şükela:  tümü | bugün
  • zeytinli rock festte gordugumuz kadariyla hareketleri lafta kalan bir olusum. cektikleri bi kac fotografla twitter uzerinden abartili yorumlarla paylastilar. internette olmak istedikleri gibi gorunmeyi daha cok seviyorlar demek ki. yalniz iyi insanlardi hep. memnun oldum hepsiyle tanistigima.

    twitter
    https://twitter.com/neobeatkusagi
  • "neo-beat” nereden geliyor?

    geçmişte her ne kadar bu ismi kullanarak, kendilerince yeni bir edebiyat sistematiği inşa etmeye çalışanlar olsa da, neo beat kuşağı’nın bu hareketlerle hiçbir ilgisi yoktur!

    çalışmalarımızı bir başlık altında toplarken, beat kuşağı adını doğrudan kullanamazdık, çünkü bu döneme ait ürünler, 2. dünya savaşı sonrasının gençlik düşlerinden, cazdan ve 60’ların deneyselliğinden bağımsız düşünülemezdi. bu nedenle, beat kuşağı’ndan doğrudan etkilenen ve kendince fanzinlerle, deneysel kısa filmlerle, uzun otostop yolculuklarında çekilen fotoğraflarla ve kızılay’ın,beyoğlu’nun arka sokaklarındaki barlarda ana akım müziğin ötesinde çalınan-dinlenen şarkılarla bir şeyler anlatmaya-yaşamaya-deneyimlemeye çalışan bireyler olarak bütün bu çalışmaları ve projeleri tek bir kanal üzerinden yayınlayarak, sonu gelmez düalizm çatışkısının ötesine geçmek istedik belki de.

    neo-beat’in ortaya çıkış amacı nedir?

    internet devrimiyle birlikte, bir şeyler üretmek ve çok geniş kitlelere ulaşmak kolaylaşırken, bir yandan da bireysellikte inanılmaz bir yükseliş gözlemlenmekte, çoğu insan 4-5 kişilik dar arkadaş çevresinin dışına çıkmadan yıllarını geçirebilmektedir. bu nedenle yaratıcı birçok fikir, hiç kimseye ulaşamadan yok olmakta, daha yüksek düzeydeki projeler ise yeterince kitleselleşilemediği için gerçekleştirilememektedir.

    neo-beat, başta dört ana dal olarak belirlediği sinema, edebiyat, müzik ve fotoğrafçılık olmak üzere, her türlü alandaki üretimleri bir araya getirecek, tek bir yayın akışı oluşturmayı amaçlar. ve bunu yaparken, kendisini değişmez kurallarla, ideolojilerle ya da biçimsel zırvalıklarla sınırlandırmaz. bu çalışmalara katılmak isteyen herkese kapısını sonuna dek açar.

    neo-beat
    sözcük olarak ‘neo-beat’ ise grup tarafından ilk defa mart 2013'te kızılay'da bir barın bodrum katında telaffuz edildi. beat kuşağı adını doğrudan kullanmalarının mümkün olamayacağını söyleyen ekip “neo-beat” sözcüğüne de özel bir anlam yüklemiyor. neo-beat’in, dadaistlerin “dada” sözcüğünü keşfedişi gibi kendi kendini var eden bir sözcükten fazlası olmadığını belirtiyorlar.

    anonimleşme hedefi

    grubun nihai amacı kendileri de dahil olmak üzere her şeyi geride bırakabilecek kadar anonimleşmek. bunun yanı sıra “kavramlar, hedefler ve gelenekler bizi ayırır; yollar ise birleştirir” demeyi de ihmal etmiyor neo-beat.

    statik olmayan bir grup formu, geçmişi 2011 yılına kadar dayanan neo-beat, özellikle hacettepe, gazi, odtü ve ankara üniversitelerinden öğrencilerin biraraya gelmesiyle oluştu.
    fanzin ve kısa film çalışmaları yapan neo-beat, belirgin bir tüzüğü, organları ve hiyerarşik yapılanmayı, kısacası sınırlamalar meydana getiren her türlü yapıyı reddediyor, hatta ortada klasik anlayışla oluşturulmuş bir topluluğun bile var olmadığını ifade ediyorlar.

    “beat deneyimi” yeniden tanımlansın

    neo-beat, statik bir grup formu oluşturmadığı gibi, kavramsal olarak ‘neo-beat’in de statik bir anlamı olmadığını ifade eden ekip üretim sürecine dahil olan herkesin anlamı şekillendireceğini söylüyor. grup, bu üretim sürecinde alt kültürlere ait tüm yaratılara; fanzinlere, sinema-fotoğrafçılık atölyelerine, okuma gruplarına ve yola çıkan herkese destek olacaklarını ve grubun her koşulda dışarıdan katılıma ve müdahaleye açık olduğunu vurguluyor.

