şükela:  tümü | bugün
  • sozlerini vlad dracul'un yazdigi bir agathodaimon sarkisi. blacken the angel albumunun ucuncu sarkisidir ayrica.
  • part one

    this is a world blessed by the victims
    of carnal tragedy
    the humans ritual of love and adoration
    dense-woven history

    sentiments decide existance, the artwork that i've bled
    bizarre she defined her presence
    with the lament of the undead
    when her eyes have bathed in danger
    and the moon had new design
    in the cradle of our desire all the blood has turned to wine
    but the love no longer remained than just a stir to survive
    in this labyrinth of perfidity for my mistress to recover
    i'll forever strive...

    part two

    dem sterbenden - die hoffnung
    dem propheten - der fluch
    der liebe - die dichtung, die dem sterben entsprung...

    the night is crystal clear - words are sent from pictures
    sounds that i can't hear - as weakness wins my body
    selling cheap my soul - and its bleeding heart
    eclipsing the whole - planet, history and light...

    part three

    sometimes, when the sun hides in the back of the earth
    when the hungry souls, to whom pain gave birth
    embalm their coldness with the blood's warmth... then
    i can clearly hear the calling of a lonely and distant star

    in the shade of the abhorrent
    yet in the still of the nights - in the still of the moment
    when the moment dies
    there she gently approaches
    with the new meaning of life...

    in a haze of hazard, in the withering chill
    baleful's the passion, when hearts stand still

    a flood of sentiments entwined
    rattle thru my falling soul
    i slumber against the spirit of time
    like a stranger in a foreign world!

    in a park, along the alleys, stained with blood and tears
    in the hour, when dusk disperses
    its colors on the white statues

    then i'll wander as a phantom of the posthumous regrets
    and my fiery lips i'll freeze
    with the kiss of these unrivalled statues

    si-n asta noapte sfirsese printr-un sarut
    poeme - agonizate de-un infinit si-un inceput

    part four

    the all-engulfing dawn of habitude shows his claws again-
    do you still remember our oath? - til light do us part!?

    come forth, feline
    mere moment of melancholy
    drink deep of my desire
    the quenchless fire
    that unites our tameless embers...

    come forth, feline
    tortured by our final duet
    let thy pale fingers slide on the petals of the flowers
    that thee stained with mortal, coagulated blood...

    on the walls, midnight closes even the stoical eyes
    of the unsleeping portraits
    and the white-eye of a lonely candle falls asleep
    into its own startling solitude...

    part five

    silent heart desires
    the balm that drives away the human waste
    oh come, infidel duchess
    shrouds of frost fall furiously down... of thee i taste again

    deciphering eternity of its ruined scripts
    of the tenebrious river i pleasantly sip
    upon lifeless leaves autumn has banished
    arises my lovelorn aura's odyssey

    un ornic cu rostiri funebre, suna amiaza-ndirjit
    iar ceru-mprastia tenebre, peste parcul amortit

    ...returned into that park as a whole
    under the questioning eyes of stars and heavens
    dreaming away on the lost love i've recovered

    death suddenly rises
    annoyed that he couldn't save me
    he turns pale from envy

    the seasons vanish and so does this story
    as the same poets hand raises the pen
    he pictured this spectacle with...

    the actors fade on the dreary alleys of that elder park
    only two nightshades remaining -
    celebrating the sunset of ages while their sullen laughter
    lustfully haunts the mortal seeds of ruin...

    nights were crystal clear - words were sent from pictures
    the colors have seared - these pages, whereas
    the darkest hour revealed - the mysterious hand
    which dutifully sealed

