şükela:  tümü | bugün
  • insanın doğaya aykırı bir canlı gibi görünmesi, aslında hatalı bir bakış açısından kaynaklanır. zira insanı doğadan ayrı bir yere koymak, doğanın ve insanın anlamını daraltarak büyük resmi görmeyi engellemekten başka bir işe yaramıyor. doğa, milyonlarca yıldır değişen halleriyle, birbirinin kuyusunu kazan milyarlarca canlısıyla, soyu tükenen ve yeni türeyen türleriyle, düzenli işleyen bir sistemden ziyade böyle bir tarifin içine sokulamayacak ölçüde kaotik bir dinamik üzerinde hareket ediyor. o yüzden doğayı düzenli bir sistem ve onun belirli niteliklere sahip canlıları gibi dar kapsamlı bir tarifle ele alarak, insanı bu sistemin dışına koymak birçok şeyi ıskalamaya sebep olacaktır. ama yine de, insan denen canlının doğanın diğer evlatlarından farklı özelliklerle donatılmış olduğunu reddetmek mümkün değil.

    iki ayak üstünde yürümekle mi başladı acaba her şey? iki ayaklı duruştan kaynaklanan kalça daralması sebebiyle erken doğuma zorlanan insan, henüz gelişimini tamamlamamış yavrusuna bakabilmek için tek başına yaşayamazdı. irili ufaklı sosyal gruplarda işbölümünün kurulması zorunluydu. hayatla tek başına mücadele etmek yerine güvenli bir kalkan oluşturan yetişkinler arasında büyüme şansı bulan insan yavruları, hazır reflekslerle ve kıskaç, zehir, ağ gibi doğal silahlarla doğmak yerine, bunları zamanla edinme şansı buldu. silahlarını kendi bedeninin dışında kurabilme, yani alet yapma yeteneği sayesinde edindiği esneklikle diğer düşmanlarıyla mücadelede büyük avantajlar kazandı ve soyunu genişletti. hazır verili silahlarla hayata atılmak yerine bunları dış çevrede imal edebilmek için, yapı malzemeleri ve enerji bedenin diğer bölümlerinden ziyade büyük bir beynin kurulmasına harcandı. bu da akılla hareket etme yetisini daha da artırdı. akıl, sebep sonuç ilişkilerini çözdü, simgeleri kullanma yeteneğini yani dili doğurdu, dil yeni bir bilgi aktarım alanı olan kültürü kurdu, kültür nesillerin birbirine bilgi aktarmasını sağladı; öyle ki, neden sonuç zincirleri kurduğunda zorunlu olarak ölüm gerçeğiyle karşılaşan, kendisinin de ölümlü olduğunu farkeden insanoğlu, bu kaçınılmaz sonu ruh gibi bir kavramla, insanın ölümsüz bileşeni ile aşmaya çalıştı. cenaze törenlerinin ne kadar eski tarihlere uzandığı bunun göstergesidir.

    şu anda beyne bu kadar yatırım yapan başka bir canlı yok bildiğim kadarıyla, yani o bizim en büyük silahımız. ama bir zamanlar, buna benzer bir gelişim gösteren bir canlı türü daha vardı: neandertaller. ölülerine tören yaptıkları, alet edevat geliştirdikleri biliniyor. demek ki bir zamanlar şu koca dünyada "taşı elimden bırakırsam düşer" gibi basit olgulardan yola çıkıp ölümlülük gibi inanılmaz gerçeklere ulaşan, neden sonuç ilişkisi kurma yeteneğine sahip olan tek tür biz değildik. inanılmaz...

    o kadar yalnızız ki... kendi aramızda konuşuyor, tartışıyor, ama bulduğumuz sonuçları bizden farklı olan hiçbir canlı ile mütala edemiyoruz. verdiğimiz her karar, nereye varacağını bilemeyeceğimiz yollara sokuyor bizi. deneme-yanılma üzerine bir dünya inşa etmişiz, çünkü başka şansımız yok. bu yüzden elfleri, hatta orkları icat ediyoruz. bizden olmayan, ama yine de ölüm gerçeğiyle yüzleşebilecek kadar akıl sahibi olan, bildiklerimizi karşılaştırabileceğimiz sanal türler yaratıyoruz. uzaylıları arıyoruz belki bir şeyler biliyorlardır diye. ama, yalnızlığımızdan kurtulamıyoruz.

