şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • phoenix mars mission'da milyonlarca kilometre öteden kurdukları hakimiyet ve kendinden emin tavırlarla bir kere daha hayallerimi süslemiş kurum. 2 dakika kaldı diyor adam inişe. saniyede kaç metre ilerlediğini ve kaç metre kaldığını söylüyor.

    ve 5 saat sonrası...

    cevahir'in önünde okula gitmek için 20 dakikadır 30m bekliyorum. ne zaman geleceği ve hangi cehennemde olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. 2 tanesi arka arkaya da gelebilir, bir 20 dakika daha gelmeyebilirler. beşiktaş'a kaç dakikada varacağımız ise tam bir muamma. otobüsün boş mu geleceği, yoksa ağzına kadar dolu mu geleceği de bilinmeyenlerden. nasa'nın türkiye karşılığı olan iett'yi düşünüyorum. sanırım beşiktaş'a insanlı yolculuk, marsa insansız yolculuktan çok daha zor.
  • ulkemizin uzayda gururla(!) temsil edilmesine sebebiyet vermis kurulus.

    hindinin ingilizcesi "turkey" olmasa memleketin adi hicbir teknolojik gelismede gecmeyecek amq.
  • uzaya gönderdiği araçlara reklam almayan kurumdur.

    bunun en temel nedeni aslında uzay ortamıdır. atmosferin tamamen dışında en temel haliyle radiation ve conduction arasında bir ısı dengesi kurulur. direkt güneş'e maruz kalınmadığı zamanda, gövde dışarıya ışıma yaparken; güneş ışığına maruz kalındığındaysa güneş'ten gelen radyasyon bir ısı dengesi yaratır. bu yüzden uzay araçlarının dış yüzeyi oldukça önemlidir. yüzey kara cisim ışımasından ne kadar uzaklaşırsa, kullanılması gerekecek termal insulation malzemesi de o kadar az kullanılır. bu da daha çok serbest hacim ve daha az ağırlık anlamına gelir.

    reklam almak için kafanıza göre renklerle araç yüzeyini boyarsanız, optimize edilmiş ve kara cisim ışımasından maksimum seviyede uzak olması beklenen tasarımı bozmuş olursunuz. bu durum da bütün termal tasarımı baştan aşağıya değiştirir.

    bu durum sadece, uzaya tek yön giden araçlar için geçerlidir. atmosfere tekrar girmesi beklenen araçlarda durum daha da anlamsızlaşır. ilkokuldan beri gayet bilinen bir kavram vardır. atmosfere giren nesneler havanın sürtünmesi nedeniyle ısınarak yanarlar ve bu dünya'ya çarpan meteorların kahir ekseriyetinden bizi korur. bu bilgi biraz eksiktir. dünya'ya giren nesneler aşırı yüksek hızlara sahip olduklarından dolayı, hipersonik şoklara maruz kalırlar ve bu yüzden yanarlar. detaylı bilgi için (bkz: #71955901).

    dünya'ya astronotları geri taşıyacak olan kapsülün yanarak parçalanmasını ise elbette istemeyiz, ki astronotlar ölmesin. fakat bir sorun var ki dünya'ya girişte maruz kalınacak hipersonik şoklardan dolayı yanmayacak olan bir malzeme yok. dayanacak malzeme olsa içeri aktaracağı ısı akısına dayanarak kapsülün içini cehenneme çevirme riski olacak çünkü dar dikey mesafede gereken termal rezistansa çıkmak mümkün değil.

    bu durumda yapılacak olan, aracın dış katmanını hafif hafif yanarak ve araçtan koparak maruz kalınan ısıyı kendisiyle birlikte sistemden atarak kapsülün içini giriş sırasında güvenli tutacak malzemelerle kaplamaktır. takdir edersiniz ki bu kadar hassas malzemelerin geliştirilmesi için de milyonlarca dolar harcanması şarttır. şimdilik bunların en meşhuru olarak bilinen nasa'ya ait olan pica* adlı malzeme.

