şükela:  tümü | bugün
  • peaky blinders'da bir hukumet ajani, asi eski-komunist kizkardese neden komunist partiyle iliskisini kestigini soruyor, aldigi cevap: "insanlarin adaleti hak ettigine inaniyordum. etmiyorlar."

    ben de ne zaman icimden dunyanin bu siktiriboktan duzenine karsi bir seyler yapmak gelse bunun gibi basliklara, soyle entrilere goz gezdiriyorum, bu aptallar surusu icin kilimi bile kipirdatmaya degmeyecegi sonucuna varip rahatliyorum. sizin icin yapacagim en fazla sey, cogunuzu surundurdugu halde aptalca savundugunuz bu adaletsiz duzen sayesinde 35 yasinda emekli olup oturdugum yerden niye aptal oldugunuzu yuzunuze vurmak olabilir.

    yani mesela yatirim fonu yonetirsin, buyuk bir sirkette ust duzey yoneticisindir, new york'ta londra'da trader'sindir broker'sindir anlarim, arpaligin bu sistem sonucta, savunursun.

    ama muntazaman somurulen bir ucuncu dunya ulkesinin vatandasi olup, okulda ogrendigi iki iktisat teorisiyle ve "liberalizm iyidir" amentusuyle gelip buralarda cahilce atip tutmak nasil bir kafa anlayamiyorum.

    adam daha siyasal liberalizmle ekonomik liberalizm arasindaki farki bilmiyor, akil almaz bir cahil ozguveniyle gelmis burada neoliberalizmi elestiren vatandasa laf sokuyor. liberalizmle neoliberalizm arasindaki farki bile bilmiyormusuz guya. zannediyor ki rusya olalim, cin olalim istiyoruz.

    baska bir grup var, bunlar da kapitalizmle neoliberalizmi birbirinden ayrilamaz zannedip (veya bilincli olarak oyle gosterip), ne yani sosyalizme mi gecelim, otobus soforu totaliter solcu diktatorumuz mu olsun civikligi yapiyor.

    soyle zirvalamis birisi:

    --- spoiler ---

    eldeki veriler piyasanın ve globalizmin milyarlarca kişiyi yoksulluktan kurtardığını, sürekli olarak tüm dünyada, herkesin hayat şartlarını iyileştirdiğini, dünya barışına katkı yaptığını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösterdiğinde...

    --- spoiler ---

    aslindasu cumleyi okuyup kahkaha atmayan bir insani ciddiye alip bir sey anlatilmaz ama, neoliberalizmin ciktigi yer olan abd'de saygin ekonomistler, devlet yoneticileri, ngo'lar bas bas bagiriyor, yukarida iddia edilen seyi vaadeden bu sistem coktu diye. islemiyor diye. gelir adaletsizligi almis basini gitmis, dunyanin en buyuk kapitalist ekonomilerinde reel sektorler finans sektorunden yaka silkmis, adamlar shareholder capitalism'den stakeholder capitalism'e evrilmeliyiz diye tartisiyor, bu zirtapozlar ayni martavallari okumaya devam ediyor.

    neyse, ben fakirlik ya da esitsizlik tartismaya gelmedim, somut ornek verip soru sormaya geldim.

    simdi neoliberalizm, devletin ekonomiden elini tamamen cektigi, mallarin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolasimini esas alan bir kapitalizm modelidir. allahi kitabi devleti ekonomiden, piyasadan ve sirketlerden uzak tutmaktir. niye? iste efendim piyasa kendi kendini regule edermis. nah eder. al:

    https://www.newyorker.com/…/the-case-against-boeing

    size solcu agziyla cin'den rusya'dan latin amerika'dan turkiye'den bahsetmiyorum. abd'nin gozbebegi boeing'in bes ayda iki kere cakilan 737 max'indan bahsediyorum.

    ertugrul ozkok misali gelin hem mevzuyu bilmeyenler icin olayi ozetleyeyim, hem de neoliberalizmle ne alakasi varmis diyenleri ferahlatalim.

