şükela:  tümü | bugün
  • bundan cok uzak diyarlarda kapkara gozlu bir kiz varmis. o kapkara gozlerle neye baksa kapkara goruyormus ve tum dunyayi kapkara saniyormus.

    bir gun yemyesil gozlu bir kizla karsilasmis. oturmus konusmuslar. yemyesil gozlu kiz, kapkara gozlu kiza dunyanin aslinda ne kadar yesil oldugundan bahsetmis. kapkara gozlu kiz sasirmis. kapkara bir dunyanin nasil yemyesil olacagini anlamamis.

    yemyesil gozlu kiz akilliymis ama. kapkara gozlu kiza her gun dunyanin aslinda nasil da yesil oldugunu anlatmis. bikmamis anlatmaktan. ve bir gun kapkara gozlu kiz, pencereden bakarken yesil bir balon gormus. ertesi gun yesil bir canta. sonra ormani gormus, hayran olmus yesilin tonlarina. bi de bakmis ki kapkara kedisi bile aslinda yesilmis.

    bu sabah aynaya baktim. gozlerim elaya caliyor.
  • komik hatun.

    bir aksam satine kisisi yine kendisiyle sakince mesajlasilmaktadir. soyle bir mesajlasma cereyan eder:

    s*: nefertariiciiim, ben sinav sonuclarinin sayfasini acamiyorum. sen benim icin bakar misin? adres su, numaram su.
    n*: bakarim tabi.
    (burada 5 dakika sessizlik olur)
    n: baktim.
    (burada daha da uzun bir sessizlik olur)
    s: kalmisim di mi?
    n: ben soyleyip de seni uzmek istemedim.
    s: hahaha

    e kardesim, biliyorum sinav sonucuma baktigini ve ses cikartmadigini. soylemesen "ay belki de gecmisimdir" diye dusunecegim sanki. ilahi. cok yasa, e mi*!

    hayir, bi de merak ettigim, ben bi sey demesem muhabbeti nasil toplayacagi. bi dahaki sefere bu yontemi deneyecegim.

    entry'nin anafikri: karsisindakini uzmemek icin ne yapacagini sasirir bazen.
  • "adalardan bir yar gelir bizlere, aman allah gözlere bak gözlere" dizelerinin anlamını çözdüren yazar.
  • insanlara sevdiğimi çok kolay söyleyen, belli eden biri değilim. o yüzden kendilerine direkt söylemektense dolaylı yolları seçiyorum hep. nerden başlasam bilmiyorum ama en önemlisinden girersem konuya, kendisi bu ara büyük hasretini çektiğim ablalık özlemini harika bir şekilde gidermekte. ablama her zaman deli gibi bağlıyım, çok severim. taparım resmen ama evlendiğinden beri nedense bi mesafe girdi aramıza. o her ne kadar kabul etmese de durum bu. nefertarii o kadar sevecen ki, ablamdan alamadığım ilgiyi bana vermekte şu an. yeri geliyor annem olmadığında aynı annem gibi. gidiyorum, yemek yapıyor, bana da soruyor ne yapsam diye, ya da bunu yapıcam yer misin diye. beni önemsediğini hissediyorum. bu ara o kadar çok yakınım dediklerimden darbe aldım ki, bu şekilde davrandığını gördükçe beni nasıl mutlu ettiğini anlatamam.
    beraber alışverişe çıkıyoruz, çok eğleniyorum. sanki ebeveynlerimle birlikte gibi oluyorum. kendi çocuğuna nası biri davranırsa öyle davranıyor. bi şey alıyorum, ben ödemeye kalkınca “aaa ayıp, neden ayrı verdin” diyor. dışarı çıkıyoruz, aynı şekilde. o kadar benimsemişiz ki birbirimizi sanki aileden biri gibi düşünüp, dert etmiyor bu durumları. ben artık olmaz öyle şey diyorum da az buçuk durumu kurtarıyorum.
    arkadaş olarak düşündüğümde de, bu aralar ihtiyacım olan arkadaşlığı da sağlamakta bana. ilgi olarak, sevgi olarak. on parmağında on değil binbir marifet. evlerine gittiğim zaman kafama göre istediğim yere oturup, yatıp takılıyorum. o kadar azdır ki kendimi rahat hissettiğim kişilerin evi. bana, gel buraya istersen, şöyle otur böyle geç diyorlar, biliyorum hani rahat olmam için diyolar bunu ama ben o kadar rahatım ki kafama göre yayılıyorum direkt. eğer rahatsız olsam, otur denilen yere oturur kalkarım. coca cola’nın en sevmediğim şeyi dibinde kalan kısmıdır. başka bi yere gidince ağzımı açıp da bunun asidi kaçmıştır, başka açsak olmaz mı diyemem, ben su alsam yeterli der geçerim. ama yanında o kadar rahatım ki, ya ben bunu içmem, yok mu kapalı diyebiliyorum. son zamanlarda ablamın ya da başka kişilerin evinde hissedemediğim rahatlığı hissettiriyor bana. bir tek ben değil, ailem de bayılıyor kendisine. kısa zamanda bu kadar yakın olunur mu bilmiyorum ama sanki yıllardır tanıyordum da sadece yüz yüze görüşmemişiz gibi. iki üç gün görmeyince eksikliğini hissediyorum. etrafımda başkaları da var. çıkıyorum geziyorum ama yine de bi yanım onu arıyor. boş boş oturmak bile ayrı bi keyif veriyor kendisiyle. şu ana kadar hiç beni üzecek, kıracak ne bi hareket ne de bir söz duydum. sevildiğimi hissederek, mutlu mutlu dibinden ayrılmıyorum. sıkıyorumdur bazen, kendimi biliyorum, çok konuştuğum zamanlar olur. ya da aynı şeyleri bin kez anlattığım zamanlar. her seferinde dinliyor. o kadar büyük bir boşluğumu doldurmakta ki şu an anlatamam umarım daha uzuuuun yıllar da bu şekilde devam eder. aynı şeyleri hissediyor mu bilmiyorum ama ben hissettiğini düşünüyorum, en azından öyle hissettiriyor. . özetle seviyorum kendisini çok çok. harika biri.
  • öncelikle (bkz: 1000. entry'm sen ol istedim)

