şükela:  tümü | bugün
  • 29 nisan'da özel tim tarafından evi basılarak gözaltına alınan boğaziçi üniversitesi sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi. aynı derslerde yazdığımız paperlarına da el koymuşlar, örgüt dökümanıdır diye. tuzla'ya yürürken giydiğimiz "türkiye tuzla olmasın" yeleklerini de suç delili olarak toplayabilirler, rakel dink'in sözünden ilhamla organize ettiğimiz "karanlığı sorguluyoruz" panellerinin katılımcılarını da örgüt liderleri olarak sorguya çekebilirler. her şey gerçek, her şey olağan seyrinde.

    "boğaziçi üniversitesi sosoyoloji yüksek lisan öğrencisi s. nejat ağırnaslı dün sabah (29 nisan), terörle mücadele şubesi'ne bağlı ekiplerce evinden gözaltına alındı..
    annesi nuran ağırnaslı, polisin evinde 2,5 saat arama yaptıktan sonra hiç bir gerekçe göstermeden oğlunun bilgisayarlarına el koyarak istanbul emniyeti'ne götürdüğünü açıkladı.
    anne ağırnaslı, dosyada "gizlilik" kararı alındığı gerekçesiyle polisin avukatların oğluyla görüşmelerini 24 saat süreyle ksııtlayacağını öğrendiklerini, bunun dışında ulaştıkları tek bilginin ise, oğlunun diyarbakır'a götürüleceği olduğunu bildirdi.
    ailesinin ulaştırdığı mektup

    oğlumuz,
    ezilenlerin, emekçilerin ve mağdurların yanında sosyalist genç bir sosyolog dur.. polisin cadi avi ile bu genç insanı hangi "suça" bağlayacağı ve hayatının rehin alınacağını bilememekteyiz..
    bu ülkede devlet karşısında hiç kimsenin güvende olmadığını ve bu tür gözaltılarla heran, herhangi bir insanın "suçlu" sayılabileceğini bilmekteyiz.
    bu tür operasyonlarla; sokaktaki herhangi bir insanın, "suça" bulaştırılmasını , ve bu gerekçeyle gözlatına alınmasını; tüm toplumuma, gençlere, muhaliflere bir gözdağı vermek olduğunu da bilmekteyiz..
    oğlumuzun hayatına, görüşlerine kefiliz.. onun hayatının, fikirilerin yanındaydık, yanındayız.
    bu cadi avi nın sonuçları ne olursa olsun, devlet şiddetine karşı sessiz kalmayacağımızı, bunu kamuoyu ile paylaşacağımızı duyururuz..
    nuran ağırnaslı
    hikmet acun (eö)"

    http://www.bianet.org/…i-gozaltinda-ailesi-endiseli
  • arkadaşları, ailesinin söylediklerine kendi sözlerini ekleyip bir metin hazırlamış, dolaştırma derdindeler...

    "
    istanbul, ankara, mardin, diyarbakır, van, siirt ve batman'da bdp'nin gençlik örgütüne yönelik olduğu iddiasıyla eş zamanlı operasyon düzenlenen operasyonlarda 50'yi aşkın genç gözaltına alındı. 18 nisan günü ysk vetosu ile başlayan eylemlerin ardından, son 10 günde 2 kişi hayatını kaybederken, 930 kişi gözaltına alındı, 120 kişi ise tutuklandı.
    bu operasyon kapsamında, boğaziçi üniversitesi yüksek lisans öğrencisi arkadaşımız nejat ağırnaslı’nın evine dün sabaha karşı uzun namlulu silahlarla gerçekleştirilen baskında çok sayıda bilgisayara, ders notlarına ve hatta haftalık ders programına "örgüt dökümanı" olduğu iddiasıyla el konuldu. ailesi ve avukatları ile görüştürülmeyen nejat’ın bugün diyarbakır’a götürüldüğünü öğrendik.
    göz altına alınan hiçbir gencin akıbetinin ne olacağı belirli değil. devletin baskı oluşturmak, korku yaratmak amacıyla yürüttüğü bu ‘cadı avı’nın nereye kadar süreceği, kime kadar uzanacağı belirsiz. arkadaşımız nejat’ın ve arkadaşımız olsun olmasın göz altına alınan diğer herkesin durumu bizi endişelendiriyor, korkutuyor. nejat’ın anne ve babasının yazdığı metin bizim düşüncelerimize de tercüman oluyor, kaygılarını paylaşıyoruz. biz de devlet şiddeti, polis terörü karşısında sinmeyeceğimizi, sessiz kalmayacağımızı tüm kamuoyuna duyuruyoruz!