    --- spoiler ---

    “ umulan odur ki, yıllar geçtikçe insanlar bu üretim sürecinde silinip giderken, sonsuz hayat coşkusunun yansıdığı kalıntılar bu sayede bir araya getirilmiş olsun. ve yüzlerce insanda, şehirde, öyküde ‘beat deneyimi’ yeniden tanımlansın.”

    --- spoiler ---

    bianet'te çıkan haber:

    neo-beat ve holy istanbul:
  • hayatı istediği gibi şekilde yaşayanların, çıldırmış, kayıp, üzülmüş, yıkılmış ruhların çılgınca eğlendiği kendini bulduğu metropollerin kabul etmediği, yollardaki engellerin yıldıramayacağı kutsal kuşak!
  • bilindiği gibi ortaya çıkışı karmaşık bir arka plana ve daha eski dönemlere dayansa da, neo-beat ilk kez mart 2013’te kızılay’da, ankara’nın hayal gücünü geliştirici atmosferinin de etkisiyle bir barın bodrum katında telaffuz edildi. kemik kadrosunun çok az kişiden oluştuğu bu ilk dönemlerde bile anonim kimliğini korumaktaydı.
    neo-neat bugün beat kültürünü ve underground yaşam formlarını temsil eden bir üretim alanı haline gelmiştir. neo-beat bir topluluk değil, bir enerji alanıdır. en başta kendisinin kavramsallaştırılmasına ve sınırlandırılmasına karşı çıkar. 1968’de pink floyd piper at the gates of dawn’ı ufo club’da canlı çalarken, kuşkusuz kimsenin konserlere girişi engellenmiyordu. aynı şekilde neo-beat’in bütün projeleri de her zaman dışarıdan müdahaleye ve katılıma açıktır. yolda projesi, bu anonim ruhun en doğrudan ifadesi olmuştur.

    neo-beat’in kızılay’da ortaya çıkışı olimpos’ta bir komün kurma projesine dayanıyordu. üniversite kampüslerine, tek tipleştirilmiş metropol yaşantılarına, düzenli ilişkilere, geleneklere ve kariyerizme inanmayan birkaç zen piçinin asfaltta arayış’ın peşinde çılgınca ilerlemeye başlamasıyla kendini tanımlayan yolda projesi, dünyanın sonuna gitmeye hazır yüzlerce gezginin deneyimleriyle tanımlanarak bugün on binlerce kişinin hafızasında yer etmiştir.

    1 ağustos 2015'te güneyde kurulan neo-beat komünü, neo-beat’in kuruluşundan bu yana ona katkı sağlayan birçok dostumuzu bir araya getirerek tıpkı beatnikler için denver’ın ya da san francisco’nun ifade ettiği biçimde, çılgın kalabalığın ötesinde kendi yaşam alanlarımızı oluşturma adına cesur bir adım olmuştur.

    birçok dostun da ifade ettiği biçimde, biz büyük bir aileyiz(geleneksel aile tanımını reddederek). biz paylaşırız, sahip olmayız! hiçbir ideolojinin ya da felsefi kuramın sınırları içine dahil olmadan, kendi deneysel yaşam formlarımızı ve literatürümüzü oluşturduk. öyle ki, bir araya geldiğimizde neredeyse hiçbir mekanın kaldıramayacağı bir enerji alanı oluşturmaktayız.

    neo-beat ilk ortaya çıkışından bu yana hiçbir zaman sadece sosyal medyada var olan bir yapı olmamıştır. ne var ki kızılay’da oluşan birikimin gri şehrin sınırlarına sığmadığı an geldiğinde sosyal medyaya başvurulmuştur. bu nedenle neo-beat daha ilk ortaya çıktığı dönemde bile ankara’daki üniversitelerde rahatlıkla 200-300 kişi toplayabilecek güce sahipti. kızılay’da deneyimlenen underground kültürün ve ütopya arayışının biçimlendirdiği kitlenin kadıköy’de toplanan beat çevreleriyle birleşmesiyle doğan sinerji ve kitleselleşme, olimpos ve alsancak’ın kendi unsurlarını katmasıyla bütün türkiye’ye yayılmıştır.

