şükela:  tümü | bugün soru sor
  • petro-politigin turkiye'deki yetkin ve soz sahibi uzmanlarindan bir tanesi.

    tpao genel mudur danismanligi da yapan pamir, su an avrasya stratejik arastirmalar merkezi baskan yardimcisi'dir. pamir ayrica, mavi akim'la ilgili yuce divan'da devam eden yargilama surecinde, onemli taniklardan da birisidir.

    kendisinin, jeopolitik ve stratejik analiz gibi dergilerde makaleleri yayinlaniyor.
  • odtü petrol mühendisliği mezunu ve enerji konusunda türkiye'nin sayılı isimlerinden biri olup, aynı zamanda 1970'lerin odtü takımının hırçın basketbolcusudur. bir maç sonrasında elinde ayakkabısı ile hakem hüsamettin topuzoğlu nu kovaladığı rivayet edilir.
  • kurulması planlanan nükleer enerji santralleri hakkında son yazısı

    http://siyaz.net/…even&catid=2:dispolitika&itemid=3
  • balyoz enerjiye 'de' indi yeni

    “akit: balyoz’u yediler

    aydınlık: kemal’in askerlerini selamlıyoruz

    bugün: darbeye ilk ceza

    cumhuriyet: adalete balyoz

    habertürk: bir bavuldan 5276 yıl çıktı

    hürriyet: 20+20+20

    milliyet: 5 bin sayfa belgeye 5 bin yıl hapis

    posta: ailelere darbe

    radikal: balyoz sert indi

    sabah: yaşasın demokrasi

    sözcü: balyoz gibi ceza

    star: ve darbe mahkum

    taraf: darbeye teşebbüs artık çok daha zor

    vatan: ve balyoz indi

    yeni şafak: eksik teşebbüs tam ceza

    zaman: balyoz’a tarihi ceza”

    siz hangi manşete yakın hissediyorsunuz kendinizi; bilemem. yazacaklarımla da değiştirebileceğimi düşünmüyorum ve kaldı ki öyle bir niyetim de yok… ben daha ziyade “enerji” odaklı bir yazı yazacağım.

    2011 yılında dünyada yaklaşık 12,5 milyar ton petrol eşdeğeri enerji tüketildi. bunun % 33’ünü petrolle karşıladık. insanoğlu’nun bitmez tükenmez ihtiyaçlarını ve özellikle ulaştırma sektörünün hızla artan talebini karşılayabilmek için her gün yaklaşık 88 milyon varil petrol üretilip, tüketiliyor. ispatlanmış rezervlerin yaklaşık yarısı orta doğu’da… üstelik arama, üretim ve geliştirme maliyetleri, diğer bölgelerdekinden çok daha düşük… bu da yıllardır ve özellikle savaş makinelerinde kömürün yerini petrolün aldığı 2. dünya savaşı’ndan bu yana, orta doğu’nun işgaller de dahil mümkün olan her yolla, emperyal güçler tarafından ele geçirilme ve “kontrol edilme” arzularının temel nedeni oldu.

    roosevelt’in, 14 şubat 1945’de yalta’dan dönüşünde, uss quincy gemisinde dönemin suudi kralı ibn-i suud ile yaptığı 5 saatlik görüşmenin “tutanaklara geçirilmeyen mutabakatı” ile; eisenhower, nixon ve bizde en çok bilineni olan carter doktrinleri, hep abd’nin petrole kesintisiz erişimi ve çıkarları doğrultusunda biçimlendirilen orta doğu eksenli stratejileri içerir. “rapid deployment force”, “centcom” vb. hep bu “gereksinimleri” karşılamaya yönelik adımlardır. michael klare’in “kan ve petrol” (blood and oil), “resource wars” adlı kitapları ve sayısız diğer nesnel yayın, bu ayrıntılarla ve belgeleriyle doludur; meraklısına öneririm. bazı “resmi” gazetelerin dışında okuma alışkanlığı olanlar ve hala bazı insani değerleri muhafaza etmeyi başarabilenler için geçerli bu önerim doğal olarak…

    ne alaka? gazete manşetlerinden, abd’nin ve emperyal güçlerin enerji/petrol stratejilerine nasıl ve neden zıplayıverdik?

    söyleyelim: uluslar arası enerji ajansı’na göre; dünyada üretilen (günde 88 milyon varil) petrolün yaklaşık yarısı, üretildiği ülkelerde tüketilirken, diğer yarısı da boru hatları ya da tankerlerle diğer bölgelere, yani petrol ithal etmek zorunda olan ekonomilere taşınıyor. hızla artan nüfus ve büyüyen ekonomiler nedeniyle, hem tüketim hem de bölgeler arasında taşınması gereken miktarlar da paralel olarak artıyor. enerji taşıma yollarının güvenliği de bu nedenle giderek önem kazanıyor ve her ülke kendi çıkarları doğrultusunda, bu taşıma yollarının güvenliğini sağlama ve kontrol etme amaçlı stratejiler geliştiriyor (ya da bunları bahane edip, ülkeleri işgal ediyor).

    taşıma yolları dendiğinde; sorunlu, tehlikeli darboğazlar şöyle sıralanıyor: hürmüz boğazı, malaka (malacca) boğazı, süveyş kanalı ve sumed boru hattı, bab-el-mendeb boğazı, türk boğazları (istanbul ve çanakkale) ve panama kanalı… bunların hepsi farklı nedenlerle ve ölçülerde önemli ve bir başka yazıda ayrıntılı olarak değerlendireceğiz. ama türk boğazları, bizim için ve türk donanması için yaşamsal önemde…

    konu sadece petrol ve gaz yüklü tankerlerin geçişi ile sınırlı değil elbet. montreux, montreux’yü delme ve deldirmeme mücadelesi, karadeniz’de rusya-abd rekabeti, uyuşturucu trafiği, kaçak insan trafiği, vb. hepsi ayrı ayrı önemli… ama bu coğrafyanın, petrol tankerlerinin geçiş yolu ve boğazları “by-pass” eden birçok projenin rekabet alanı olması, karadeniz’deki petrol ve gaz aramaları, geleceğin enerji kaynağı olan gaz hidratların varlığı, vb… diğer yaşamsal çıkar kavgası konuları… abd ve ab, bölgeye yönelik konularda, durmaksızın baskı yapıyor. acaba iktidar partisi, bu nedenlerle mi petrol kanunu’nu bugünlerde tpao’nun aleyhine değiştirmek için yeniden soyundu? nasılsa ortalık toz duman, çok az ses çıkar diye mi?

