şükela:  tümü | bugün
  • şair, oyun yazarı, hikaye, roman yazarı...acı tütün ve ay buyurken uyuyamam gibi kitapların yazarı...turkcesiyle tdk'dan odul almıstı bir de...
  • 2 gün önce kaybettiimiz oyun,hikaye ve roman yazarı..
  • yeni binyılın ilk ay tutulmasında hayata veda eden ünlü yazar..
    (bkz: ay büyürken uyuyamam)
  • (bkz: sarkilar)
  • tdk nın türkçe sözlüğünde 793 örneği olan kişi
  • (bkz: derya gülü)
  • uç minik serçem adlı bir kitabı var. orta birde okutmuşlardı bize. biriside onun üç minik serçem olduğunu zannedip asla bulamamıştı kitabı.
  • yunanistan doğumludur.
    asıl mesleği avukatlık olsa da çok kısa bir dönem izmirde avukatlık yapmış, sonrasında roman, şiir, öykü, deneme, oyun gibi edebiyatın çeşitli alanlarında eserler vermiştir.
    kızılçullu yolu, harbe gidenin şarkıları, mayıs ayı notları, güzel aydınlık, imbatla gelen, güneş çizgisi, yağmurlu deniz, başaklar gebe, ceylan ağıdı, aç güneş ve bozkırda bir atlı şiir kitaplarıdır.
    boş beşik, ezik otlar, vur emri, susuz yaz, tehlikeli güvercin, nalınlar, masalar, kaynana ciğeri, derya gülü, aşk duvarı, zorla ispanyol, gömü, bakanı bekliyoruz, kristof kolombun yumurtası, mine, yürüyen geceyi dinle, iş karar vermekte yazmış olduğu oyunlarıdır.
    önceleri sadece şiire yoğunlaşmışken roman ve öyküleri 1955’ten sonra ağır basmaya başlamıştır.
    tütün zamanı, yağmurlar ve topraklar, acı tütün, aşk da gezer başlıca romanlarıdır.
    öyküleri ise yalnız kadın, değişik gözle, susuz yaz, ay büyürken uyuyamam, kente inen kaplanlar, dila hanım, revizyonist, yakubun koyunları, aylı bıçaktır.
    niçin aşk ve etiler mektupları adlı iki denemesi ve yeşil bir at sırtında adıyla yayımlanan bir günlüğü de vardır.
  • en umutsuz anlarda bile yasam destek unitesi gorevi goren mısraların sahibi.
    her yeni gelen gunu
    yeni bir umitle beklemeli
    her yeni gun
    yeni havalarla gelir
    gece, yagan yagmurla uyursun
    sabah bir de bakarsin odan gunesli
  • türkçe'nin büyük yazarı.

    hayatı:
    necati cumalı, 13 ocak 1921'de, şu an kuzey yunanistan'da bulunan güney makedonya kasabası florina'da doğdu. 1922 yılında, batı trakya dışındaki tüm yunanistan'da yaşayan türkler gibi, türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı ailesi. florina'da hatırlayabileceği bir hayatı olmamasına rağmen, cumalı anne ve babasından uzun uzun dinlediği makedonya hikayelerini, ailesinin geçmişini, önce notlar alarak yazıya döktü, bölgeye yaptığı bir kaç gezi sonrasında da iki kitabında o zamanları anlattı. bunlardan makedonya 1900, babasının ağzından florina ve çevresinin, kendi ailesinin ve dönemin anlatıldığı bir hikaye kitabı. daha sonra filme de çekilen dila hanım uzun hikayesi de bu kitabın içinde yer alıyor. makedon geçmişi ile ilgili yazdığı ikinci kitap ise, babasının dayısının oğlu olan zülfikar bey'in hayatını anlattığı romanı viran dağlar. ayrıca daha çok annesinin anlattığı hikayelere dayanarak hazırladığı kaylar adlı bir eseri daha olduğu biliniyor, ancak bu kitap henüz basılmadı.
    necati cumalı'nın ailesi, mübadele sonrasında izmir'in urla kasabasına yerleşti. cumalı ilkokul yıllarını urla'da geçirdi. daha sonra izmir'de yatılı okurken ve üniversite yılllarının yaz aylarını yine urla'da, ya kasabada, ya da urla'ya yakın çiftlik evinde geçirdi. ankara'da hukuk egitimini tamamladıktan bir süre sonra, 1948-1957 yılları arasında urla ve izmir'de avukatlık da yaptı. bu nedenle urla ve çevresi, biraz daha genişletirsek, ege bölgesi, cumalı'nın eserlerinde belirleyici bir unsur olarak yer aldı. özellikle tütün emekçilerini anlattığı roman üçlemesi ("tütün üçlemesi" olarak nitelendirebileceğimiz tütün zamanı/zeliş, yağmurlar ve topraklar, acı tütün) ve filme çekilip türkiye'ye ilk uluslararası sinema ödülünü kazandıran susuz yaz, hep ege topraklarında yaşam mücadelesi veren halkın hayatlarını yansıttı.