    şimdi hiçbir deli çıkıp da bunun üzerine nasıl bir etki yaratacağı bilinmeyen bir boya sürerek reklam almayı proje yönetimine kabul ettiremez. ayrıca uzay aracına reklam almanın pr çalışması haricinde, herhangi bir fayda sağlaması pek mümkün değil. zira o reklam 3-5 astronot dışında hiç kimseye ulaşamaz.

    bir parantez de, ağırlık konusu için açayım. yörüngeye oturması beklenen araçlarda ağırlık son derece önemlidir. aracın toplam ağırlığı içinde milyonda birlik bir ağırlık başta önemsiz gelebilir fakat o ağırlık eğer faydalı yükün içindeyse kullanılması gereken yakıt miktarını oldukça etkiler. araç dünya yüzeyindeyken sürekli yakıt yakarak yükselir. dolayısıyla, üzerindeki yakıtı attıkça kütlesi azalacaktır. kütlesi azaldıkça ise newton kanunu gereği daha çok ivmelenecektir. şuradaki linkte, kalkışta 110 ton olan aracın yörüngede 24 tona düştüğünü görürsünüz. tamamı olmamakla birlikte bunun ciddi bir kısmı yakıttır. dünya'nın yerçekiminden kurtulmaya çalışırken yakmadığınız yakıtı beraberinizde mal gibi taşırsınız bu da exponential olarak azalan bir değer üzerinden taşımak zorunda olduğunuz yakıtın da kütlesini değiştirir.

    kısacası ağırlık önemlidir, araca yükleyeceğiniz fazladan 2 kilo için 6 kilo yakıt artırımı yapmak zorunda kalırsınız. bu araçların birçoğunda katı yakıt kullanılır ki daha az hacim kaplayarak uçuşa imkan versin, malum katılar genelde sıvılardan çok daha yoğun olurlar. katı yakıtları yakmak ise biraz hassas bir kontrol sistemi gerektirir. çok fazla oxidizer kullanırsanız, roket havaya uçar, az kullanırsanız da sönerek yanmayabilir. bunun anlık olarak etkisini kontrol etmek için faydalı yükün net olarak bilinmesi şarttır. yakıtın yanma hızı vs. her şey bunlara göre belirlenir. fazladan 2-3 kilo bile eklemek bütün bu kontrol algoritmasını sil baştan hesaplamak demektir.

    neden daha zayıf astronot kullanılmadığı sorusuna gelecek olursak, bunun nedeni tek sorununuzun bu olmamasıdır. astronotların vücut ağırlıkları da tabii ki bu faydalı yüke dahil edilir ama tek mesele burada yakıt verimlilik vs. değildir. uzay ortamına biyolojik olarak adapte olabilecek yeterlilikte insanlar seçilir ki geçmiştekilerin birçoğu zaten askerdi bu insanların. söz konusu insan olunca görevin sağlıklı yapılabilmesinin önünde başka başka sebepler de oluyor. yani ne kadar zayıf o kadar iyi gibi bir anlayış söz konusu falan olamıyor maalesef. zaten o astronotlar da uçuştan çok önce başlayan bir süreç içinde özel diyetlere falan sokuyorlardır muhtemelen ama tek kaygı kilo vermeleri değil sağlıklı olmalarıdır.

    edit: açıkçası bu edit'i yazma konusunda kararsızım hala da emin değilim. uzay mekiğinin üzerinde amerikan bayrağı ya da nasa amblemi olması örnek gösterilerek, yaptığım açıklamanın tam bir cevap vermediğini savunan ahlaklı yazarlar var. reentry sırasındaki şoka karşı mekiğin alt yüzeyi tamamen ablatif malzemeyle kaplanır ki bu bölgede herhangi bir reklam kullanmak zaten imkansızdır zira efektif bir ablasyon sistemi için hala milyonlarca dolar harcanmaktadır. doktora tez konum olduğu için bu konudan eminim.