    abd’nin, montreux’yü zorlayarak (kıyıdaş olmayan ülkelerin karadeniz’de silahlı gemi bulundurmaları, tonaj ve karadeniz’de kalış süreleri açısından kısıtlara tabidir), rusya’yı güneyden çevreleme atakları, uzun süredir gündemde... bu nedenle de özellikle 2008 yazındaki rusya – gürcistan çatışmasında türkiye, nato üyesi bir ülke olarak, önemli baskılar yaşadı. abd, nato’nun “akdeniz’in güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiş” gücü olan “active endeavour”ın (aktif çaba) “sorumluluk alanını”, karadeniz’i de kapsayacak biçimde genişletmeye çalıştı ve çalışıyor.

    türkiye ise, içinde bulunduğu coğrafyanın ve koşulların tahlili ile karadeniz’in güvenliği konusunda böyle bir “yardıma” gerek olmadığını ve donanmamızın bu görevi başarıyla yürüttüğünü, yıllardan beri ısrarla savundu. zira türkiye’ye ve özellikle donanma komutanlarımıza göre, abd’nin böylesi bir girişimi, karadeniz’deki mevcut görece “sakin” suları fazlasıyla dalgalandırabilecek potansiyel taşıyordu ve karadeniz’in istikrarına tehdit potansiyeli taşıyordu. istikrara öncelik veren bu doğru strateji sayesinde, karadeniz’de kıyıdaş tüm ülkelerin anlaşmasına uygun bir zemin oluştu ve “münhasır ekonomik bölge” konusunda çatışma olmaksızın anlaşmaya varıldı. bu olanakla da ulusal şirketimiz tpao, dünyanın en büyük petrol şirketleriyle (exxon, petrobras, bp, chevron, vb.) ortak olarak ve çatışmaya neden olmaksızın karadeniz’de arama yapabiliyor. ama aynı ortam, ege ve doğu akdeniz’de, yunan ve rum tarafının hukuksuzlukları ve ab ile abd’nin onlara verdiği destek nedeniyle, bir türlü sağlanamıyor.

    türk donanması’nın son yıllardaki en önemli başarılarından biri de karadeniz’de nato şemsiyesi altında olmayan, ulusal bir programı (uyum harekatı) planlaması ve hayata geçirmesiydi. bu noktadan sonra abd’nin "karadeniz"de terörle mücadele, insan kaçakçılığı ve bölgesel güvenlik için nato gemilerinin bulunmasına ihtiyaç var” argümanı boşa çıkmış oldu. bu “harekat”a daha sonra ukrayna da dahil olunca, karadeniz’e dönük abd planlarında (en azından açıktan yapılanlarında), “gerekçe yaratmak” zorlaşmış oldu. bizim için başarı olan bu hamle, başkaları için hazmı zor bir lokma oldu ve “bir kenara yazıldı”.

    bir diğer önemli mücadele alanı da doğu akdeniz’di(r). doğu akdeniz’deki kıyıdaş ülkeler, her nedense (!) bir türlü karadeniz’deki devletler gibi, “hakkaniyet ölçülerine” ve uluslar arası hukuka uygun bir çözüm geliştiremediler. güney kıbrıs rum yönetimi’nin (gkry) ve yunanistan’ın, türkiye’yi adeta kara sularına sıkıştıran uyduruk haritalarına; avrupa birliği açıktan, abd ise sütre gerisinden destek verdi. gkry bundan cesaret alarak, türkiye’nin kendi münhasır ekonomik bölgesi (meb) olarak ilan ettiği sularda, hukuksuz arama faaliyetlerine girişti.

    bu süreçte; türk donanması gene sahnedeydi. örneğin rumlar tarafından türkiye’nin hak iddia ettiği bölgede arama yapmak üzere kiralanan norveç’e ait northern access adlı gemiye, bir türk savaş gemisi tarafından müdahale edildi. gemiye “sismik araştırma yaptığı bölgenin türk kıta sahanlığı olduğu, türkiye’den izin almadan sismik araştırma yapamayacağı ve bölgeyi terk etmesi gerektiği” bildirildi. bunun üzerine gemi bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. geminin ait olduğu şirketin yetkilileri, “türk kıta sahanlığında izinsiz araştırma yaptırdıkları için” türk tarafından özür dilediler.

    türk donanmasının bu ve benzeri müdahaleleri, gkry’nin hukuksuz uygulamalarını durdurmakla birlikte, “eloğlu” da “boş durmadı”. ab ilerleme raporları’nda (bakınız 2009 ilerleme raporu sayfa: 32[1]) türkiye cumhuriyeti hükümeti de değil, doğrudan türk donanması hedef olarak gösterildi. bu konularda çalışma yapan birçok uzmanın dahi gözünden kaçan bu “ayrıntı”, “2.3. bölgesel konular ve uluslararası yükümlülükler” alt başlığının altında şöyle ifade edilmekteydi: “…türk donanması, rapor döneminde, birçok kez güney kıbrıs rum yönetimi için petrol arayan sivil gemileri engellemiştir.”

    bu küçük “ayrıntı”, türk donanması’nın, karadeniz’deki diğer “kusurlarıyla” birleşince, “birilerinin” hedefinde olmaması, akla ve küresel gerçeklere pek de uygun düşmemektedir.

    akdeniz’de türkiye dışındaki tüm ülkeler, münhasır ekonomik bölge konusunda, gkry tezine uygun paylaşıma destek vermiş ve bu yönde gkry ile anlaşmalar imzalamışlardır. uzun süre, bölgede kendine yakın tek müttefik gördüğü ve kendi stratejik çıkarları gereği, türkiye’yi karşısına almamak için bu anlaşmaya imza atmayan israil de “van minits” vak’asının ardından, adeta misilleme yaparcasına, kervana dahil olmuştur. mısır ve lübnan da anlaşma imzalayan diğer ülkelerdir. suriye ile ilişkilerimiz ise ortadadır. mevcut koşullarda, suriye’den bizim tezlerimize destek beklemek ise traji-komik bir durum olacaktır.

