şükela:  tümü | bugün
  • her tur nedeni discrimination'a dayanan suclari tanimlayan kelime grubu, hate crime. sucu ortaya cikaran tek unsur karsidaki kisinin sucu isleyenden farkli olmasi ve sucu isleyenin bu farki tolere edememesi seklinde tanimlanabilir. farkin cok buyuk oranda cinsel tercih ve irk bazli oldugu soylenebilir. clinton hate crime'lara karsi cok ciddi yaptirimlar getirecek bir yasa cikartmak icin ugrastiysa da hicbir zaman gerceklesmedi. konunun hicbir sekilde bush hukumetinin oncelikleri arasinda olmadigini tahmin etmek sanirim o kadar zor degildir.. son yillarda turkiye'de de escinsellere yonelik ornekleri gorulse de toplumsal/ailesel baski gibi nedenlerle gercek nedenler on plana cikamiyor ne yazik ki. konuyu matthew shephard cinayetini kullanarak cok guzel incelemis bir ornek olarak the laramie project filmini oneriyorum herkese.
  • asıl olarak nefrete ve ayırımcılığa dayalı suçlar.genelde sebepler asıl olarak ırk, cinsiyet ve din ayırımcılığına, holiganlığına ve nefretine dayalı oluyor.
  • cinsel yonelime iliskin nefret sucunu da ekleyelim tam olsun. nefret sucu ile ilgili olarak basi ceken, insan demeye bin sahit kisi herhalde hitlerdir.
  • bir baska bilinen nefret sucu hikayesi de; boys don't cry filminin uyarlandigi gercek hikayesi olan teena brandon ya da kendi tercih ettigi ismiyle brandon teenanin hikayesidir. gercekte filmdekinden farkli olarak brandon teena, tecavuz sonrasi oldurulur.
  • ayrimciliğin babasi ve çocuğu.
  • ötekileştirme soslu ilkel korku bazlıdır. ötekinin, kendi mevcudiyetini tehdit ettiği düşüncesi ile ötekinin yok edilmesi gerektiğini savunur. kendininden farklı olana tahammül edemeyen bireylerin tepkilerini göstermelerinin en uç noktasıdır.

    tuhaftır belki ama nefret suçuna konu olan bir başka azınlık grubu; engellilerdir.

    bir başka tanım ise; http://www.kapiyayinlari.com/…li/duyurular.jsp?id=4

    'öteki'nin gerçek ya da var- sayılan 'nitelikleri' nedeniyle gadre uğradığı... yani, mağdurun şahsının değil, temsil ettiği varsayılan niteliklerinin 'cezalandırıldığı' durumdur," şeklinde tanımlanıyor. karmaşık bir tanım gibi duruyor ama değil. şöyle ki, "'öteki'nin gerçek ya da varsayılan 'nitelikleri'"nden kasıt, ırkı, gelenekleri ya da âdetleri...

    1980'lerin başında ırk, din, etnik kökenden kaynaklanan önyargıların cezalandırılmasını öngören nefret yasaları, '90'lı yılların sonlarına doğru cinsel tercihleri de kapsayacak şekilde genişletiliyor. saldırı, gasp vb. gibi zaten ceza kanunu kapsamında olan suçlar, "nefret yasaları"nın kapsamına girdiklerinde artırılıyorlar. yani, mağduriyetin gerçek boyutlarından öte, saldırı nedeninin ırk, etnik köken, cinsel tercih vb. olduğunun savcılık tarafından isbat edilmesi halinde cezalar artıyor. önemli olan saldırganın "önyargı" ya da "ayırımcılık" gibi saiklerle hareket edip etmediği. örneğin, abd'de nefret yasaları'nın uygulandığı eyaletlerden birisi olan wisconsin'de, saldırgan kurbanını ırkı, dini, etnik kökeni ya da cinsel tercihi nedeniyle seçmiş ise cezası katlanıyor .

    http://a.1asphost.com/…atl/40 duygudalk perhizi.doc

    tecavüz edilenin cinsiyeti, ırkı, dini, rengi, etnik kökeni mütecavize verilecek cezanın tayininde rol oynuyor. çünkü, deniyor, “nefret suçları, aslında ‘mesaj’ suçlarıdır. saldırganın aslında yaptığı belirli bir gruba ‘istenmedikleri’ mesajını göndermektir. bu bakımdan diğer suçlardan ayrılırlar.”
  • nefretin, zamanla kişiyi nefret edilenle bir tutacağını idrak için;
    (bkz: bir zencilerden bir de ırkçılardan nefret ediyorum)
  • tekrardan aynı senaryo için:

    http://bianet.org/…t-suruyor-dilan-pirinc-olduruldu

    sonunda gene aynı laflar edilecek, suçlu yakalanacak denilecek, o olacak bu olacak döngü gene tamamlanacak. anayasal değişiklik ve keyfi uygulamalardan kaçınma prensibimiz değişmedikle maalesef bu senaryoyu izlemeye devam ediyor olacağız.
  • işlenen bir suçun nefret suçu olduğu tespit edilirse, ceza ağırlaştırılır. bu "aynı suça farklı ceza" yaptırımının adaletin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, nefret suçu yasalarına yapılan en sık ve en büyük eleştiridir. ancak benim nazarımda bir eşitsizlik yoktur. anlatayım.

    bir cinayeti örnek alırsak, nefret suçu yasaları bir adamı eşcinsel olduğu için öldüren adam, sarhoş olup kız arkadaşına yan baktığını sandığı adamı öldüren adamdan daha çok ceza almasını öngörür. eleştirel yaklaşanlar, iki suçun da kurbanının aynı akıbete uğradığı, suçun aynı, yani cinayet olduğunu, aynı suça farklı ceza verilmesinin haksız olduğunu; meramın bu şartlar altında farketmediğini savunurlar - iki cinayet de kasti olarak işlenmiştir sonuç olarak. amma ve lakin, onların gözden kaçırdığı nokta kıskançlıktan kuduran adamın işlediği cinayette tek suç unsuru, eşcinsel olduğu için öldürülen adamın cinayetinde ise iki suç unsuru olduğudur. evet, iki: birincisi, şahsın yaşamına kasıt, öldürülmesi. ikincisi ise şahsın üzerinden onun 'temsil' ettiği toplum/topluluğa karşı işlenen suç.

    "ha? ne?" dediğinizi duyar gibiyim. bir topluluğa karşı düşmanlık beslemek, suç değildir - zira düşünce özgürlüğü en iğrenç düşünceleri bile kapsar. (her ne kadar olarak kapsamamasını canı gönülden istesem de, özgürlükler hislere bağlı değil, ilkelere bağlıdır.) ancak, bu topluluğa karşı duyulan düşmanlık, eyleme dönüştüğü takdirde, yani bu topluluğa zarar verdiği anda, suça dönüşür. eşcinsel olduğu için öldürülen bir adamın cinayeti, eşcinsel toplumunu da hedef almış bir cinayettir, zira o noktada maktulun kimliği, katil için "eşcinsel"den ibarettir - bütün eşcinselleri aynı kefeye koymaktadır. bunun yanı sıra, sadece eşcinsel olduğu için birisini öldürmek diğer eşcinselleri korkutur, sindirir, ve onların eşcinsel olmayanlar gibi normal, özgür bir hayat sürmelerine engel olur.

    bu sebeplerden dolayı, nefret suçlarının diğer suçlara nazaran daha ağır cezalandırılması eşitsizliğin işareti değil, tam tersi adaletin işaretidir.