    “oğlumuz nejat, ezilenlerin, emekçilerin ve mağdurların yanında sosyalist genç bir sosyolog dur. polisin cadi avi ile bu genç insanı hangi "suça" bağlayacağı ve hayatının rehin alınacağını bilememekteyiz.
    bu ülkede devlet karşısında hiç kimsenin güvende olmadığını ve bu tür göz altılarla her an, herhangi bir insanın "suçlu" sayılabileceğini bilmekteyiz.
    bu tür operasyonlarla sokaktaki herhangi bir insanın "suça" bulaştırılmasının ve bu gerekçeyle gözaltına alınmasının amacının tüm topluma, gençlere, muhaliflere bir gözdağı vermek olduğunu da bilmekteyiz.
    oğlumuzun hayatına, görüşlerine kefiliz. onun hayatının, fikirlerin yanındaydık, yanındayız.
    bu cadi avinın sonuçları ne olursa olsun, devlet şiddetine karşı sessiz kalmayacağımızı, bunu tüm kamuoyu ile paylaşacağımızı duyururuz.

    nuran ağırnaslı-hikmet acun ”

    arkadaşları.
    "
  • bir dostuna böyle bir yazı yazdıran dost...

    http://etha.com.tr/…uncel/istanbulda-ev-baskinlari/

    ***********

    http://www.bianet.org/…i-gozaltinda-ailesi-endiseli

    ***********

    kapı tıklamasından, telefon zilinin çalmasından korkan bir annenin çocuğu olarak büyütüldüm. şehir sıkışmışlığını, apartman yabancılığını paylaştığım, yaşadığımız gri binada,aramıza "hane", "hane" mutsuzluğun girdiği dostum, belki burdan öğrenecek, küçükken birbirimizle haberleşmek için çaldığımız ıslıkların, hep başka birisine ait olan mülkte hissettiğim "yarım" ait olma hissini yamalamaya yarayan kapı ile gergin ilişkimden ötürü başladığını. zil yerine ıslık. bir saklanma hali. bir taktik hayatta kalmak...

    evrak çantası taşıyıp eskimeye yüz tutmuş eyşalarımızı borç karşılığında rehin tutmaya gelenler, ödenemeyen fatura yüzünden bizi karanlığa boğmaya gelenler, ay başında aidat geciktiğinde surat yapmaya gelenler, alacağını "kendi imkanlarıyla" almaya gelenler... çeşit çeşit kadın, çeşit çeşit adam... "evde senden büyük biri yok mu küçük"?
    ***

    dün bir sürü evde çaldı kapı. kimilerinde "istisna hali çoktan kanun olmuşken" tekmelenerek, susturucularla kurşunlanarak açıldı. meraklı gözlere, "bunlar babanın kurallarını ihlal ederse tabi olacak budur" diyen seslere maruz kalarak götürüldüler istiflenerek. "büyük" büyücünün her istiflenecek yer için hazırlanmış koordinatları vardı, herkes bir şekilde bu kodlara tabi olabilirdi, her "iyi vatandaşın" bir "düzen tehdidine" değmesi söz konusu olabilirdi. ona ait olan her harf, her kelime de bu "tehdit hayaletinin" topoğrafyada somutlandığı bir nesne... diğer bir deyişle, "büyücü" kazanına atacak, büyüsünü bir kitaptan sapmışlığında* öteki kitaba** uyduracak malzemelere de hep ihtiyaç duymaktaydı, korkusunu meşrulaştıracak bir şeye, "hey sen" diyebileceği birine. bu, en şeytani detaylara dikkat edilerek, "günlük"leri dahi, distopyanın "mış gibi yapan" öznelerine vicdan azabı unsuru olarak kurgusuna yerleştiren yazarların bile aklına gelmeyecek incelikte hesaplanıyordu.

    ***

    dün bir yerde, çalışını duymadığım bir kapı vardı. büyücünün rıza alma tekelinin yetişemediği yerlere tüm "iktidarsız baba" komplekslerini örtmek için tasarlanmış "büyük" silahları ile ulaştırdığı adamlar ise kapının dışında. birini daha alıp götürdüler.. başka bir dostumu... istiflediler, kazanlarına attılar ürettikleriyle beraber... zorunda kalınmış körlüğe ve sağırlığa en azından bir anlık dur dedirtti bu dostum. binlerce "gerçek haber"(!) değeri taşıyanının içinde, bir göz kırpış kadar bir ana sıkışmışlığında da olsa bu "kötü" haber kesti işten güçten, gündeliğin dişe kovuğa değmeyen derdinden. "mış gibi" yapmaktan...