    israil ise kendi denizel alanında önemli gaz keşfi yaptı ve 750 milyar metreküplük bir rezerve ulaştı. bir fikir vermesi bakımından, bu miktarın, yıllık ihtiyacımızın yaklaşık 17 katı olduğunu söyleyebiliriz. gkry ise adanın güneyinde, israil-abd sermayeli noble şirketinin desteğiyle, çok önemli bir keşif gerçekleştirdi. tüm bu gelişmeler, türkiye açısından önemli zemin kayıplarına işaret etmektedir. gkry, gerek bu keşfin verdiği güvenle ve gerekse bu potansiyeli gören yabancı şirketlerin ve onların ardındaki batılı devletlerin artan desteğiyle, doğu akdeniz’de “boş kaleye gol atmaktadır”. israil ise, enerji gereksinimini karşılamak için, türkiye üzerinden geçecek petrol ve doğal gaz boru hatlarına muhtaç olduğu günleri çoktan geride bırakmış konumdadır.

    şimdi isterseniz, manşetlere bir daha bakalım… hangisi gerçeğe yakın geliyor?

    mesela, “ve balyoz indi”.

    iyi de o cılız kollarınızla, birilerine indirmek üzere güç bela kaldırdığınız o “balyoz”, indirmek isterken fazla ağır gelip de tersine, türkiye’nin kafasına inmiş olmasın? olayın bir de bu yönünü görmekte yarar olabilir.

    son bir not: bir kenara not edelim: balyoz’un kaldırdığı tozu fırsat bilen iktidar, yabancı şirketlerin talepleri doğrultusunda yeniden biçimlendirdiği petrol kanunu’nu, tbmm’ne sevk etmek üzere bir daha düğmeye bastı. daha önceki yıllarda toplumdan ve meslek odaları’ndan gördükleri büyük tepkiyle, tasarıyı geri çekmek zorunda kalmışlardı. tasarı, milli şirketimizin tüm ayrıcalıklarını kaldırıyor. liberalleşiyoruz! liberalleşelim, güzelleşelim!!!

    şimdi herkes oksijen çadırlarında... kimi eşini, kimi babasını, zindanlardan ve zulümden kurtarmakla meşgul… terör patladı! her gün şehit cenazelerini uğurluyoruz! dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanırken yeni zam dalgaları insanımızı boğuyor… petrol kanunu kimin umurunda? kafa mı kaldı ki kafasına durmaksızın inen balyozu fark etsin sokaktaki insan? ama gene de soralım: balyoz kime inmiş?

    [1] 2009 yili türkiye ilerleme raporu, komisyon tarafindan konseye ve avrupa parlamentosuna sunulan bildirim: genişleme stratejisi ve başlıca zorluklar 2009-2010 (com (2009) 533 final) ekindeki komisyon çalişma belgesi, sayfa 32

    kaynak: http://www.enerjienergy.com/…kel.php?artikel_id=391
  • insanlık, akademisyenlik, espri anlayışı gibi birçok konuda aşmış, bu vatanın yetiştirdiği örnek insanlardan biridir.
    enerji ve tabii kaynaklar bakanlığının en çok yakışacağı kişidir belki de.
  • "petrol kanunu'nu aym'ye götüreceğiz"

    05 ağustos 2013 pazartesi 09:35

    yeni petrol yasası ile türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığının azaltılmasının mümkün olmadığını belirten pamir, "yeni petrol yasası ile devlet adına iş yapacak şirketinizi ortadan kaldırdınız, tpao'nun sıradan bir özel şirketten farkı kalmadı" dedi
    canan sakarya

    ankara - chp enerji komisyonu başkanı, petrol mühendisi necdet pamir, haziran'da resmi gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren türk petrol kanunu'nu ile devlet adına iş yapacak kurum olan tpao'nun ortadan kaldırıldığını belirterek, kanunun petrol ve gazda dışa bağımlılığın azaltılması noktasında, hiçbir katkı sağlamayacağını söyledi. türk petrol kanunu'nu anayasa mahkemesi'ne götüreceklerini ve bununla ilgili çalışmaların tamamlandığını açıklayan pamir, tpao'nun da yeniden şekillendirileceğini ve çok sayıda proje şirketi kurulacağını kaydetti. pamir, tpao'yu bölüp parçalayıp, sondajını kuyu tamamlamayı, aramayı ayırıp, ayrıca yeni 10 tane proje şirketi kurmayı hedeflediklerini düşündüğünü açıkladı. pamir, "bu projelerin bir kısmı örneğin ırak, bir kısmı libya veya kolombiya'ya dönük olabilir. bunları avrupa'da bir ülkede mi yoksa jersey adaların da mı kuralım, vb. şeklinde alternatif modeller üzerinde uğraşıyorlar" dedi.

    pamir, ankara temsilcimiz b. ferit parlak ile arkadaşımız canan sakarya'nın sorularını yanıtladı:

    -türk petrol kanunu’nu değerlendirir misiniz?
    11 haziran 2013 itibariyle resmi gazetede yayımlanarak adı "türk" petrol kanunu olan yeni bir yasa uygulamaya konuldu ve bugüne kadar uygulanan 6326 sayılı kanunun çok temel bazı maddeleri değiştirildi. türkiye'nin petrol ve doğalgaz sektöründeki konumu ve beklentileri açısından, bu kanun çok olumsuz değişiklikler getirecek. enerji konusunda da bir şey yapacaksak; enerjiyi kesintisiz, ucuz, güvenilir ve çeşitlendirilmiş kaynaklardan, temiz ve çevre dostu teknolojilerle arz etmek durumundayız. enerjide yüzde 72 dışarıya bağımlıyız, enerji tüketimimizin içinde yüzde 29 petrol, yüzde 32 doğalgaz var. bu ikisinin toplamıyla türkiye'nin enerji tüketiminin yüzde 61'ini bu iki temel kaynakla karşılıyorsunuz. ama bunlardaki bağımlılığımız birincil enerjideki bağımlılığınızın da çok ötesinde. doğalgazda yüzde 98, petrolde yüzde 92 dışa bağımlıyız. 2012 enerji ithalat faturamız 60.14 milyar dolar ve bu türkiye'nin toplam ithalatının dörtte birini aştı; bu durum sürdürülebilir değil.