    this episode's arcane end.
  • kathryn bigelowun 1987 yılında yaptığı, içinde vampir adı hiç geçmese de, vampir filmi. adrian pasdarın canlandırdığı caleb, tanıştığı bir kız sayesinde vampir olur ve üyesi haline geldiği grup ortalığı kasar kavurur. kalburüstü bir filmdir. "when the light from a star hits earth a billion years later, i will still be here" diye de bir cümle geçer, insanı olduğu yerde mıhlar.
  • kathryn bigelow'un tek başına kotardığı ilk film olma özelliğini taşıyan near dark, tanıştığı güzel kız yüzünden bir vampir klanına, daha doğrusu bir vampir ailesine katılmak zorunda kalan caleb'in öyküsüdür. klanın lideri, ya da ailenin babası diyebileceğimiz jesse (lance henriksen) grubun en yaşlı ferdidir. yaşı sorulduğunda "güney için savaştım. kaybettik" şeklinde cevap verir. belki de o, güney ordularında savaştıktan sonra ünlü bir banka soyguncusu olan jesse jamestir. bill paxton tarafından canlandırılan severen, ailenin en vahşisi ve filmin aksiyon yükünü taşıyan karakteridir. babası gibi gördüğü jesse'nin gözüne girebilmek için işlediği cinayetler filmin unutulmaz sahneleri arasındadır. küçük oğul homer (h.o.m.e.r. yanlış* telaffuz ederseniz...sizin yerinizde olmak istemez) bedenen asla büyüyemediği için bir çocuğun vücuduna sıkışmış, bunun acısıyla yaşamaktadır. muhtemelen ona annelik etmesi için gruba dahil edilmiş diamondback'den belki yaşça daha büyüktür. anne figürü diamondback yabancılara karşı son derece acımasızken aile bireylerinin tümü için anaç tutumlar takınmıştır. gruba son katılmış kişi ise homer'ın arzulayıp dönüştürdüğü mae'dir. mae bu çocuk bedenindeki adam yerine bir barda tanıştığı caleb'ı tercih eder ve onun dönüşümünden ve eğitiminden sorumlu olur.

    1986 yapımı aliens filminin üç oyuncusu lance henriksen, bill paxton ve jenette goldstein'i bir sene sonra tekrar bir araya getiren near dark, alışılmış vampir ikonografisini kulanmaz. kazıklar, haçlar, kutsal su, sivri köpek dişleri ve pençeler filmde yer almaz. hatta vampir kelimesi bile hiç duyulmaz. jesse ve arkadaşları tıpkı çingeneler gibi göçebe bir hayat süren, gündüzleri uyuyup geceleri yaşayan bir ailedir; ama "geceyi yaşamanın bir bedeli" vardır.

    near dark, vampir mitini çok iyi araştırmış; ama onu kullanmaktan şiddetle kaçınmış ve janra bambaşka bir açı kazandırmayı hedeflemiş bir ekibin yarattığı başarılı bir filmdir. senaristi eric red, tıpkı bir önceki senaryosu hitcher'da olduğu gibi olayların akışına istemeden dahil olmuş sıradan bir gencin öyküsünü yine yol filmi formatında aktarmış, kathryn bigelow da başroldeki caleb karakterini oynayan adrian pasdar dışında çok başarılı ve uyumlu bir kadro oluşturmuş ve oyuncularının yaratıcılığını sınırlamadan, sıklıkla doğaçlamalara yer vererek, ilk yönetmenlik denemesinden alnının akıyla çıkmıştır.

    aynı yıl çekilmiş bir başka vampir filmi olan the lost boys'un yıldızı jason patric'le kardeş olan joshua john miller, homer rolüyle son derece başarılı bir portre çizmiştir. çok eğlendikleri her hallerinden belli olan henriksen paxton ikilisi ise, yer aldıkları her sahnede unutulmaz oyunculuklar çıkarmış, set dışında da görenlerin yıllarca birbirine anlatmaktan keyif alacağı oyunlar oynamışlar. lance rolüne hazırlanmak için otobanda otostopçuları arabasına alıp onlara ecel terleri döktürürken, bill paxton aynı otobanda, suratını paramparça gösteren bir makyaj varken yoldan geçenlere ağır bir kaza geçirdiğini söyleyip, bazı insanların bayılmalarına sebep olmuş.

    türünün bir klasiği olmayı hak eden near dark, yazık ki gösterime girdiğinde pek ilgi görmemiş, bağımsız bir yapım olmasının acısını, arkasına warner bros'un desteğini almış the lost boys'un gölgesinde kalarak yaşamıştır. ekibin bir araya gelerek bir prequel çekmek istemesi planı gerçekleşmese bile, ileride bu filmin değerinin daha iyi bilineceğine ve kenarda kalmışlıktan kurtulacağına inanıyorum.
  • filmin 1-2 sahne dışında tamamı ya gece yarısı ya da şafak saatine yakın saatlerde çekilmiştir. filmde vampir kelimesi geçmemekte ve de vampir filmlerinin klasik öğelerinden sadece gün ışığı ve ısırma kullanılmıştır. ısırma sahnelerinde de hiç bir zaman uzun vampir dişleri görülmemiştir. hac, incil, kutsal su, sarmısak, gümüş, kazık, tabut gibi her vampir filminde gördüğümüz öğelerin hiç biri bu filmde yoktur. vampire dönüştükten sonra babası ve kız kardeşinin caleb'i aramasıyla ve vampir ailesinin saldıkları dehşetle süren filmde caleb'in annesi hakkında hiç bir ipucu yoktur.

