şükela:  tümü | bugün
  • star'dan vakit'e transfer olmasını beklediğim yazar. kan üzerinden siyaset nasıl yapılır bugünkü yazısında göstermiş bizlere. onur öymen bilmem ne söylemiş de bidi bidi. ya geçen hafta israil başbakanı ehud olmert'le istanbul'da kim görüştü? o görüşme neden 5 saat sürdü? bugünkü türkiye cumhuriyeti hükümeti, türkiye cumhuriyeti tarihinde hiç olmadığı kadar israil'le yakın ilişkiler içinde. adam tutmuş chp'ye ve ahmet necdet sezer'e saldırıyor. 6 senedir akp iktidarı var türkiye'de. israil'le her türlü içli dışlı ilişki kurulmuş, her türlü anlaşmalar imzalanmış, ülkenin fabrikları yahudi taşeronu firmalara satılmış, ama adamın suçladığı chp. hatırlatayım, amerikan musevi komitesinden cesaret ödülü alan tek müslüman kim? "recep tayyip erdoğan". hani büyük orta doğu projesi eşbaşkanı olan. bu olay ocak 2004'te oluyor. adamlar bunları sorgulamıyorlar, sorguladıkları şey onur öymen'in neden öyle demesi. bunun da ötesinde bir de ahmet necdet sezer ve tüm cumhuriyet halk partisi de nasibini alıyor bu saçmalıktan. terör ve kan üzerinden yazılmış bir yazıdır bu. varmak istedikleri ve yansıtmak istedikleri durum chp israil'in bombalamasına güya sevindiğidir. sen bunu bırak da geçen hafta israil başbakanıyla 5 saat ne görüştü tayyip erdoğan onu açıklasın.

    http://www.habervaktim.com/…_hamas_terorist_mi.html
  • bugünkü yazısında malum cemaatle fenerbahçe'nin savaşını iyiden iyiye açık etmiş, türkiye'nin en büyük spor kulübünü açıkça tehdit etmiş tarikatçı yazar.

    http://www.stargazete.com/…iyahina-haber-369311.htm

    herif artık satır aralarında imaları da geçmiş, düpedüz niyetlerini açığa vurmuş, birinci cumhuriyeti bitirmiş amcam, artık ne denebilir ki buna? hala şike niyetine bu adamların peşine takılan başka renklere gönül vermiş laiklere duyurulur.
  • nasuhi güngör ngungor@stargazete.com
    suriye kimin umurunda
    6 şubat 2012 pazartesi

    suriye’de son birkaç gündür yaşanan olaylar, kamuoyunda haklı tepkilere yol açtı. sınır komşumuzda yaşanan gelişmeler türkiye’de ve islam dünyasının geniş bir kesiminde kaygıyla ve üzüntüyle takip ediliyor.

    meseleye suriye’nin kendi iç dinamikleri açısından baktığımızda, bu ülkede yaşayan herkesin, daha adil ve geniş kesimlerin temsiline dayanan bir yönetime hakkı olduğu çok açık. yıllar yılı baas’ın ideolojik şemsiyesi altında, nüfusun yüzde 12’sini oluşturan bir azınlığın yönetimde olması, neresinden bakarsanız bakın kabul edilemez.

    neredeyse bir yıla yakın zamandır ülkede sular durulmuyor. binlerce insan hayatını kaybetti. rejimin sahipleri reform ya da ılımlı yaklaşımlar sergilemek şöyle dursun, giderek sertleşiyorlar.

    birleşmiş milletler güvenlik konseyi’nde suriye’yi konu alan bir metnin karara bağlandığı, daha doğrusu rusya ve çin’in vetosuyla bağlanamadığı bir süreçte, ülkede olayların yeniden tırmanması elbette manidar. rakamlar sürekli değişiyor, ama önemi yok. sonuçta tek bir insanın bile hayatı her şeyden değerli. ama suriye üzerinde hesap yapanların penceresinden ölü sayısı, sadece taktik anlamlar taşıyor.

    iki bloğun çatışma alanı

    bir yandan durduk yerde suriye’deki rejimin baskıcı, otoriter, mezhepçi olduğunu keşfeden bir blok. diğer yanda esad rejimi ne yaparsa yapsın onu meşru sayan, rejim kendisini koruyor tezini savunan öteki blok. bu noktada ne birinci blokta yer alan abd ve bazı batılı güçlerin, ne de işin diğer yanında yer alan rusya, çin ve iran bloğunun hak, adalet yahut özgürlük gibi bir derdi olduğunu söylemek mümkün.