    21 mart 2013’te, kızılay’da, bir barın bodrum katında neo-beat’in ilk kez telaffuz edilmesinden bugüne dek gelen süreç; kişilerle, kavramlarla ya da içinde bulunduğumuz paradigmayla açıklanamaz. 50’li yıllarda kültürel açıdan tarihsel birikimin ulaştığı en son nokta olan beat kuşağı, bu çağda, bu ülkede yeniden yorumlanmış ve iki yıl içinde çok geniş kitlelerin yaşam tarzı üzerinde doğrudan dönüştürücü bir etkiye sahip olmuştur.
    neo-beat gücünü geniş kitlelerden değil, nitel etki gücünden alır. türkiye’de neo-beat vizyonunu anlayabilecek olsa olsa 7-8 bin kişi vardır. bu kitlenin kayda değer bir kısmı neo-beat’i internet ve reeldeki etkinlikler aracılığıyla keşfetmiş, sürece katılmak için doğru zamanın gelmesini beklemektedir. neo-beat en baştan bu yana, yeraltı kültürünü temsil ettiğini iddia ederken kendini apaçık pazarlayan oluşumlardan farklı olduğunu “birlikte ayaktayız, düşeriz bölününce” felsefesiyle ortaya koymuştur. biz kendimizi geleneksel sıfatlarla tanımlamayız. bizden olsa olsa birer zen piçi ya da rock’n’ roll serserisi olur. burada amaç hiçbir zaman kişileri öne çıkarmak ya da ucuz popülizm yapmak olmamış; oğuz atay’ın tutunamayanlar’ına referansla “grubun büyümesini amaçlamayacağız ama kendiliğinden büyürse de engel olmayacağız” ilkesi benimsenmiştir. bu nedenledir ki, neo-beat vizyonunu benimseyen isimler doğrudan üretim sürecine dahil olmaktadır ve herkes neo-beat’in tanımlanmasında eşit söz hakkına sahiptir.

    neo-beat’in çok hızlı yayılmasının kuşkusuz birçok nedeni vardır. ancak her şeyin ötesinde aramızdaki “koşulsuz güven” ve egolarımızı(duvarlarımızı) geride bırakarak anonimleşebilmemiz gelir. reelde ve internet üzerinden sürece dahil olmuş binlerce isim, çok farklı açılardan neo-beat’i ileri taşımış, ona yeni değerler eklemiştir. ucuz popülizme kapılmış isimlerin bu coşkuyu anlaması mümkün değildir. ne var ki bir neo-beat, kitlelerin onayına ihtiyaç duymaz. o tek başına da kalsa ilerlemeye devam eder. kerouac ve cassady, route 66 üzerinde pusulasını kaybetmiş bir biçimde ilerlerken bir beat kalabalığından söz etmek değildi. iki gezginin sadece yolda ilerleyerek bir kuşağı yeniden tanımlaması, kuşkusuz tarih felsefesi çalışanlara çok garip ve anlaşılmaz görünür. beat’in akademik literatürü birçok noktadan çaresiz bırakan yönü de tam olarak orasıdır. beat, klasik algıların sınırlarını aşar, üniversite amfilerine sığmaz, deney laboratuarlarında incelenemez. beat’i hissedersin, beat olduğun yer(de)dir ve sen nereye gidersen o da seninle birlikte oraya ilerler. beat, bize her insanın bir mikrokozmos olduğunu ve bazen aşkı soğuk dudaklarda duyarak da kozmosun sınırlarını keşfedebileceğimizi öğretmiştir.

    21 mart 2013’ten itibaren şekillenen neo-beat vizyonu bugüne kadar hedeflerine tahmin edilen süreden çok daha kısa zamanda ulaşmayı başarmıştır. bugün ankara’da, istanbul’da, antalya’da, izmir’de çok sayıda kişiye esin kaynağı olan beat çevreleri oluştu. türkiye’nin her köşesinde neo-beat’i hayatının merkezine koymuş binlerce kişi var ve neo-beat bu distopyanın ortasında onlara umut veriyor.

    geride bıraktığımız aylarda ara vermeksizin art arda çok sayıda buluşma düzenledik. ankara, izmir ve istanbul buluşmalarının her birine kitlesel katılım gerçekleşti. geldiğimiz nokta woodstock ruhunu yaşatacak bir festival düzenleme hedefimizin gerçekçiliğini ortaya koymaktadır. artık barlara sığmakta zorlanacak kadar çoğaldık. sinemadan(beat sinema), müziğe 60’larda olduğu gibi birçok sanatsal alanda üretim sürecine başladık.

