmıştı.

    ingiliz piyadesi, nihayet taktik açıdan napoleon’un karşısında durabilecek seviyeye yükselebilmişti. wellington, piyadesini iki derin saf halinde dizerken, yivli ya da hafif yivsiz tüfekle donanmış hafif piyadesini kimi zaman yakın düzende, kimi zaman da yayılmış olarak kullanmıştı. düzenli safla keskin nişancılığı bir arada kullanıyordu. piyadesi, özellikle kare düzenindeyken, fransız süvarisi kadar piyadesini de durdurabilmekteydi. daha da önemlisi, wellington ve diğer ingiliz komutanlar, kuzey amerika ve ispanya’daki geçmiş tecrübelerinden ders almayı bilmişlerdi. artık piyadeyi fransız topçusunun şiddetli ateşinin merhametine terk etmiyor ve onları, mümkün olduğunca tepelerin arkasında mevzilendiriyorlardı. ayrıca, piyadelerini düşman avcı birliklerinden korumak için kendi avcı birliklerini de kurmuşlardı. son olarak, ingiliz komutanlar, doğal engeller ya da süvari birlikleri vasıtasıyla, piyadenin kanatlarını sürekli güvence altına almaya başlamışlardı.

    napoleon, devrimci fikirleri hakkıyla kavrayabilmekten uzaktı. imparatorluk makamına eski saygınlığını kazandırıp avrupa’daki tahtlara kendi hanedanından kişileri yerleştirerek fatih rolü üstlenmiş ve bu nedenle, orta ve güney avrupa’daki pek çok devlet ve prenslikte hakim olan devrimci duyguyu kaybetmişti. rusya’da bile lehleri, litvanyalıları ya da diğer azınlıkları kendi davasına kazanmayı başaramamıştı ki, mesela 1941'de rusya'nın karşılaştığı alman işgalinde bile almanlar ruslar haricindeki çoğu doğu avrupa halkını "untermensch - aşağı ırk" kabul etmelerine rağmen bu halkları gayet kazanmış ve hatta bunlardan bayağı bayağı tümenler bile kurmuştu. nazilerle karşılaştırıldığında bu durum napoleon'un rus seferindeki bir diğer başarısızlığını da gösteriyor aslında.

    üstelik, yağmayı devlet politikası haline getirmesi, (örneğin prusya, 1806 yılında fransız hazinesine 160 milyon franklık “katkı” sağlayacak şekilde yağmalanmıştı) tüm avrupa halklarının nefretini kazanmasına yol açmıştı.

    ordu açısından bakıldığında da, napoleon’un tek adam idaresi, elindeki birliklerin yeteneklerini sınırlandırıyordu. napoleon, “büyük imparatorluk” (1804-1814) döneminde, sadece devlet ve ordunun tek hakimi değil, aynı zamanda kendi dışişleri bakanı ve kurmay subayıydı. kurmayları asla plan geliştiremez ve bağımsız fikir yürütemezdi. mükemmel düzeyde taktisyen olan 26 mareşaline (les gros bonnets), savaş sanatına ilişkin sırlarını asla açıklamamıştı. ordu, son zamanlarda artık napoleon’un tek başına idare edemeyeceği kadar büyümüştü. sonuç getirecek bir savaş arayışıyla yöneldiği ve yenilgiye uğradığı ispanya ve rusya’nın ardından, sorunların çözümünün askeri değil, aslında siyasi olduğunu kavramayı başaramadı ve nihayetinde acı bir şekilde gördü ki, savaşı sürdürebilmek için gerekli her türden vasıta, savaş uzadıkça başlı başına bir sorun halini alıyordu. fransızlar 1792 yılında valmy’de sadece 300 asker kaybederken, 1813 ’teki uluslar savaşı’nda bu sayı 60.000’e yükselmişti.

    napoleon, deniz gücünün stratejik dengeler üzerindeki etkisini de yeterince değerlendiremedi. ingiliz kraliyet donanması’nın napoleon’u tek başına yenmesi mümkün olmasa da, deniz gücü, savaşın sürdürülebilmesinin garantisi haline gelmişti artık. john jervis (o dönemlerin kraliyet donanma komutanı) şöyle demişti:

    “fransızlar gelemez demiyorum. ama şunu diyebilirim ki, denizden gelemezler”

    ve ingiltere, güvenli ticaret ve haberleşme yolları sayesinde, fransızlara karşı yedi koalisyon kurmayı ve bunu mali olarak desteklemeyi (65 milyon sterline kadar) başardı. denizlerdeki hakimiyet, ingiltere’ye, fransızların yakınlarındaki bölgelere -portekiz, ispanya- birlik gönderme ya da buralardan birlik tahliye etme imkanını da sağlayacaktı. ingiltere, amerikan bağımsızlık savaşı’ndan edinilen tecrübeler sayesinde, bu birliklerin ikmalini sağlayacak bir deniz lojistik sistemini de başarıyla uyguladı.

    deniz savaşları on sekizinci yüzyılda pek büyük bir değişiklik geçirmedi. ingiliz gemi yapımcıları, 1750 yılından sonra, daha güçlü tekneler inşa edebilmek için, gemilerin kıçını yüksek ve gösterişli yapma geleneğini terk ettiler. gemilerin gövdelerinin bakır levhalarla kaplanmasına ve kısa namlulu büyük kalibreli (carronade) topların kullanılmasına fransız devrimi yıllarında başlandı. bir yandan meşe ağaçlarından elde edilen kerestelerin şekil ve boyutu gemilerin ebadını kısıtlarken, diğer yandan da geleneksel yıpratma savaşlarından (beachy head 1690, malağa 1704, toulon 1744) kayda değer bir sonuç elde etmek mümkün olmuyordu. deniz savaşları, çoğunlukla sahile yakın sularda ve bir filo limana girmeye ya da çıkmaya çalışırken cereyan etmekteydi. zafer, bir filonun güven içerisinde seyrine devam etmesi, diğerinin ise denizin dibini boylaması demekti. amiral alfred thayer mahan’ın sonraları “deniz ticaret yolları” olarak adlandıracağı şey henüz oluşmamıştı; küçük filolar ve ticaret gemileri, kimi zaman ablukaları bile yarıp kaçmayı başarabiliyordu. zırhlılara (ironclad) 1850-60'lara dek ve yine zırhlılara (bu sefer battleship) hemen hemen bir asır, muhrip (destroyer) ve kruvazörlere ise yine bir asır vardı.

    napoleon'un yıllarında gemilerdeki yaşam, hangi açıdan bakılırsa bakılsın oldukça zordu. amiral horatio nelson’m denizcileri güvertede yalınayak dolaşırdı ve kıyafetleri de su geçirmez değildi. güvertenin altındaki küçük ve rutubetli yerlerde yaşıyorlardı ve yiyecek içecekleri de berbattı. iskorbüt hastalığı, çatışmalarda ölenlerden daha fazla denizcinin canını almaktaydı. güven kelimesi pek bir şey ifade etmiyordu. nelson’ın denizcilerine bile, metal yemek takımları verilmemişti.

    ingiltere’de, on yedinci yüzyılın sonlarına doğru taktik alanda iki farklı görüş ortaya çıktı. her iki görüş de, gemilerin deniz savaşma hat düzeninde girmesi konusunda hemfikirdi, fakat başlayan muharebenin nasıl devam ettirileceği konusunda bir türlü uzlaşamıyorlardı. nelson dönemine hakim olan “resmi” görüşe göre, hat düzeninin (paralel, aralıksız ve geçit vermez bir hat) korunması hayati önem taşımaktaydı. her gemi, önündeki geminin dümen suyunu takip ederek toplarını kendisine en yakın hedefe yöneltmek zorundaydı. amiral, bu sayede filosundaki her geminin nerede olduğunu bilir ve gerektiği an muharebeden çekilebilirdi. diğer yandan, “yakın muharebe” görüşünde olanlara göreyse, amiral, gemi kaptanlarını gerekli gördükleri zaman hattı terk edip düşmana toplu hücumlar düzenlemeleri konusunda serbest bırakmalıydı. bu taktik hem kraliyet donanması’nın savaşçı ruhunu yansıtacak hem de bireysel cesaret ve inisiyatif kullanımını ön plana çıkaracaktı.