    bu kodugumun ekonomi isletme fakultesi mezunu harvard mba'li executive tayfasi, geleneksel olarak muhendislik odakli bir uretim sirketi olan boeing'in verimliligini arttirmak adina sirketin isleyisinde degisiklikler yapmaya basliyor. (yukarida linkini verdigim newyorker makalesi sirketteki mentalite degisiminin 1996 yillindaki mcdonnell-douglas merger'indan itibaren basladigini belirtiyor.)

    nedir bu degisiklikler, klasik olarak once iscilik maliyetini dusurme, genel olarak uretim maliyetlerini dusurme (mesela bagimsiz calisan muhendislerden olusan uretim gelistirme birimini kapatma), ordan tasarruf burdan tasarruf falan filan.

    seattle'daki fabrikadaki lanet olasi cakma solcu iscilerin sendikasi falan oldugu icin maliyetleri yuksek kaldigindan ve pazarliga yanasmadiklarindan, bunlari bypass etmek adina 2009'da south carolina'da yeni bir fabrika kuruyorlar. 1 milyar dolarlik vergi tesvigini de cebe atiyorlar. ama ucuza kactiklari icin bu yeni fabrikada uretimde surekli hatalar, eksiklikler oluyor. bunlari rapor eden muhendislere "siz isinize bakin" deniyor, bakmayanlar isten cikariliyor.

    yavaslayan uretim siparis teslimlerini geciktirdikce su isi bir duzeltelim demek yerine ne yapiyor bu dahi executive tayfasi? kaybettikleri zamani kalite kontrolden kisarak kazanmaya calisiyor. uretim asamasinda meydana gelmesi normal olan ve cozulebilecek olan problemler, uretim takvimini yavaslatmamasi adina hasir alti ediliyor ve teslim edilen ucaklardaki hatali bataryalar havada birer birer alev almaya baslayayana kadar kimsenin bundan haberi olmuyor. bu 787'deki problem. tesadufen o ara kimse olmuyor, sonrasinda bu filonun da su an 737 max'lerde oldugu gibi ucmasi dunya capinda yasaklaniyor, uc ay sonra sorun giderilince servise donuyorlar.

    737 max ise bambaska bir konu. bir suru yerde cok detayli yazildigi icin uzatmadan ozetleyeyim: airbus'in yeni a320/321neo'suna hizla pazar payi kaybeden boeing, yeni ucak tasarlamanin maliyeti altina girip ustune bolca da zaman kaybetmek yerine, 737 modeline yeni motor takip birkac dizayn degisikligi yapip yakit tuketimini dusururerek bu ucaklari yeni nesil model (737 max) olarak satmaya karar veriyor. fikir super. yalniz ucak airbus'lara kiyasla yere biraz daha yakin oldugu icin daha buyuk olan bu yeni motorlari olmasi gereken yere takamiyorlar, biraz daha one monte etmeleri gerekiyor. sonra fark ediyorlar ki bu degisiklik ucagin aerodinamigini ciddi olcude etkileyip ucagin burnunun kalkmasina sebep oluyor. o mevzuyu da bir yazilimla cozuyorlar. yazilim ucagin uzerindeki bir sensorden verileri aliyor, ucagin burnu bu aerodinamik problem sebebiyle kalkarsa bunu otomatik olarak duzeltiyor, super.

    dananin kuyrugunun basligimizla kesistigi nokta ise surasi: boeing, yaptigi tum bu degisiklikleri kimseye soylemiyor. cunku kanunen soylemek zorunda degil.

    cunku devlet piyasadan elini ceksin kardesim diyen bir grup insan, 2005 yilinda yaptiklari bir duzenleme sonucu amerikan havacilik idaresi faa'in, boeing'in uretim surecini bastan sonra denetlemesine gerek olmadigini soyleyerek faa'i devreden cikardi. boeing bir problemle karsilastigi zaman bunu faa'e bildirip onlardan gelen cevapla birlikte gerekli duzeltmeleri yapmak yerine allahin cezasi devlet burokrasisinden kurtulup problemi direkt sirket icerisinde cozerse havacilik endustrisinin on yil icerisinde 25 milyar dolar tasarruf etmesi ongorulmus. super, baska kimsenin aklina gelmemisti zaten.