    -kanun türkiye'nin enerjide dış bağımlılığına ne oranda çare olur?
    çare olmaz. yeni bir petrol kanunu çıkardığınıza göre hedef; dışa bağımlılığı azaltmak, cari açığın en temel nedeni haline gelmiş olan enerji ithalatının önüne geçmek olmalı. şimdi bu işin bir bölümünü alıyorlar, "türkiye'nin petrol ve doğalgaz aramalarını ve ona bağlı olarak da üretimini bu kanun sayesinde artıracağız" diyorlar. tpao devlet adına faaliyet göstermeyecekse, ülkemizin petrol ve gazdaki bağımlılığını nasıl azaltacaksınız? zira,tpao'nun bugüne kadar devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma yani arama yapma, bulduğu petrol ve doğalgazı kamu adına üretme yetkisini, sorumluluğunu ve hakkını ortadan kaldırdınız. exxon petrol bulunca, sizin bağımlılığınız nasıl azalmış oluyor? hem eski hem de yeni kanunda 100 birimlik bir üretim varsa bunun sadece 31'i devlete kalıyor. bu verginin ötesinde devlet adına, kamu adına iş yapacak şirketinizi ortadan kaldırınca gene bağımlısınız. bu karşı çıktığımız en temel konu.

    -yeni petrol kanunu tpao'da nasıl bir değişim getirecek?
    türkiye petrolleri'nin statüsünün değiştirilmesine yönelik bir çalışma epeydir sürdürülüyor. özelleştirme çalışmalarını, yurt dışı işlerini; sayıları kadar birikimleri de sınırlı bir grup bürokratın elinde tutuyorlar. yurtdışında yapacakları projeler için bu ırak'ın kuzeyi olabilir, başka yerler olabilir; birden fazla proje bazında şirket kuracaklar.yurtdışında hangi ülkede kurulursa daha iyi olur diye belli çalışmalar yapıyorlar. burada çifte vergilendirmeden tutun da "nerede şirket kurarsak daha rahat hareket ederiz"e kadar çeşitli hesapların olduğu anlaşılıyor. önceki 6326 sayılı kanun'a göre tpao petrol faaliyetlerini devlet adına yapma hakkına sahip bir şirketti. şimdi ise kanımca milli kuruluşumuzun daha küçük ve "erişilebilir" parçalara bölünüp, "bir kısım" özel şirkete "daha kolay devrinin" önünü açmak hedefleniyor. bu arada, akılları sıra, ırak'ta merkezi hükümetten tepki görmemek için, "kuzeyde devlet adına iş yapmıyoruz, onlar özel şirket" açıklamasıyla, zevahiri kurtarmaya çalışıyorlar. bu olanaksız. zira karşınızda bunu çoktan görmüş ve bu nedenle de yaklaşık 20 yıl uğraşıp ırak'ın güneyinde aldığımız sahalardan olan 9. blok'taki hissemizi iptal eden bir ırak hükümeti var. bu gidişle sırada iptal edilebilecek diğer 4 ruhsatımız var.

    -bu yapı dinamizm getirmez mi?
    kamu tekeli kırılacak anlayışıyla türkiye’nin en köklü ve karlı kurumları özelleştirildi. petkim, şimdi azerbaycan'ın devlet şirketi socar'ın elinde. tüpraş'ın bir kısmını halka arz ettiniz ama yüzde 51'i bu kez özel tekel. sonra da gidip oraya polis marifetiyle denetim yapıyorsunuz. petrol ofisi türkiye'nin akaryakıt dağıtımında, hacim itibariyle en öndeki şirketiydi. şimdi avusturya'nın kamu ağırlıklı şirketi olan omv’nin elinde ve adeta tekel. elimizde tpao ile botaş vardı. tpao'yu da "halka arz", "özerkleştirme" diyerek özelleştirecekler. botaş'ın ise kontratları hızla özele devrediliyor. önce 4 milyar metreküp sonra 6 milyar metreküp devredildi; sözüm ona "tekel kırılıyor" ve "rekabet yaratılıp, tüketiciler gazı ucuz alacak."

    -tpao'nun mevcut yapısının korunması neden şart ?
    60.14 milyar dolar enerji ithalatının yaklaşık 55 milyar doları doğalgaz ve petrol, 4.7 milyar doları da ithal kömür. tpao devlet adına faaliyet göstermeyecekse bu bağımlılığın ne kadarını, nasıl azaltacaksınız? tpao'nun bu iddiası tam olarak gerçekleşmeyebilir ama şuna dayalı: başta karadeniz olmak üzere denizlerimizde ve özellikle paleozoik yaşlı jeolojik formasyonlarımızda gerçekleşmesi beklenen keşif ve üretimlerdir. özellikle karadeniz'de çok yoğun iki ve üç boyutlu sismik sonucunda önemli "spekülatif potansiyel" yapılar belirlenmiş. bu yapılarda önemli miktarda petrol ya da gaz keşif ve üretimi gerçekleşirse, bunun devlet adına bir kurum tarafından gerçekleşmesiyle, yerli ya da özel bir şirket tarafından sahiplenilmiş olması arasında bir fark var. yüzmüş, kuyruğuna gelmiş; altın tepside "birilerine" hazırlıyorsunuz. tpao’nun 6326 sayılı kanun'un kendisine verdiği avantajla, deniz alanlarındaki tüm ruhsatlar ve sismik veriler elindeydi. bu nedenle exxon, chevron, petrobras, vb. geliyordu; en az 2 kuyu açma mükellefiyetiyle tpao ile ortak giriyordu. bulursa, yatırdığı parayı makul bir karlılıkla geri alıyor, bundan sonra üretim paylaşım anlaşmasına göre üretimi paylaşıyordunuz. ama şimdi tpao'nun elinde bu hak yok ya da tpao'nun sahibi ya da sahipleri kimler olacak? ruhsatlar bir süre sonra elinden çıktıkça, bu avantaj da ortadan kalkacak. dolayısıyla exxon geldi burada petrolü, gazı buldu; türkiye'ye vereceği devlet hissesi yüzde 12,5 artı tüm vergilerin toplamı dahil yüzde 31'dir. dolayısıyla dışa bağımlılığımızı azaltmada, cari açığı kapatabilme noktasında, en önemli avantajımızı kaybettik. oysa devlet adına faaliyet gösterecek bir tpao tek başına ya da ortak üretim yapsa; bu vergilerin dışında, petrolün sahibi devlet olacaktı. o zaman bağımlılığınızın azalmasından söz etmenin mantığı olurdu.

