şükela:  tümü | bugün
  • illiyet bagi
  • elde edilmiş bir sonuca bakarak nedenlerini geçmişte aramak. içinde bulunan duruma nasıl gelindiğine dair çıkarımlar yaratmak ve bu durumun sorumlusu olarak bir suçlu bulup, her haltı ona yüklemek.
  • merovinciyan'ın "causality" olarak adlandırdığı şey.
  • belirlenmiş ve/veya ön görülmüş sonucun oluşabilmesi için gereken sebepleri belirlemek ya da tersi olarak sebepler ile sonucu belirlemek.
    (bkz: reverse engineering)
  • iliskilerin en guzeli.
  • saygi ve sevgi ile yurutuldugunde cozumler doguracak, kavga ve nefret ile yurutuldugunde ise problemler peydahlayacak iliskidir...
  • düşünmeye vakit ayırabilenler için abartılı hale gelebilen kavramdır. bu abartı o hale gelirki herşey formulize olur. her sonucun bir nedeni, her nedenin bir sonucu vardır. soyut şeyler somut hale dünüştürülür. basitleştirilir. artık soyut şeylerin bile bir nedeni vardır. fakat bir çok kişinin bulmaya çalışmadığı, bulamadığı veya anlayamadığı bu formüllerin hiç bir yararlı sonuç ortaya çıkarmadığı deneylerle sabittir:

    erdemi sorgulamaya başlar insan. erdemin altındaki sebepler sevimsiz gelir. erdem diye bişey olmadığını düşünürsünüz. insanlara güveniniz yıkılır. hatta kendi insalık doğanıza kızmaya başlarsınız. ben acaba orda iyilik yapmamış mıydım? altında bencilce bir sebep mi vardı? iyi nedir? acaba o kızı gerçekten sevmemiş miydim? hatta sevgi nedir?

    hayattın bir senaryoya göre ilerlediğini düşünürsünüz. o senorya size bir rol vermiştir. o rolü "iyi" bulmazsınız ve oynamak istemezsiniz. zaten rol iyi olsa da bir roldür sonuçta. o rol değiştirilebilir ama bu değişim gücünü de erdemli bulmazsınız. zaten erdeme de inanmıyorsunuzdur.

    sınırlarınız kaybolur, fakat temkin başlar, önyargı başlar. herkesi anlayabilir hale gelirken, bu anlayışın "oyun"un bir parçası olduğunu da düşünürsünüz. zaten "oyun" kavramı yıkıcıdır. çünkü "sahte"dir. hayatın "doğal" olmadığı sonucuna varırız. "matrix" içinde olduğunuzu düşünüp uyanmak istersiniz ama uyandığınız yerin de başka bir "matrix" olma olasılığından korkarsınız.

    ilişki kuramamaya, anlaşılmamaya başlarsınız. anlatmak istersiniz, ama bunu becerebilseniz bile karşıdakine yarardan çok zarar getireceğini düşünüp vazgeçersiniz. "samimi" olmak çoğu zaman yarar getirmeyecektir, bilirsiniz ama bu da "oyun"u devam ettirir. doğru nedir? iyi nedir? güzel nedir? çelişkiler başlar. tutarsız olmaya başlarsınız. zaten tutarlılık nedir?

    bilinen, kabul edilen herşey sarsılır. mutsuzluk sadece kaçış anlarında*** atlatılır. fakat bunlarında bir kaçış olduğu bilinmektedir. bu yüzden kaçıştan sonraki anlar daha zor olur. fakat kaçışın kaçış olduğunu bilmenize rağmen, bunun daha yararlı olduğunu düşünsünüz. "yarar" ve "fayda" kavramları sorgulanır.

    yanlızlığı sevmeye başlar insan. kızdığınız sahtelik uzakta olmalıdır. fakat kızdığınız şeyleri yaparak intikam almak istersiniz. böylece yanlızken kendiniz de nefretten nasibini alır. elde kalan tek şey "bilmek" tir. egonuzu onunla tatmin edersiniz. fakat bildiğiniz "net" bişey olmadığını da yani bilmediğinizi de bilirsiniz. mutsuzlukla övünmeye başlayıp, "acılar beni öldürmüyorsa güçlendirir" * dersiniz. fakat güç nedir? tatmin etmeli midir?

    teoriler üretilir. fakat kendi elimizle çabucak yıkılır. korkular başlar. nedenler ve sonuçlar korkutur. bu yüzden emin olmadan bişey yapılmaz, ama emin olduğunuz bişi de yoktur.

    karmaşık bir beyinle, kısır döngüler içersinde boş bakılır hayata. oyunda olsaydım ve oyun olduğunu bilmeseydim dediğiniz olur. aslında istekler gayet somuttur, basittir. hatta asıl istenilen şeyler paranın satın alabileceği şeylerdir. gelinen son nokta başladığımız yer yani bir "hiç"tir.
  • her zaman seviyeli, iyi giden bir ilişkidir.
  • tarihin olmazsa olmazlarından.