    şimdi bu pencereden baktığım zaman, bir zamanlar dünya üzerinde ölümlülükle yüzleşmiş tek tür olmadığımızı, bizler gibi varoluşunu anlamlandırmaya çalışan bir türle aynı dünyayı paylaştığımızı görüyor ve irkiliyorum. dünyayı anlayan, ama bana benzemeyen bir canlı ile yüzyüze gelmek... ürpertici!

    ama dünya sohbet odası değil ki oturup varoluşumuzun ve evrenin anlamları üzerine istişare edelim? büyük bir yaşam mücadelesinin içinde, sana bana çok benzeyen, düşünen, alet yapan, ama özünde farklı bir canlı ile karşılaşıyorsun. iç dünyasında ne olduğunu bilme şansın yok, ama eylemleri senin için ölümcül olabilir. zira, en büyük silahın olarak inşa ettiğin beynin bir benzerine o da sahip. seni günlerce gözleyerek davranışını çözümleyebilir, tuzak kurabilir, kabileni yok edebilir. diğer canlılarla mücadelende eşsiz bir fark getiren akıl, karşında olduğu zaman başına gelebilecek en büyük beladır, bunu seziyor, biliyorsun.

    o halde, ne yapacağını da biliyorsun insanoğlu: "o saldırmadan önce sen ona saldır. habil'i öldür!"
  • yahu olaya bak.
    neymiş homosapiensle çiftleşmiş mi çiftleşmemiş mi...

    canim kardeşim, homosapiens dediğin aradan onbinlerce yıl gecmişken bile hala eşeği tavuğu sikiyor.
    cirlop gibi neanderthal mi kurtulacak elimizden. hatta nesillerini bu şekilde bile tüketmiş olabiliriz.

    - abi bak şu eşeğin kcına...
    - o değilde bizim aşağıdaki maymunların tadı pek guzel yaf.
    - he yaf aynı da insan...
  • neandertalleri tanıyalım:

    - ilk neandertal fosili, 1829 yılında, bugün belçika sınırları içinde kalan engis adlı şehirde bulundu.

    - 19 sene sonra, 1848 yılında ispanya'nın cebelitarık şehrinde bulunan bir kafatası, ikinci bulgu oldu. bilim insanları daha önce böyle bir kafatası görmediklerinden, bu bulguya ne mana vermeleri gerektiğinden emin olamadılar. zira bu fosil, insan kafatasına çok benzese de, kimi belirgin farklılıklara da sahipti. bu nedenle, kafatasının, insanın atası olan bir türe ait olduğu düşünüldü. (gibraltar 1 adı verilen bu kafatasının 3d görüntüsünü wikipedia'da izlemek mümkün.)

    - 1856 yılında, almanyanın batısındaki neander vadisi'nde (neandertal) ikinci bir kafatası bulundu. neandertal ismi buradan doğdu.

    - o günden bugüne, avrupa'nın ve batı asya'nın farklı yerlerinde 300'den fazla neandertal fosili bulundu. bu fosillerin bulunduğu alanlardan hareketle, neandertallerin ulaştığı coğrafyanın tahmini haritası ortaya çıkarmak mümkün oldu.

    - neandertaller, homo sapiensin ataları değil, yakın kuzenleri. şöyle ki, homo sapiens içinden ilk grubun ~70.000 yıl önce afrika'dan çıkarak dünyaya yayıldığını biliyoruz. ancak homo sapiensin atası homo heidelbergensis içinden bir grup, bunu ~500.000 yıl önce yaptı. dolayısıyla, homo heidelbergensisin evrimi aynı anda afrika, batı avrasya ve doğu avrasya'da devam etti ve neticede ortaya en az üç farklı insan türü çıktı: afrika'da homo sapiens, batı avrasya'da neandertaller ve doğu avrasya'da denisovalılar. neandertal ve homo sapiens genlerinin %99.88 gibi büyük bir oranda örtüşüyor olması bu nedenle şaşırtıcı değil.