    iste faa tarafindan adim basi denetlenmeyerek zincirlerinden kurtulan boeing, 737 max'te yaptigi bu degisiklikleri de biz hallettik kardesim ucak ucuyor iste diyerek kimseye haber verme ihtiyaci hissetmedi. zira bu degisiklikleri faa'e bildirseler, bu lanet devlet kurumu ucakta yapisal degisiklikler oldugu icin ucagin yeniden sertifikasyon surecinden gecmesini isteyecek, boeing'e zaman kaybettireceklerdi.

    bunun yaninda bu ucagi sattiklari havayollarinin pilotlarinin da bu degisiklikler sebebiyle yeniden kisa da olsa bir egitimden gecmesi gerekecekti. bu da boeing'in pazarlikta elini zayiflatacakti zira airbus'in yeni modeli pilotlarin yeniden egitimden gecmesini gerektirmiyordu. dolayisiyla boeing muhtemelen havayollarinin pilotlarini egitim masrafini karsilamayi vaadetmek zorunda kalacakti. bir suru gereksiz masraf canim. pilotlar ucakta bir yenilik oldugunu bilmezse, bunun icin egitilmelerine de gerek kalmazdi.

    ekim 2018'de ilk 737 max ucakta yapilan ve kimsenin haberi olmayan bu degisiklikten kaynakli yazilimsal bir tasarim hatasi sebebiyle dusunce (ki pilotlarin ucagi dusuren bu sistemin varligindan haberi olmadigi icin baslarina ne geldigini bile anlamiyorlar) boeing ucakta yaptigi bu degisiklikleri lutfedip havayollarina bildiriyor ama ucakta tasarim hatasi oldugunu kabul etmiyor. faa ise getir kardesim su ucaklari bir bakalim demiyor. mart 2019'da ikinci 737 max dusup de tum dunya ucaklarin havasahalarinda ucmasini yasaklayinca lutfedip ucagi inceliyorlar da ucakta tasarim hatasi oldugu ve boeing'in bunu sakladigi ortaya cikiyor. oyle bir saklamak ki, 737 max’in, ilk kazadan sonra boeing’in yayimladigi, kazaya sebep olan sistemin hatali calismasi halinde yapilmasi gerekenleri belirttigi guvenlik prosedurunun uygulanmasi halinde bile ucagin kurtarilamayacagi kadar ucmaya elverissiz bir ucak oldugu ortaya cikiveriyor.

    peki simdi ben bu uzun hikayeyi niye neoliberalizm basliginda anlattim? cunku neoliberalizm devletin ozel sektorden uzak durmasi gerektigini, piyasanin kendi yolunu bulacagini iddia eden bir ogreti. boeing ornegi gibi bir milyon tane ornek verebilirim, hepsi de ayni seyi anlatiyor: boyle bir dunya yok.

    butun bu olaylarin ustune, daha yeni, imha edilmesi gereken bazi yedek parcalari el altindan ucaklara taktiklari ortaya cikti. olay patlayinca mecburen kabul edip havayollarina bildirimde falan bulundular ucaklariniza bi bakiverin diye. sirketleri basibos birakirsaniz olacak olan budur.

    piyasa boeing'i cezalandirir diyecektir bazi mal degnekleri. boeing'in hisse senedi fiyati bu skandallardan once $350 iken su an $366. ceo'su isini dahi kaybetmedi. bu mu boeing'i cezalandirip boyle seyler yapmamasi icin agzina biber surecek olan piyasa? hayir aslinda bokunuzda bogulun diyip isime bakacam da, boeing'le de ucuyoruz mecbur, bi gun su tasarruf edecegiz diye kullandiklari yedek parcalardan biri icinde oldugum ucaga denk gelecek, olan gene bana olacak diye korkuyorum.