    suriye, bütün bu güçlerin ya doğrudan hesaplaşma alanı, ya savunma hattı ya da bir başka güce mesaj verme zemini olarak, kelimenin tam anlamıyla kullanılıyor.

    rejimin yoluna böyle devam edemeyeceği çok açık. ancak, burası bizi daha çok ilgilendiriyor; bugün yarın, üstelik abd ve müttefiklerinin istediği gibi değişmeyeceği de çok açık.

    bazı konuları birbirine karıştırıyoruz. suriye’de yaşananlara kamuoyunun, özellikle de vicdanların tepki göstermesi son derece normal ve hatta olmaması eksiklik sayılmalı. ancak devlet politikasının tüm bunları dikkate almakla birlikte daha soğukkanlı ve uzun soluklu olması gerektiği de bir başka gerçek.

    derin suriye’yi hafife almak

    karşımızda uzun yıllardır kendisini halkına karşı örgütlemiş bir yapı var. oğul esad döneminde bu yapının gevşediğini söylemek zor. hatta daha kötüsü beşer esad babasının aksine ipleri ülkedeki derin yapıya tamamen teslim etmiş durumda.

    kendisini savunma ve korku temelinde örgütleyen bu yapının, aynı zamanda islam tarihinde özel bir anlamı olan şam geleneğinden devamı olduğunu da unutmayalım. üstelik şimdi kendisini saldırı altında hissettiği için, daha da kenetlenmiş durumda ve bu da onu aklı başında tüm seçeneklerden uzak tutuyor.

    bu arada suriye konusunda daha farklı bir bakış açısı getiren, açıkçası çok daha soğukkanlı bir analiz önermek istiyorum. politik psikoloji derneği’nin yayınladığı ve dr. rifat s. ilhan ve prof. abdülkadir çevik tarafından hazırlanan ‘empati ve hayatta kalma mücadelesi: türkiye’nin suriye stratejisi’ başlıklı çalışmaya göz atmakta yarar var. (www.ppd.org.tr)

    katılıp katılmamanız önemli değil, farklı bakış açılarına ve daha soğukkanlı yaklaşımlara ihtiyacımız var. çünkü suriye sorunu, iç politikadan bölgeye, hatta küresel ölçeğe kadar çok ciddi sonuçlar üretecek bir yere doğru ilerliyor.

    suriye konusunda hala farklı bir pozisyonda durabilen, yukarıda bahsettiğim her iki blokla da konuşabilen, dolayısıyla hiç olmazsa daha az kan dökülecek seçeneklerin adresi türkiye. ancak manevra alanı giderek daralıyor, bunu da not edelim bir kenara.

    kaynak: http://www.stargazete.com/…murunda-haber-422143.htm
  • nasuhi güngör ngungor@stargazete.com
    suriye bölünürse
    23 şubat 2012 perşembe

    suriye konusunda birbiri ardına, üstelik çoğu kafa karıştırıcı gelişmeler yaşanıyor. ankara’nın tam da böyle bir aşamada, kendi içinde yeniden denge kurmak zorunda kalması gerçekten can sıkıcı. çünkü küresel ve bölgesel ölçekteki hemen tüm oyun kurucuların ‘iç dengesi’, en azından bize oranla daha sağlam görünüyor.

    üçüncü kez burada yazıyorum. suriye konusunda en küçük gelişmeyi bile haber, sansasyon ve ‘flaş, flaş’ ölçeğinde yansıtanlar, her nedense türkiye dışişleri bakanı ahmet davutoğlu ve rus mevkidaşı sergei lavrov arasında imzalanan 30 maddelik işbirliği metnini ısrarla görmezden geliyorlar. oysa iki ülkenin bölgesel sorunlar başta olmak üzere pek çok başlık altında konuşabildiğinin değil, konuştuğunun, bundan sonra da gerekirse daha fazla konuşacağının imzasıydı bahsettiğim metin.

    kim dinler, rusya dediğiniz öylesine bir ülke, zaten soğuk savaş bitmiş, parçalanmış, gücü kudreti kalmamış bir garip memleket! şu halde memleketimizde en üst düzeyde ağırlanan çinli konuğumuz da sıradan birisi (!) olmalı.

    dileyen yanlış anlayabilir, sakıncası yok. lakin şunu demeye çalışmıyorum: türkiye, ani bir manevrayla rusya-çin ekseninde yer almaya karar verdi ve bölgesel sorunlar başta olmak üzere beklenmedik adımlar atabilir. hayır, şunu söylüyorum: suriye ve onunla birlikte asıl hedef tahtasındaki ülke olan iran başta olmak üzere her konuda, sadece bir bloğa kulak vermek zorunda olmadığını lisanı hal ile anlatıyor ankara. hepsi bu.

