şükela:  tümü | bugün
  • iki şekilde vücut bulurlar:

    beklentileri hayat tarafından yeterince karşılanmış, kendi hakkındaki fikirleri çevresinden aldıkları etkilenimlerle uyuşan, bunların sonucunda bir doymuşluk ve kendinden eminliğin verdiği huzurla güzel bir sözü ve onun için o kadar da değer teşkil etmeyen bir cismi cömertçe sizinle paylaşabilen, bunun yanında kendini tümüyle ortaya koymak, -samimiyet- adına az da olsa hoşlarına gitmeyen durumları genelde sergiledikleri davranışlara nazaran daha az hoşa giden formatlarda sunabilenler,

    ikinci olarak ise nazikliği kolayca dağıtabilecekleri ya da esirgeyebilecekleri nietszche nin deyimiyle "ikramlık şeker" gibi kullananlar.

    ne yazık ki çok büyük bir çoğunlukta ikinci gruptan kaynak alan insanlardır.
  • hayat görüşleri, insan ilişkileri, yeme içmeleri, konuşmaları, davranışları yumuşacık insanlar vardır. gülümserler, esprilidirler, mutlu edince mutlu olurlar, içlerinde sevgi vardır onların. ama bazılarına verdiğinin yarısını bile çok görürler. hakaret işitirler, kovulurlar, çekiştirilirler, aldatılırlar, isteyerek üzerler onları. onlar bazen böyle içlerini dökerler, bazen yalnız hissederler çünkü, geçer neticede. hayat nedir ki
  • metrobüste yer verir.

    (bkz: şaşılacak şey)
    (bkz: metrobüste yer vermek)
  • bu yuzden, incelikler yuzunden, belki daha cok uzulebilirler.
  • toplumumuzda nazik oluşları çoğu zaman zayıflık olarak görülen insanlardır. halbuki bu durumu hayatına şiar edinmiş insan kabalığı da çok iyi bilebilir. ülkemizde mallığa, hayvanlığa, kekoluğa teşne bir çok insanın bir adım geride durup uzaylı görmüş edasıyla garip garip baktığı insandır çoğu zaman.
  • nazik insanlar ciksin karsima gercekten agzimi acip bir sey demem.

    evet beni cok etkileyen bir durum. (bkz: damar)
  • çevremde görmekten inanılmaz mutlu olduğum kişilerdir. rastlamak zor olsa da kıymeti bilinmelidir.
  • istanbul'u bilmeyen, istanbul'a birkaç saatliğine birini ziyaret etmek için gelmiş biri olarak, pendik - kadıköy dolmuşunda denk geldiğim insanlardır.

    pendik'ten dolmuşa bindim, kadıköy'e gideceğim. dolmuş boş olduğu için söför koltuğunun arkasına oturdum. sonradan kafama dank geldi, ''eyvah şimdi millet omzuma dokunup para uzatacak'' diye düşündüm ama artık iş işten geçmişti, arka koltuklar dolmuştu.

    biri arkamdan seslendi ''afedersiniz, şuradan bir kişi uzatır mısınız? teşekkür ederim.'' mutlu oldum, zira ankara'da omzunuza dokunarak parayı gönderirler, hoşgörü diye bir kavramdan nasiplenmemişlerdir. neyse, parayı gönderdim, kadın tekrar teşekkür etti. ardından bir başkası aynı üslupla parasını gönderdi. dedim ki içimden '' istanbul'a yerleşip, dolmuş muavini olacam. iki kibar insanla muhatap olurum en azından.''

    bu düşüncemi yıkmak için bir tane adam bindi. hacı gibi sakal bırakmış,çirkin mi çirkin, kabadayı gibi bir tip. ''gardaş şurdan bi kişi gönderiver'' diyecekmiş gibi duruyor. adam bana bakıp ''pardon beyefendi, rica etsem bir kişi uzatır mısınız?'' dedi. ben şok! utanmasam ''berhudar oldum efendim. siz zahmet etmeyin, ben kendi cebimden veririm'' diyecektim. hatta dolmuştaki yolcuları toplayıp lüks bir restoranda yemek ısmarlamak geldi içimden.

    bundan sonra moralim bozuk olduğunda istanbul'a gelip, pendik'ten kadıköy'e dolmuş yolculuğu edeceğim.