şükela:  tümü | bugün
  • her şeyin bir nedeni vardır ve aynı aynı koşullar altında, aynı nedenler, aynı etkiyi doğurur ilkesini savunmak...
  • basit de olsa, bilimsel düşünürken zihnin yarattığı "ereksellik" yanılsamasını her an sorgulamamız gerektiğini vurgulaması bakımından çok önemli ilke. en çok yanlış düşünülen ve öğretilen konu evrimdir.

    yanlış: yüksek dallardaki besine yetişmek amacıyla zürafaların boynu uzadı
    doğru: yüksek dallara erişemeyen kısa boyunlu zürafaların ölmesi nedeniyle uzun boyunluların soyları devam etti.

    bu türlü yanlış düşünme genel bir vizyona dönüşüp bilimselliğin içinde inançsallığın yeşermesine olanak tanır.

    yanlış: dünyanın yörüngesi güneşe bir metre daha yakın olsaymış hepimiz kavrulurmuşuz, bi metre uzaktan geçseymiş hepimiz donarmışız. bak şu allahın işine ki bizi tam yerinde yaratmış.
    doğru: dünyanın mevcut pozisyonunda, mevcut koşulların elverdiği yaşam biçimleri oluşması nedeniyle herşey bize tam uygun gözüküyor.
  • ceza hukukunda suçun oluşması için gerekli şartlardan biri. yapılan hukuka aykırı hareketle meydana gelen sonuç arasında olması gereken bağ; nedensellik bağı
  • (bkz: determinizm)
  • hume'a göre, aynı a olayının aynı b olayını izlediğini birçok kez gördüğümüzde kazandığımız alışkanlıktır (ya da alışkanlık duygusu).
  • ekonometride granger'ın 1969 yılında geliştirdiği,iki değişken arasındaki ilişkide,bir değişkenin geçmiş değerlerinin,diğer bir değişkenin nedeni olması kuramına verilen ad.
  • sebep sonuç ilişkisini kavram olarak ortaya koymuş kelime.
  • (bkz: causality)
  • klasik fizikteki gelismelerle hayatin her alanina giren newtoncu determinizmin yanibasinda, yildizi parlamis bir olgudur.

    asil ilginc olani ise, klasik determinizmin duraklama ve gerileme donemlerine girmesiyle, nedensellik ilkesi hakkindaki birtakim dusuncelerin de terk edilmeye baslanmasidir. butun bunlarin temelinde kuantum fizigiinin pek de delikanli olmayan dogasi vardir.

    daha acik konusalim, kulaga gereginden fazla entellektuel gelmeyelim: kuantum fiziginin temelinde olan heisenberg belirsizlik ilkesine gore bir elektronun veya herhangi bir parcanin hem pozisyonunu hem de hizini kesin olarak bilmemize imkan yoktur. pozisyonunu daha iyi belirlediginiz zaman (ona daha yuksek frekansli bir elektromanyetik dalga yolladiginiz zaman) hizini veya momentini daha az bilirsiniz (gonderdiginiz isima frekansi oraninda elektronun hizini degistirecektir). hatta hesienberg demis ki hiz ve pozisyonun belirsizliklerinin carpimi her daim bir limitin ustunde olmalidir (planck sabiti)

    simdi bu nedenle cok kesin bir determinizm yerine olasilikci determinizmden bahsedilmeye baslanmis, evrenin herhangi bir anindaki atom konfigurasyonunun degisik olasliklarda bir cok alternatifi olabilecegi saptanmis. yani bes saniye sonra bir tavuga donusup kisnemeye baslama ihtimaliniz de var ama son makalemde de yayinladigim gibi, bu sans 10 uzeri (en sevdiginiz abarti sayinizi koyun)'de bir oldugundan cok da korkmanize gerek yok.

    [hatirlatmakta fayda var, bu klasik determinizmin yikilmasi kesinlikle ozgur iradenin varligina bir kanit teskil etmez. alternatiflerimiz vardir ama bunlar olasiliklara baglanmistir, istedigimiz kadar elele tutusup pozitif enerji alis verisinde bulunalim, bu dagilimi etkileyemeyiz.....en azindan yuze 99.98 ihtimalle]

    simdi bu noktada yanilmiyorsam, ailemizin fizikcisi pek sevgili richard feynman ortaya cikmis ve birden fazla tarih teorisini ortaya atmis. halk arasinda bilinen adiyla paralel evrenler. evrenin her olasi konfigurasyonuna karsilik bir evren var ve zaman ilerledikce bu olasi evrenlerin de sayisi exponential artiyor.

    iste isler de bu noktada ilginclesiyor, zira zamanin anlami da kayboluyor. oss sinavindan hepimizin hatirlayacagi genel gorecelik kanununun sonuclarina gore zaman uzaydan ayrilmayan bir olgu oldugundan, paralel evrenler kavramini dusundukce, zamanin da lineerligini giderek kaybettigini, surekli loop ettigini goruruz (bkz: mobius seridi). bir baska deyisle, henuz anlayamadigim bir mekanizmayla, kuantum mekaniginin sonuclarina gore dusunursek, butun zamanlar "ayni anda" yasaniyor.

    bu da guzelim nedensellik ilkemizin icine ediyor, cunku nedensellik lineer bir zaman anlayisini sart kosar, "t zamaninda birakilan karpuz, t+4 zamanda su hizla yere dusecek" (dikkatli okuyucu burada yerinden firlayip, salona kosup soyle bagirmali: senin "su hizla" diyerek kastedilen hiz kesin bir rakam degil, bir olasiliklar dagilimidir)

    bu tip bir kivrimli, kendi ustune geri katlanacak kadar egilip bukulmus bir uzay zamanin, nedensellik ilkemize gore sonsuz sayida paradokslar yaratacagi asikardir. (dr emmett l brownun gelecege donmek isteyen martine acikladigi "uzay zaman kirilmalarini" hatirlayin) dolayisiyla nedensellik ilkesinin evrensel olmadigi, sadece bizim su zavalli hayatimizi idame ettirebilmek icin beynimizin kabul ettigi bir varsayim oldugu sonucu cikariliyor.

    bu tip ihtimaller dusunuldukten sonra, birtakim sevgili filozoflar meydani bos bulup atip tutmaya basladilar, nedensellik insanin dogasinda olan birsey mi (a priori) yoksa sonradan mi ogreniyoruz diye. bir elli yil da bunlari tartisirlar, taa ki norologun teki cikip, "aha nedensellik anlayisimizin kaynagi iste su beyin dokusudur, boyle boyle gelisir" diyene kadar. veya bir bilgisayarcinin cikip nedenselligi kendi kendine kesfeden bir program yapmasina kadar.

    valla nedensellik vardir yoktur uydurmadir, hersey olabilir, ama siz siz olun pozitivizmden sasmayin, neyin noldugunu anlamak icin en iyi yol budur. arada sirada bilinemezcilere ve herseyi "sevgiyle" aciklamaya calisan gonul adamlarina da kulak verin, hayatin tadi tuzudur bunlar, ama taa ki bilim tekrar konusuncaya dek.
  • nedensellik kavramı çok eskilere aristo'ya kadar gidiyor. ortaçağdaki islam rönesansı döneminde de bazı bilgeler bu kavramı koruyorlar. sonunda david hume ile birlikte bu kavram sorgulanmaya başlıyor. görelilik ve kuantum kuramlarıyla birlikte nedenselliğin ya da determinizmin düşünsel egemenliği tahtından oluyor. neden sorusu,sanıldığı gibi bilimin ya da düşünmenin temel sorusu değildir.