    çin: sadece ticaret mi?

    çin’in ikinci adamının, bir başka deyişle yakın gelecekteki bir numaralı isminin böyle bir kabul görmesini, ticaret hacmiyle, muhtemel bol sıfırlı anlaşmalarla izah edenlere küçük bir itirazım var: bu görüşme trafiğinin politik karşılığı olmasa, o rakamları rüyanızda bile göremezsiniz.

    kim neresinden çekiştirirse çekiştirsin, ankara’nın son yıllarda uyguladığı dış politika çizgisinde temel bir değişiklik yok. bu ‘çekiştirme’ sözünü, şu sıralar kendi içimizde yaşadığımız krizin, esasen dış politikayla doğrudan ilgili olduğuna dair kullanmakta herhalde bir sakınca yok. iran-suriye ekseninde olup bitmesi muhtemel her gelişmede yahut planlanan her hamlede, ankara’nın değerini bilenler ‘eğer bizimle yol arkadaşlığı yapmayacaksanız, işte hendek, işte deve’ deyiverdiler kısa yoldan.

    heyhat, ankara’nın bu tür restleşmelere ve de ‘şantaj’lara ne kadar dayanıklı olduğunu bilen bilir. dahası, bunlara boyun eğmeyecek kadar basiretli ve kararlı bir siyasi liderliğe de sahip.

    beşer ne yapıyor?

    dönelim suriye konusuna. oğul esad, tüm acımasızlığı ile ülkesinin dört bir yanında operasyonlar gerçekleştiriyor. tam bu noktada bir gariplik var. sanki beşer esad ve onun arkasındaki siyasi akıl, suriye’nin bir şekilde bölüneceğini kabullenmişçesine hareket ediyor.

    öte yandan hatırlayanlar olacaktır, başından itibaren esad, olup bitenin ülkesini bölmeye yönelik olduğunu dile getiriyor.

    rusya, çin ve elbette iran, şam yönetiminin arkasında daha fazla duramayacağının farkında. uluslararası baskının bu denli artması karşısında, madem bölünecek, o halde haritayı biz çizelim arayışında olabilirler mi? kesinlikle ciddiye alınması gereken bir ihtimal. bir başka gerçek, suriye’nin bölünmesinden ciddi ölçüde etkilenecek ülkelerin şöyle bir sıralamasını yapsak ve en başa türkiye’yi yazsak, kimse kolayca itiraz etmeyecektir. iyi de neden bu kadar kritik bir eşikte, dip dalgalar halinde devam eden bir kriz yaşıyoruz ve kan kaybediyoruz? böyle bir gerilim hattında ankara’nın mesela bölünmüş bir suriye’nin ne getirip götüreceğini soğukkanlı biçimde değerlendirmesi mümkün mü?

    cevabını bilen var mı?

    kaynak: http://www.stargazete.com/…lunurse-haber-427601.htm
  • rusya’nın suriye atağı
    12 mart 2012 pazartesi

    suriye konusunda rusya’nın ağırlığı her geçen gün daha fazla hissediliyor. bu sorunu sadece abd-fransa ekseninde ele alanların tezlerini bir kez daha gözden geçirmesinin zamanıdır.

    önceki gün arap birliği ve rusya, bm güvenlik konseyi’ne sunulacak 5 maddelik bir plan üzerinde anlaşma sağladı.rusya dışişleri bakanı sergei lavrov’un verdiği bilgiye göre, anlaşmanın ana başlıkları şöyle: suriye’de tarafların şiddete son vermesi, dış müdahale seçeneğinin gündemden düşürülmesi, bm suriye özel temsilcisi kofi annan’ın girişimlerinin suriye’deki taraflarca desteklenmesi ve suriye halkına yardım yapılması.

    lavrov’un bir diğer önemli vurgusu, rejimle muhalefet arasındaki diyalog sürecini destekleyeceklerini açıklaması oldu.

    rusya’nın durduk yerde suriye’ye ilgisini artırdığını düşünenler, öncelikle sscb döneminden gelen bağların hangi boyutlarda olduğunu ihmal ediyor. kuşkusuz soğuk savaş’ın sona ermesinin ardından sovyet imparatorluğu’nun ilgi alanı bir hayli daraldı. ancak bu durum, kilit önem taşıyan ülke ya da bölgeler söz konusu olunca, beklenmedik çıkışlarla değişebiliyor.

    suriye’nin uluslararası çatışmaların neredeyse kalbi haline gelmesi tesadüf değil. iran açısından 30 yıllık bir stratejik yatırım; bir başka ifadeyle bu ülkenin lübnan, filistin, israil merkezli politikalarının da merkez ülkesi suriye.