    - neandertaller ~375.000 yıl önce ortaya çıktılar ve ~65.000 yıl önce homo sapiensler ile karşılaştılar. bu iki grup zaman zaman avrupa'nın kimi yerlerinde nesiller boyunca yan yana yaşadılar. aralarında sıklıkla çiftleşmeler de oldu. benzeri bir durum, homo sapiens ile denisovalılar arasında da yaşandı. bugün itibariyle (özellikle afrikalılar haricindeki) insanların neandertal ve denisovalı geni de taşıyor olmalarının nedeni bu.

    - birkaç sene öncesine kadar denisovalıların varlığından dahi haberimiz yoktu. 2008 yılında rus bir arkeolog sibirya'daki denisova adlı bir mağarada küçük bir parmak kemiği buldu. yapılan gen analizi, ilgili kemiğin, günümüz insanlarından farklı bir türe ait olduğunu ortaya çıkardı. kemik, ~41.000 sene önce yaşamış olan, koyu tenli küçük bir kız çocuğuna aitti. araştırmaya dair detaylar, nature dergisinin 2010 yılı nisan sayısında yayınlandı.

    - bugün itibariyle güneydoğu ve güneybatı asya'da, yeni gine'de, melanezya adaları'nda ve yaşayan koyu tenli insanlar ve avustralya aborijinleri, ortalama %2.5 oranında neandertal ve %5 oranında denisovalı geni taşıyorlar. afrika'dan daha sonra ayrılan ikinci bir grup insan ise (muhtemelen o esnada artık denisovalıların nesli tükendiği ya da tükenmek üzere olduğu için) sadece neandertallerle ilişkiye girdiler. bu kimselerin torunları ise, bugün daha çok avrupa, asya ve kuzey amerika'da yaşıyorlar. bu ikinci gruptaki insanlar, ilkindekilerin aksine açık tenliler ve çoğunlukları itibariyle %1 ila %4 arasında neandertal geni taşıyorlar. uzak doğulular bu bandın alt sınırına, güney avrupalılar ise, üst sınırına yakınlar. (neandertal genine sahip olmanın homo sapiens üzerinde olumsuz değil, olumlu etkisi var. zira neandertal geni, insan bedeninin bağışıklık derecesini artırıyor.)

    - 2014 yılı itibariyle bu küçük parmak kemiği ve iki de diş haricinde denisovalılara ait herhangi bir kalıntı bulunabilmiş değil. yani denisovalılar hakkındaki bu kadar şeyi sadece bu birkaç küçük bulgu sayesinde bilebiliyoruz. (bu yeni keşif, geçmişte neandertal ve denisovalılar haricinde insan türlerinin de yaşamış olabileceğini de ima ediyor.) denisovalılar üzerindeki araştırmaların seyri ve detayları hakkında bkz.:
    (1) the case of the missing ancestor / national geographic / jamie shreeve / july 2013
    (2) denisovan genome sequenced / huffington post / charles choi / 31 august 2012
    (3) new dna analysis shows ancient humans interbred with denisovans / scientific american / katherine harmon / 30 august 2012

    - neandertallerin gen haritasını çıkarma çalışmaları 2005 yılında max planck enstitüsü tarafından başlatıldı. 2009 yılında alınan ilk sonuçlar, 2010 yılında science dergisinde yayınlandı. neandertaller konusundaki bu araştırmaları yürüten isveçli biyolog svante pääbo, vardığı sonuçları daha fazla örneklemle sınadıktan sonra, 2014 yılında neanderthal man: in search of lost genomes adlı bir kitap yayınladı. bu kitap, neandertaller hakkında bugüne dek yayınlanmış en önemli eser durumunda.