    **

    "iyi bir vatandaş" olmaktan ve korkak varoluşum(uz)dan sadece böyle zamanlarda tiksinmedim. beni de "bir şeylerin" içini nerdeyse tamemen oyan sosyal medyanın imkanlarını bir "kaynak" olarak harekete geçirmeye iten güneşin altındaki her gün, her yerde farklı şekillerde maruz kalınan şiddetin hikayesini anlatmak istedim benden çalınmış bütün kelimelerle çırılçıplakken. materyel dünyanın koyduğu bütün duvarlara rağmen, çarpa çarpa da olsa hareket edecek,tek yapabileceğim çığlık atmak olsa da artık içimde tutmayacağım beraber-yalnız çığıracağım . o büyük adamların takvimlerle tahakküm ettiği zamanla, nisanı mayısa bağlayan bu günü unutmayacağım.

    unutma.

    ***
    konuyla ilgili, büyücünün her formda "müdahalesine" maruz kalsa da, "hala yaşayan" bir mamosteden:
    http://www.kurdistan-post.net/…vas-ve-kuertce-.html

    *http://www.un.org/en/documents/udhr/index.shtml
    **http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/…sourcexmlsearch=
  • "devletin ve tabiatın ortak ve yanlış" sorularına "tek ve doğru karşılığı" verebilecek çocuk olduğu için tutuklanmıştır.
  • meçhul öğrenci anıtı’nda ece ayhan 1969 yılında öldürülen yıldız teknik üniversitesi’nden battal mehetoğlu’nun anasının ağzından dökülenleri olduğu gibi alıntılar:

    “ah ki oğlumun emeğini eline verdiler”.[*]

    battal mehetoğlu’nun öldürüldüğü günlerde öğrencilerin canına fakülte önlerinde kıyılmasına el altından yardım ve yataklık eden devlet, o yıllardan bu yana edindiği iktidar deneyimiyle artık öğrencilerin doğrudan canlarını almaktansa aylar belki yıllar boyunca tutuklu yargılayarak günlük yaşamdan kopartmayı yeğliyor. bu sayede öğrencilerin ipini kendisi değil, onların günlük hayatlarından kopmasını ağlaya sızlaya da olsa yavaş yavaş kabullenen arkadaşlarına, ailesine, toplumun bütününe yıkıyor. devlet böylece öğrencilerin her koşulda yanında olmasını gerektirecek toplum kesimlerini bir dereceye kadar suçuna ortak etmeyi beceriyor, hiçbir zaman yeterince tepki vermediğini ve veremeyeceğini düşünen insanlar suçluluğun ve “unutuşun kolay ülkesi” türkiye’de zamanla bu suçluluğun getirdiği suskunlukla kuma gömüyor çocuklarını. devletin doğrudan cinayet işlemesine gerek kalmıyor.

    aslında bu yeni bir taktik değil. ittihat ve terakki de fransa’daki pasteur enstitüsü’nün “gaz odalarında dumanla boğup derilerini işleyelim, masraflar karşılanır kar bile edersiniz” önerisini uygulamaktansa sokak hayvanlarını toplayıp hayırsızada’da ölüme terk etmeyi seçmişti. bu anlamda türkiye cumhuriyeti’nin gerçekten lise tarih kitaplarında övünülerek yazıldığı gibi 600 yıllık osmanlı’dan miras bir devlet geleneğine sahip olduğunu, bu mirası devralarak mükemmelleştirdiğini söyleyebiliriz. tıpkı dönemin iktidarının sokak hayvanlarını ve ermenileri doğrudan katletmektense gözden uzak biçimde kendi kendilerine ölmeleri için adaya attırması, uzak memleketlere sürmesi gibi bugün türkiye cumhuriyeti de sözlüye kalktıklarında “ortak ve yanlış sorulara” tam da “tek ve doğru karşılığı verecek” çocukları öldür(t)mek yerine okulun bodrum katına kilitlemeyi yeğliyor.

    dün boğaziçi üniversitesi yüksek lisans öğrencisi nejat ağırnaslı devletin kolluk güçleri tarafından bu ülkenin bodrumuna kilitlenmek üzere evinden alıp götürüldü. nejat ne anne babasıyla ne de avukatlarıyla görüştürülüyor. meydan muharebesine gelircesine uzun namlulu silahlarla kapıya gelen kolluk kuvvetleri nejat’ın akademik ders notlarına bile yasadışı örgüt belgesi muamelesi yaparak el koydular. bu ülkenin devlet bütçesinden pay alan resmi bir üniversitesinde, yine yök’ün onayıyla açılan bir dersin notlarına örgüt yazışmaları muamelesi yapan kolluk kuvvetleri ve savcılık makamının nejat’a nasıl bir art niyetle baktığını ve yargılayacağını açıklamaya çalışmak yersiz bir çaba olur.

