şükela:  tümü | bugün
  • avrupa'da ya$amı$lar ve 30-40 bin yıl önce nesilleri tükenmi$..
  • dna'larımızın %99,9 oranında benzer olduğu söyleniyor.

    http://www.kozmopolit.net/haber/6078
  • ibn-i fadlan'ın risalesinde en küçük bir izine dahi rastlanmayan tür. eaters of the dead, ibn-i fadlan'ı bir yerde temel alsa da vikingler kısmında iş kayganlaşır, rayından çıkar. neticede crichton abimizin eseri kurgudur. ibn-i fadlan ise iskandinavya'ya dahi gitmemiş, volga bulgarları'nın komşuları olan rus isimli viking kabilesine uğramıştır. rus kabilesinin orgy zevklerinden, suyu pek de kullanmamalarına kadar yazsa da pek bir neanderli adamlara rastlanamaz seyahatnamesinde (pek de seyahatname de sayılmaz orası ayrı). hamama pek düşkün ibn-i fadlan'ın gördüğü tüm toplulukları pis, pasaklı, bayağı, al bundy nitelemesinden belki eciş bücüş toplumlar yorumu da çıkabilir. alın size serbest çağrışım (bkz: joe s apartment).
  • ntvmsnbc'nin 27 mart 2008 tarihli haberine göre; ispanyada bilim adamlarının bulduğu bir milyon 300 bin yıllık insan kemiğiyle artık en eski olmayan tür.
  • hani 'iri cüsseli ama aptal adam' tiplemesi vardır ya; birçok farklı kültürde, geçmişte ve günümüzde hep örneklerini görürüz. mesela temel reis ile kabasakal, kısa boylu zeki mafya lideri ve izbandut korumaları, keloğlan ile dev... işte bu tiplemede binyıllar öncesinden kalan homo sapiens-neandertal mücadelesinin sembolleştirildiği gibi bir iddia ortaya atsam çok mu işkembeden sallamış olurum acaba?
  • insanın doğaya aykırı bir canlı gibi görünmesi, aslında hatalı bir bakış açısından kaynaklanır. zira insanı doğadan ayrı bir yere koymak, doğanın ve insanın anlamını daraltarak büyük resmi görmeyi engellemekten başka bir işe yaramıyor. doğa, milyonlarca yıldır değişen halleriyle, birbirinin kuyusunu kazan milyarlarca canlısıyla, soyu tükenen ve yeni türeyen türleriyle, düzenli işleyen bir sistemden ziyade böyle bir tarifin içine sokulamayacak ölçüde kaotik bir dinamik üzerinde hareket ediyor. o yüzden doğayı düzenli bir sistem ve onun belirli niteliklere sahip canlıları gibi dar kapsamlı bir tarifle ele alarak, insanı bu sistemin dışına koymak birçok şeyi ıskalamaya sebep olacaktır. ama yine de, insan denen canlının doğanın diğer evlatlarından farklı özelliklerle donatılmış olduğunu reddetmek mümkün değil.

    iki ayak üstünde yürümekle mi başladı acaba her şey? iki ayaklı duruştan kaynaklanan kalça daralması sebebiyle erken doğuma zorlanan insan, henüz gelişimini tamamlamamış yavrusuna bakabilmek için tek başına yaşayamazdı. irili ufaklı sosyal gruplarda işbölümünün kurulması zorunluydu. hayatla tek başına mücadele etmek yerine güvenli bir kalkan oluşturan yetişkinler arasında büyüme şansı bulan insan yavruları, hazır reflekslerle ve kıskaç, zehir, ağ gibi doğal silahlarla doğmak yerine, bunları zamanla edinme şansı buldu. silahlarını kendi bedeninin dışında kurabilme, yani alet yapma yeteneği sayesinde edindiği esneklikle diğer düşmanlarıyla mücadelede büyük avantajlar kazandı ve soyunu genişletti. hazır verili silahlarla hayata atılmak yerine bunları dış çevrede imal edebilmek için, yapı malzemeleri ve enerji bedenin diğer bölümlerinden ziyade büyük bir beynin kurulmasına harcandı. bu da akılla hareket etme yetisini daha da artırdı. akıl, sebep sonuç ilişkilerini çözdü, simgeleri kullanma yeteneğini yani dili doğurdu, dil yeni bir bilgi aktarım alanı olan kültürü kurdu, kültür nesillerin birbirine bilgi aktarmasını sağladı; öyle ki, neden sonuç zincirleri kurduğunda zorunlu olarak ölüm gerçeğiyle karşılaşan, kendisinin de ölümlü olduğunu farkeden insanoğlu, bu kaçınılmaz sonu ruh gibi bir kavramla, insanın ölümsüz bileşeni ile aşmaya çalıştı. cenaze törenlerinin ne kadar eski tarihlere uzandığı bunun göstergesidir.

