şükela:  tümü | bugün
  • sokakta yürürken bir adam görürüz. sakalı beyazlamış ayakta zor durur; ama hala hayatta değer verdiği şeyleri için bir şeyler yapma çabasındadır. ardından sahnede gerizekalı, çok bilen insanların sesleri yankılanır. hemen o adamın yaptıkları ile dalga geçme çabasına giren insanlar... işte onlara temiz bir siktir çekip, olan bitene bir sigara yakarsın.

    sigaradan sonra boş boş otururken o babanın oğlu veya kızını görürsün . anne-babanın zor bela okutturduğu bir çocuk karşımızda. iyi eğitmiştir bu çocuk kendini. öyle ki üniversite kadar gereksiz bir şey olmadığını gördüğü halde annesi ve babası için bitirmiş; ama özünde gerçek felsefeye, bilime ve müziğe merak salmış mükemmel birisi oluvermiştir. diğer yandan da anne babasının gözünde, ne şartlarla okutulmuş, buna değmediği düşünülen vefasız kadın ya da erkek olmuştur. o küçük çocuğun, o anne -babaya gerçekten layık olabildiğini görür, hatta aferin lan! dersin ya, sonra ne sikim vardı şimdi bunu anlayabilecek bir adam olmasaydım der, çelişkiye düşersin.
    işte sonra barmene dönüp :
    -"bir bira daha" diye seslenirsin.

    yolda yürürken insanların eğlenmesini bir an kaldıramazsın, ne kadar boş ve gereksiz şeylerle eğlenebiliyorlar deyip hem kıskanır, hem de küçümsersin; ama en son ne zaman bu kadar eğlenebildim acaba diye sorar, pat diye beyninden vurulmuşa dönersin. kendine kızar, yerdeki kareleri saymaya devam edersin.

    temiz bir küfür edersin kendine, nasıl bir korkaksın ki sen, çekip gidemiyorsun istediğin hayata, bir ufak baraka çam ağaçlarının arasında, orada yaşamaya, kime karşı sorumluyum lan ben,neden vazgeçemiyorum, neden korkuyorum diye sorularla uğraşırken, sonucunu daha bulamadan bir bakmışsın sen de o bok yoluna girmişsin. sonra yapamadım der, kendine bahaneler uydurursun.

    küçük bir kız çocuğu ile erkek çocuğu parkta evcilik oynarken, öyle samimi, öyle bir insan olurlar ki... onlara özenerek, çıkar ilişkisinin olmadığı tek yere girmeye haddim yok dersin kendi kendine. kıskançlıktan ve utanmandan yerin dibine girersin. o samimiyeti hep arzular, sonra bok bulursun lan neyi kurcalıyorsun deyip, parkın yanındaki yoldan otobüsüne gitmeye devam edersin.

    hayatta bir şeyler yanlış gidiyor deyip, okumuş ve "insan" birisi olarak kendine sorumluluk yüklemek istersin. senin gibi olduğunu zannettiğin insanların yanına gider, sonra al birini vur ötekine deyip sessizliğin içinde yine alkolüne yumulursun.

    insanlar öyle davranıyorlar ki, hayvanlar sana çok daha yakın gelmeye başlıyor. sanırım insanlık sevgim çok arttığından, insanlardan bu kadar nefret ediyorum diye düşünüyorsun. aynı anda hadi lan oradan sen de kimsin, kibirli götün birisisin deyip, bir bok olmadığını kendine anlatmanın bir yolunu daha buluyorsun.

    değer verdiğin şeyler geliyor aklına. enstrümanın, kitapların, müzik, tiyaro... yıktığın saygı duvarında hala önemli bulduğun bir kaç kavram işte... sonra bir bakıyorsun hayatında jazz dinlemeyen, ama cumartesi akşamları jazz bara gitmeyi eksik etmeyen, zengin fularlı herifin birisi, yanındaki kadını etkileyebilmek için anasını sikmiş, piyasa malı yapıp koymuş oraya senin yıllardır değer verdiğin şeyleri. siktirin lan götler deyip, uzaklaşıyorsun hızlıca. bazen de nedenini bilmeden gidip, bilginle adamı masasında rezil etmekten hiç çekinmiyorsun.
    zevkten boşalıp, bir sigara daha yakıyorsun.

    aniden,
    beyninde dolup, taşıyor tüm bunların hepsi. biraz da farkındasın ya okumuşsun, yaşamışsın. hissiyatın tam kıvamında yani. sen istemiyorsun belki, ama işte ayyaşın dediği gibi "yazmayı sen seçmezsin, o seni seçer". bir ihtiyaç duyuyorsun ve yazıyorsun. bitirdin mi? güzel. bu yazıdan kim ne anlayacak kaygısı varsa, doğru çöpe yolluyorsun. kimseye okutturmayacağım diyorsan, duvarına asıyorsun.

    neden yazıyoruz ki? neden bilmemize gerek var? farkında olmanın iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum. peki ama bunu bildiğimiz halde neden bilgiden vazgeçemiyoruz? götten bacak freud'un dediği gibi sadece üstben tatminini sağlayabilmek için mi? bu mu yani?
    ne kadar pislik insanlarız bizler lan, herkese kendi düşüncemizi adapte etmek istiyoruz.
    temelde, en derinlerde bu düşünce yok mu? yalan söylemeyin kendinize.
    peki neden?
    bencillik damarlarımız çok derinlerde çünkü çok.
    şimdi yazmaya devam edelim.
  • (bkz: çünkü seks)
  • dikkat cekmek icin
  • bireyin var olma ve var oluşunun etkisini sınama çabasıdır.iyidir, güzeldir.
  • neden yazılır?.. dünya acılı olduğu için yazılır. duygular taştığı için yazılır. insanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. ama insan bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına alabilir. işte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazı yazılır. (ya da kendi kendine kanıtlamak için). çünkü, insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar.
    *
  • çünkü kendi kendimize konuştuğumuzda bize deli diyorlar. ama yazınca kimse bizi örselemiyor.
    biz de yazıyoruz.
    kendi kendimize yazıyoruz.
  • (bkz: yazı kalır)
  • (bkz: söz uçar)*
  • --- spoiler ---

    yazıların niçin bu kadar karamsar diye soruyorlar. anlatayım. ölmek istiyorum aslında, bir anda yok olmayı istiyorum, yaşamaktan nefret ediyorum. işin kötü yanı ölmek için yapmam gerekeni biliyorum ancak onu yapacak cesaretim yok. intihar etmekten korkuyorum, bedenimin acısına dayanamam acıdan korkuyorum. ben kendimce en acısız ölüm yöntemini seçtim, yazmayı. yazma sebebim buydu. karamsar olma sebebim ise ölümü hissederek yazmam. evet ölmek için yazıyorum ve gördüğüm ölüm karanlık, karanlık ise karamsarlık doğuruyor.

    --- spoiler ---

    -juan carlos ricardo