    -dünyada örnekleri nasıl?
    dünyada bu sektörde faaliyetler, dikey entegre şirketlerle götürülür. bp böyledir; exxonmobil böyledir. dikey entegre şirket: arama, üretim, taşıma, dağıtım rafinaj, hatta elektrik üreten şirketlerdir. italyan eni'ye bakın. devlette altın hisse vardır. statoil'de kamu ağırlığı yüzde 80'lerdedir. lukoil, petrobras, pdvsa hep böyledir. petrol şirketlerinin çok büyük çoğunluğu devlet şirketleridir, kamu ağırlıklıdır. işin tuhafı, meclis'teki komisyon toplantılarında sayın bakan, tpao'nun özelleştirilmesine ilişkin eleştiriler üzerine, çıkıp "dünyanın büyük petrol şirketlerinin çoğunda kamu payı olmadığını" söyledi. "örneğin shell" dedi. pes doğrusu. abd enerji bakanlığı'nın web sitesine girin; petrol rezervlerinin yüzde 47'si devlete ait şirketlerindir ve yüzde 1 bile hisse alamazsınız. bir diğer yüzde 37'si yine devlet şirketlerinindir ve kontrol hissesi devlettedir. sonuçta, dünya petrol rezervlerinin yüzde 84'ü kendi milli şirketlerinin elindedir. bu sektör, stratejik bir sektördür ve her şeyin haraç mezat satılması, devredilmesi ulusal çıkarlar açısından son derece büyük vebaldir. hükümet, bu yanlıştan dönmelidir. biz bu kanunu, ulusal çıkarlara ve kamu yararına aykırı maddelerinin iptali için, anayasa mahkemesi’ne götürüyoruz.

    -akdeniz ve 'karadenizin batısında durum nedir?
    türkiye'nin petrol ve doğalgaz aramaları açısından en çok umut beslemesi gereken bölgeler başta karadeniz olmak üzere denizel alanlarımız ve paleozoik yaşlı karasal alanlarımızdır. karadeniz, ege ve özellikle akdeniz'de bizim dışımızdaki aktörlerin yeni keşifleri var. hoşa gitmeyebilir çünkü daha çok güney kıbrıs rum yönetiminin ve israil'in keşifleri, akdenizin çok önemli potansiyeline işaret ediyor. bizim ise sınırlı da olsa karadeniz’de gaz üretimimiz ve sismik verilere dayalı umut beslediğimiz yapılarımız var. kanımca karadeniz'in özellikle batı kısmı daha umut verici. ancak tpao'nun devlet adına petrol faaliyeti yapma hak ve sorumluluğu ortadan kaldırıldığı için, petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığımızın azaltılması için bu yapılardan beklediğimiz katkı, ne yazık ki daha baştan elimizden uçmuş oluyor.

    -yasanın akdeniz ve karadeniz rezervlerinin paylaşımı için çıkarıldığı belirtiliyor, buna katılır mısınız?
    bu sadece akdeniz, karadeniz meselesi değil. bir tarafta da tpao'nun faaliyetlerinin, aldığı ruhsatların olduğu ırak var. burada da devlet adına tpao tarafından alınan ihalelerin havada kalması söz konusu. son 4-5 yıldır türkiye'ye hangi yabancı şirket geldiyse, özellikle karadeniz'deki tpao'nun elindeki ruhsatlarda, mevcut yasanın tpao'ya verdiği haktan, ruhsatların onun elinde olmasından, kendilerine düşen iki kuyu mükellefiyetinden sürekli şikayetçi olduklarını bizzat biliyorum. yeni yasa, bu şirketlerin doğrudan baskıları altında ve bir yandan da yerli ve yabancı özel şirketleri temsil eden derneklerin etkin katkısı ile yapıldı.

    -nabucco projesi neden sona erdi?
    nabucco projesi özü itibariyle doğruydu ama yolda gidilirken birçok hata yapıldı. botaş, o dönemde haklı olarak ve 3 dilime bölünen bir üçgenle sembolize ettiği beklentilerimizi dillendiriyordu. nabucco'nun yerini tanap aldı ama bununla ilgili de sıkıntılar var. tanap'ta olumlu olan şey nabucco'nun vereceği 2,5 milyar metreküpe karşılık tanap'tan 6 milyar metreküp gazı alabiliyoruz. ama ne bunun fiyatı konusunda bir garantim var, ne transit geçiş geliri şu ana kadar çok net açıklanmamış.tanap’ ta asıl kazanacak olan azerbaycan milli şirketi socar.