    bugün kadıköy ve kızılay’daki barlarda gizli bir efsane gibi kulaktan kulağa yayılan ve pek çok alanda kendi üretim alanlarını ortaya koymaya başlamış olan neo-beat, açık ki pop kültürüne karşı en çok potansiyeli olan seçenek olarak durmaktadır. biz bu birikimi oluştururken, kendimizi herhangi bir şehirle, ülkeyle ya da sistemle sınırlıyor da değiliz. kozmosa yaptığımız vurgunun temel nedeni budur. birkaç yıl içinde neo-beat’in etkileri metropollerde çok daha yakından hissedilecek ve açık olarak sokaklarda neo-beat’in uyandırdığı kültürel dönüşüm görülecektir.

    neo-beat komünü projesi kısa vadede bu alanda yaptığımız ilk denemedir. neo-beat’in önlenemeyen yükselişi, özellikle underground kültürün temsilcisi olduğunu iddia eden ama gerçekte sosyal medyanın ötesine geçemeyen ve hiçbir zaman beat’i, zen’i, rock’n’roll’u anla(ya)mamış çevreleri panikletmiştir. bu çevreler, neo-beat’in yükselişiyle eskisi gibi piyasa yapamayacaklarının ve ezberledikleri ucuz aforizmaları bar köşelerinde satamayacaklarının farkındalar… biz onlara gerçek underground yaşam formlarını da öğreteceğiz. zeytinli fest’te uyandırdığımız sinerji ve düzenlediğimiz buluşmalar bunun delilidir. türkiye’nin hiçbir şehrinde woodstock ruhunu yaşatarak 60’ların deneyselliğini yeniden uyandıran ve bizim kadar çılgın etkinlikler organize etmeyi başaran başka bir yapı yok.

    öyle bir noktaya gelindi ki, hepimiz tümüyle çekilsek bile neo-beat’i ileri taşımaya hazır, binlerce kişi vardır bu ülkede. daha 14-15 yaşında olan gençlerin okul sıralarına ve tahtaya yazacak kadar neo-beat’i benimsemesi ve heyecanla izlemesi, birkaç yıl sonra bu kuşak yetiştiğinde etki alanımızın çok artacağını göstermektedir. her şeyden önce bir zen okuludur neo-beat.

    hayatının merkezine fuck buddysini, akşam dönen diziyi ya da kariyerizmi koyanların bu ruhu anlaması mümkün değildir. her şeyin ötesinde gücümüzü nicel çoğunluktan değil, zen’in, rock ’n’ roll’un ve beat deneyiminin birleştirdiği dostlarımızdan aldığımızı biliyoruz.

    kapitalizmin hastalıklı bireysellik dalgasına kapılmış insanlar bu ruhu anlayamazlar. bugün önümüze baktığımızda önceden belirlenmiş bir yol olmadığının farkındayız. çünkü beat’i duyumsayan, jim morrison, john lennon, syd barrett ve bütün o kutsal insanların yaptığı gibi ana yoldan saptık.

    onların bizi anlamasını beklemiyoruz, açıkçası onlar tarafından anlaşılmaya ihtiyacımız da yok. ancak tarihin bizim yanımızda olduğunu biliyoruz. neo-beat, beat kuşağı’nı bire bir kopyalayarak yeniden yaşantılamayı hedefleyen bir oluşum olmadı hiçbir zaman. biz ürettiklerimizle, deneyimlerimizle 60’lı yılların ölmez ateşini içimizde duyarak çağımızın kültürel birikimini yeniden tanımlıyoruz. bu nedenledir ki, “neo-beat nedir” sorusu ancak tek bir sözcükle cevaplanabilirdi: neo-beat arayış'tır!

    sosyal medyada satır aralarına gizlenen, bar filozoflarının ucuz popülizmini bozuk bir plak gibi çalan bu durgunlar ne diyorlar? onlar diyorlar ki, “beat kuşağı ölmüştür ve neo-beat’in asla pop kültürüne karşı şansı olamaz.”

    peki bunlar kim? bunlar; the beatles dağıldıktan sonra john lennon’ın vizyonunu anlamayarak onu yalnızlaştıran, linç kültürüyle durmaksızın çok sevdiği müziği bırakarak kendini aktif yaşamdan geri çekmesine neden olanlardır.

    bunlar, duyduğu bulantıdan dolayı morrison’ın alkolle kendini yavaş yavaş öldürmeyi seçişinin nedenidir. sartre, bulantı’yı bu insanları görerek yazmıştır.

    bunlar, insanlık tarihi boyunca ilerlemeye dair ne varsa şuursuzca ona saldıran, nietzsche’nin tanımladığı gibi köle ahlakına uygun düşen kişilerdir.

