şükela:  tümü | bugün
  • cevabı filmin isminde gizlidir.
  • saçma sapan filmler yerine bi derdi olan , bir şeyler anlatmaya çalışan bu tip filmleri seviyorum. kimi zaman anlatmak istediğini anlatamasa , kötü anlatsa bile yine de zamanım , param yettiği kadar gidip görmeye çalışıyorum bunları .

    hayatında hiçbir şekilde sinema filmi montajına-kurgusuna katılmamış, bu konuda teknik olarak bir şey bilmeyen sade bi izleyici olarak bana filmin kurgusunda sıkıntı var gibi geldi. sanki yönetmenin kafasında film daha uzun olarak tasarlanmış da birtakım kaygılar sonucunda birçok sahneyi kesmek zorunda kalmış. böyle olunca da izleyici de ''bütünlük'' hissini pek uyandıramamış. kimi karakterler havada kalmış. halbuki, ''abi''karakterine daha fazla yer açılabilirdi film içinde. kimi karakterler de konulmuş olmak için konulmuş gibi duruyor. ama , hemen mizahla dramı başarılı bir biçimde harmanlandığını da söylemek gerekiyor.

    bunun dışında;

    --- spoiler ---

    aslında babası da aynı bahadır gibi idealist ve kendi konusunda son derece inatçı biri. öyle ki ; yıllardan bu yana koca bir apartmanı tek başına inşa etmeye çalışıyor. belki de bunun olmayacağını kendi de çok iyi biliyor ama bu uğurda çaba harcamaktan kendini alamıyor. aile fertlerinin, apartmanı o yarım-yamalak haliyle mütehhaite verme, arsayı elden çıkarmak gibi makul çözüm önerilerine pek yanaşmıyor. olayları farklı da olsa bahadır'da benzer bir durumda, içinde bulunduğu olumsuz şartlara rağmen ( elektrik-su-doğal gaz parasızlıktan ötürü kesiliyor.) hiçbir yapımcının para bağlamak istemediği, seyirci çekmeyen ''sanat film''leri yapmanın, ''hayatla olan saf ilişkisini kaybetmemenin'' peşinde. arkadaşları, onun bu haline üzülüp , para getirecek ama kalitesiz işler paslamasına karşın bu önerileri reddediyor . aynı, babasının diğer önerileri dikkate almayıp koca apartmanı tek başına bitirmeye çalışması gibi. babasıyla benzer bi durumda olan bahadır'ın babasının durumuyla empati kurmayıp, arkadaşlarının onu sanat filmi yapma sevdasından vazgeçip boktan piyasa işleri yapması için ikna etmeye çalışması gibi, babasını bu inşa işinden vazgeçirmeye çalışıyor.

    filmdeki karakterler (gerek bahadır ve abisi gerekse de baba karakteri ve aynı zamanda menderes sağmancılar'ın canlandırdığı yazar karakteri) ''hayatla olan saf ilişkilerini kaybetmemenin'' derdindeler. hepsi hayatla olan ilişkilerini buna göre dizayn etmeye gayret ediyorlar fakat bunlar günümüz-- kısa yoldan parayı vurma, düzene uy gitsinci - bakış açısına göre her zaman ''kaybetmeye'' mahkum kişiler. örneğin; baba o inşaatı kendi başına bitirmek yerine bi mütehhaite verse, cebi para görecek ya da bahadır birkaç tanıtım -reklam çekse maddi açıdan dar boğazdan çıkacak. belki yazar gibi yoksulluk içinde ölürken ''kıymet''i bilinmeye başlanacak belki de hiç bir zaman.
    --- spoiler ---
  • her ne kadar film ilkeler ile dünyevi hesaplar arasındaki tezatlıkları irdeliyor gibi gözükse de bence üstün sanatın bu dünyayla hiçbir ilgisinin olmadığını ortaya koyuyor. ben film bittiğinde "elektrik, doğal gaz, su faturasının olduğu yerde stalker olmaz arkadaş!" dedim. birtakım aksaklıklar olsa da güzel bir film. yapmacıklıktan uzak ve ilkelerle ilgili güzel metaforlarla bezeli bir film olmuş. şöyle ironik de bir durum var. bahadır tarkovski olmak istiyor, ben ise bahadır olmak istiyorum. adamın on numara eğlenceli hayatı var yahu. kaprisli ama gayet seksi bir sevgiliyi kapmış. yeni sevgili kapma imkanı her daim açık. ev kafadar arkadaşlarla dolu. ortalık biradan geçilmiyor. senarist arkadaş "yetinmeyen" yeni kuşağı da görünür kılmış olabilir...
  • tarkovski gibi olayım derken, yanlışlıkla ed wood'un yoluna sapanların, yürekleri dağlayan hikayesi.
  • tarkovski'nin kendisinden bir cevap. filme degil tabi.

    ''zekice bir cevap istiyorsan, zekice bir soru sor!''

    kestane pilavi kamehameha düzeltmesi: 'söz goethe nin bir vecizesi.'

    (bkz: johann wolfgang goethe)
  • bir lars von trier sorusudur. yakınından bile geçmiyorsun. çok çalışman lazım daha, çoook.
  • klişelere fazla bulaşmadan, durgun haliyle izleyiciyi sıkmadan, kendi halinde akıp giden duru bir film. asıl benim aklımı kurcalayan:
    --- spoiler ---

    geyik meselesini nasıl çözdüler?
    --- spoiler ---
  • (bkz: http://haber.sol.org.tr/…yorum-uzerine-haberi-97500)

    sovyetler'de istese atom mühendisi bile olabilecek bahadır'ın aşırı acıklı hikayesi.
  • murat düzgünoğlu'nun yazıp yönettiği film.

    ilk filmi hayatın tuzu'nu pek sevemesemde neden tarkovski olamıyorum?'a bayıldım diyebilirim.

    film, kendi sorusuna cevap arayışı içerisinde, günümüz sinema piyasasının şartlarını da içeriyor. açılış sekansı ve kapanış sekansıyla tarkovski’ye usturuplu selamını çakan yapımın, piyasa içerisinde acı ama gerçek olanları da izleyicinin gözünün içine içine sokmaktan geri durmadığını belirtmeliyim. genel anlamda samimi olan film, özele inildiğinde insanları sürekli olarak “cahil” itham etmesiyle de uzaktan kibir kıvılcımlarına da yer vermiyor değil. açıkçası bizi bize gösteren unsurlar çokça. babanızın parası varsa tarkovski neden olamayasınız ama paranız yoksa sanat sizin neyinize, değil mi? siz gidin “cahil” halkın cahilliği üzerinden ceplerinizin duygusallığı ile hareket edin. işte bu söylemi yüzünden film samimi ve gerçekçi.