şükela:  tümü | bugün
  • bize bugüne kadar hep zararsiz nasrettin hoca fikralari intikal etmisse de aslinda hocanin gayet müstehcen fikralari var(mis). gecen cok hummali bi arastirma sirasinda yanlis hatirlamiyorsam "osmanli'da seks" adli bir kitapta hocanin bu tarz fikralarina rastladm. fikralardan aklimda kalan bir tanesi söyleydi:

    hoca bi caminin minaresini göstererek ahaliye sormus "bu nedir, bilen var mi" diye. ahali de atlamis "hocam bu köyün yaragidir" cok afedersin demisler. hoca da durur mu (durmuyor genelde) "bu yaragi alicak götü olan var mi" diye yapistirmis lafi.

    okuyunca insan sasirmiyor degil. sehir efsanesi ya da fikranin basa kalmasi gibi bi durum yasanmis da olabilir tabii. ama fikranin hocaya ait olmasi da ihtimal dahilinde ki bu da hocanin mizah anlayisi ve dönemin toplumunun toleransi hakkinda ilginc bilgiler veriyor
  • bu konuda en önemli çalışmalardan biri pertev naili boratav'a aittir. fakat bu çalışması yayınlandıktan kısa bir süre sonra "müstehcen" olduğu gerekçesiyle yasaklanmış ve toplatılmış. bir nüshasına odtü kütüphanesi'nde tesadüfen rastlamıştım. bazı fıkralarda ne kitap dinliyor, ne peygamber dinliyor ne de allah dinliyor nasreddin hoca. ama halk kültüründe her zaman vardır böyle şeyler zaten..
  • hocanın evine bir gün hırsız girer. hanımı telaşlanır hocayı uyandırır.

    - hoca efendi yan odada hırsız var
    + yat hanım bir şey olmaz
    - hoca sen ne diyorsun. kalk artık
    + ya hanım o çalacak bir şey bulsun, elinden alması kolay !
  • bir tanesi de şöyledir;

    bir gün aniden bastıran yağmurda hoca koştura koştura evine doğru gidiyormuş, nasrettin hocanın bu halini gören biri;
    - bre hoca utanmıyor musun allah'ın rahmetinden kaçmaya, demiş.

    hocada bunun üzerine şöyle cevap vermiş;

    - bre munzur allah'ın rahmetinden kaçan kim, ben allah'ın rahmetine basmamak için koşuyorum, demiş.
  • birde cenk erdem cover ı vardır ki şöyledir;

    nasreddin hodja bir ramazan günü gölün kıyısında elinde yoğurt kasesiyle takılıyormuş. ahaliden birisi bunu görüp;

    - bre hodja neden ramazan günü yoğurt yersin oruç tutmazsın, demiş.

    hodja hemen cevabı forwardlamış;

    - ya tutarsam...
  • bu fıkralar genellikle yaran fıkralar kategorisine girmez. bunlar fıkradan -ya da fıkra deyince bugün ilk aklımıza gelen şeyden; terim eski anlamından kaymıştır muhtemelen- ziyade mesel aslında. yeri gelince, benzer bir durum yaşanınca anlatılan, atıfta bulunan hikayeler. bitiriş cümleleri* deyimleşmiştir (bkz: parayı veren düdüğü çalar). sözlük tabiriyle konuşursak nasrettin hoca fıkraları sandalyeden düşürmez. düşüreni için (bkz: emprovize nasrettin hoca fıkraları).

    bu iki fıkra türü arasındaki ayrım karikatürlerde de var aslında. bir yaran, koparan karikatürler var, bir de referans olarak kullanmaya daha müsait olanlar ki genelde tespit, gözlem içeriyorlar (bkz: montla sıç).
  • fıkralarında nasrettin hoca ya söz komiğidir, ya da hareket. birçok nasrettin hoca fıkrası'nda ise hoca'nın, timurlenk ile yaştaş olmamalarına rağmen karşılaşması konu edilir. anadolu'ya hâkim güç timur'a karşı üretilen, ondan hesap soracak "süper kahraman" dır nasrettin hoca. ne de olsa kahramanlar için zaman ve zemin problemi yoktur. bu fıkraların ilk bahsedildiği yazılı kaynak ise "saltukname" dir.
  • işin cılkını çıkaran, ben merkezlilikleri süreklilik halini almış kişilerin yine bir vukuatı üzerine, dur sana bir hoca fıkrası anlatayım diyerek anlatılabilecek, sonuna da senin de işte hocadan hiç farkın yok aq ekleyebileceğiniz güzel bir hoca fıkrası;

    kıtlık zamanı.

    hoca kendisine yiyeceği zor buluyor. yapılması gereken dünya iş var, dolayısıyla güç bela beslediği eşeğini de elden çıkaramıyor.

    bir gün yemek bulamayınca eşeğine her gün verdiğinin yarısı kadar yemek vermek zorunda kalıyor. ama bakıyor ki eşek işlerini yine görüyor.

    ertesi gün yaw zaten durum kötü, eşek için fark etmedi bile, ben bunun da yarısını vereyim diyor. yine bir şey olmuyor. işlerini gayet de güzel yapıyor hala hayvancağız çünkü.

    bu böyle her gün yarısı, her gün yarısı şeklinde devam ediyor.

    sonra bir gün hoca verecek yemek bulamıyor eşeğine. o şekilde geçiyor tüm gün. biraz güçsüz gözüküyor belki ama yine de iş görüyor hayvancağız.

    sonra ertesi gün.

    sonra ertesi gün.

    ve bir gün gidiyor ahıra, görüyor ki; nihayetinde eşek sizlere ömür.

    hoca kafası ellerinin arasında;

    - bak şu işe, bak şu işe, tam da alışmıştı!
  • şimdi bir tanesini buraya yazıcam fakat biliyorsanız baştan söyleyin. aslında pek de komik değil ama entry'min başındaki bu girizgahtan sonra farklı duygular yaşatabilir diye düşünüyorum. valla!

    "timur, anadolu’ya gelince akşehir’e uğrar.
    beraberinde filini de getirir.
    sultan’ın fili, serbest bırakıldığı için bağa bahçeye zarar verir.
    komşuları toplanır
    -hocam düş önümüze de şu fil’i şikayet edelim. bağımızı, bahçemizi perişan etti, derler.
    hoca düşer ahalinin önüne varır timur'un kapısına.
    beraberce timur’un konağına varan ahali,
    hocakapıdan içeri girince, korkudan teker teker kaçar.
    ve hoca timur’un huzurunda yapayalnız kalır.
    timur, hoca’ya isteğini sorunca.
    hoca sağına soluna arkasına bakar ve der ki:
    -sultanım, sizin fil’in canı sıkılıyor galiba,
    uygun görürseniz yanına bir fil daha istiyorum."

    güldünüz mü lan?