    necati cumalı, biraz da ailesini mutlu etmek için hukuk eğitimi almış olmasına rağmen her zaman edebiyatla içiçe oldu. eğitimiyle bağlantılı olarak avukatlık ve savcılık yapmış olsa da, başka işlere de yöneldi ve hep yazmaya devam etti. hayatının iki kısa döneminde paris'te, bir döneminde de israil'de bulundu. berin hanımla 1960 yılında evlendi, 6-7 yıl sonra da boşandı. ancak -bildiğim kadarıyla- hep yakın oldular.
    cumalı 1970 yılında istanbul'a taşındı ve sonrasında tüm vaktini yazmaya ayırdı. kendi deyimiyle, 1963 yılından itibaren de hayatını yazarak kazanmaya başladı.
    aldığı davetlere cevap vererek yugoslavya, bulgaristan, a.b.d., sovyetler birligi, iran, yunanistan, çekoslavakya'da bulundu. haziran 1998'de kanser ameliyatı oldu. 10 ocak 2001'de istanbul'da aramızdan ayrıldı, 12 ocak gunu istanbul zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi. 21 nisan 2001'de, çok sevdigi urla'daki evi, kültür bakanlığı'nca anı evi olarak açıldı. 12 ocak 2002'de beşiktaş, vişnezade parkındaki şairler sofrasındaki heykeli dostlarının katılımında törenle açıldı. kendisi, bu heykeli hakkında ölümünden önce, beşiktaş belediye başkanınca bilgilendirildi.

    sanatı:
    necati cumalı, edebiyat'ın bir çok dalında eser vermiş üretken bir yazardı. onun en belirleyici özellikleri, dili çok sade ama çok etkileyici kuillanabilmesi, hayatı ve gerçek insanları eserlerinin içine oldukları gibi yansıtabilmesiydi sanırım. ulusal bir edebiyata inanan, yerel değerleri her zaman el üstünde tutan, öz kültür ve dilden asla ödün vermeyen ve belki de en önemlisi, anlaşılır olmayı her zaman kendine amaç edinmiş bir yazardı. hatta analaşılır olmaya verdiği önemi, bazı eserlerinde açıkça da belirtmiştir. örneğin zeliş (1971) romanında çarpıcı, biraz da ironik bir biçimde dile getirir:
    “sadık efendi dilekçeyi yüksek sesle okudu. dördü de cümlelerin kuruluşundan bir anlam çıkaramadıkları, çoğu kelimeleri hayatlarında ilk defa duydukları hâlde, dilekçeyi pek beğendiler. bizde beğenilecek her yazının anlaşılmaz olması öteden beri asıl olduğuna göre, onların bu davranışına hiç şaşmamak lâzım! toplumumuz sadık efendinin dilekçesine gelinceye kadar, anlaşılmaz sözleriyle bütün edebiyat jürilerini, bütün ünlü eleştirmecileri hayran eden nice sayısız şairler, nice büyük yazarlar yetiştirmiştir.”
    romanları, iyi kurulmuş; sağlam gözlemlere, gerçek hayatın dinamizmini taşıyan gerçekçi tasvirlere sahip; yerel renkliliği ve yerli unsurları içtenlik ve sadelikle yansıtmasıyla kendi insanımızı bulduğumuz gerçekten bizim olan romanlardır.
    şiirleri de aynı duruluk ve hayatın içindenliğe sahiptir. garip akımıyla aynı yıllarda şiire başlamasına ve garipçilerle yakın dost olmasına rağmen, şiirinde farklı bir yönde ilerlemiştir. dilde yalınlıktan yana oluşunu çok açık ifade eder cumalı: stendhal’ı bu konuda örnek aldığını söyler. ve bir çok kez yazmadan önce tevrat okuduğunu, tevrat'taki duru dilin ve hikaye anlatımını edebi olarak yüceltir.