    - gerek genetik gerekse diğer alanlardaki araştırmalar neticesinde, neandertaller hakkında artık genel bir kanaatimiz var. neandertallerin boyu modern insana nisbeten biraz daha kısa. ancak çok daha güçlü ve soğuğa dayanıklı bir bünyeye sahipler. sayıları 7-8 kişiye kadar düşebilen küçük gruplar halinde yaşıyorlar.

    - neandertaller, ucunda sivriltilmiş bir taş bulunan mızraklarla avlanıyorlar. (bu taşın hem yapımı, hem de mızrağın ucuna leğimlenmesi, sofistike bir yöntemle mümkün.) ağırlıklı olarak etle besleniyorlar. kimi bitkileri tedavi amacıyla kullandıklarını da biliyoruz. ölülerini gömüyorlar.

    - neandertal beyni, günümüz insan beyninden biraz daha büyük. beyinlerinin homo sapiens beyni kadar gelişmemiş olduğunu düşünmemiz için de elimizde herhangi bir sebep yok. son dönemde hakim olan kanı, insanlar kadar zeki oldukları yönünde. konuşuyor olmaları çok yüksek bir ihtimal. zira konuşmak için gerekli olan bütün fizyolojik donanıma (ve insanda bulunan konuşma geni foxp2'nin aynısına) sahipler. dolayısıyla, asıl soru, ne kadar sofistike bir lisana sahip oldukları.

    - neandertaller yeryüzünde 300.000 seneden fazla yaşadılar. yani bugün itibariyle ~200.000 yıllık bir tarihi olan modern insan türüne göre, dünya üzerinde çok daha uzun bir süre bulundular. soyları ~40.000 sene önce tükendi. bunun nedenini henüz bilmiyoruz. bir ihtimal, ~45.000 sene önce avrupa'ya gelen modern insanlar tarafından öldürülmüş olmaları. daha kuvvetli bulunan bir diğer ihtimal ise, ~40.000 sene önce avrupa'da gerçekleşen iklim değişikliği nedeniyle hayatlarını kaybetmiş olmaları. üçüncü bir tez ise, ölmeyip, homo sapiens ile karışmış olmaları. (tabii, bu üç tez birbirini dışlamıyor.)

    neandertaller hakkında daha fazla bilgi edinmek için, 2013 yılında yayınlanmış olan şu nova belgeseli izlenebilir:
    - decoding neanderthals (2013, nova s40e7, 53 dakika) [imdb]

    başka neandertal belgeselleri de yok değil. ancak neandertaller hakkındaki bilgilerimizin çoğunu son birkaç sene içinde yapılan araştırmalara borçluyuz. bu belgeseler ise, hem eski tarihli oldukları, hem de her zaman nova'nın kalibresine varamadıkları için kimi hatalı çıkarsamalar da içeriyor. yine de bir fikir sahibi olma amacıyla bakılabilir:
    (1) neanderthal: 1, 2 (2001, discovery channel) [imdb]
    (2) neanderthal (2005, bbc, horizon s41e13, 49 dakika) [imdb]

    bu konuda ayrıca (bkz: neandertal-homo sapiens melezinin bulunması /@derinsular)

    tema:
    (bkz: evrim teorisi /@derinsular)

    tekmili birden: pdf
  • bu insanlar hakkında bilinen şudur ki modern insandan çok daha önce avrupa' ya yerleşmiş, uzunca bir süre burada tek başına hüküm sürmüş, sonra anadolu üzerinden avrupa' ya giren sapiens tarafından peyderpey batıya sürülmüş ve en son cebelitarıkta yok olmuşlardır.

    bundan yaklaşık 400 bin yıl önce heidelbergensis insanının ikiye ayrıldığı ve bir kolun avrupa' ya gittiği tahmin ediliyor. heidelbergensis' in bir kolunun da afrika içinde kaybolduğu tahmin ediliyor, türün kendisi ise bundan yaklaşık 200 bin yıl önce tükenmiş. tüm bunlar, daha doğrusu bahsedilen dallanma kuzeybatı afrika' da bir yerlerde oluyor.