    ve biz diyoruz ki onlara, saklanmaya devam etsinler duvarın ardına… zamanı gelince duvarı yıktığımızda onları da cesaret edemedikleri özgürlüklerine kavuşturacağız. bütün bu çıkışlara karşı cevabımız pink floyd’un kutsal albümünün tarihe kazınmış sözlerinde saklıdır: birlikte ayaktayız, düşeriz bölününce!
  • modern bitliler.
  • zeytinli rock fest 2015 ile başlattıkları hector efsanesi kelebek etkisi göstererek, ankara'dan zeytinli'ye, kadıköy'den alsancak'a tüm türkiye'ye yayılacak gibi görünüyor.

    http://beatkusagi.com/hector-efsanesi/
  • felsefi ve siyasi açıdan neo-beat hangi noktada durmaktadır?

    felsefi ve siyasi anlamda da homojen bir dağılımdan söz edilemez. neo-beat içinde çok farklı siyasi ve felsefi çizgileri benimsemiş isimler, aynı üretim sürecinin parçası olabilmektedir. biz bir ideoloji ya da kuram üzerinden değil, 60’ların hepimizi birleştiren şarkıları üzerinden, ortaklaşıyoruz. umulan odur ki, yıllar geçtikçe insanlar bu üretim sürecinde silinip giderken, sonsuz hayat coşkusunun yansıdığı kalıntılar bu sayede bir araya getirilmiş olsun. varoluşçuluk, dadaizm, nihilizm, sürrealizm gibi ekollerin elbette üzerimizde büyük etkisi olmuştur. ancak neo-beat tek bir teoriyi merkezine koymak¬tan özellikle kaçınmaktadır. düşünsel anlamda farklılıkların bir arada birlikteliği bizim zenginliğimizdir. zeytinli fest’te neo-beat kamp alanında nüdist arkadaşlarla başörtülü arkadaşlar aynı şarkılara eşlik etmiştir. pink floyd’un “hey you”suna sürekli vurgu yapmamız birleştiriciliğinden gelmektedir.

    60’lar ve 2000’leri kıyaslarsak neler söyleyebiliriz?

    60’lı yılların ardından, dünyanın her yerinde bilişsel bir gerileme dönemine girilmiş ve sistemin gözetiminde yetiştirilmiş tek tip insan modellemeleri bütün caddeleri, barları, plajları doldurmuştur. bu bilişsel gerileme, aynı zamanda kitlesel bir mutsuzluk salgınına neden olmuş ve milenyum insanının ilk karakteristik özelliği “amaçsızlık” olmuştur. 60’ların ruhunu geri getirmenin yolu, beat kuşağı’nı geri getirmektedir. çünkü 60’lı yıllarda müzikte ve edebiyatta şahit olduğumuz büyük dönüşümde ve buna paralel olarak gerçekleşen cinsel devrimde, batı’nın zen’le ve buda’yla tanışmasında hep beat kuşağı’nın doğrudan etkisi vardı.

    69’un woodstock kültünün ölmesiyle birlikte, çağımızda şirketler tarafından reklama boğularak kitschleştirilen tek tip pop konserler, 60’ların efsane festivallerinin yerini almıştır. kurulacak komünler bir anlamda bu sürece tepkidir ve belki orta vadede alternatif festivaller düzenlenme konusunda yeni bir yol önerisidir

    her yer neo-beat toprağıdır evet peki büyük esin kaynağı olan bölgeler varsa nereleridir?

    beat kuşağı’nın ortaya çıktığı new york city’nin ardından, denver, los angeles, kertenkele kral’ın ortaya çıktığı venice beach, varoluşçuluğa ve deneysel sanata katkılarından dolayı paris, 60’ların müzik devrimini ve alt kültürlerini başlatan londra, her zaman karşıda olan hamburg ve st. petersburg ve nasıl dünyada beat noktaları olarak önemliyse türkiye’de ise kızılay, kadıköy, olimpos ve alsancak gibi yerleri güçlü neo-beat noktaları olarak sayabiliriz…

    neo-beat’in projelerine herkes katılımda bulunabilir mi?

    neo-beat’in bütün projeleri her zaman dışarıdan katılıma ve müdahaleye açıktır. bölgesel olarak aldığımız buluşmalara ya da kurduğumuz komünlere katılarak ya da doğrudan yolda projesi’nin bir parçası olarak bu projelere yeni değerler ekle¬yebilirsiniz.

    tarih boyunca kimleri neo-beat olarak sayabiliriz?

