şükela:  tümü | bugün
  • ankara'nın (ankıro) göbeğinde gaziosmanpaşa'da oturup sokak düğünlerine gözleriyle gören kulaklarıyla duyan yazardır. inanmayanlara seneye ilkbahar-yaz mevsimlerinde bu tip organizasyonların (!) olduğu zaman seve seve rehberlik edebilecek yazardır. ankara'ya karşı yalan borcu bulunmayan yazardır aynı zamanda.

    ankara (ankıro) ile ilgili söyledikleri palavra da değildir, hadsiz hakaret de değildir, zırva da değildir, yalan da değildir, cehalet de değildir. gayet de doğrudur. sanki elimizde bir paris, bir berlin, bir barcelona, bir roma var da bu yazarımız beğenmiyor. kaldı ki paris'i bile beğenmeyen fransızlar var yani :)
    teallam ya nelerle uğraşıyorum.

    bu güzeller güzeli şehri (!) beğenmiyorsan çek git deyip, ankara'yı beğenmemeyi ruh hastalığıyla eşleştirenler gayet de doğruları yazan bendenize laf ediyorlar ya cahil diye, ne desem bilemedim. ankara'nın tarladan çok da bir farkı olmadığını da sayesinde idrak ettim :) malum belediye başkanına 20 senedir oy veren insanların çoğunlukta olduğu bir şehrin neresini sevmek lazım, lütfen birisi bana anlatsın, lütfen çok rica ediyorum!
    doğal bir güzelliği desen yok (bozkırın ortası), tarihi bir dokusu var desen yok (ittire kaktıra zorla bir hamamönü muhabbeti açtılar şimdi haklarını yememek lazım gerçi), tek numarası hasbelkader başkent olmasıdır bu şehrin. başkent olmasını da zaten bu kuraklığa, boşluğa borçludur.
    atatürk işine gelince de, evet aslında atatürk o kadar iyimser bir insandır ki, bu çorak şehirden bir medeniyet yaratabileceğini düşünmüştür. bunu eleştirmek benim haddim değil, o dönemin koşullarını anlayabiliyorum bile, ama sonuç bugünkü ankara olunca ister istemez atama biraz serzenişte bulunuyorum. bu ülkeye kattıklarının hatrına zaten bu gereksiz şehre katlanıyoruz, o ayrı.
    yani velhasıl, hiç de öyle sanıldığı gibi yalancı iftiracı ruh hastası falan bir insan değildir (bkz: ne bilim ben ya ne nicki). sadece ankara'ya ankıro demekte ve gözlemlerini iletmektedir.

    o yüzden sadece gülümsüyorum :)