    resimde de görüldüğü gibi bütün hipersonik şoku reentry sırasında yiyen kısım burasıdır. dolayısıyla buraya reklam falan alınamaz. gelelim aracın bayrağın da bulunduğu üst yüzeyine, dikkat ettiyseniz aracın bazı bölgeleri yine arkası gibi siyah renkle kaplanmıştır. bu bölgeler kanat ve empenage sisteminde bulunan stagnation point bölgeleridir. bu nedenle başka bir termal malzeme olan c/c kompozitle kaplanmıştır, malzeme türünden tam emin değilim ama renginin siyah olması bu fikri uyandırdı.

    dolayısıyla geriye reklam alınabilecek, uzay mekiğine ait üzerinde amerikan bayrağının da bulunduğu beyaz yüzeyler ve yakıt tankı kalmaktadır. nasa'nın bütçesinin kısılması birçok siyasetçi tarafından propagandası yapılan bir konudur ne yazık ki çünkü nasa nihayetinde bir devlet kurumudur ve bütçesinin büyük kısmını federal hükümet belirler. karşı propaganda yapabilmek adına uzay mekiğinin üzerine kendi bayrağını koymak istemesi anlayışla karşılanır, zira savunma sanayindeki projeleri de bizim şirketler gibi böbürlenerek anlatırlar, bu da propaganda için kontra argüman geliştirilmesini sağlar. yani nasa bu bağlamda amerikan bayrağını aracın üzerine koymanın bedelini tasarım olarak ödemiş olabilir.

    yakıt tankını geçmişteki uygulamalarda uv radyasyona karşı korumak amacıyla beyaz renkle boyayan nasa, daha sonra bunun yakıtın soğuk kalmasına ciddi bir faydasının olmadığını gördükten sonra tankı boyamaktan vazgeçmiştir. bunu sağlayarak gerçekleştirdiği 270 kg'lık hafifletmeyi, faydalı yük* artışı olarak kazanmıştır. yani yakıt tankına reklam almak için baştan aşağı boyayınca sisteme 270 kg'lık ağırlık artışı olarak geri dönüyor denilebilir. bu rakamdan daha düşük olmakla birlikte uzay mekiğinin kendi yüzeyi için de bu seviyede rakamlarla karşılaşılacaktır.

    ama bütün sistem atıyorum 150 ton 250 kg da reklam için alsalar bunun masrafı ne olur ki demek burada çok mantıklı değil. çünkü reklamı verecek olan şirket sonuçta bir kar etme amacı güdecektir. hiçbir şirket zarar edeyim diye reklam vermez en nihayetinde ve teknolojisi çok pahalı olduğundan dolayı reklamı verecek şirket için bu çok ciddi bir maliyet yaratır. linke göre, uzaya 1 kg yük taşımanın operasyonel maliyeti yaklaşık 22000 dolar ediyor. boydan boya 270 kg'lık yükün maliyeti bu durumda 6 milyon dolar eder. ayrıca yakıt tankı araçla birlikte yörüngeye oturmuyor bir noktada ayrılıyor. dolayısıyla kısa bir süre için görülecek bir reklam için sadece maliyet kaleminde bu parayı ödemeniz gerekecek. nasa da salak değil kendi de bu işten kazanç sağlayacak, o reklam dolayı değişecek sistem için iş gücü harcayacak vs. belki de reklamı verecek şirkete olan maliyeti sadece kalkış sırasında oluşan 1-2 dakikalık şov için belki de reklam harcaması 10 milyon doları geçecektir. bu arada hatırlatayım, 2015 superbowl finali için amerika'da 30 saniyelik bir reklama 4.5 milyon dolar ödenmiş.

    reklamı verecek yani parayı harcayacak şirket kendisine haklı olarak şu soruyu soracaktır, neden superbowl yerine nasa'nın uzay mekiğine 3-4 katı paraya reklam vereyim? tabii bir de şu var, nasa'nın internet'ten canlı yayınladığı uzay mekiği kalkışını kaç kişi izliyor? superbowl'u 115 milyon kişi izlemiş, wikipedia'ya göre. nasa'nın videosu sonuçta akademisyen olmasa dahi bilime meraklı kişiler tarafından izlenir, sayı olarak superbowl'u yakalasa bile bu reklamın şirkete geri dönüşü olacak mıdır? bu benim ortaya attığım bir soru değil, reklamı verecek şirketin bu reklamın parasını ödemek için kendisine evet cevabını vermesi gereken bir sorudur.