    bu, komünlerde sürekli tartışılan bir konudur. 2014 zeytinli fest’te ilk neo-beat olarak jim morrison’ın ismi öne çıkmıştır. john lennon, bob dylan, patti smith, grace slick, andy warhol, david lynch, godard gibi birçok sanatçının ismini sayabiliriz. tarihsel olarak neo-beat yaşam tarzına esin kaynağı olmuş isimleri ele alırsak buda’dan hayyam’a, sartre’dan heidegger’e, nietzsche’ye sayısız ismi göz önünde bulundurmak gerekir. neo-beat, herhangi bir akımı salt moda olarak giymeyi tercih eden yapıların aksine felsefi arka plana büyük önem vermektedir.

    aslında sosyal medya öncesi de neo-beat olarak bir oluşum içindeydiniz. doğru mu anladım? birbirinizi nasıl buldunuz peki?

    evet, bunun tarihini birkaç yıl öncesine dek götürebiliriz. özellikle üniversite öğrenci toplulukları düzeyinde hacettepe, gazi, odtü ve ankara üniversitelerinden arkadaşlarla daha önce denenmemiş etkinlik formlarını üniversiteye sokmaya çalışıyorduk. belirli bir başlangıç noktası olarak 2012’de üniversitenin kongre merkezinde gerçekleştirilen hacettepe üniversitesi inci sözlük zirvesi kabul edilebilir. doğrudan inci sözlük’le bir ilişkimiz yoktu ama oradaki enerjiyi üniversite ortamına sokup olacakları görmek istedik. liselerden muazzam düzeyde katılım oldu. oldukça olaylı bir etkinlikti.

    üniversite öğrenci topluluklarıyla belli bir noktaya kadar gidilebilse de belli tabuları aşmak mümkün olmuyordu. bunun üzerine topluluklardan çekilerek kendi aramızda fanzin ve kısa film çalışmalarına yöneldik. bir anlamda yeraltına inmeyi seçtik. bütün bu süreç boyunca statik bir gruptan söz edilemez, belli etkinlikler formunda bir araya gelen ve deneysel her şeye açık insanlar vardı sadece. dolayısıyla zaman zaman geri çekilenler olduğu gibi sürekli yeni katılımlar devam ediyordu. ilk çalışmaların kızılay’da yoğunlaşması nedeniyle, bu bölgenin her zaman neo-beat için özel bir yeri olmuş, ankara’ya ilk kez neo-beat buluşmalarıyla gidenler için bile kızılay bir ev görünümünde olmuştur. hangi şehirden olursak olalım, kızılay’a gitmek bizim için hep eve dönmektir. bunu doğru çıkaracak şekilde oradaki etkinliklerde neo-beat her seferinde büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. her şeyden öte sahiplenilmiş ve sevilmiştir.

    sosyal medya faaliyetleri farklı şehirlerden arkadaşlar katıldıkça kendiliğinden gelişti diyebiliriz. çünkü bir şekilde iletişim ağı oluşturma gereksinimi duyuldu. sosyal medyada ilk zamanlardan bu yana ilgi en çok kadıköy’den gelmektedir. aslında neo-beat’in sosyal medya kanallarına girmesinde, kadıköy’den gelen çağrının etkisi çok büyüktür.

    beat kuşağı neo-beat için ne ifade ediyor?

    daha çok bir yaşam tarzı, bir vizyon(zen), hayata karşı bir duruş (arayış), bazen pink floyd, bazen david lynch, otostop yolculukları ve bir şeylerin sonuna dek gidebilme cesareti… bunun yanında beat kuşağı’na vurgu yaparken; beat kuşağı’nın 50’lerin yaşam koşullarından, blues ve cazdan ve o dönemin parlak düşlerinden bağımsız düşünülemeyeceğinin farkındayız. neo-beat adını kullanma nedenimiz de budur.

    beat kuşağı ile neo-beat arasındaki fark nedir? neler değişti?

    bir çağın kapanışı olarak kabul ettiğimiz 69 woodstock’tan itibaren her alanda bilişsel bir gerileme dönemine girildi. özellikle 80’lerden itibaren ivme kazanan pop kültürünün yükselişi, avrupa’nın latin medeniyetini terk edip orta çağ’ın karanlığına gömülmesine benzer. beat kuşağı’na vurgu yaparken, o dönemin giyim tarzlarına, modasına ya da bire bir yaşam şartlarına dönüşü kastetmiyoruz. milenyumun başlangıcında modern yaşamın ince buzu üzerinde kayarken unutulan heidegger’in deyişiyle varlığın sesine dönüşü, beat’i canlı bir deneyim olarak yeniden duyumsamayı kastediyoruz. bu anlamda neo-beat belki provokatif bir sözcük olarak bir şeyler ifade eder. çünkü literatürde böyle bir kavram yoktur. geçmişte kendilerince bunu kullanan bazı çevreler olduysa da aramızda felsefi anlamda bir bağ yoktur. dadaistlerin dada sözcüğünü kullanması gibi yoktan yaratılan bir kavramdır sadece, en başta kavram algısını yıkma adına.

    beat kuşağı etkisi 90’larda türkiye’de görülmeye başladı. o zamandan bu zamana türkiye’de beat kuşağı etkisi nasıl seyir aldı?