    ozetle, siz nasil bir saflikla bana boyle seyleri savunabiliyorsunuz, allahini seven birisi bana anlatsin.
  • onlarca komunizm elestirisi olan arkadaslara sunun hatirlatilmasi gerekli olan sistemdir.

    neoliberalizm(!) en zor zamanlarinda hemen devletlestirmeye basvurur.
    2008 krizinde usa federal hazinesinin ortak oldugu bankalar listesi.

    cunku sunu herkes biliyor ki serbest piyasaya birakirsan sistemin kendi cokecektir.

    diger bir alan kimsenin konusmadigi devletin borclaridir.
    neoliberal teori(sallamasyon) sunu soyler, eger devlet kurumlarini satip sirketler icin vergileri dusurursen,
    sirketler daha fazla yatirim yapar ekonomi buyur ve kamu borclari azalir.
    surada abd nin devlet borcunu gorebilirsiniz. 1980den sonraki matematigin ifade etmekte zorlanacagi kisma dikkatle bakiniz evet sebebi 1981 de reagan secildikten sonra uygulanmaya baslanan neoliberal politikalardir.

    buyume kisminda neoliberalizmden once ortalama %5-6 buyuyen abd su an %2 olunca bunu basari sayiyor....

    enflasyon konusu daha korkunc, enflasyon bugunlere bakinca sanki neoliberalizm enflasyonu dusurmus gibi gorulebilir. evet insanlarin cogunda temel yasam standartlarini anca karsilamaya yetecek para kalinca mecburen talep enflasyonu olusmuyor cunku fiyatlari biraz arttirsan talep dusuyor.

    40 yildir israrla denenen arkasinda ekonomi teorisi olmayan kendi onermeleri ve sonuclariyla celisen klasik sagci ideolojisidir. falci dedikleri marxin das kapitali matematiksel ve analiz olarak neoliberalizm demagoglarindan cok daha tutarlidir.

    edit: bence bunun ideloglari ve tasarlayicilari zaten isin buraya gelecegini biliyordu zaten istedikleri de buydu...
    ama keciyi yardan atan bir parca ottur derler bizim oralarda ve tepedeki %1 o otu yedi...
  • hem liberalizmi, hem de kapitalizmi yok eden "yatırım fonu teknokrasisi" rejimidir.

    aslında bir ideoloji olarak yoktur.

    algoritmaların dolaylı fon yönetimi tekniklerini mümkün kılması ile ortaya çıkmıştır.

    aile şirketlerini ve küçük burjuva işletmelerini yok eder, bu nedenle kapitalizmi yok eder.

    toplumun genelini oluşturan eğitimli ve kaliteli yaşam süren orta kesimi yok eder, bu da liberalizmi bitirir.
  • nam-ı diğer peşkeş çekme.

    hayatta daha çok neyden nefret ettim bilmiyorum. savunanın da icat edenin de allah belasını versin.

    orada burada beş para etmez şeylerin yöresel diye yutturulması; iki tabure konup çay ikram edilen sahil kenarlarının sevda tepesine dönüştürülüp mafyatik olarak mülk haline getirilmesi. meşhur van kahvaltısı’na nutella konması. ferrero’nun dünyanın en büyük fındık üreticisinin ağzına sıçması. güya yerli malı çaykur’un bildiğin lipton’dan doğuş’tan arta kalan çayları paketleyip satması. aracılık diye bir garabetin at koşturması. daha çok bal yapılacak diye şekerli suya kafası daldırılan arılar yüzünden doğru düzgün bal denen şeyin olmaması, olanın küçük kavanozunun fahiş fiyata satılması. türkiye’nin en iyi suyunun çıktığı ovacık gözelerinin, munzur dağlarının tamamının maden sahası ilan edilmesi yüzünden yok olma tehlikesi altında olması.
    nişan, düğün, kınanın organizasyonsuz yapılanın itin götüne sokulması. gelinlik teslim partisi, babyshower, cinsiyet öğrenme partisi, bekarlığa veda partisinin icadı. her birinin ayrı ayrı ıncık cıncığının “bunu yapmayanı ezikliyoruz” denerek piyasaya sürülmesi... her bokun bir örnek olması.