    bunların hiçbiri demek değildir ki uzay mekiğine reklam almak imkansızdır. mühendislik açısından ortada imkansız bir durum söz konusu değildir. ama reklam için harcanacak olan paranın finansmanı ve bu paranın karşılığının alınıp alınmayacağı soru işaretidir. zaten entry'min ilk aşamasında da bunun imkansız olduğu belirtilmemiştir, imkansız olan sadece ablatif yüzey için geçerlidir. diğer yüzeye reklam almak gerekli para harcanırsa mümkündür. benim yorumumu kattığım kısım ise, bu kadar parayı harcayarak reklam verecek şirket bulunamamasıdır. zaten bir şeyin imkansız olması ile, ekonomik açıdan feasible olmaması tamamen ayrı konulardır.

    uzay sanayi dünya'da tam olarak ticarileşebilmiş bir alan değildir. yani yolcu uçakları gibi herkesin ulaşabildiği, canı isteyenin mars'a gidebildiği bir teknoloji ortada yoktur. çünkü maliyetler inanılmaz yüksektir ve elon musk, franklin chang diaz gibi girişimcileri saymazsak çoğunlukla devletler ya da uluslararası kurumlar tarafından geliştirilir. bu da teknolojisini inanılmaz pahalı bir hale getirir. eğer bugün orta sınıfın bile ulaşabildiği yolcu uçakları gibi, uzay taşımacılığı da standartlaşarak ticarileşebilirse belki reklam alınması gelecekte gündeme gelebilir.
  • hala hayat olması için su, oksijen, lahmacun falan arayan bilim kurumu. daha geçenlerde arsenik yiyen bakteri bulunmadı mı? demek ki artık hayat deyince sadece dünyada yaşadığımız şekliyle düşünmemek gerekiyor *. her ortamda bir şekilde canlılık olabileceği kanıtlanmışken nedir bu su merakı anlayabilmiş değilim. ha amaç oranın yerleşime uygun olup olmadığını öğrenmekse bilemem.

    edit: anafor nikli yazar olayı anlattı. yaşam için su değil ama herhangi bir sıvı şartmış. mars'ta da çıksa çıksa su çıkarmış. titan'da sıvı metan varmış mesela, suya sabuna bakmıyorlarmış hiç. acikcası arsenikli bakteriden sonra; sıvı da şart değilmiş gibi geliyor bana ama anafor kendinden çok emin yazmış. üsteleyemedim sıvısız da olur bence diye.
  • annelerinin "hep bu dunyaya calisma oglum" nasihatlerini gotunden anlayan insanlardan mutesekkil uzay arastirma ussu..
  • bir ara "nasa millennium'a 15 kez girecek" diye bir haber salmışlardı, ardından da "2000'e girip, 1999'a geri döneceğiz. sonra tekrar 2000'e gireceğiz ve bunu 15 kez tekrarlayacağız" demişlerdi ve millet de geleceğe dönüş hesabı heyecanlanmıştı.

    ardından yeni yıl kutlamalarından sonra öğrenildi ki, astronotlar önce yeni zelanda'da yeni yıla girmişler, ardından geri dönmüşler, zaman farklarından yararlanarak millennium'a 15 kez girmişler. olay buymuş yani.

    uzaylı, istila, zamanda yolculuk gibi konularda hayal kırıklıklarına nesiller boyu alışkın olan kitle ise nasa için "siktir lan orospu cocugu geber pezevenk" demeyi geçtim, bir "eee, bu mu yani?" bile dememişti.

    o yüzden ara ara basına saldıkları "ahaha, bombayı patlattık" "ay'ın esrarı çözüldü" "yeni bir tür mü?" "jüpiter'le ilgili müthiş gerçek!" gibi haberleri önce bir heyecan yaratır, bir milliyet okur yorumcusu gelir "hep böyle yapıyorlar inanmayın" der, millet de adama 480 şukela, 56 çok kötü verir ve dağılır. bizde de gelenek böyle.
  • hubble ve spitzer uzay teleskopu kullanarak, şu ana kadar ölçülebilen en uzak mesafedeki galaksiyi resmetmeyi başarmış kurum. müthiş.