    rusya için şam’daki rejimin varlığı, daha doğrusu bu saatten sonra nasıl değişeceği, öncelikle arap baharı’yla şekillenen ‘yeni coğrafya’da var olup olmama mücadelesi.

    bu günleri daha iyi anlayabilmek için 1957’ye dönelim dilerseniz. o dönem türkiye ve suriye arasında yaşanan kriz, kısa sürede öylesine tırmanmıştı ki, bir yanda abd, diğer yanda sscb kelimenin tam anlamıyla ayağa kalkmıştı. dönemin suriye hükümeti, türkiye ve abd’yi kendi iç işlerine karışmakla suçlarken, sovyet tarafı, şam’a yönelik her adımı kendi aleyhine sayacağını ilan etmişti.

    türk tarafının tezi, dönemin ruhuna hayli uygundu. kuzeyden gelen sovyet (komünist) tehdidi, bu kez güney sınırlarından, yani suriye üzerinden kendisini kuşatıyordu. bugün ayrıntılarına yerim yok. ancak abd’nin de sovyetleri ‘komünist darbe için suriye’yi üs haline getirmek’le suçladığını ekleyelim.

    unutmadan, şu sıralarda türkiye’nin şam’a yönelik askeri seçeneklere sıcak bakmamasını eleştiren anlayışın bir benzerinin, bundan tam 55 yıl önce de var olduğunu hatırlatalım. kısacası, ‘türkiye suriye’ye müdahale etsin’ tezinin yeni olmadığını, ancak kriz sona erdikten sonra asıl tezgahın ne olduğunun ortaya çıktığını da şimdilik bir kenara not düşelim.

    türk dış politikasının, bölgesel sorunlara aktif ilgi göstermesini daima savundum; aksi bir duruşun, bizzat bize yönelik sorunları daha da derinleştireceğinden endişe duyuyorum.

    ancak bu ilginin, öncelikle türkiye’nin nerede durduğunu doğru tarif etmesi gerekiyor. ikincisi, az önce kısaca atıfta bulunduğum döneme ve tarihin akışına bakarak, suriye’de bir rejim krizinin neden ve şimdi ortaya çıktığını iyi analiz etmek durumundayız. üçüncüsü, suriye’nin sadece bir sınır komşusu olarak değil, niçin uluslararası rekabetin merkezinde yer alan ‘özel’ bir ülke olduğunu bir daha düşünmeliyiz.

    fas’tan tunus’a, mısır’dan suriye’ye, şu sıralarda bahreyn’e kadar değişim rüzgarı devam ediyor. kuzey afrika’dan ortadoğu’ya, hatta fergana vadisi’ne kadar uzanan değişim haritasının, heyecan verici yanları kadar, beklenmedik tuzakları da var.

    kesinlikle bu bölgenin en önemli ülkesiyiz, muhteşem bir geri dönüş yaşıyoruz. ama tarihin akışını dikkate almamak, hele onu hafife almak çok pahalıya mal olabilir hepimize. bunca kışkırtıcı hamleye rağmen soğukkanlılığını korumaya çalışan tayyip erdoğan hükümetinin, ne denli zor bir süreci yönettiğini de hatırdan çıkarmayalım.

    kaynak: http://www.stargazete.com/…/yazar/nasuhi-gungor.htm
  • trt'deki solcuların sürüldüğü yer olduğu iddia edilen trt türk'e genel yayın yönetmeni olmuş kişi. yorumsuz.
  • kendisine allah yürü ya kulum demiş ve trt-türk kanalının başına geçmiş. 2 hafta başbakanlıkta görev yaptıktan sonra istisnai memuriyet kadrosu ile trt'ye transfer olmuş. star gazetesinde yazdığı yazıların etkisi yoktur tabi bu transferde.

    http://www.muhalifgazete.com/…-ye-yonetici-oldu.htm
  • gezi parkı direnişine ilişkin yandaş medya neler yazmış diye bakınca göze çarpan şahane yazısıyla es geçemediğim, alıntılayıp sözlük kataloğuna katkıda bulunmak istediğim canlı.

    bu neyin kafasıdır acaba?