    hangi görüş olursa olsun, kraliyet donanması her zaman saldırıdan yanaydı. ingiliz kaptanlar, eğer mümkünse, düşmana yüklenirken rüzgarı arkalarına alırlardı. buna karşın, fransızlar, gerektiğinde hızla kaçabilmek için rüzgara karşı seyrederlerdi. sonuçta, ingiliz topları, aşağı doğru nişan alıp fransız gemilerinin gövdelerine ateş ederken; fransız topları, rüzgara karşı yukarı nişan alarak ingiliz gemilerinin yelken, direk ve donanımlarına ateş ederdi. ayrıca, ingilizler topçuya ağırlık verirken, fransızlar küçük ateşli silahlara yönelmişti. sınırlayıcı bir etken de, tarihçi colin gray’in “çağın ortalama ruhu” olarak adlandırdığı hırs eksikliğiydi. nelson'dan evvel imha savaşı çoğu amiralin aklına bile gelmezdi ve sadece “kazanmak” onlar için yeterliydi. örneğin, 1782 yılındaki azizler savaşı’nda 36 gemilik bir filoya sahip olan amiral george rodney, 30 gemiden oluşan fransız filosundan sadece 5 gemiyi yok etmiş olmayı yeterli buluyordu.

    amfibi (çıkarma) harekâtları için genelde ıssız sahiller tercih edilirdi. en büyük savaş gemileri bile, iyi savunulan noktalara karşı büyük bir taarruz düzenleyebilecek yeterli silah ve cephaneye sahip değildi; koruma ateşinin isabet oranı çok düşüktü ve gemi gövdeleri, güllelere karşı taş kalelerden çok daha zayıftı. yine de, ingilizler, yarımada savaşı’nda “sınırsız savaşta sınırlı müdahale” düsturunu etkin bir şekilde yerine getirebilmişlerdi. wellington dükü, 1813 yılında emrindeki “harcanabilir kuvveti” en verimli şekilde kullanarak en iyi sonucu alabileceğinin farkındaydı. hepsinin ötesinde, dük şunu kavramayı başarmıştı: “düşman kendi ordusunu desteklemeyi başaramazken, biz, sahip olduğumuz deniz gücü sayesinde, bunu kolaylıkla yapabiliyoruz.” sınırlı savaş'taki böylesine bir kuvvet, corbett’nin "ingilizlerin askeri dehası" diye bahsettiği şeyi yansıtıyordu. aslında denizciliği yani.

    çok sayıda yetenekli ingiliz amirali (birkaçının ismini verelim: st. vincent, duncan, cornwallis, keith, collingwood, howe ve hood) bulunsa da, nelson zekası, zafer tutkusu ve liderlik yeteneğiyle ön plana çıkmayı başarmıştı. nelson, "yakın muharebe” görüşünün hararetli bir destekçisiydi.

    o dönemde topların ateş hassasiyetinin ne kadar düşük olduğunu bildiği için, taktiğini, düşmana birkaç yüz metre yaklaşmak, tüm ateşi düşman hattındaki belli bir noktaya yoğunlaştırarak düşman hattını yarmak ve ana koldan ayrılan düşman gemilerini kuşatarak yok etmek şeklinde belirlemişti. atış hızının (dört dakikada üç borda ateşi) yüksekliği, kağıt üzerindeki gemi sayısından çok daha önemliydi. üstelik, askerlerini etkileyebilmek açısından, nelson’ın da napoleon’dan aşağı kalır yanı yoktu.