    sanırım biraz fazla anlam yukluyorum bu entry sayısına ama hani özel derler ya, özel birinde kullanmak istedim ben de.

    dönem itibariyle o kadar saçma sapan ve yogun ruhsal dalgalanmalardan geciyorum, ama bu kişi beni tek kendime getiren kişi desem yalan olmaz. o kadar seyi bu kadar kısa bi sürede yasamıs olamayız diyorum, sanki yıllardır beraberiz. hani biri sizi koşulsuz sever ya, işte o kişi nefertarii. benim için öyle en azından. bir haftalık insanlar için sizi bırakmayan, kendi iyi olsun olmasın derdin varsa senle ilgilenen biri. arkadasım, dostum, kardesim, uzun zamandır her seyim. ve sanırım boyle de devam edecek. iyi insanlar gercekten var. sadece sizi sevdiği için yanınızda olan, deger veren, gercekten temiz kalpli insanlar da var. o da bu nadir kisilerden biri.

    sanırım git gide hayranın oluyorum ben senin. yaptıgı harika ıspanaklı boreği de özledim sanırım bu yuzden de biraz duygusalım. bazen sinirleniyorum, uyuz oluyorum, ne biliyim ruh hastası tavırları sergiliyo olabilirim ona karsı ama hayatımda kimse için davranmadıgım gibi davranıyorum kendisine. cunku o da bana hayatımda yasamadıgım guzellikte bir dostluk yasatıyor. bilinmeyenlerimi biliyor, yargılamıyor ve devam ediyor aynı şekilde. nasıl ifade etsem sevgimi saygımı bilemiyorum da kısacası, çok özledim. enrty’me burada son vermek istiyorum. kısaca nefertarii en harika, en mükemmel, en müstesna, en sevilen en en en...
  • sourberry beş yaşında zirvesinde gördüğüm en şeker kız. sesi bile insana enerji veriyordu.
  • epeyce durdum burada şimdi hislerimi nasıl ifade edebilirim diye ancak ekrana bakmaktan başka bir işe yaramadım... sadece onu tüm hücreleriyle mutlu görmek beni gerçekten heyecanlandırıyor... canım.
  • öncelikle (bkz: neden sourberry dinlemiyorsun kuzum). "ama ben seni dinlemek istiyorum, o saatte işten çıkmış, yolda oluyorum, yoksa neden dinlemeyeyim" minvalinde zarif mesajı ile tanıştık. dinleyicisi olmadığı için ağlayan dj'i teselli eden öyle zarif, öyle latif, öyle akıllı bir dinleyiciydi o yıllarda. ben o gün anlamıştım sourberry'e bir kadın eli değmeliydi ve o nefertarii'nin eli olmalıydı. dinleyicilikten, radyo patronluğuna yükselişin öyküsü bu, aşkın ve adanmışlığın öyküsü...
  • istanbul'da soguk bir kis gecesidir. visne sarabina kiran girdigi donemlerden biridir. hicbir yerde bulunamaz bu sarap. oysa mutlulugun sirri ondadir. bir kadehi icin donen kumpaslarin sonu yoktur. iste o gece, satine taksim'in arka sokaklarinda dolasir. karaborsaya dusmus bu saraptan bir sise alacak ve onu nefertarii ile icecektir.

    aramalari sonunda birden fazla sise visne sarabi bulunca, icine seytan girer satine'in. bir sise de sadece kendisi icmek icin almak ister. nefertarii ile paylasmadan tek basina icecektir. kadeh kadeh visne sarabi icip kahkahalar atacaktir mutluluktan.

    bu hain emellerini gerceklestirmek icin siseyi acmaya girisir. bugune kadar gayet guzel calisan tirbusonu kiriliverir. yedek tirbusonu dener, o da kirilir.

    ve iste o zaman uzaktan bir ses duyulur...

    anlamak cozmeye yetmez
    sensiz olmaz, sensiz olmaz
    biraz telasli, huzursuz
    sensiz olmaz

    yine kendi kendime sormadan duramadim
    neden bu sarabi sadece senle icmek istiyorum, bulamadım
  • bugün sabah uyandım. annemler yanımda. kahvaltı ettik, kahveleri içtik, ben işimin başına oturdum. ama bir yandan "yahu, bir şey eksik" deyip duruyorum. gittim yüzümü yıkadım (ki her gün de yıkamam, öyle de pis bir insanım.). yine bir şey eksik. çikolata yedim. yok, bulamadım ne eksik.

    sonra fark ettim. gtalk'u açıp nefertarii hanıma günaydın dememişim.

    hay allah.