    buyrun
  • ödenek konusunda sıkıntı yaşayan kurummuş kendileri. her seferinde istediklerinin çok altında bir ödenek çıktığından, geliştirdikleri cihazlar üzerinde yaratıcı çözümlerle maliyet düşürme telaşına giriyorlarmış. bizdeki cübbeli ahmet hoca gibi bazı aklıevvellerin "aman ne gereksiz para harcıyorlar" muhabbetlerine maruz kaldıklarını da düşünürsek gerçekten işleri zor. bu arada bilin bakalım, abd'de en fazla ödenek nereye gidiyor? tabi ki silah endüstrisine. birilerini katletmenin kar marjı yüksek iken niye ölü yatırım yapılsın ki? (bkz: ironi)
  • mars'ta su olduğunu açıklamaları, eğer bunu kesinleştirdi iseler "çok önemli"dir bilimsel açıdan. hele bu suyun "akarsu" formunda olduğu ortaya çıkmışsa, mars'la ilgili yüzyılın keşfi olur.

    evet, nasa (ve başka bilim kurumları) düzenli olarak mars'ta "su olabileceğini" açıklıyor ve çoğumuz artık mars'ta su bulunduğunu düşünüyoruz. fakat bilim, keşifler üzerine ilerler, varsayımlar üzerine değil. o nedenle, her keşif bir duyuruyu hakeder.

    kolay mı sanıyorsunuz, 80 milyon kilometre uzaktan "uzaktan kumandalı" araçlar ile bilimsel araştırma yapmak? nasa ve diğer bilim kuruluşlarının mars'ta yaptığı, bin kilometre uzaktan kumanda edilen kameralı bir oyuncak araba ile büyük sahra çölü'nün ortasında vaha aramamaktan binlerce kat daha zor bir iş.

    eğer akar veya kullanılabilir durumda su bulmuşlar ise, mars'ta basit de olsa bir hayatın çok kuvvetle muhtemel olduğuna işaret eder. mars'ta hayatın olması ise, dünya haricinde, samanyolu'nda ve tüm evrende hayatın çok yaygın olduğunun en büyük delilidir. ve bu da bilim tarihinin en büyük keşfi olur.
  • cok sahane fikirler cikaran bir kurum. simdiki hukumet bunlarin butcesini kesince bircok programlarini yeniden gozden gecirmek, bircogunu suresiz dondurmak zorunda kaldilar ama bir tanesi, bir firlamanin sayesinde kurtulabilirmis.

    simdi, bunlarin dunya gibi, yasanabilecek gezegenleri tarayip katalogladiklari bir programlari var. fakat uzak gezegenleri incelemede sorun, yeterince isik alinmamasi degil, yakinlardaki yildizlarin isiklarinin bunlarinkini bloke etmesi. bir gezegenin, dunyayla arasindaki mesafe gozonune alindiginda yanyana sayilabilecegi fakat kendisinden 10 milyar kat daha fazla isiyan bir yildizla beraber gozlemlenmesi zor oluyor. onerilen cozum ise, hubble teleskobunun onune -onune derken 30 bin mil uzagina- bir disk germek. bu disk, teleskoptan bu kadar uzakta durdugu icin yildizdan gelen isigi golgeleyecek ama gezegenle teleskop arasina girmeyecek.

    benzer cozumler daha once de gorusulmus ama bu seferkinin yeniligi, diskin kenarlarinin ozel bir sekilde dizayn edilmesi ve kenarlardan yansiyan gunes isinlarinin (diger gunesin) destructive interferencea girip, teleskopa ulasmadan once birbirlerini iptal etmeleri. bu sayede gezegenin isigi rahat rahat gozlemlenecek ve isik yesilse yasamaya uygun, kirmiziysa uygun olmadigini, sarida ise durmaya hazirlanmamiz gerektigini anlyacagiz. (entrynin sonunda yapilan bu igrenc espriler de bir cuval inciri berbat etmek basliginda incelenebilir)