    modern insan sapiens' in doğumundan çok önce, dünyada başka insan türlerinin yerleşimleri mevcut. afrika' dan defalarca dışarı çıkılmış, farklı türler asyanın içlerine kadar gidip oralarda erimiş; fakat neandertaller bir şekilde avrupa' da tutunmuşlar ve bugünkü coğrafyayla bütün avrupa, anadolu, ortadoğu ve arap yarımadası' nda kolonileri mevcut.

    sapiens, bu dışarı çıkmış insanlardan değil de, afrika' da kalmış asıl populasyonun içinden evriliyor. yetmiş bin yıl öncesine kadar da hâlâ afrika' da. bu grubun bir bölümü afrika' da kalıyor; sayıları belirsiz bir bölümü ise göç ediyor. göç edenlerin kaç kişi oldukları ve nasıl çıktıkları tam belli değil; ancak hiç değilse bir grubun basra körfezinden çıkıp, asya kıyısı boyunca ilerleyip avustralya' ya göç ettikleri kesin gibi. yani, aslında avrupa' dan çok daha uzun zaman önce avustralya' ya yerleşmişiz. anlaşılan bu şekilde birkaç grup dışarı çıkıp orta doğu' da yayılmaya başlıyorlar. bazıları süveyş kanalı üzerinden israil' e geçiyor. anadolu' da ciddi bir yerleşim söz konusu; ama burunlarının dibindeki avrupa' ya girmek yerine ta hindistan' a, çin' e falan gidiliyor.

    işte, sapiens' in avrupa' ya giremeyişinin sebebi neandertaller. neandertal dediğin öyle ahmak, mağara adamları değil. öyle resmedilseler de bunun böyle olmadığı aşikar. bugün bile kullandığımız birçok şeyi bulan onlar: dikiş iğnesi, bıçak, ateş... hatta ölülerini törenle gömdükleri düşünülürse ciddi bir inanç sistemleri ve belki de öte dünya inanışları var. bu canlılardan aptal diye bahsetmek aptallık olur.

    fiziksel güç olarak sapiens' ten daha üstün oldukları da aşikar. neandertallerle fiziksel olarak yarışamayan sapiens zihin kapasitesini arttırmaya eğilim göstermiş olabilir. işte neandertallerin yok oluşuna ilişkin teoriler de bunlar üzerinden şekilleniyor.

    ani yok oluş kuramı, neandertallerin çok hızlı bir şekilde yok olduğunu savunuyor. bu, birkaç şekilde olabilirmiş. en popüleri, ki aynı zamanda en çok bilineni de budur, sapienslerle neandertaller arasında bir çatışmanın olduğu ve belki de sapienslerin neandertallere soykırım uyguladığı iddiası. sanırım bu pek hoşumuza gidiyor, çarpışa çarpışa iber yarımadası' na kadar sürdüğümüz neandertalleri son bir baskınla ortadan kaldırmış olmamız fikri.

    ama unutulmasın, zihinsel olarak ne kadar üstün olursak olalım bu insanlar bizden fizik olarak daha güçlüydü ve savaşarak onları ortadan kaldırmamız o kadar da kolay değil. bu tür çarpışmaların yaşandığı muhakkak; ama artık bilim dünyası neandertalleri bu şekilde yok ettiğimize inanmıyor. (bu iddia biraz da seksenlerden kalma)

    ani yok oluşa ilişkin iki teoriyi anlatmadan önce bir başka iddiadan bahsedeyim. bir dönem neandertallerin aslında yok olmadığı ve avrupalıların bunların soyundan geldiği savunuldu. kanıt olarak da avrupalıların yüksek boy ortalaması gösteriliyordu. bu iddianın bugün için bir geçerliliği yoksa da mitokondri dna' sı incelemelerinde avrupalıların dna' sının küçük bir bölümünün (yüzde dört kadar) neandertal dna' sı olduğu tespit edildi. bu da bize sapiensle neandertalin aslında o kadar da farklı iki tür olmadığı ve kısıtlı oranda da olsa çiftleştiğini ve en azından avrupa' da melez bir tür oluşumunu sağladığını gösteriyor.