    doğalgazda kontrat devrinde tüketici, sanayici değil
    kontrat devralan şirketler nemalanıyor"
    "kontrat devri ile doğalgaz ucuzlayacak" deniyor. yaşanan ne: 4 milyar metreküpü botaş'tan alıp, 4 özel şirkete devrettiniz; 2012 sonunda 6 milyar metreküp daha devredildi. doğalgaz konutlara, belli nedenlere sübvanse edilerek veriliyor. dolayısıyla botaş 600 milyon lira civarı zarar açıkladı. zararın en temel nedeni bu. fakat onu "kompanse" etmek için doğalgazla elektrik üreten santrallere; başta kamu santralleri olmak üzere daha yüksek fiyatla gaz veriliyor ve en son yüzde 37 civarında bir zam yapıldı. buna rağmen bu 'görev zararı' oluştu. duyumlarımı söylüyorum. aksi söz konusu ise yetkililer aksini ortaya koysunlar: botaş rusya tarafına 100 ödüyorsa, kontrat devralan (4 milyar metreküp) özel şirketler, neredeyse bunun yarısı kadar ödüyorlar. ama elektrik üreten santrallere botaş'la aynı fiyattan veriyorlar. bu durumda, elektrik fiyatının ucuzlaması açısından, rekabetin yarattığı avantajdan türkiye yararlanabiliyor mu? hayır. konutlara da onlar vermiyor. zira sübvanse etmesi gerek; yapmaz. dolayısıyla özel sektöre devrettiğiniz zaman, özel sektör her kimse o nemalanmış oluyor. yani elektrik tüketicisi de elektrik üreten de faydalanamıyor. bu türkiye'nin hayrına değil; sadece "birileri" zenginleşiyor. benzer biçimde, türkiye petrolleri'nin devlet adına arama ve üretim yapma hakkını ortadan kaldırdığınız zaman herhangi bir şirket, bu şirketlerin sahibi olacak. tpao'yu böldünüz parçaladınız, sondajını ayırdınız kuyu tamamlamayı, aramayı ayırdınız yeni de 10 tane proje geliştirdiniz. diyelim ki bunların bir kısmı ırak, bir kısmı libya, bir kısmı kolombiya da olsun. her birisi için ayrı şirket kuracaksınız. kamuya yararı ne? bağımlılığımızı azaltmaya faydası ne? türkiye’nin en karlı şirketini özele devrediyorsunuz! konu budur.

    "tpao'nun artık bir özel şirketten farkı kalmadı"
    6326 sayılı kanunun 6. maddesinde yer alan ve "tpao’nun devlet adına petrol/gaz arama ve üretim faaliyetlerinde bulunma görev ve yetkileri" kaldırıldı. tpao artık bir özel şirketten farklı değil; yetkisi yok. bu yurt içindeki arama ve üretim için olduğu gibi, yurtdışındaki tpao faaliyetleri ve onun bağlı kuruluşları faaliyetleri açısından da böyle. üstelik bir yandan tpao yıllarca 2 ve 3 boyutlu sismik yapıp, birçok "spekülatif potansiyel" saha belirlemiş ve bir de yıllar sonra arama amaçlı gemi almışken. çeyiz torbası dolu tpao’yu, en uygun koşullarda "everme operasyonu" bu. ikinci önemli husus ise yabancı devletlerin bütün bu ruhsatların yüzde 100'ünü almasının önünü açıyorsunuz. türkiye petrolleri'nin devlet adına arama, üretim yapma hakkının kaldırması ile tüm ruhsatların özellikle yabancı devletlerin eline geçme koşullarının tamamen önünün açılmış olması petrol kanunu'nda bizim temel olarak karşı çıktığımız iki konu.

    ferit b.parlak
    ferit.parlak@dunya.com

    kaynak: http://www.dunya.com/…aymye-goturecegiz-199636h.htm
  • 32 kısım tekmili birden türkiye’nin enerjiyle sınavı

    türkiye, 2012 yılında yaklaşık 120 milyon ton petrol eşdeğeri enerji tüketen ve enerji talebi hızla artan bir ülke… ama bu talep artışı, ne yazık ki sağlıklı değil ve ülkemizin dışa bağımlılığını sürekli arttıran bir nitelik taşıyor. enerjide (birincil enerji tüketiminde) dışa bağımlılığımız % 72 (2000’de % 67, 1990’da % 48).

    enerji tüketimimizde en çok kullanılan 2 enerji kaynağı doğal gaz ve petrol… 2012’de tükettiğimiz enerjinin % 35’ini doğal gazla, % 26’sını petrolle karşıladık[1]. ve her ikisinde de neredeyse tamamen dışa bağımlıyız (petrolde % 92, gazda % 98). 2012 yılında, ülkemizin toplam ithalatının dörtte birinden fazlası enerji kaynakları ithalatına ödendi. toplam 60.14 milyar dolar. bunun yaklaşık 55 milyar doları petrol ve doğal gaza, geri kalanı ithal kömüre ödendi…

    enerjide dışa bağımlılığımızı sona erdirmeden; ekonomide, dış politikada bağımsız olmamız ve güvenlikte olmamız mümkün değil… yani mevcut enerji politikası temelden yanlış ve bu politika kesinlikle sürdürülebilir değil… yerli ve yenilenebilir kaynaklarımız ise atıl bekletiliyor![2]

    enerjideki bu aşırı bağımlılığın bir diğer boyutu var ki o da en az bir bu kadar tehlikeli… o da petrol ve gaz ithalatında çok yüksek oranda bağımlı olduğumuz ülkelerle olan dış politik ilişkilerimizin giderek gerilmekte olması… erdoğan – davutoğlu pilotajında, ne yazık ki enerji güvenliğimiz pamuk ipliğine bağlı…

    füze kalkanı, patriot, suriye...

    biraz daha açalım: enerji tüketimimizde, 2012 yılında % 26 oranında katkı sağlayan petrolün % 92’sini ithal ederken; bunun % 41’ini iran’dan, % 16’sını ırak’tan, % 12’sini rusya’dan aldık. toplamı % 69… doğal gazın % 98’ini ithal ettik ve bunun da % % 58’i rusya, % 18’i iran’dan. toplamları % 76!

    toplamda bu denli yüksek oranda bağımlı olduğumuz ülkelerle olan dış ilişkilerimizin kaygı veren ve giderek gerginleşen boyutu temelinde bir analiz yapmakta yarar var.

    ilk temel sorun, malatya’ya yerleştirilen füze kalkanı… ikincisi, çeşitli illerimize yerleştirilen patriot’lar… ve nihayet, müslüman kardeşler’le ittifak temelinde geliştirilen, saldırgan suriye politikası… bunların her biri, ağırlıklı olarak petrol ve gaz ithal ettiğimiz üç ülke (rusya, iran ve ırak) tarafından tehdit olarak algılanıyor ve giderek artan ses tonlarıyla protesto ediliyor. ve bu tepkiler, zaman zaman açıktan tehdide dönüşüyor. iran, türkiye’nin sadece suriye değil, mısır’a yönelik politikasından da büyük rahatsızlık duyuyor. ırak hükümeti ise, kendi hükümranlığını tanımayan, ırak’ın iç politikasına müdahale eden, kırmızı bültenle arama emri çıkarılan haşimi’yi barındıran akp uygulamalarına ayrıca öfkeli… bu nedenle yıllarca emek verip, (bir zamanlar[3] devlet kuruluşu olan tpao tarafından) kazanılan bir ihalemizi de iptal ettiler (9. blok). diğer dördü de (mansuriye, badra, missan, siba)aynı akıbete uğrayabilir.