    üretken bir yazar olan cumalı’nın çok sayıda öyküsü, yalnız kadın (1955), değişik gözle (1956), susuz yaz (1962), ay büyürken uyuyamam (1969), makedonya 1900 (1976), kente inen kaplanlar (1976), revizyonist (1979) başlıklı kitaplarda toplanmıştır. geleneksel öykü kalıplarını kullanmakla birlikte yazar, son yıllarında kaleme aldığı öykülerde olaydan çok ayrıntılarda yoğunlaşarak bu tavrını biraz değiştirir. kişileri, romanlarında olduğu gibi çoğu urla yöresinin insanlarıdır (makedonya kökenlerine döndüğü makedonya 1900 ve viran dağlar'ı ayrı tutarak). kadın erkek ilişkileri, cinsellik öykülerinde başlıca tema olarak öne çıkar.
    necati cumalı’nın bir edebiyat adamı olarak belki de en ilginç yönü tiyatro yazarlığıdır. “bir yazar halkının sosyal, ekonomik sorunlarına, mutluluk arayışına yaklaştığı, kendini aralarından biri olarak gördüğü oranda ulusallaşır” diyen necati cumalı, diğer eserlerinde olduğu gibi oyunlarını yazarken de bu anlayışa bağlı kalmıştır. konularını yerli kaynaklardan alarak tamamen yerli unsurları kullanmıştır. tiyatromuzda yabancı oyunların egemenliği karşısında durarak ulusal tiyatromuzun gelişimine hizmet etmiştir. oyunlar başlıklı altı kitapta toplanan oyunları içinde en ünlüleri boş beşik (1949), mine (1959), nalınlar (1962), derya gülü (1963), ezik otlar (1969), vur emri (1969)dir. birçok dile çevrilen, yurt dışında temsil edilen bu eserler, evrensel olmanın yolunun öncelikle ulusal olmaktan geçtiğini vurgulamaktadır. 1963’te oyunlaştırdığı reşat nuri güntekin’in çalıkuşu romanı ise başarılı bir uyarlama olarak üzerinde durulması gereken bir eserdir.
    niçin aşk (1971), senin için ey demokrasi (1976), etiler mektupları (1982), niçin af (1989), şiddet ruhu (1990), ulus olmak: atatürk denemeleri (1995) adlı kitaplarda denemelerini, yeşil bir at sırtında (1991) kitabında günlük notlarını toplamıştır. çevirileri, inceleme yazıları da bulunan necati cumalı, uç minik serçem adlı bir de çocuk romanı yazmıştır.

    ödülleri:
    1968 yılında yağmurlu deniz adlı şiir kitabıyla tdk şiir ödülünü; değişik gözle adlı kitabıyla 1957 ve makedonya 1900 kitabıyla 1977 sait faik hikâye ödüllerini; dün neredeydiniz? adlı oyunu ile 1981 kültür bakanlığı tiyatro ödülünü; bütün şiirlerini topladığı tufandan önce ile 1984 yeditepe şiir ödülünü; viran dağlar romanı ile 1995 orhan kemal roman ödülü ile yunus nadi roman ödülünü aldı.

    fikirleri:
    necati cumalı, her şeyden önce, cumhuriyet'in ilk kuşağını oluşturmuş, cumhuriyet ve ulus olmanın ilk heyecanlarını, en saf şetkiyde yaşamış ve bunlara inanmış bir kuşağın temsilcisiydi. kendi sözleriyle aktarmak gerekirse:
    "bizler, çelişkili koşulların yaşamını bölük pörçük, parça parça ettiği bir kuşağız. benim çocukluk yıllarımda, toplumda egemen olan değer ölçüleri ile ekmeğimizi kazanmaya kazanmaya başladığımız yıllarda ağır basan değer ölçüleri, çelişkili bir değişiklik gösterdi. toplum bize verdiği vaatleri tutmadı. kişiliğimin biçimlenmeye başladığı otuzlu yıllarda, ülkemizde yaşamayı güzelleştiren geleceğe dönük inançlar geçerliydi. yurdumuzun daha mutlu yarınlara kavuşmasına katkıda bulunmak yürekleri ısıtan bir tutumdu. kırklı yıllarda birden kendimizi kararan gökler altında bulduk. ekmeğimizi kazanmaya başlamamızla birlikte enflasyonun yükü altında kaldık, oktay akbal'ın deyimiyle önce ekmekler bozuldu. lokmalarımız ufaldı. özel yaşayışımızı düzene koymamız zorlaştı, evlenmek, ev açmak, ekmeğimizi güven altına almak, çözülmesi güç sorunlar oldu. öte yandan delikanlılık çağında inançla bağlandığımız cumhuriyetçi, halkçı, devrimci görüşler karalandı, bizler kötü gözle görülen, istenilmeyen kişiler durumuna düşürüldük. ben bu kuşağın çilesini yaşadım. sadece toplumsal şiirlerimle değil, yıkılan aşkları, yürek burukluğu ili de kuşağımın duygularının sözcüsü olmaya çalıştım."