    90’lı yıllarda kadıköy’de yükselen enerji istanbul’da beat çevrelerinin oluşmasının habercisi oldu. sonrasında türkiye’nin her yerine yayılan fanzinlerle, kısa film atölyeleriyle, okuma gruplarıyla ve pek tabii ki festivallerle bu kültür türkiye’de tanındı. ama zaten istanbul her zaman beat’in en parlak olduğu şehirlerden birisiydi. howl’da ginsberg’ün bu şehri onurlandırması boşuna değildir. bugün istanbul, bize avrupa’nın paris, madrid, roma gibi şehirlerine kıyasla beat’e daha yakın görünüyor. onu nyc’nin hemen ardına yerleştiriyoruz hatta.

    bu gerçekten güzel, en azından kendi adıma sevindirici… sosyal medya üzerinden takipçilerinizle diyaloğunuz nasıl?

    neo-beat’in gruplaşma potansiyeli gösteren her hareketin düştüğü hataya kapılmaması adına zaman zaman reelde organize ettiğimiz dinamik etkinliklere katılım çağrısı yapıyoruz. böylece bu vizyona kendini yakın hisseden herkes doğrudan sürece dahil olabiliyor. şu an neo-beat adına etkin olan arkadaşlarımızın birçoğu istanbul buluşması’nda aramıza katılmıştır. bu şekilde neo-beat’in kendi bürokrasisini oluşturmasının önüne geçmeyi umuyoruz. çünkü her bürokrasi, her iktidar çürümenin başlangıcıdır.

    çalışmalarınızı yayımlamayı düşünüyor musunuz?

    opzen kapsamında yol yayınları ile bu birikimi geniş kitlelere ulaştırma adına kitap projesi üzerinde çalışıyoruz. opzen, neo-beat’in zen felsefesinden, okült bilimlere, kuramsal fizikten matematiğe, şiirden yeraltı edebiyatına dek uzanan reelde ve teoride bugüne kadarki en büyük açılımıdır. sonbaharda #ontheroadproject hashtagiyle uluslararası bir nitelik kazanan yolda projesi, ilerleyen aylarda avrupa’da alacağı buluşmalarla neo-beat birikimini yeni ülkelere ulaştıracaktır. bu kapsamda uzun vadede onlarca yeni ağ oluşturulacak ve bu ağların her biri özelleşmiş alanlarda çalışmalar yürüterek neo-beat literatürünü birçok noktada geliştirecektir.

    oluşturulacak devasa içerik kitaplarda, fanzinlerde ve orta vadede türkiye’nin farklı bölgelerinde kurulacak neo-beat komünlerinde üzerinde çalışılmak üzere kullanılacaktır. amacımız neo-beat komünlerini canlı birer zen okulu haline getirmek ve türkiye’nin hiçbir yerinde öğretilmeyen en gizli-ulaşılmaz ilimleri kitlelerle buluşturmaktır. bu çerçevede “kozmik bilinçaltı”ndan, reich’ın “orgone” üzerindeki deneylerine, zen keşişlerinin eski metinlerinden, kuantum mekaniğine ve “timeline”lar üzerine tartışılan teorilere dek uzanacak geniş bir literatürü bir araya getirip hem kitap olarak basacağız hem de komünlerde bu alanlar üzerinde ciddi bir çalışma yürüteceğiz.

    bkz: neobeat’in yol kitabı

    likya yolu

    bilindiği gibi holy antalya koyu sınırlara ve mülkiyete inanmayan neo-beat kitlesi için simgesel olarak neo-beat’e ait tek toprak parçası olarak kabul edilmektedir. likya yolu, -olimpos ve kabak koyu’nu da içine alarak- antalya’dan ölü deniz’e dek uzanmaktadır). kabak, psychedelic kültürün türkiye’de merkezi konumundayken, olimpos –son yıllarda kısmen bozulsa da- backpackerların türkiye’deki en önemli toplanma noktasıdır.
    neo-beat bu hat üzerinde yapacağı uzun yürüyüşle, 60’lı yıllarda nyc-londra-goa beach hattındaki tarihi yürüyüşün enerjisini, bu bölgede tekrar uyandırmayı hedeflemektedir. yazın, olympos-holy antalya koyu’nda kurulacak neo-beat komünü’yle başlayıp çok sayıda kişiyle likya yolu üzerinden fethiye-kabak’a doğru ilerleme projesi ülkemizin her yerinden backpackerları şimdiden heyecanlandırmaktadır. bu yürüyüş –gerçekleştiğinde- opzen’in zirve noktası olacaktır.