    gazeteler üzerinden yapılacak basit bir tarama bir yılda çeşitli üniversitelerden yüzün üzerinde öğrencinin devlet tarafından bodrum katlarına kilitlendiğini gösteriyor. devletin geçmiş deneyimlerine göre bu şehrin insanları kendilerini sokaklarda ne kadar sevmiş olsalar da, bir adayı dolduracak kadar sokak hayvanını çaresizce adada açlıktan ölmeye gönderilmesini bir şekilde sineye çekmiştir. son dönemdeki artan tutuklamalar, devletin bugün aynı taktik niye muhalif bireylerin ülkenin sokaklarından ve okullarından temizlenmesi için kullanılamasın diye akıl yürüttüğüne işaret etmekte. üstelik hayırsızada’daki çaresiz hayvanların sesleri en azından geceleri istanbul kıyılarına ulaşabiliyorken, nejat’ın ülkenin öbür ucuna gönderildiği yetmiyormuş gibi hiçbir şekilde dış dünyayla iletişim kurmasına izin verilmiyor.

    ülkedeki azınlıkların ve sokak hayvanlarının başlarına yüzyıl önce yapılabilenler yüzünden bugün türkiye cumhuriyeti hala baskıcı ve otoriter bir devlet geleneğini sürdürmekte sakınca görmeyerek ülkenin çocuklarına kıymayı sürdürüyor. eğer bugün nejat’ın ve diğer öğrencilerin cezalı olarak bodrum katlarında tutulmalarına, “en azından hayattalar” rahatlığıyla sessiz kalırsak bu coğrafyada bizden yüzyıl sonra yaşayan insanların başlarına gelecek türlü sıkıntıların ve olası işkencelerle katliamların yolunu açmış oluruz. bu coğrafyadaki devlet eliyle estirilen ve ileride estirilecek doğrudan ve dolaylı şiddetin önüne geçmenin tek yolu artık devlet dersinden birimiz sözlüye kaldırıldığında hepimizin arkadaşımız için ayağa kalkmasıdır.

    bugün öğrenciler fakülte önlerinde öldürülmüyor; evlerinden gözaltına alınıyorsa, ne kadar yenilgi gibi gözükse de bu geçmişteki direniş geleneğinin ve bugünkü direniş potansiyelinin sonucudur, kazanımıdır. eğer bir adım daha ileri giderek arkadaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturmak, sadece bugün değil ülkenin geleceği için de daha fazla özgürlük kazanmak istiyorsak bundan sonra bu devlete anaların oğullarının emeğini eline veremeyeceğini, babaların boyunlarına mekik oyalı mor yazmalar bağlatamayacağını kesinkes kanıtlamaktan başka çıkar yol yok.

    nejat dönene kadar değil devletin okulundan sözlüye kalkılması, derslerine bile gidilmemeli. birgün bir noktadan sonra, hayata aktarılmayacaksa bu kadar hazırlığın, alınan dersin, okula tepilen yolun, okunan kitabın, yazılan ödevin anlamı nedir ki? bu birgün, bu bir nokta niye arkadaşımız nejat’ın okulun bodrumuna atıldığı gün olmasın?

    [*] “yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:

    ah ki oğlumun emeğini eline verdiler”

    ~ ece ayhan (mehçhul öğrenci anıtı, 1970)
  • geçen gün kuzenimin hisarüstü'ndeki evine gideyim dedim, en yakın arkadaşım da orada. uzun süredir görmemişim kuzenimi, kankamı. evde kuzenimin eski sevgilisi, bi komşu, bi de benim sevgilim var. öyle aile saadeti. sonradan biri daha geliyor, boğaziçinde okuyormuş. kuzenimin arkadaşı. trivial pursuit oynuyoruz. tüm şovuma rağmen yenildik maalesef. bizim ekip. ben, kuzen, sevgilim ve kuzenimin arkadaşı.

    günler geçti işte, yârimle havadan sudan konuşuyoruz. o dedi, ya o gün oyun oynadık ya biri daha gelmişti, bizim ekipteydi. onu gözaltına almışlar. ismini unuttum tabii o arkadaşın. fakat nejat'la o kadar ortak özelliği var ki. harbiden oymuş. neyse ki, ucubeye dönen kck davasına iç edememişler nejat'ı. geçmiş olsun valla.

    kck davası kürt sorununu çözmek istemeyen devletin, akp'nin rehin politikası, kürt hareketini hizaya getirme çabası. haktan hukuktan bu kadar uzak olunca, sosyoloji öğrencisinin ders notlarını örgütsel döküman göstermesi devlet aklınca mantıklı, diğer türlüsü nereden tutsan elinde kalıyor.

    bu arada churchill ve stalin nerede uzlaştıydı? sivastopol değil.