şükela:  tümü | bugün
  • bir ihtiyaç piramidinde çalışıyorum. en alttayım. acılarımın yapımı yıllar sürdü. firavunlarla beraber kaybolan kedileri aradık. sonra inandığım tüm tanrılar tarafından terkedildim. kimse kalmamıştı inanacağım. yaşamıyordum, sadece ölümümü erteliyordum. güneşin bir oğlu vardı. ama herkesten sakladığı bir kızı olduğunu hep biliyordum. ra kulağıma fısıldamıştı. sonra dedi ki "sevdiğini söyleyemeden ölen her insan için güneş doğarken kara bir kedi doğar." "peki bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak" diye sordum. "gerçek hayat mı?" dedi. "ölümün olduğu bir yerde gerçek yoktur. insanlar ölünce biz de öleceğiz." piramit inşasında piano çalarken keşfedildim. kesik başlı bir at beni sahiplendi. arkasına bağladığı bir arabanın üstünde piano çalarak dolaştım kentleri. gündüzleri beyaz, geceleri ise siyah tuşlara basıyordum sadece. sonra kentlerden birinde rastladım sana bir akşam, hangi tuşa basacağımı bilemedim. gözlerin şarkı söylüyordu hiç bilmediğim bir dilde. o dili öğrenmeliydim. sağır olmak isteyecek kadar kötü şeyler duymuştum. ama senin sesinden bir şarkı dinlemeliydim. kesik başlı atın arabasından indim. yanına geldim. hiçbir şey söylemeden elini tuttum. o ateşle galaksinin en ucundaki gezegeni ısıtabilirdim. seni sevdiğimi söyledim. bir şeylere inanmak ihtiyacı hissettim o an. çünkü bu karşılaşmanın rastlantı olmasını kabullenemezdim. çantandan atın kafasını çıkardın. beraber at arabasına bindik. bir şarkı söylemeye başladın. pianonun tuşlarına baktım hepsi beyazdı. hiç doğmayacak olan kara kedi için bir tabak süt bıraktım tüm apartmanların önüne. at konuştu en son, "güneşe gidiyoruz."