    nelson’ın 27 parça savaş gemisi, 21 ekim 1805 tarihinde trafalgar’da, amiral pierre de villeneuve komutasındaki 33 parçalık fransız-ispanyol filosuyla karşı karşıya geldi. kısaca değinmek gerekirse, nelson, savaşa girmeden önce tüm gemi kaptanlarına.savaş planlarını bildirmiş ve belli sınırlar dahilinde inisiyatiflerini kullanarak bağımsız hareket edebilmeleri için onları serbest bırakmıştı. kalıcı savaş talimnameleri’ni bir yana bırakan nelson, tüm gemilerini bir araya toplamak yerine, onları üç ayrı filoya böldü ve en hızlı filoyu ihtiyat kuvveti olarak ayırdı. diğer iki filo ise, önceden merton place’te kendilerine verilen direktif doğrultusunda seyretmeye başladı. ingilizler, düşmandan daha seri ateş edebilen savaş gemileriyle düşman hattının arkasına yüklenmeyi ve hattın ön tarafı dönüp yardıma gelemeden, en büyük hasarı verdirebilmeyi amaçlamışlardı. sonuç oldukça şaşırtıcıydı. 5 saat içerisinde 18 düşman gemisi saf dışı edilmiş ve kalan 11 gemi de, arkalarında 14.000 subay ve asker bırakarak - hemen hemen nelson’ın kayıplarının on katı- kaçmak zorunda bırakılmıştı. ingilizler ise tek bir gemi bile kaybetmemişti.

    fransızlar, savaşın kalan kısmında, deniz gücünün yerini hiçbir şeyin alamayacağını çok acı bir biçimde öğreneceklerdi. fransız limanlarına uygulanan ve yıllarca süren abluka, ingilizlerin moralini pek artırmasa da, fransızların, en temel eğitimleri bile yerine getirebilmelerini imkansız hale getirmişti. çok sayıda subayı ve denizcisi büyük ordu’da görevlendirilen fransız donanması limanda çürümeye terk edilmişti. fransız tersaneleri trafalgar savaşı’nın ardından büyük bir gayretle 70 savaş gemisi inşa etmeyi başardılar, fakat bu da, ingiliz deniz üstünlüğünü sona erdirmek için yeterli olmadı.

    devrim ve napoleon savaşları, savaşların yapısını ebediyen değiştirmişti. sınırlı iştirak ve hedeflere sahip geleneksel savaşlar artık tarihe karışmıştı. vatanseverlik duygusu, kitlesel asker alımı, artan hareketlilik ve endüstriyel ve bilimsel gelişmelerle donanmış fransız devrim orduları, ancien regime ordularını savaş alanlarından silip süpürmüştü. mobil sahra toplarının ateş desteğinde kol ve avcı düzeninde savaşan birliklere sahip kolordu yapısı; avusturya, prusya ve rusya tarafından da taklit edildi ve evrensel bir standart halini aldı.

    hepsinden önemlisi, savaşın siyasi yönleri de bütünüyle devrimci bir dönüşüme uğramıştı. eski rejimin tebaası, artık askeri sorumluluk yüklenmiş vatandaşa dönüşmüştü. devlet, güvenilir yurttaşlarına gözü arkada kalmadan silah teslim edebiliyordu. ayrıca, artık firar endişesi taşınmadığı için, askeri birlikler uzun yürüyüşler esnasında farklı kollardan intikal edebiliyor ve orman ve yabancı topraklarda rahatlıkla ilerleyebiliyordu. 1793’teki levee en masse kanunuyla kadın, erkek, genç, yaşlı tüm toplumu tek bir yumruk haline getirerek seferber edebilme fikri hayal olarak kalsa da, 1800-1815 yılları arasında 2.5 milyon genç erkeğin silah altına alınabilmesi başlı başına bir başarıydı.

    konvansiyon’un, süregiden savaşın masraflarının karşılanabilmesi için tüm kaynakları seferber etme girişimi de, 1790’ların fransız devletinin ve bu seferberliği şekillendiren mühendis ve matematikçilerin bile fiziki sınırlarının oldukça ötesindeydi.

    marlborough, maurice de saxe ve büyük frederick gibi on sekizinci yüzyıl komutanları, “hızlı ve güvenli intikal, manevra kabiliyeti ve lojistik desteğin” zaferin anahtarı olduğunu kavramışlardı. fakat bu fikirlerini hayata geçirebilecek vasıtalara sahip değillerdi. devrim, napoleon’un emrinde tüm avrupa’ya korku salan ordunun yaratıldığı geçiş dönemiydi. fakat devrim ve napoleon ordularının birbirine çok da benzemediğini hatırlatmakta fayda var. fransız devletinin, vendee ve iber yarımadası’nda fransız hakimiyetine karşı süren direnişe cevabı cinayet, işkence, vahşet ve misilleme olmuştu. hatta vendee isyanına dair (varlığına dair tartışmalar olsa da) general westermann'ın şu mektubu vendee'deki katliamı açıklar sanıyorum:

    "cumhuriyetçi yurttaşlar, artık vendée diye bir yer yok! çocuklarıyla ve kadınlarıyla kılıçlarımız altında can verdiler. vendée'yi, savenay bataklıklarına ve ormanlarına gömdük. bana verdiğiniz emir uyarınca, çocukları atlarımızın ayakları altında ezdik. kadınları, yeni asiler doğurmamaları için katlettik. yolları cesetlerle kapladık. teslim olmak için gruplar halinde gelen köylüleri durmaksızın kurşuna dizdik. onlara devrimin acımasız olduğunu göstermek için hiç tutsak kabul etmedik."

    alman ve italyan şehirlerinde ise, fransız idaresinin ve kanunlarının uygulanmaya başlanması, kısa sürede devlet destekli organize bir yağma hareketine yol açmıştı. devrimle birlikte ortaya çıkan yabancı karşıtı duygular, zamanla yerini teröre bıraktı. devrim ve imparatorluğun nihai mirası, lizbon’dan moskova’ya, abukir’den kopenhag’a kadar 20 yıl devam edecek kanlı çatışmalardı. devrimin bilim ve teknolojiyle yakın ilişkisi, artık çoğu komutanın nefretini kazanmıştı. alaylı subaylar, mekteplileri “fazla düşünmek”le suçlamaya başladılar. alaylı ve mektepli gibi ayrımlar sadece osmanlı ordusu'nda vuku bulan şeyler değillerdi.

    sonuç olarak, napoleon’dan sonra askeri alanda çok az değişim yaşandı. büyük komutan efsanesi, tartışmaları başlamadan bitirmeye yeterliydi. özellikle jomini’nin on temel kuralı ve kuvvet konsantrasyonu, hareketlilik ve stratejik noktalara yüklenmeyi temel alan üç farklı kombinasyon, o dönemler saint cyr ve west point gibi askeri akademilerin değişmez kuralları haline gelmişti. clausewitz reyizin vom kriege'si, değişmez formülleri ve şematik izahları reddeden yapısıyla, 1849 yılında fransızca’ya ve 1873 yılında ingilizce’ye çevrilmiş olsa da, oldukça sınırlı bir etki yarattı. zaten clausewitz reyiz kitabı vefatı dolayısıyla yarım bırakmıştı. 1860-70’li yıllara gelindiğinde ise, napoleon’un savaş taktiklerinin yerine yenisini getirmeyi başaran kişi; ucuz, yivli ve kuyruktan dolma tüfekler, yivli toplar, demiryolu ve telgraf ağı gibi, sanayi devrimi’nin nimetlerini savaş alanına taşıyan genelkurmay başkanı helmuth von moltke ve onu izleyen alfred von schlieffen olacaktı. (bkz: prusya ekolü/@mackensen)

    örnek : austerlitz muharebesi

    napoleon’un askeri dehasını belki de en iyi gösteren savaş, 2 aralık 1805 yılında, “üçüncü koalisyon savaşı” sırasında meydana gelen austerlitz savaşı’ydı. haiti’de uğradığı yenilginin ardından amerika’da imparatorluk kurma hayallerinden vazgeçerek birleşik devletler’deki louisiana topraklarım amerikalılara satan napoleon, mayıs 1804’te kendisini fransa kralı ilan etti. bunun üzerine avusturya önce ingiltere ve ardından da rusya’yla ittifak yaptı ve 1805 yılında bavyera’yı işgal etti. napoleon, trafalgar’da uğradığı yenilginin acısıyla, üçüncü koalisyon tehdidini ortadan kaldırmak için derhal harekete geçti ve siyasi bir manevrayla hanover ve güney italya’yı terk edip ordusuyla 500 mil yol kat ederek kuzey fransa, orta avrupa, ulm ve viyana üzerinden austerlitz’e ulaştı. 5 hafta boyunca 200.000 askerle günde ortalama 24 km. ilerleyebilmek büyük bir başarıydı. yol boyunca avusturyalıları ve onların müttefiki olan rusları ulm, maria zell ve viyana’da bozguna uğrattı ve nihai bir zafer arayışıyla bohemya topraklarında ilerlemeye başladı.