    ve tabi ki cumalı, gerçek anlamda bir atatürkçüydü. hatta bence atatürk'ü en iyi anlayan, en iyi anlatan insanlardan biriydi. özel olarak kendine yakın hissettiği mustafa kemal'e (mustafa kemal, cumalı'nın ailesi gibi güney makedonyalıdır) sadece duygusal olarak yaklaşmamıştır. bir çok inceleme ve deneme yazısında mustafa kemal'in hayatını ve tüm mücadelesini bir aydın gözüyle yorumlamıştır. 'ulus olmak' adlı deneme kitabında 1961 yılından başlayarak değişik gazeteler için kaleme aldığı yazıları derlenmiştir, ilgisi olan için kaynak bir kitap niteliğindedir. ayrıca bu kitapta da yer alan 'atatürk'ü karşılama'sını anlatan bölüm, mustafa kemal'in bu ülke insanları için zamanında ne ifade ettiğini çok iyi yansıtır. zaten cumalı, kitaptaki diğer yazılarında zaman içinde atatürk'ün nasıl içi boşaltılmış bir simge haline getirilip 'biz atatürkçüyüz' diyenler tarafından ihanete uğratıldığını, tüm devrimlerinin altının boşaltıldığını anlatır.
    cumalı, bir devrimcidir. cumhuriyet devrimlerine gönülden inanmış vebağlı bir insandır. bu nedenle atatürk'ün ölümünden sonra ve özellikle de çok partili sistem ilebaşlayan yozlaşmaya karşı durur. ulusal devrimciliğini hern zaman canlı tutar. türkiye işçi partisi'ni destekler 60'lı yılların sonunda,.ve hayatı boyunca inanmış bir sosyalist olarak yaşar.
    ulusal kimliğinin yanında, necati cumalı için rahatça balkanlı bir yazar da denebilir. kendi kökenlerinin de ait olduğu balkanlarda yaşanan politik karışıklıklar, her zaman cumalı’yı üzmüştür. birbirlerine kültürel olarak çok benzer olan ve yüzyıllarca birlikte yaşayabilmiş halkların yakınlığını vurgular bir çok eserinde. bu açıdan cumalı’nın adını kazancakis, ivo andriç, panait istrati gibi yazarlarla yanyana anmak gerekir.

    eserleri:
    şiir: kızılçullu yolu, 1943; harbe gidenin şarkıları, 1945; mayıs ayı notları, 1947; güzel aydınlık, 1951; denizin ilk yükselişi, 1954 (ilk üç kitap); imbatla gelen, 1955; güneş çizgisi, 1957; yağmurlu deniz, 1965 (son iki kitabı, yeni şiirler); başaklar gebe, 1970; ceylan ağıdı, 1974; aç güneş, 1980; bozkırda bir atlı, 1981; yarasın beyler, 1982; tufandan önce, 1983.
    toplu şiirler: i. aşklar yalnızlıklar, 1985; ii. kısmeti kapalı gençlik, 1986; seçme şiirler, 1998.
    öykü: yalnız kadın, 1955; değişik gözle,1956; susuz yaz, 1962; ay büyürken uyuyamam, 1969; makedonya 1900, 1976; kente inen kaplanlar, 1976; dila hanım, 1978; revizyonist, 1979; yakubun koyunları, 1981; aylı bıçak, 1981(1991, uzun bir gece adıyla).
    roman: tütün zamanı, 1959 (1971'de zeliş adıyla); yağmurlar ve topraklar, 1973; acı tütün, 1974; aşk da gezer, 1975; uç minik serçem, 1990; viran dağlar, 1994.
    günce: yeşil bir at sırtında, 1990.
    deneme: niçin aşk, 1971; senin için ey demokrasi, 1976; etiler mektupları, 1982; niçin af, 1989; şiddet ruhu, 1990.
    oyun: oyunlarının sayısı on dokuzdur. bunlardan on ikisi, 1969; üçü 1973 ve diğerleri de toplu oyunlar adıyla yayımlandı: 1. boş beşik, ezik otlar, vur emri; 2. susuz yaz, tehlikeli güvercin, yeni çıkan şarkılar; 3. nalınlar, masalar, kaynana ciğeri; 4. derya gülü, aşk duvarı, zorla ispanyol ,1969; 5. gömü, bakanı bekliyoruz, kristof kolomb'un yumurtası, 1973; 6. mine, yürüyen geceyi dinle, iş karar vermekte 1977. çalıkuşu, 1963; yaralı geyik, 1980; dün neredeydiniz, 1983; bir sabah gülerek uyan, 1990; vatan diye diye, 1990; devetabanı, 1992.