şükela:  tümü | bugün
  • son kitabı "iskele" , kitapçıları süsleyen yazar.

    "burnum tenindeki karıncaların istilasına uğradı. saçındaki ağaçkakanlar gagalarını gözüme soktu. her milletten kadının ten rengine büründüm. ne siyah, ne beyaz, ne sarı, ne de saydamdım. zeytin çekirdeğinden küçük, begonya tohumundan fazlaydım. hiçbir şeyimle, mağrur, dikiliyordum önünde.”

    iskele -arka kapaktan.

    20 kasım 2011 saat 14.00 ten itibaren, komşu yayinlari (yasakmeyve & sicak nal) tüyap istanbul kitap fuarinda: salon no:3 / stand no: 103 e'de kitaplarını imzayalayacağı gibi bir dedikodu dolaşmakta.
  • olivya çıkmazı isimli öykü kitabı alakarga yayınları'ndan çıkan yazar. kapağı çok güzel.
  • hayvanların tarafı adlı romanımsı öykü kitabı everest yayınları'ndan çıkan genç yazarımız.

    her kitabıyla bir öncekinin üzerine koyarak edebiyat dünyasında adım adım zirveye çıkıyor.
  • kanımca şişirilen bir yazar... alakarga yayınları'ndan, everest yayınları'na geçmişti, şimdi de ithaki yayınları'na geçmiş. biraz büyük laflar etmeyi seviyor falan röportajlarında. üç kitapta üç farklı yayınevi değiştirirken daha fazla okuyucuya ulaşmak hedefleniyor, tamam. ama bunun için metinden feragat edip oturayım bir yılda bir öykü kitabı yazarım, ne var bunda, demek biraz tehlikeli. yazarın hırslısı en çok yazdıklarına zarar veriyor. yeni kitabı gök derinin altında ilk iki kitabı kadar sağlam mı bakalım...

    edit: imla.
  • taciz ve zorbalık hakkında yazdığı yazıya katılmamak mümkün değil.

    http://t24.com.tr/…lik-sektorunde-cinsel-taciz,1890
  • "bana sunulan telif oranını kabul etmediğim takdirde kendime başka bir yayınevi aramakla tehdit edildim" gibi saçma ötesi laflar etmiş. "başka bir yayınevi aramakla tehdit edilmek" gibi bir şeyi hayatımıza soktu gerçekten.
  • öncelikle kitaplarını bugüne kadar hiç okumadığımı, hatta işin kötüsü adını bile duymadığımı belirteyim. bu kısım, öyküyü seven bir okur olarak benim ayıbım. yetişemiyorum, yetişemem ve elbette yetişmem de gerekmiyor.

    yayıncılık sektöründeki tacizden, zorbalıktan bahsedebilmesini çok önemli buluyorum ben. yazısında başka bir yayınevi aramakla tehdit edildiğini söylemiş, bu parmak sallama meselesi de herhangi bir sektörde yeni bir şey değil. en azından biz birbirimizi kandırmayalım. ortada bir eser var, üretime geçildiğinde o şirket için bu bir ürün, tamam. yazar bunu kabul ederek teslim ediyor dosyasını, ama bir yazarın telifinin makul orana çekilmesini istemesinde nasıl bir saçmalık aranabilir? bu haddini aşan bir istek değil ki, üç aşağı beş yukarı telif oranları bellidir, yazara elbette telifi ödenecek. hakkı teslim edilecek. nazlı karabıyıkoğlu tacize, mobbinge dair uzun bir yazı yazmış ve tartışabileceğimiz tek nokta bu mu o yazıda? bir yazar olarak yer almasanız da sektörde, bahsettiği şeyleri tanıyorsunuz. her kadın, her erkek tanıyor ve en geçerli argüman şu: "her yer böyle, herkes böyle..." oysa bu mazur gören/gösteren ahmak cümle yüzünden zaten her yer böyle birçok sektör için. görmezden mi geleceğiz? iş bulamama, dosyasını yayımlatamama kaygısıyla rıza mı göstereceğiz? "ah, o da öyle biri işte..." diye bir biçimde sevimsiz gülümsemelerle anlayış göstermemizin beklendiği insanlara, zorbalığa göğüs mü gereceğiz? ne için? sektörde sınırlara saygı gösteren editörler, yayın yönetmenleri var. en kötü ne olabilir uyumsuz olmayı kabul etmiş, sesini çıkarmış bir yazarın karşılabileceği? daha kötüsünü yapıp koca bir sektörü "böyle" kabul ederek uyum sağlaması seçebileceği en kötü şey zaten.

    ben çalıştığı hiçbir yerde, hiçbir sektörde tacize maruz kalmış bir kadın değilim. iyi ki değilim. nazlı karabıyıkoğlu da yalnız değil. hiçbir kadın ödün vermek zorunda değil, kendisine saygısını yitirmek zorunda değil, doğrularını sorgulamak zorunda değil. herhangi bir sektörde başımızı eğip, duymazdan gelip devam etmek zorunda değiliz. bunu yapmayan kadınlar da var, erkekler de. yaftalanabilirler, uzaklaştırılabilirler, iş bulamayabilirler ama hayatta daha önemli şeyler var.

    bu yazı sektörün bir mensubunun haklı öfkesi olarak burada dursun. yazıda sara ahmed'den yapılan şu alıntı da:

    “kaldıramadığınızda, daha fazla kaldıramadığınızda ne olur? kaldırmama anı çoğunlukla onu kaybetmek olarak anlaşılır. kopuş şiddetin kökeni olarak intibak edildiğinde kopan kişi şiddetli sayılır. o kopar. sesinde kopuşu duyabilirsiniz. keskin, sert, yüksek; belki hiçbir sebep yokken ses birdenbire açılmış gibidir; konuştuğunda onu saran sessizlik yok olur, sesi atmosferi kesiyor, bir şeyin, daha hoş bir atmosfer, daha nazik bir ruh halinin kaybı izlenimi yaratıyor. sonra şiddetin onunla başladığı varsayılır. feminist politika, etkileri tepki olarak yeniden adlandırmakta ısrar edebilir; kadının kopuşunun nasıl başlangıç noktası olmadığını göstermemiz gerekli.”

    düzenleme.