    neandertallerin yok oluşu hakkındaki en güncel kuramlar, bir enfeksiyon veya metabolik bir hastalığın bu türün sonunu getirdiği üzerine. bir türün bütün üyelerini bu derece hızlı bir şekilde öldürebilecek bir enfeksiyon var mı? şöyle ki, ölüm oranları bu denli yüksek bir enfeksiyon yayılmak için yol bulamaz çünkü taşıyıcılık da yoktur, hastalananlar hemen ölmektedir. ancak hiv gibi uzun süreli gizli dönemi bulunan bir enfeksiyon bunu başarabilir. veya, iddia bu noktada şenleniyor, yakın bir tür üzerinden bu taşıyıcılık sağlanabilir.

    yani deniyor ki, sapienslerin taşıdığı ve onlara zararlı olmayan bir patojen neandertallerde yüksek ölüm oranlarıyla seyreden bir enfeksiyona sebep olmuş olabilir. mümkün mü? mümkün. sapiens afrika veya ortadoğu' dan bir patojeni avrupa' ya taşımış olabilir. zaten bu derece büyük bir göçle patojenlerin taşınmaması da söz konusu olamaz. hiv abd' ye tek bir kişiyle gelmişti. peki yakın iki türden biri için ölümcül, diğerine etkisiz bir mikroorganizma var olabilir mi? evet, yine hiv örneği vereyim, bazı insanlar hiv' e karşı bağışıktır, virüs vücutlarına bulaşsa dahi asla hastalanmazlar. aynı türün içinde bile bu farklılık mümkünken türler arasında neden olmasın?

    bir diğer popüler argüman iklim değişikliği. neandertaller değişen iklim koşullarına ayak uyduramamışlar ve yenik düşmüşlerdir. buzul çağına girildiğinde avrupa' nın bitki örtüsü seyrelmiş, az bitki olunca hayvan sayısı da azalmıştır. oysa ki neandertaller iri yapıları sebebiyle daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyorlardı, arz talebi karşılayamayınca popülasyon küçülmeye gitmiştir. ki zaten azalan besine karşın daha az enerjiye ihtiyaç duyan yeni ve yoğun bir nüfusun (sapiens) avrupa' ya girdiğini ekleyelim.

    bunların yalnızca birinin doğru olduğunu düşünmüyorum. aksine, hepsi birden doğru olabilir. üst üste gelen bir çok olumsuzluk neandertalleri küçülmeye ve yok olmaya itmiştir. bunun bu türün aptallığıyla alakası yoktur. az bir miktar neandertal geni avrupa gen havuzuna tutunmuştur ve tür bu şekilde devam etmiştir hayatına.

    ki şunu da anlamam, yok olan türler aptal mıdır?

    3.08.2015
    gelen birkaç mesaj üzerine biraz ekleme yapmaya karar verdim. neandertaller homo sapiens'ten daha eksik yaratıklar değillerdi. sadece daha farklı bir ortama adapte olmuşlardı. homo sapiens'in evrimi mental kapasitesini geliştirmeye yönelikken neandertaller fiziksel kapasitelerini geliştirmeye yönelmişlerdi. anatomileri incelendiğinde bu fark bariz olarak görülür. bir örnek vererek açıklamaya çalışayım.