    rusya, iran ve ırak’ın tepkilerine örnek mi gerekiyor?

    birkaçını anımsayalım:

    putin, 3 aralık 2012’de türkiye’yi ziyaret ederken, patriotlar’la ilgili olarak; “suriye’nin türkiye’ye saldıracak durumda olmadığını” vurguladıktan sonra, çehov’dan ünlenen sözlerinden bir alıntı yaptı: “ilk sahnede duvarda bir silah asılıysa, o silah son sahnede patlar”…

    iran meclisi dış politika ve ulusal güvenlik komisyonu başkanvekili ibrahimi, “füze kalkanı sistemi nato adı altında israil için yapılıyor. bu türkiye’nin bir sorunudur. saldırıya uğradığımızda kendimizi savunmamız doğaldır” açıklamasını yaptı (12 aralık 2011). ibrahimi, “olası saldırıda, türkiye’deki füze kalkanı sisteminin hedef alınmasının iran’ın doğal hakkı olduğunu ve bunu kesinlikle yapacağını öne sürdü. ibrahimi, “silahlı kuvvetlerimizin bu sisteme karşı önceden üzerinde çalışmış plan ve taktikleri var” dedi.

    iran savunma bakanı vahidi, "patriot füzesi yerleştirmek türkiye'nin güvenliğine katkıda bulunmaz. bu türkiye'nin kendi güvenliğine zarar verir" açıklamasını yaptı (22 aralık 2012). rusya dışişleri bakanı sergei lavrov da yaptığı açıklamada (21 aralık 2012), “suriye'den gelebilecek olası bir füze saldırısına karşı türkiye'ye yerleştirilecek patriot'ların asıl hedefinin iran olduğunu” öne sürdü.

    iran islami şura meclisi ulusal güvenlik ve dış siyaset komisyonu sözcüsü nakavi hüseyni, “patriot füzelerinin suriye sınırına yerleştirilmesinin, bu ülkeye karşı savaş ilanı anlamına geldiğini bunun bölgesel bir savaşla sonuçlanacağını” ileri sürdü (25 kasım 2012). hamaney’in üst düzey yardımcısı ali ekber velayeti “suriye, sert direniş siyasetinde önemli bir rol oynamaktadır. bu bağlamda suriye’ye yapılacak bir saldırı, iran’a ve müttefiklerine yapılmış sayılacak” dedi (26 ocak 2013).

    iran genelkurmay başkanı hasan firuzabadi, suriye'ye yapılacak herhangi bir askeri operasyonun sonuçlarının bölgenin ötesine geçeceğini ve israil'in yanmasıyla neticeleneceğini söyledikten sonra ekliyor: "abd, ingiltere ve diğer müttefikleri, suriye'ye ve bölgeye ordularını göndererek, kayıplar verecektir" (29 ağustos 2013). zira öyle algılıyorlar ki bu “vekaleten savaş”ın (proxy war) asıl hedefi iran’dır. öyledir de…

    gelelim ırak’a… 28 şubat 2013’te, abd’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından csıs’te konuşan ırak temsilciler konseyi dış ilişkiler komitesi üyesi yasin macit, erdoğan ve davutoğlu’nun adlarını anarak, bu ikilinin ırak’a yönelik politikalarını “çok tehlikeli gelişmeler” olarak nitelendiriyor. iki konunun altını çiziyor. ilki, davutoğlu’nun ırak’ta seçimlere giren partilerden biri olan el-ırakiyye için “el-ırakkiye listesi benim konutumda oluşturuldu” biçimindeki sözleri… bunun açıkça ırak’ın iç işlerine müdahale olduğunu belirtiyor. ikincisi ise gene bu ikilinin “ırak merkezi hükümeti, kürdistan bölgesel yönetimi’nin türkiye üzerinden petrol ihracatını önleyemez” biçimindeki açıklamaları… bilindiği gibi ırak petrol ve doğal gazı, ırak’ın hangi bölgesinde üretilirse üretilsin, tüm ırak halkına aittir. ve ırak anayasası uyarınca (111 ve 112. maddeler), yalnız ve ancak merkezi hükümet tarafından ihraç edilebilir. elde edilen gelir ise bölgeler arasında, daha önceden belirlenmiş oranlara göre paylaştırılır (% 17’si kuzeye). ayrıca mevcut ırak yasaları (101 ve 272 sayılı yasalar), petrol ve gaz (ürünler dahil) ithalat ve ihracatında, merkezi hükümete bağlı somo’yu yetkili kılıyor. ama “bizimkiler”e vız gelir. hikmetlerinden sual olunmaz… anayasa da onlar, yasa da… ne derlerse o! türkiye bitti, şimdi sırada bölgeye ve daha sonra dünyaya çeki düzen vermek var.

    ırak’ın enerjiden sorumlu başbakan yardımcısı hüseyin şehristani: “kuzeydeki bölgesel yönetim, üretilen petrolün önemli bölümünü, yıllardır merkezi hükümete vermeden yasa dışı yollardan (türkiye ve iran üzerinden) ihraç ediyor. kaçak olarak ihraç ettikleri bu petrol, tüm ırak halkınındır” açıklamasını yapıyor. şehristani’ye göre, “kaçak” olarak ihraç edilen petrolün değeri, 2008 ve 2009’da toplam: 1 milyar dolar, 2010’da: 2.1 milyar dolar, 2011’de 3.54 milyar dolar olmak üzere toplam 6.64 milyar dolar![4]

    bugüne dek kamyonlarla süren bu “ticaret” yakında ırak’ın kuzeyinden döşenen yeni petrol ve doğal gaz boru hatlarıyla, türkiye’ye ihraç edilecek… şehristani; “türkiye, kuzey ırak petrolünü dünyaya ulaştıracak bir boru hattına destek vermekten vazgeçmezse, merkezi hükümetin de türk şirketleri engelleyeceğini” söylerken, “türk hükümetinden net bir taahhüt istediklerini” belirtti (15 kasım 2012). buna karşın, söz konusu petrol boru hattı neredeyse habur’a ulaştı bile… ırak’ın hükümranlığını hiçe sayan bir biçimde, bu “iş” hızla gelişiyor! ırak’ın kuzeyinde tpıc şirketi üzerinden, abd’li exxon’la birlikte ırak hükümetini iyice karşımıza alan “projeler” geliştirilmekte ısrar ediliyor.