    --- alıntı ---
    gördük göreceğimizi
    haftasonunun yarısını ankara'da, diğer yarısını istanbul'da geçirdim. ankara'da tunalı'da, tunus, akay ve kızılay'da gece yarısı, istanbul'da taksim'de, etiler civarında gündüz vakti eylemleri ve protestoları izledim.
    neler gördüm.
    abartanları, köpürtenleri, üç gün boyunca özellikle sosyal medya üzerinden servis edilen utanç verici yalanları ve bunları arsızca çoğaltan kimi sanatçı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi ve sözüm ona kanaat önderlerini, toplumsal olaylar karşısında tedbir almayı gaz sıkmaktan ibaret gören güvenlikçi anlayışı ve elbette bunun perde arkasındaki hesaplaşmayı. ayrıca bu hesaplaşmayı bir türlü okuyamayan ve gördüğü her dolmuşa binen, olup biteni sahiden şehir ve ağaç hassasiyeti zanneden, kafasını kaldırıp bölgede ve dünyada ne oluyor ki başımıza bunlar geliyor sorusunu aklına getiremeyen şaşkınları.
    dahası...
    banka reklamlarından milyon dolarlar götürüp insanları çatışmaya davet eden (sıkışınca da ne olur şiddeti durdurun diye kıvıran) sanatçıları, etek tüccarı şovmenleri, iki gece önce yazdıklarının bile arkasında duramayıp silmeye çalışan 28 şubat artığı ve uzantısı gazetecileri, sokakta azıcık hareket görünce eski günlerini hatırlayıp panzerlerin üstünde şov yapanları, dün olduğu gibi bugün de
    ajan kere ajan olan, dün dava arkadaşlarını satan, bugün intikam çığlığı atan provakatörleri, mahalllesinde yüz bulamadığı için bilge adam pozlarıyla din, iman tasavvuf, sanat ve estetik adına ne varsa salyangoz ambalajına sarmaya heveslenen adam müsveddelerini, fırsat bu fırsattır deyip iktidarla her türlü hesaplaşmasını sahneye koyanları, ‘kriz yönetiminde sorun var' diye feryat figan bağırıp sokak yağmacılarını korumaya çalışanları, istanbul'un yeşili, ağacı, tabiatı merkez medyanın iplerini elinde tutan patronlar eliyle dilim dilim doğranırken, gık bile demeyen iki yüzlüleri. 27 mayıs'ın emzirip büyüttüğü baas çocuklarını, onlara şam'daki katilin yolladığı destek mesajlarını, bunları meydanlara yazıp utanmadan sergileyenleri, yağma üzerinden siyaset devşirip pabuç pahalı gelince kaçanları...
    ***
    bir de...
    penceresinden olup biteni seyreden, ellerini kaldırıp alemlerin rabbi'nden kendisi için sabır, sokaktaki öfke için sükunet ve bu öfkeyi kullananlar için hidayet dileyen sessiz milyonları... birinci perdede sokakları yangın yerine çevirip, bir sonraki aşamada bu ülkenin asıl sahiplerini ateşin içine çekmeye çalışanlar! çok şey biliyorsunuz. sokakları yakıp yıktırmayı, ağaçların ardına sığınıp garip gurabanın dükkanını, sokağını ve caddesini yağmalatmayı, bunlar üzerinden iktidarları köşeye sıkıştırmayı ve daha nice pisliği gerçekten iyi biliyorsunuz. ama bilmediğiniz tek şey, yeryüzünün gerçek varislerinin bu meydanı size
    bırakmayacağı.onların arkasında kirli hesaplar, karanlık eller, ajanlar, provakatörler, yanı başımızda yüzbinlerce mazlumu katledip milyonlarcasını göç ettirenler ve onların ağa babaları yok.onların kalplerine bahşedilen sekinete, yüzlerini çevirdikleri kıbleye, yakarışlarına ve dualarına çarpıp döner sizin hesaplarınız. bilemezsiniz, anlayamazsınız, göremezsiniz, duyamazsınız, hissedemezsiniz.
    kervan yürür, hepsi bu.
    --- alıntı ---
  • akp'nin nasıl bir kadrolaşma içerisinde olduğunun en güzel örneğidir bu arkadaş.sırf twitleri inceledim ve karşıma çıkan ilk sonuç ;

    https://twitter.com/…nce_/status/344578381909741569 - birisi trt türk koordinatörü diğeri rtük strateji geliştirme daire başkanı.

    devam ediyoruz;
    https://twitter.com/…ngor/status/342771493903691776 - kendisi protestoculara devşirme demiş.

    kendisinin bir retweeti;

    https://twitter.com/…gngr/status/342767559466164225

    daha bu böyle gider.sonra trt akp'nin borazanı denilince kızıyor bu arkadaşlar.kalkıp gezi parkı ile ilgili trt'nin yaptığı hiçbir habere güvenmememiz gerektiğini daha iyi anlıyoruz bu adamları görünce.he nasuhi sen ve arkadaşların demokrasi neferlersiniz, meydanlardakiler terörist.