    mareşal louis davout’nun emrindeki 22.000 askeri viyana’yı koruması için bırakan imparator, kalan 65.000 askerle brünn’e yürüdü. karşısında prag’da arşidük ferdinand komutasında 18.000 ve olmütz’de rus imparatoru ı. alexander ve avusturya imparatoru ı. franz komutasında 90.000 asker bulunuyordu. aynı tarihte avusturya arşidükleri charles ve john da, komutalarındaki 80.000 askeri alpler’in güneyinden getirmeye çalışıyorlardı. müttefik güçlerin planının, sayıca üstün kuvvetleri bir araya getirerek napoleon’un sağ kanadını kuşatmak ve ikmal hatlarını kesmek olduğu ortadaydı. napoleon’un mantıken geri çekilmesi, ordusunu dinlendirip yeniden örgütlemesi ve takviye alması gerekiyordu.

    fakat bu, napoleon’un tarzı değildi. müttefik stratejisini doğru şekilde tahmin ederek nihai bir savaşa girişmeye karar verdi. düşmanın sayı üstünlüğünü telafi edebilmek için, viyana’daki mareşal davout ve ıglau’daki mareşal bemadotte’ye, emirlerindeki birliklerle beraber gelmelerini emretti. cebri intikalle mareşal davout’nun 3.kolordu’suna bağlı general louis friant’ın tümeni 36 saatte 100 km yol kat etmeyi başardı. napoleon, kuvvetlerini pratzen tepeleri’nden aşağıdaki araziye çekerek sağ kanadını 2 mil kadar genişletti. avusturyalı-rus komutanlar yemi yutmuştu: açığa çıkan tümeni yok ederek napoleon ile viyana arasına girmeye karar verdiler ve böylece kendi merkezlerini zayıflattılar.

    2 aralık’ta müttefikler, takviyeli fransız sağ kanadını (viyana’dan gelen 8.000 askerle takviye edilmiş olan) çökertmek amacıyla taarruza geçtiler. “sağ kanadı” tutma onuru, friant’ın yorgun tümeninin de desteğiyle, düşman dört kat daha kalabalık olsa da, davout’ya verilmişti. davout, sürekli küçük karşı saldırılarla sabah saat 11’e kadar düşman saldırısını savuşturmayı başarmıştı. ardından napoleon harekete geçti. mareşal nicolas de soult’un kolordusu, pratzen tepeleri’ne hücuma geçerek müttefik cephesini yardı ve ardından güney kesimine yönelerek avusturya-rus ordusunun sol kanadına yüklendi. gece yaklaşırken müttefik ordusunun sadece adı kalmıştı ve orduyu tümüyle imha olmaktan kurtaran da karanlık ve kar yağışıydı. fransızlar 9.000, avusturyalı-rus müttefikler ise 26.000 asker kaybetmişti. davout’nun eline düşmekten zor kurtulan çar alexander rusya’ya çekildi. imparator franz kayıtsız şartsız teslim oldu. napoleon, trafalgar’daki büyük deniz yenilgisinden 6 hafta sonra avrupa’nın hakimi haline gelmişti.

    austerlitz savaşı, napoleon imparatorluğu’nun kuruluşunun birinci yıldönümünde meydana gelmişti ve korsikalı'nın neler başarabileceğini en iyi şekilde gözler önüne seriyordu. hız, kuvvet konsantrasyonu ve manevra kabiliyeti 1805 yılı seferine damgasını vurmuştu. napoleon, ulm’dan austerlitz’e, kesin bir sonuç elde edene kadar düşmanını yılmadan takip etmişti.

    kaynak :

    christon i. archer,holger h. herwig, dünya savaş tarihi,
    alfred vagts, a history of militarism
    robert a. quimby, the background of napoleonic warfare: the theory of military tactics in 18th century france
    peter paret, modern strateji
    b.p. hughes, firepower weapons effectiveness on the battlefield, 1630-1850
    david g. chandler, the campaigns of napoleon
    david g. chandler, napoleon's marshals