    forrest gump’ın ütopik “asfaltta koşma deneyimi” bu sefer doğada, likya yolu üzerinde sahip olduğu her şeyi küçük bir sırt çantasına tıkıştırabilen backpackerler tarafından gerçekleştirilecek, bu zorlu rota aramızdaki bağları daha da güçlendirecektir. bu uzun yürüyüşün bir sonraki aşaması şüphesiz kendi woodstock festivalimizi düzenlemek olacaktır.

    orgone akümülatörü ve epilepsi dansının önemi

    hector buluşması’yla başlayan epilepsi dansı çılgınlığı, özünde bedendeki enerji dizgesi düzensizliğini aşarak, orgone enerjisini keşfetmemiz için etkili bir araçtır.ilk kez wilhelm reich tarafından keşfedilen orgone enerjisi, kuantum devrimiyle çağımızda yeni yeni anlaşılabilmektedir. beatler, bu enerjiyi daha 50’lerde keşfetmişler hatta w. burroughs kendi imkanlarıyla bir orgone akümülatörü yapmayı başarmıştı. on the road’un filminde bu akümülatörü kerouac-burroughs denemektedir.

    günümüzde abd’nin maine eyaleti merkezinde orgone çalışmaları devam etmektedir. opzen’le birlikte zeytinli’de simgesel olarak bir modelini yaptığımız orgone akümülatörünün gerçeği üzerinde çalışmalara başlayacağız. uluslararası orgone networkleriyle ortak çalışmalar yürüteceğiz.

    zaman makinesi

    kuantum devrimi’nin geldiği son nokta, zaman makinesinin üretimini artık tartışılabilir hale getirmiştir. bunun gerçekleşmesi belki binlerce yıl alacaktır, belki daha gerçekleşmeden insanlık yok olacaktır. ama neo-beat, bilimin geldiği son noktayı göz önünde bulundurarak tesla’nın, einstein’ın, planck’ın, jung’un araştırmalarını detaylıca inceleyerek, opzen’le birlikte bu alanda çalışma grupları oluşturacaktır. kuramsal fiziğin geldiği son nokta anlaşılamadan, kozmosa yayılan beat enerjisini anlamlandırmak mümkün değildir.
  • carsi'dan modaya cikarken duvarin birine love will tear us apart again yazmaya calisip ustunu karalamislar. alta imzayi unutmamislar fakat.
    biraz ozentilik, biraz sehrin kotu cocuklari tribi, biraz kasintilik iste tam olarak oyle bir seyler.
  • kitle olmak kendi felsefesine ters düşen, asıl sahibinin şile bezi gömlekli ve örme yeleklilerin değil aksine baskıda dahi mantık arayanların, ailelerinden nefret eden değil ailelerini sevmelerine rağmen onlarla iyi iletişim kuramayanların, kaybetmekten korkmadan lakin sürekli kaybederek, belki başarılı olmak için didinirken illaki başarısızlığı tadarak yine de tüm bu hengame içinde biraz sarhoş olmanın iyi geleceğini düşünerek mutlu olmak isteyen, mutlu oldukları anı kaybedeceklerini bildikleri için anı yaşayan insanlar topluluğudur.

    moda sahilde yüzlercesi vardır ama birbirlerini tanıdıkları halde samimiyetsiz davranıp sohbet etmezler. köşelerinde müziklerini dinler, müziklerini yapar, kafalarını dinlerler.

    gerçek bir hip, istediği müziği dinler, aşık olur ve geceleri özlediği insanlara mesaj atabilir. 'havalı' olmanın değil, kendini anlamanın çabasıdır bu kültür.
  • önünde neo, new wave veya türkçesi yeni dalga olan akımların 99%'u gibi yalan dolan olan oluşum.

    neo-beat'i uyduranlara veya bunu benimseyenlere lise felsefe dersinde öğrenilmiş kelimeler ve alakasız tarihsel ve edebi referanslarla dolu uzun uzun paragraflar yazarak akım yaratılamayacağını söylüyor ve jackie chan'in "ben ikinci bruce lee değil ilk jackie chan olmak istiyorum." sözünü onlara armağan ediyorum.