    elinizi kafanızın arkasına götürdüğünüzde elinize gelen çıkıklık, inion, aslında homo sapiens'te sık görülen bir özellik değil. aralarında türkler'in de bulunduğu birkaç ırkta sık rastlansa da insanın evrim sırasında körelen noktalarından biriyken, neandertal kafasında bu noktanın iyice belirginleştiği görülüyor. hatta oksipital kemiğin üzerinde bulunan bu çıkıntı neandertal kafatasında o kadar belirgin ki oksipital topuz adını alıyor. kafatasının bu kısmı serebellumu (beyincik) koruyor ve bilim adamları kemikteki bu büyümenin altındaki sinir dokusunun büyümesi için yer sağlamayı amaçladığını düşünüyor. başka bir deyişle, muhtemelen neandertal serebellumu bizimkinden daha gelişmişti. serebellum, motor hareketlerin koordinasyonunu sağlamakla görevli. bu da bize neandertallerin koşma veya uzamsal akıl yürütme gibi beyin işlevlerinde bizlerden daha iyi olabileceğini düşündürüyor.
  • homo sapiens* ile son bir kac yuzyilini beraber geciren, baslarda aralari iyiyken daha sonra sozkonusu tur tarafindan yok edilen, homo sapiens kadar gelismis olmasa da aralarinda anlasabildikleri bir dil konusabilen, diyetinin %85'ini etin olusturdugu, soguga cok dayanikli, 6-7 kisilik ufak klanlar halinde yasayan tur. yuzyillarca varolmasini saglamis bu avantaj ozellikleri homo sapiens'in ortaya cikisindan sonra dezavantaj olmaya baslamistir zira afrikadan gelen homo sapiens fiziksel olarak neandertal kadar dayanikli olmadigindan daha hizli hareket edecek sekilde evrilmis, daha buyuk gruplar halinde yasamaya baslamis, kafasini daha cok kullanmak zorunda kalmistir.
    neandertal gerek aletlerini gelistirmede, gerek sus kullanmaya baslamada homo sapiensi cok taklit etmistir, ama ondan evvel evrimsel acidan oyle ahim sahim bir progrese sebep oldugunu soylemek guctur. ancak etini pisirmesi, olusunu gommesi, aksamlari klan uyelerinin aralarindaki baglari kuvvetlendirmek amaciyla birbirinin saclarindaki bitleri ayiklamasi (bunu nasi tespit etmisler bilmiyorum) gibi ozellikleri sayesinde "ay canim, e insan tabi neticede" diyebiliyoruz bugun. homo sapiensle ciftlesmis olmasi kuvvetli bir olasilik, bu tezi savunan melez bir fosil bulundu gecenlerde ancak bu melez tur dayaniksiz bir sey olacak ki devam edememis, zira bugune dek hicbir modern insanda neandertal genine rastlanmamis. (bkz: neandertal insanı)
  • türkiye topraklarından en genel cevabı veren arkadaş şu şekilde dile getirmiş;

    --- spoiler ---
    birol merdaneci (40) - adana
    bilim adamlarının bu kanıdladıklarını iddaa ettikleri durumu kınıyorum kimse bana senin baban şudur budur diyemez biz türkoğlu türk müslümanoğlu müslümanız bunu kimse değiştiremez işte o kadar.o dediğiniz kavimle adem babamızın alakası yok hepsi evrimci kafir münkir münafıkların oyunudur islamiyeti yok edmeye çalışıyorlar

    --- spoiler ---
    (bkz: ben seni sevmedim allahsız taptım taptım)
  • ''neandertaller de duygusalmis'' http://www.ntvmsnbc.com/id/25138485/

