şükela:  tümü | bugün
  • 30 yasina kadar zuppe, sonra hoca !!! ne olursa olsun turkceyi en iyi kullanan sairlerden.. ortaokul edebiyat kitaplarinin vazgecilmezi "kaldirimlar"i yazmistir. dogu turkistan veya buyuk dogu gibi utopyalar pesindedir. islamcilarin ilham kaynagidir...
  • gördüğüm ilk ve tek üçlü hece ölçüsüyle yazılmış şiirin şairi:
    "işte iz
    geliniz
    toprak post
    allah dost"

    edit: meğer upuzuuuuuuuuuuuuuuuun bir şiirmiş bu, http://www.antoloji.com/kafiye-siiri/
  • gençliğinde fransa'da bohem hayatı yaşayıp, her türlü sanat çevresinde bulunmuşken, türkiye'ye döndüğünde sanat ve edebiyat çevrelerinin gözbebeğiydi. sonraları tarikat olayına girdi, birden herkes cephe aldı. zindanlarda yattı, devlet ve rejim aleyhtarı olmamasına karşın. türkçenin, nazım hikmet'le birlikte en iyi şairidir. necip fazıl'ın oğlunun adı da mehmettir, nazımın oğlunun adı da. yalnız cezası bittikten sonra yurtdışına çıkmamış, siyasi oluşumlarla da ilgilenmemiştir. siyasetin içine çekmeye çalışanlar onu bir parti üyesi yapamamışlardır. büyük doğu dergisi söylenildiği gibi ibda-c'nin görüşlerini de içermez. yaşıyor olsaydı ibda-c'ye en çok karşı çıkan kendisi olurdu. dini ağırlıklı şiirler yazmasına karşın devrinde necmettin erbakan'a da karşı çıkmıştır. kısaca kültür birikimi en fazla olan aydınlarımızdan birisidir.
  • sair olmasini soyle anlatir:
    sairligim 12 yasimda basladi.
    bahnesi tuhaftir:
    annem hastahanedeydi.ziyaretine gitmistim...beyaz yatak ortusunde,siyah kapli,kucuk eski bir defter...bitisikte yatan veremli genc kizin siirleri varmis defterde...haberi veren annem,bir an gozlerimin icini tarayip:
    -senin dedi;sair olmani ne kadar isterdim.
    annemin dilegi bana,icimde besleyip de oniki yasima kadar farkinda olmadigim bir sey gibi gorundu.varlik hikmetimin ta kendisi...gozlerim,hastahane odasinin penceresinde,savrulan kar ve uluyan ruzgara karsi,icimden kararimi verdim:
    -sair olacagim !
    ve oldum.

    diye anlatir buyuk usta...
  • ruhumun kanatları ufuklara sığmıyor
    ve o ufuklara çarpan kanatlarım kanıyor,kanıyor,kanıyor
  • rakamların pratigine ve yüzyılların genisligine sahip bir felsefi dügüm uzmanı. banka memurlugundan saraylardan fransa yılları ve erzurumda gecirdigi yıllardan olusturdugu sentezle buyuk ustalıkla kullandıgı diline ragmen "halimi kelimelere emanet edemem" diyerek gezindigi frekansı ifade eden usta sair ve dusunce adamı....
    gonlum ucmak dilerken semavi ulkelere
    ayagım takılıyor yerdeki golgelere...
  • anlamak yok çoçuğum, anlar gibi olmak var;
    akıl için son tavır, saçlarını yolmak var...
  • ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
    oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!..
  • tartışılmaz şairliğinin yanında piskolojik çözümlemelerin had safhada yaşandığı reis bey kitabıyla yazarlığını ortaya koymuştur. ideolocya örgüsü, o ve ben, çöle inen nur ve daha bir çok okunmaya değer esere sahiptir. acık konuşmak gerekirse sol kokenli olması pratik zekasının temeli olmakla birlikte aldığı felsefi ve dini eğitim sahip olduğu ufku genişletip tamamlamıştır. olum, allah, korku, kadın ve dava kavramları üzerinde çile adlı eserinde yeterince durmuştur. takvimdeki deniz, bendedir, aynalar yolumu kesti, ruh şiirleri okur okumaz insanın beynine kazınır. bir çok şiiri bendler halinde olsada ziyadesiyle uzundur aslında.

    hasreti denizlerin,
    denizler kadar derin
    ve okadar bucaksız....
    ta karşımda , yapraksız,
    kullanılmış bir takvim...
    üzerinde bir resim:
    azgın, sonsuz bir deniz;
    kaygısız düşüncesiz,
    çalkalanıyor boşlukta.
    resimdeyse bir nokta;
    yana yatmış bir gemi....
    kaybettiği âlemi
    arıyor deryalarda
    bu resim rüyalarda
    gibi aklımı çeldi;
    bana sahici geldi.
    geçtim kendi kendimden,
    yüzüme, o resimden,
    köpükler vurdu sandım;
    duymuş gibi tıkandım,
    ciğerimde bir yosun.
    artık beni kim tutsun?
    denizler oldu tasam.
    yakar, onu bulmazsam,
    beni bu hasret, dedim,
    varırım , elbet, dedim,
    bir ömür geze geze,
    takvimdeki denize,
    ne var bana ne oldu,
    odama nasıl doldu,
    birden bire bu meltem?
    ve dalgalandı perdem,
    havalandı kâğıtlar.
    odamda kıyamet var!
    ah yolculuk, yolculuk!
    ne kadar baygın, soluk,
    o gün bizde betbeniz;
    ve ne titrek kalbimiz
    ve eşyamız ne küskün!
    yola çıktığımız gün,
    bir sıraya dizilmiş,
    gözyaşlarını silmiş,
    bakarlar sinsi sinsi.
    niçin o ân da hepsi,
    bir kuş gibi hafifler,
    arkadan geleyim der?
    niçin o güne kadar,
    dilsiz duran ne kadar
    eşya varsa dirilir,
    yolumuza serpilir?
    ufak böcekler gibi ,
    gezer onların kalbi,
    üstünde döşemenin.
    bir gizli didişmenin
    saati çalar o ân;
    birden bakar ki , insan,
    her şey karmakarışık.
    ayırmak olmaz artık
    bir kalbi bir taraktan;
    ve kalb , ağlayaraktan,
    çekilir geri geri,
    terkeder bu mahşeri.
    bu mahşerin içinden
    o gün ben de geçtim, ben;
    nem varsa , evim , anam,
    çocukluğum hatırm
    ve ne sevdalar serde,
    bıraktım gerilerde,
    kaçar gibi yangından.
    rüzgârların ardından,
    baktımda süzgün süzgün,
    kurşun yükünü gönlün,
    tüy gibi hafiflettim,
    denize hicret ettim....
  • içimdeki beldenin her damında bir sala
    yokluk dipsiz felaket, varlıksa büyük bela..