    *tarım ülkesi olan türkiye’nin tundra iklimlerinden embesiller gibi sebze meyve ve hatta saman falan ithal etmesi.

    ülkenin ekonomik eğilimlerinin rte’nin kişisel çıkarlarının olduğu yöne*** evrilmesi.

    dünyanın en aşağılık ekonomik düzeni.
  • can çekişiyor deniledursun, küresel anlamda yükselen korumacılık ve aşırı sağın, daha vahşi ve yıkıcı bir versiyonunun yolda olduğunun işareti olarak yorumlayanlar da yok değil ;

    https://www.globalresearch.ca/…their-rulers/5698613
  • bir gün kesinlikle dünyadaki şimdiye kadar gelmiş geçmiş tüm sistemler gibi kendi kendini bitirecek sistemdir. biz bunu görebilir miyiz o konuda şüphelerim var. uzun bir sürece ihtiyaç var kesinlikle.

    çok teknik ve terimsel gitmeyeceğim. coğrafi keşiflerin etkisiyle ellerindeki toprağın yüzlerce katına ve çok daha bakirine bir anda ulaşan ingiltere, fransa, ispanya ve portekiz bu zenginliğin ve ticaretin etkisiyle sanayi devrimine yöneldiler. sanıldığı gibi bilim, felsefe, teknikten ziyade(tabi ki bunların da etkisi büyük ancak ana çıkış noktası bunlar değil. bunlar, esas ana çıkış noktası olan bu zenginliğin sonucudur diye düşünüyorum) bu zenginlik sayesinde bu ülkeler dünya politikasına yön verdi ve zenginlikleriyle güçlerini diğer ülkelere dikte ettirebildi.

    öncelikle birbirleriyle ve daha sonra yeni çıkan güçle(almanya) savaşan bu güçlerden ingiltere tüm savaşların galibi olarak sisteme uzun bir süre abilik yaparak abd, kanada, yeni zelanda ve avustralya gibi yeni dünyada kurulan dört ülkeye temel olarak sistemini, dilini, kültürünü ihraç etti. bu ülkeler birçok ülkeden göç alarak daha farklı bir sisteme evrilseler de herhalde baz aldıkları ülke sisteminin ingiltere olduğuna kimse itiraz etmeyecektir.

    özellikle 2.dünya savaşı'ndan sonra artık bu başat ülkeler bir ülkeye gidip orada sistem kurarak oranın kaynaklarını sömürmenin ve talan etmenin çok pahalı olduğunu fark ederek yerel güçler vasıtasıyla bu işlemlerini devam ettirmeye çalıştılar. abd de iki dünya savaşından neredeyse hiç hasar almayarak, bitmekte olan iki savaşa dahil olarak, kendi ülkesinde savaşmadan savaşlardan tartışmasız galip olarak çıkarak yeni dünya sisteminin liderliğini abisi ingiltere'den devraldı. abd, bu yerel güçler kullanma metodunu yıllarca orta ve güney amerika'da, afrika'da, ortadoğu'da, orta asya'da ve uzakdoğu'da kullanarak ve güçlü avrupa devletleri ile çeşitli kurumlar vasıtasıyla işbirliği yaparak bu "sömürü ve talan"a liderlik etti. burada tek suçlanacak ülke abd değildir, bu çok büyük bir yanlıştır kanaatimce. bu sömürü düzeninde hiyerarşik bir düzen vardır. bu kabaca "aşçı bahçıvana, bahçıvan şoföre, şoför uşağa" formülasyonuyla açıklanabilir ve sadece bu hiyerarşinin en tepesindeki ülke suçlanamaz. sorun sistemle alakalıdır.