    - oglum neyin var lan kac gundur, izgara mamut bile yemiyosun?
    - gecen... gecen nehrin kenarinda gordugum homosapiens hatun...
    - n'aptin oglum sen?
    - sevdim hocam.
  • neandertal isminin şöyle bir hikayesi vardır: 1680'de terk-i diyar eyleyen ozan ve besteci joachim neander, ölmeden önceki son günlerinde esin perisi bulurum umuduyla evinin yakınındaki vadide gezintiye çıkıyormuş. kasaba halkı tarafından pek bir sevilen joachim'in, ölümünden sonra anısını yaşatmak için, vadiye neander vadisi anlamına gelen neander thal ismi verilmiş. aradan yıllar yıllar geçmiş. 1856 yılında, prusya'daki yapılara taş yetiştirmek için çalışan işçiler, neander vadisindeki feldhoffor grotto mağarasında insan kemikleri bulmuş. binlerce yılda birikmiş kireç yığınları arasında bulunan bu kemikler, kirecin sert yapısı, işçilerin de özensizliği nedeniyle kırık dökük çıkarılmış. yalnızca kafatasasının ön kısmı, kol ve bacak kemiklerinden bazıları ve birkaç örselenmiş kemik parçası... bu kemikler, kasabada meraklı ve araştırmacı olarak bilinen matematik ve tarih öğretmeni carl fuhlrott'a gösterilmiş. bu kemiklerin insan yapısına benzemekle birlikte tam olarak insanımsı olmadığını fark eden;ama bilgisi daha fazlasını söylemesine yetmeyen carl, kemikleri toplayıp bir çuvala koyup bonn üniversitesi'nin yolunu tutmuş. üniversitenin anatomi profesörlerinden dönemim mümtaz şahsiyeti hermann schaafhausen'e bu kemikleri göstermiş. hermann da kemiklerdeki ilginçliği ilk görüşte fark etmiş ve üzerinde çalışmaya karar verip carl'a kemikleri getirdiği için teşekkür edip kendisini yolcu etmiş. 1 sene sonra, 4 şubat 1857'de, çalışmalarını noktalayan hermann, bir bildiriyle, bu kemiklerin insan öncesi bir türe-hatta insanın ilk ataları olduğunu düşündüğü bir türe- ait olduğunu açıklayıp, bu türe, çıkartıldığı vadinin adı olan neandertal ismini vermiş.
  • 13 subat itibariyle 38,000 yillik bir neandertal fosilinin kemiklerinden cikarilan mitokondriyal dna ornekleriyle gen haritasinin cogunlugu cozulmus. ilk bulgulardan biri hislerini "dedirten mac" ya da "diye dusunduren hadise" diye ifade etmeleriymis.

    http://www.dw-world.de/…/article/0,,4024921,00.html
  • soylari tukenmese ne olurdu acaba dunyanin hali diye dusundurten tur. zira, genome*projesi sonuclarinda siyahmis sariymis irk diye bir gercekligin olmadigi, insan dnalari arasinda hicbir farkin olmadigi ortaya cikarken; kedi ile aslan arasindaki genetik benzerligin bile homo sapiensle arasinda bulunmadigi belirtilen neanderthallerin, yasasalardi ne savaslar, ne katliamlar gorecekleri, nelere kurban edilecekleri bir merak konusu.

    kuzey avrupa'da bir donem ikamet ettikleri biliniyor, arkeolojik kazilarda bulunan, buyuk olcude korunmus kemikleri ve araclari bu ulkelerin muzelerinde yer almakta. dis gorunus olarak insanlardan daha kisa fakat daha kalin kemiklere sahip, dar alin, derin goz cukuru ve geride cene yapisina sahip, akilli bir tur. arac kullaniyor, toplumsal bir duzen icinde yasiyorlar. toplu halde bulunup, yasadiklari cevreden cok uzaklasmiyorlar. belli bir alan icerisinde avlanarak ve besin toplayarak hayatlarini surdurdukleri icin uzun zaman hicbir sekilde yeni arac ve gerec gelistirmiyorlar. buzul cagi basladigi zaman gruplar halinde guneye gocmeye basliyorlar ancak bircogu oluyor. ortadaogu'ya kadar gelmeyi basarip burda homo sapiens ile karsilastiklari soyleniyor. iki irk birbiri ile iletisim kurmuslar, hatta neanderthaller yeni arac yapimlarini ogrenmisler insanoglundan. bilimadamlarina gore daha buyuk bir yakinlasma olmamis; genetik yapi farki yuzunden bu iki tur birbiriyle karisamamis. ortadogu maceralari ne sekilde sonlanmis bilmiyoruz ama savasci olmadiklari goz onunde tutuldugunda bir de gectigimiz birkac bin yillik insanoglu tarihi dusunuldugunde zavalli neanderthal yavrucaklarin birtakim tanrilara kurban gittikleri konusunda supheler duymuyor degilim.

    bu tur bulgular, bir yandan da, dunya uzerinde bir zamanlar baska akilli irklarin olup olmadigi sorusunu getiriyor akla. keske olsalarmis diyor insan. ya da acaba onlar kurtulsalarmis da homo sapiens yok olsaymis ne olurmus, dunya daha farkli bir yer olur muymus acaba, acabaaa?