    “etraftaki ülke” hangisi?

    işin daha da vahim yanına gelince; bugüne kadar kamyonlarla yapılan ve yakında boru hattı ile daha yüksek hacimlerde yapılmak istenen bu “ticaret”, bir yandan da “bağımsız kürdistan”ın adım adım oluşmasına parasal kaynak sağlıyor! somut örnek mi gerek? verelim… o kadar kendilerinden eminler ki, necirvan barzani time dergisinin çanak sorusunu açık açık yanıtlamaktan çekinmiyor: tıme sormuş: “bugün bağımsız kürdistan’a her zamankinden daha yakın olduğunuzu söyleyebilir miyiz?”. necirvan yanıtlamış: “ben inanıyorum, evet, çok iyi bir şans yakaladık. fakat aşılması gereken birçok da engel var. bağımsız kürdistan için, etrafımızdaki ülkelerden en az birini ikna etmemiz gerek. onları ikna etmeden, bunu yapamayız. denize çıkışımız olmadığı için, ikna edilmesi gereken bölgesel bir ortağa ve bunu uluslararası planda destekleyecek bir büyük güce gereksinim var. şu anda ihtiyaç duyduğumuz şey ise ırak içinde ekonomik bağımsızlık.” (21 aralık 2012; time world).

    denize çıkışı sağlayacak “etraftaki ülkelerden biri” hangisi acaba? bu “ticaretin” ırak tarafında kimleri zengin edeceği belli… peki ya o “etraftaki ülkede” (hangi ülke acaba?) kimler var? (ister istemez dilime bir tekerleme takılıyor: “bir bilmecem var çocuklar”. “haydi sor, sor”…)

    hayırlı işler!

    türkiye, enerji ithalatına her yıl artan miktarda ödeme yapıyor (2002’de 9.2 milyar dolar, 2012’de 60.14 milyar dolar). petrol ve gazda % 70 ve üzerinde bağımlı olduğu üç ülkeyle, giderek gerginleşen ve restleşmelere varan bir dış politika süreci yaşıyor. ne uğruna? türkiye’yi ve bölgeyi “ihvanlaştırma” ve yeşil petro-dolarlar uğruna… abd’nin meşhur “yeşil kuşak” projesi bu olsa gerek! biz doğru anlayamamışız… jeton şimdi düştü…

    necdet pamir

    ögretim görevlisi / bilkent üniversitesi

    chp enerji komisyonu başkanı

    odatv.com

    [1] 2013 ağustosu biterken, enerji bakanlığı web sayfasında hala en güncel veri olarak 2011 yılı verileri yer aldığından, bu değerler bp’nin 2013 raporundan alınmıştır!

    [2] henüz devreye alınmayan yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızla birlikte, enerji verimliliği alanında yapılacak iyileştirmelerle, 2012 yılı elektrik tüketimimizin (241 milyar kilowatt-saat) 3.5 katı (mevcut) kaynağımız atıl durumda…

    [3] 11.06.2013 tarihli ve 28674 sayılı resmi gazetede yayımlanan, 30.05.2013 tarihli ve 6491 sayılı “türk” petrol kanunu ile tpao’nun devlet adına arama ve işletme yapma hak ve yetkisi kaldırıldı!

    [4] http://www.uslaboragainstwar.org/…icle.php?id=26727

    kaynak: http://www.odatv.com/…8131200#.uigggdo9f4i.facebook
  • birtakım istatistik bilgileri arka arkaya söylediği zaman uzman sayılan tiplerden. chp iktidar olursa bir gün, enerji bakanı olacağı rivayet edilmiştir ama o nitelikte olmadığını putin'in ziyareti sonrasında yaptığı açıklamalarla ortaya dökmüştür.

    yaptığı değerlendirmelerde; abd'nin 2016'dan itibaren kaya gazı çıkararak ihracatçı olacağından bahsetmiştir. ama bu gazı nasıl ihraç edebileceğini açıklayamamıştır. sıvılaştırarak satacağı gazın maliyetinin hiç bir zaman rusya'nın sattığı gazdan ucuz olamayacağını yani rekabetten uzak olduğundan söz etmemiştir. bunu yaparken, rusya'nın güney akım projesini rafa kaldırmasını ve bulgaristan yerine, ikinci bir boru hattıyla türkiye'ye getirip sıvılaştırarak isteyen ülkeye satacağını söylemesini bile anlamamış ya da anlamamak için kendini zorlamıştır. anlamadığı bu konuyu; sanki putin'in gazı, ab üyesi bulgaristan yerine yine ab üyesi yunanistan'dan geçirmeyi deneyeceğini söyleyerek sözde dalga geçmiştir.

    onun söyleyemediğini ben söyleyeyim: ab, hala rusya'dan gaz almaktadır ve gaz almayı önümüzdeki yıllarda da sürdürecektir. abd'nin baskısıyla rusya ile istemeye istemeye ilişkilerini bozan avrupa ülkeleri içinde şu an bile bölünmüşlükler başlamıştır.
  • kendisi tmmob petrol mühendisleri odası enerji politikaları çalışma grubu başkanıdır, aynı zamanda chp enerji komisyonu başkanlığını yürütmektedir.

    bu hafta deutsche welle için kaleme aldığı yeni yazı "türkiye - rusya gerginliğinde enerji boyutu", turkiyenin rusyaya karsi bariz baskaldiran aciklamalari ve disariya olan enerji bagimliligimiz konusunda fevkalade anahtar bilgilere sahip bir yazidir.

    okunmalidir