    şu anda beyne bu kadar yatırım yapan başka bir canlı yok bildiğim kadarıyla, yani o bizim en büyük silahımız. ama bir zamanlar, buna benzer bir gelişim gösteren bir canlı türü daha vardı: neandertaller. ölülerine tören yaptıkları, alet edevat geliştirdikleri biliniyor. demek ki bir zamanlar şu koca dünyada "taşı elimden bırakırsam düşer" gibi basit olgulardan yola çıkıp ölümlülük gibi inanılmaz gerçeklere ulaşan, neden sonuç ilişkisi kurma yeteneğine sahip olan tek tür biz değildik. inanılmaz...

    o kadar yalnızız ki... kendi aramızda konuşuyor, tartışıyor, ama bulduğumuz sonuçları bizden farklı olan hiçbir canlı ile mütala edemiyoruz. verdiğimiz her karar, nereye varacağını bilemeyeceğimiz yollara sokuyor bizi. deneme-yanılma üzerine bir dünya inşa etmişiz, çünkü başka şansımız yok. bu yüzden elfleri, hatta orkları icat ediyoruz. bizden olmayan, ama yine de ölüm gerçeğiyle yüzleşebilecek kadar akıl sahibi olan, bildiklerimizi karşılaştırabileceğimiz sanal türler yaratıyoruz. uzaylıları arıyoruz belki bir şeyler biliyorlardır diye. ama, yalnızlığımızdan kurtulamıyoruz.

    şimdi bu pencereden baktığım zaman, bir zamanlar dünya üzerinde ölümlülükle yüzleşmiş tek tür olmadığımızı, bizler gibi varoluşunu anlamlandırmaya çalışan bir türle aynı dünyayı paylaştığımızı görüyor ve irkiliyorum. dünyayı anlayan, ama bana benzemeyen bir canlı ile yüzyüze gelmek... ürpertici!

    ama dünya sohbet odası değil ki oturup varoluşumuzun ve evrenin anlamları üzerine istişare edelim? büyük bir yaşam mücadelesinin içinde, sana bana çok benzeyen, düşünen, alet yapan, ama özünde farklı bir canlı ile karşılaşıyorsun. iç dünyasında ne olduğunu bilme şansın yok, ama eylemleri senin için ölümcül olabilir. zira, en büyük silahın olarak inşa ettiğin beynin bir benzerine o da sahip. seni günlerce gözleyerek davranışını çözümleyebilir, tuzak kurabilir, kabileni yok edebilir. diğer canlılarla mücadelende eşsiz bir fark getiren akıl, karşında olduğu zaman başına gelebilecek en büyük beladır, bunu seziyor, biliyorsun.

    o halde, ne yapacağını da biliyorsun insanoğlu: "o saldırmadan önce sen ona saldır. habil'i öldür!"
  • homo erectusa göre daha bilinçli olan, avladığı hayvanları sadece beslenme amaçlı kullanmayan, ikinci buzul çağı sonrası ortaya çıkmış olan insan türü.

    bu tür araç kullanıyor, avlarının kürklerinden kıyafetler yapabiliyor hatta bu kıyafetleri dikmek için kemiklerden iğne bile üretebiliyorlardı. ölülerini gömerken yaptıkları törenleri bir nevi büyücü ya da sihirbaz yönetirdi ve bu kişiler neanderthal toplumunun en yetkili üyeleriydiler.
  • 13 subat itibariyle 38,000 yillik bir neandertal fosilinin kemiklerinden cikarilan mitokondriyal dna ornekleriyle gen haritasinin cogunlugu cozulmus. ilk bulgulardan biri hislerini "dedirten mac" ya da "diye dusunduren hadise" diye ifade etmeleriymis.

    http://www.dw-world.de/…/article/0,,4024921,00.html
  • ortalama beyin buyuklugu homo sapiens'den fazladir. (bu tek basina bir sey ifade etmese de, ayni tur icerisinde zekanin artma surecinde beynin genellikle buyudugu bilinen bir olgu. bu acidan insan bir istisna sayilabilir)
  • gomulduklerinde ellerinde cicek ile gomulduklerine dair kanitlar bulunmustu ama kaynak veremedigim icin havada kaliyor. konusma merkezini kontrol ettigi dusunulen genlerden birisi mitokondriyal dna icinde bulunmustur. ben homo sapiens ile didisirken zaten az olan sayilarinin gitgide azaldigini ve yasama alanlarini daha yirtici olan bizlere kaptirdiklarini dusunuyorum. kafalari buyuktur ancak beyin kivrimi konusunda bir bilgi yok maalesef, o yuzden o alana ne kadar noron girdigini ve aradaki baglantinin ne olacagini bilemiyoruz.
    dedirten ve dusunduren hadise kavramlarini her ne kadar kullandilarsa da, "modeli" kavrami ile ortamlari yok eden homo sapienstir.
hesabın var mı? giriş yap