şükela:  tümü | bugün
  • nefret üzerine değil tamamen eğlenme ve zevk alma üzerine kurulu taraftardır. tabii bu amerika'daki versiyonları için geçerli...

    ülkemizde de nba takımı destekleyen taraftarlar mevcut. ama görseniz işi hemen fb-gs-bjk gerginliğine sokmayı başarabiliyorlar. bir adama taparken öteki adamı can düşmanları gibi görebiliyorlar... bir takıma ölesiye taparken diğer takımı ellerinden gelse fetocu, şikeci, bilmem ne diye ayrıştırıp bu nefretlerini mantıklı hali getireceklerini sanıyorlar... tamamen ayrıştırmaya ve kaos dayalı bir taraftarlık anlayışımız var bizim. nba takımları türkiye'de bir sezon geçirsin nasıl kaoslar çıkar burada siz düşünün...

    edit: koskoca nba tarihinde sunulan teze karşılık detroit-indiana maçından başka bir karşı tez sunamamak da ayrı garip olmuş. tebrik ederim sizi. * fav kasacam diye farklı tez sunuyorsunuz anlıyorum da şu gerçekleri değiştiremezsiniz.
  • bunu ron artest 'e sorsana delikanlı.
  • nba de ortalama bilet fiyatı 80 dolar , en yüksek takımın ki 215 dolar.

    bu ortalama fiyat, saha kenarı 2000-10000 dolar, localar 10000+ dolar.

    eğer benzer bir fiyat politikası türkiye'deki futbol maçlarına uygulanırsa maçlara gelen tarftarlar nba takımı taraftarlarından faklı davranmazlar.

    yoksa ameirkadaki taraftar forumlarının da pek bir farkı yok bizden.
    bilgisi olmadan fikri olanlar böyle bir çıkarım sunuyorlar.

    not: detroit indian maçında taraftarların olaylara müdahale etmesi, maçta fark açıldıktan sonra pahalı koltuklarda oturan seyircilerin maçı terk etmesi üzerine üst taraftan ucuz bilet alna taraftarların sahaya yaklaşmasıydı.

    tarftarlık ile fanatizm orantısı sosya ekonomik şartlarla ilgili bir şey.
  • türkiye'de yaşayan türk vatandaşları arasında da mevcuttur bunlardan.

    çok ilginç bir güruh gerçekten.

    öncelikle fanatik bir taraftar olabilmek için bazı şartlar gerekli bence. fanatiği olduğunuz takıma ve oyunculara dokunabilmek lazım. iyi kötü aynı hisleri paylaşabilmek takımın diğer taraftarlarıyla.

    uzun süredir ıstanbul'da yaşıyorum, fanatik bir taraftar değilim ama kadıköy'de maç öncesi ne yapılır, beşiktaş'ta maç günü ritüeli nedir, galatasaraylıların başarı sonrası ritüeli nedir bilirim iyi kötü. ıstanbul'da yaşayan çoğu insan da bilir. her takımın tezahüratına iyi kötü kulak alışkanlığımız vardır. maç atmosferi nasıldır, biliriz iyi kötü. saracoğlundan çıkınca hangi çorbacıya/dürümcüye gidilir, beşiktaş'ta iyi kokoreççi maç sonu nereye gider, camianın sevdiği ve sevmediği yorumcuları herkes iyi kötü bilir.

    türkiye'de yaşayan nba takımı fanatik taraftarını ise gerçekten anlayamıyorum.

    bu arkadaşların çoğu ıngilizce bilmez. bilmediklerini ise çoğu oyuncunun adını yanlış yazmalarından ve ürettikleri podcastlerde kulak tırmalayan kötü telaffuzlarından anlarsınız. yahu, dilini bilmediğin insanlarla nasıl bir paydaşlık kuracaksın?

    diğer taraftan, türkiye'de yaşadıkları ve türkiye'den amerika'ya nba maçına gitmek gerçekten pahalı bir aktivite olduğu için hayatlarında bir maça bile gitmeden atadan beri boston'da yaşayan bir celtics taraftarından daha fanatik olabilir. ingilizce bilmemesi önemli değil, maç öncesi boston'da ne yapılır önemli değil, celticli yazarları takip edememesi önemli değil, celticslidir o. maç sonrası sevinçle hangi burgerciye/bara gidildiğini bilmez 7.000 km öteden. ama olsun. şanlı celtics sonuçta. (bu bölümden celtics'i çıkarıp lakers, spurs, miami vs ne isterseniz yazabilirsiniz.)

    bu arkadaşları tespit etmenin en güzel yolu twitter'dan geçer. twitter'da destekledikleri takım adına bir taraftar hesabı yönetir bir kısmı, diğerleri de bu sayfalara takılır. "düşman" takım taraftarları gelmediği sürece bolca kendi takımlarını överler, "düşmanlar" gelirse kılıçlar çekilir ve bu arkadaşlarımız klavyelerinden söktükleri tuşları birbirlerine fırlatmaya başlarlar.

    ortak günah keçisi ise kaan kural'dır elbette. ülkemizde nba yorumcusu denince akla gelen ilk kişi kendisi olduğu için ne yorum yapsa kendisi bu güruh tarafından anında "kawhi haterı", "gsw yalayıcısı", "lebron köpeği", "durant düşmanı", "kobe'nin kanlısı" gibi saçma sapan iddialarla itham edilir.

    sonuç olarak: çoğu dalyaraktır gözümde.

    not: bir dönem abd'de yaşamış (yani maçtan önce gidilen barı, maçtan sonra gidilen çorbacıyı/dürümcüyü bilen), ingilizce bilen, gönül verdikleri "camiayı" tanıyan (camianın mantıklı ve trol yazarlarını bilen) arkadaşlar elbette bu tanımın dışındadır.
  • ellerinde cips bira çörek dondurma vs eksik olmaz. kadın seyirci oranı daha yüksektir.(%30). 4'de 1'i 55 yaşın üzerindedir.
    taraftar diyince avrupa'da anlaşılan o genç erkeklerden oluşan fanatik grup imgesi buraya uymaz yani. taraftardan ziyada seyirciye daha yakındır.
  • maçlara eğlenmek için giderler. %90'ı için yenilgi ve başarısızlık ertesi sabah uyanınca unutulan bir şeydir. ben bunu mutlu olmak için takımlarının başarısından çok daha fazla nedenlerinin olmasına bağlıyorum.

    tabi bir de konuya daha mantıklı bakabilmeleri var. örneğin ben 17 yıllık san franciscolu olarak iki yıl önce 3-1'den verilen finali hala hüzünle anıyorken, 50 küsür yıllık fanatik taraftar olan komşum ve tanıdığım bir çok warriors taraftarı "iyi oldu, o sene kaybetmesek durant bize gelmezdi" diye düşünüyor. adamlar, giden bir şampiyonluğa üzülmek yerine, bu sayede en az 4-5 şampiyonluk daha kazanıp unutulmaz bir takım olma şansı bulduk diye seviniyorlar.
  • ben olsam parası neyse verir avrupa'dan taraftar getirirdim 7. maçlar için. düşünsene "vur kır parçala bu maçı kazan" diye bağıran taraftarları. kimse bi sikim anlamaz...
  • molalarda hunharca dans eden kişilerin normal olmadığını düşünüyorum. ya kafası kıyak ya da para karşıkığında öyle davranan taraftar görünümlü kişiler.

    takımı 20 sayı geride playoff'tan elenmek üzere, herif tribünde crazy dance in kayseri figürleri sergileyip kendinden geçiyor. olmaz olsun böyle taraftarlık