şükela:  tümü | bugün
  • filmde gorunen her insan ruhen veya bedenen sakattir ve film, bittiginde sizi de sakat birakacaktir.

    ozellikle kilisede calisan ozurlu adamin dini sorgulamaya baslayip "isa'nin carmiha gerilip tum insanlik adina aci cekisini ornek gosteriyoruz, oysa onun birkac saat boyunca cektigi acinin cok daha fazlasini ben dogdugumdan beri cekiyorum." benzeri akil yurutmesi, izlerken terlemenize neden olur.
    "yamansin bergman efendi!" bile dedirtir.
  • filmde kilisenin duvarında elinde satranç tahtası tutan azrail'in resmi görünmektedir. o yıllarda gönderme yapılabilecek fazla materyal olmadığı için bergman abi yine kendi filmine gönderme yapmak durumunda kalmış.

    (bkz: det sjunde inseglet)
  • inanç üçlemesinin ikinci filmi.
    örümcek tanrı kavramını devam ettiren film.
    bu üçleme bergman'ın hayatında tanrı fikri ile hesaplaştığı ve hatta bir sonuca ulaştığı döneme denk geliyor. genel kanının aksine sonu açıkta kalmaz, bir çeşit umudun var olabileceği fikrini savunur. serinin ilk filmi de böyle idi.

    belli bir eğimi vardır ışığın
    kış akşamları
    iç burkar katedralin
    ezgileri gibi *

    dizeleri bu film için yazılmış gibidir, ya da film bu dizelerin verdiği ilham ile çekilmiş. aynı şey.
  • --- spoiler ---

    " - isa'nın acısının odaklandığı yer yanlış değil mi sizce?
    + ne demek istiyorsun?
    - fiziksel acıdan bahsediyorum. o kadar da kötü olmamalı. belki yanlış olabilir ama naçizane şekilde, ben de isa kadar fiziksel acı çektim. ve onun işkenceleri daha bile kısaydı. sanırım toplam dört saat kadar, değil mi? ben onun başka bir şekilde işkence gördüğünü hissettim. belki hepsini yanlış anladım. ama gethsemane'ı düşünün. isa'nın öğrencileri uyuyakaldı. son yemeklerinin anlamını kesinlikle anlamamışlardı. ve kanunun uşakları gelince, hepsi kaçtılar. ve peter onu inkar etti. isa, öğrencilerini üç yıldır tanıyordu. hep birlikte yaşamışlardı ama ne dediğini hiç anlamadılar. son adama kadar onu terk edip gittiler. ve o yalnız kaldı. bu çok acı verici olmalı. kimsenin anlamadığını bilmek... güvenecek birine ihtiyaç duyarken yalnız bırakılmak... bu çok acı verici olmalı. ama daha da kötüsü var. isa, çarmıha gerildiğinde ve işkence içinde asılıyken 'tanrım, tanrım!' diye bağırdı. 'neden beni terkettin?' bağırabildiği kadar yüksek sesle... cennetteki tanrının onu terk ettiğini sandı. anlattığı her şeyin yalan olduğuna inandı. ölmesinden hemen önce, isa şüpheyle doluydu. bu kesinlikle onun en büyük sınavı olmuştur. tanrının sessizliği...
    + evet."
    --- spoiler ---
  • 1963 yılı mahsulu bir ingmar bergman filmi.

    yitik bir kasabada yitik bir zamanda yitik bir tanrının peşinden koşmaya çabalayan niyetsiz bir avuç insanın durağan masalı demek istiyorum ben bu film için.
  • bergman'ın diğer filmlerinden oldukça kısa olan (80 dakika) bir film. daha çok bir serinin ortanca filmi gibi duruyor. filmin bitişide alıcılarımızın ayarlarıyla oynamamıza vesile olabiliyor ama yanlış alarm oldugunu sonra anlıyorsunuz. kendi inancını karısıyla beraber kurdugu aşkı tanrılaştırmasıyla yürütüp, tanrının herkesi sevdigine inanan ama kendisini daha fazla gözettigini uman/dileyen naif bir rahipken, karısının ölümüyle bu inancı sarsılan karakterimiz, zamanin geçip genel silüetin değişmedigi habitatını sorgularken içini kemiren bu boşluk duygusu, aynı paralel hayatlardan kesitlerin kendisiyle etkileşiminin sonuçlarına katlanamayacak kadar varoluşa güvensiz bir sıradanlık. sıradan bir bergman filmi olmasının yanında "ohh god, why have you deserted me ?" diye dellenmek prim yapmıyormuş onu görüyoruz. genel formüllerin işlemedigi dünyamizin güzel insanlari; etmeyelim, eylemeyelim diyede sonlanmıyor film dogrusu.
  • üçlemenin diğer filmleri için;
    (bkz: through a glass darkly)
    (bkz: the silence)
  • guclu diyaloglar uzerine kurulu ama yine de cok yavas bir ritme sahip bergman filmi.
    “sana olan nefretimi tutkuya donusturmeye calistim ama yanilmisim
    bu tek basima yapabilecegim bir sey degildi.”
  • izlediğim en derinlikli güzel filmlerden biri olarak kaydolundu beynime. çok ince diyaloglarla muhteşem bir görselliği yan yana getirebilmeyi başarmış sevgili bergman üstadımız. film sadece 80 dakika ve de üst düzey bir oyunculuk performansıyla ingmar bergman'ın tanrı ile ilgili çelişkilerini derin yerlere temas ederek izleyebiliyoruz. kanımca en az iki defa izlenmesi gerekir. isa'nın hayatıyla ilgili cüretkar yaklaşımları sarsıcı bir etki bırakıyor seyircinin kafasında. bence bir a must see'dir bu da!
  • tanrı sevgiyledir, sevgi tanrıyla... sevginin, aldırmazlığın kasvetli ikliminde ışık da soluktur, ince ve hüzünlü bir ağlamaklık...

    orgcu çek git diyor kadına, fırsatın varken çek git!... medet umma rahipten, sana sunacak sevgisi yok, neden tanrılaştırıyorsun onu?... kendine hayrı yok, sevgisiz... sevgisini ve tanrısını yitirmiş... rahip, "beni neden terkettin" diyor tanrıya!... tıpkı isa gibi.. oysa terk eden karısı yani inancını ve sevgisini karısının ölümüyle yitirmiş. tanrının sessizliği tüm figürleri sarmalamış... kilise görevlisinin boynu eğrilmiş... tıpkı çarmıhtaki isa gibi... isa'nın fiziksel acısı ne ki diyor adam, gerçekte onun acısı terk edilmekti babası tarafından!... bu ruhani acıyı tattı son nefesinde...

    bergman bu göreceli kısa filminde tıpkı sessizlikteki gibi siyah-beyazın görkemiyle dans ediyor. kışın kasvetli etkisini, ışığın bir parlayıp bir dağılan titrekliğini figürlerin umutsuzluklarına buluyor. bir de sıklıkla yaptığı gibi isa heykellerini gülünçlüyor alttan alta... yakın plan çekimlerde tahtadan yontulmuş isa figürleri gülünç, kuklamsı bir görünüme bürünüyor.

    bergman bu filmde din ve inanç metaforu üzerinden gerçekte yalnızlığa ve sevgiyle insanların hayatı anlamlandırmasına odaklanıyor. mutluluk ve hüzün böylece hayatın sunduğu ya da esirgedikleriyle anlamlanıyor ya da değersizleşiyor. gerisi sessizlik, kayıtsızlık ve belirsizlik.