    filmde oyunculuğun çok iyi ve klişilerin yıkılmış olması filmi başka bir kulvara taşıyor olsa da bir vampirlerin basit bir iki tıbbi müdaheleyle (damardan kan verme ve bir serum) normal insana dönüşüyor olmaları saçma olmuş. yine de vampir filmi sevenlerin beğeniyle izleyeceği ve diğer korku filmi tutkunlarının sonunda "bu ne lan?" diyecek olsalar bile baymadan izleyebilecekleri bir filmdir.
  • film tarihinin belki de neredeyse en başarılı vampir janrı temsilcisi. mitin en ince noktasına dek dokunupta, bunları film boyu ağza almamasıyla apayrı bir yerde. kusursuza yakın cast çalışması, ileride stange days gibi bir başyapıt yaratacak olan kathryn bigelow un güçlü yönetimi, amerika'nın sessiz, kara, sakil yüzü, ilk dakikadan sizi içine çekiveren muazzam atmosfer.

    leziz ki ne leziz...

    unutmadan, filmin en büyük artılarından biri de soundtrack' i. ardında tangerine dream 'in bulunduğu bir çalışmadan da başka birşey beklenemez zaten. [ (bkz: legend) : (bkz: tim curry) + (bkz: riddley scott) ve tabi (bkz: tangerine dream) ]
  • bir sivrisineğin baş kahramanı ısırması, kanını emmesi ve tokatlama suretiyle öldürülmesi ile başlayan film. ve bu basit açılış sahnesi filmin hem içeriğini hem de özünü oldukça iyi anlatıyor.

    --- spoiler ---

    film vampirlik müessesesini ısırılan insanlardan ölmeyenlerin kanlarına karışan bir tür zehir sebebiyle hayvanvari canlılara dönüşmesi olarak konumlandırıyor. bunlar hayvanlar gibi sürüler halinde dolaşıyor ve avlanıyorlar. tüm öldürmeleri aslında türlerini devam ettirmek için. klasik vampir filmlerindeki aristokratik görünüşten eser olmayan bir tür sokak çetesi görünümündeler. aralarına girmek yine zor ama bu sefer sebep farklı: grubu beslemenin daha zor hale gelmesi.

    caleb, bu hayvani çetenin en duygusal en romantik üyesi mae tarafından ısırılır ve vampire dönüşme süreci boyunca kimseyi öldürmez. insanlığından çıkmaz bir anlamda. kan nakli yapılarak damarlarındaki zehir yok edilir. mae de hem başrolün aşkı hem de kötülerin arasındaki iyi kontejyanından faydalanarak kurtulur.

    sıradan bir amerikalının yanlış "arkadaş" grubuna kapılıp ailesini terk ederek serseriliğe başlaması şeklinde de okunabilecek bir olaylar örgüsü vardır. bu sebeple kimi yerlerde 80lerin gençlik filmleri tadı da yakalanır. filmin finalinde kahramanımızın at ve kovboy şapkasıyla çetenin karşısına çıkması ise amg'deki hybrid western etiketini açıklamaktadır.

    oyunculuklara gelecek olursak, bill paxton'ın enfes bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. özellikle filmin en unutulmaz sahnesi olan bar katliamında bu durum doruğa çıkıyor.

    --- spoiler ---

    2009 yılında samuel bayer tarafından yeniden çekilecekmiş. hadi hayırlısı.
  • izlediğim en kolpa vampir filmi.
  • bir agathodaimon şarkısı olan near dark; sonsuzluğun, dünyevi zevklerin ve ötesinin, ölümlü kırılganlığının ve hepsinin üzerinde ölümsüz aşkın tanımını yapar. black metal adına yapılagelmiş en büyük eserlerden birisi olduğunu hiç utanmadan iddia edebilirim.

    blacken the angel albümündeki çalma süresi 15 dakika 37 saniyedir ve şarkı hiç kesilmeden ilerlemesine rağmen, farklı riffler ve sololarla bezenmiş 5 bölümden oluşur. şarkıyla aynı isimli demolarında, kısmen de olsa farklı ve az bilinen bir kaydı daha mevcuttur.
  • ''son yıllarda çektiği filmlerle bu filmi çeken aynı insan mı?'' diye sordurtan bir yönetmenin elinden çıkma, bazı sahneleri epey sakin bir dokunaklılığa sahip, vampir filmi olmayan vampir filmi.