    neyse uzatmayayım ilk paragraftaki tezime döneyim şimdi. özellikle internetle ve ulaşımın gelişip bu denli ucuzlamasıyla çılgın bir hal alan globalizm dalgası başlangıçta bu hiyerarşi düzeninin tepesindeki ülkelerin iştahını kabarttı. artık daha rahat "ucuz pazar"lara ulaşabilecek, kültürlerini daha rahat empoze edebilecek, ucuz iş gücüne daha rahat erişebilecek, daha rahat ticaret yapabilecek, daha iyi bir denetim mekanizması sağlayarak yerel işbirlikçilerini daha iyi kontrol edebileceklerdi. pek hesaplayamadıkları bir şey oldu. artık hiyerarşinin alt sınıflarında olan ülkelerin halkları kendi imkanları ile o ülkelerdeki insanların imkanları arasında uçurum olduğunu fark edip kendi ülkelerinde iş gücüne dahil olunacak süreçleri reddedip göç etmenin yollarını aramaya başladılar.

    çok basit bir örnekten gidelim. böyle yüzlerce örnek verilebilir de en basitini vereceğim. bugün abd'de pratisten bir doktor ayda yaklaşık 14000 dolar kazanıyor, meksika'da ise bu miktar sadece 2000 dolar. ancak sen meksika'da yıllarca eğitim görüp, çok çalışıp başarılı olup en iyi okullara girip doktor olacağına abd'ye geçip uber şoförlüğü bile yapsan ayda ortalama 5000 dolar kazanıyorsun. yani gelişmiş ülkelerdeki emek/kazanç oranı ile hiyerarşinin alt tabakasında olan ülkelerin emek/kazanç oranında uçurum var. yine doktor maaşından gidersek, bu miktar ab ülkesi olan macaristan'da 1500 dolar seviyesinde ancak başka bir ab ülkesi olan hollanda'da 20000 dolar seviyesinde. elbette bu ülkelerin satın alma gücü pariteleri, hayat pahalılıkları vs farklı ancak bunları hesapladığınızda dahi reel olarak arada çok büyük bir uçurum var. insanlar bunu yıllarca fark etmeden yerel ölçekte hem bilgisizlikten, hem milliyetçilik goygoyunun etkisiyle ülkelerinde kalıyordu ancak görüyoruz ki yeni nesil buna gönüllü değil. söylediğim gibi bu sadece bir başlangıç, insanlar daha yeni bilinçlenmeye başladılar. bu bilinçlenmenin daha üst seviyelere çıktığı dönemlerde olabilecekleri hayal bile etmek istemiyorum. bu "sömürü ve talan" düzeninin kendilerine de çok büyük zarar verdiğini gören ülkeler er ya da geç bu sistemi rehabilite etme yoluna gireceklerdir ve bu da neoliberalizmin çöküşünü başlatan olay olacaktır diye düşünüyorum. bomboş şehirlere sahip hiyerarşinin alt kademesindeki ülkelerle tıkabasa dolmuş hiyerarşinin üst tarafındaki ülkeler dengesizliği bir gün bu sistemin sonunu getirecektir, çünkü bu sistem sürdürebilir değildir. sürdürülebilir olmayan her şey zamanla bitmeye mahkumdur ancak süresini tahmin etmek mümkün değildir.

    yapılması gereken şey bu saçma sapan uluslararası finans sisteminin rehabilite edilmesidir aslında ancak bu sistemden nemalanan godamanlar buna yanaşmayacağından, bu sistem de doğal süreç içinde sona erecektir diye düşünüyorum. bizlere de bu arada bu sistemde hiyerarşinin alt kademelerinde ve fakir olarak doğmuş insanlar olarak hunharca sikilmek düşüyor ne yazık ki.
  • boeing ile ilgili en son uzun uzun sunu yazmistim:

    (bkz: neoliberalizm/#98569039)

    bugunlerde 25 şubat 2009 thy uçak kazasıyla ilgili yedikleri haltlar tekrar ortaya cikinca yine sasirmadim, dusen thy ucaginin sensorlerinde sorun oldugu o zaman da cok yazildi cizildi, yeni olan sey boeing bunu da ortbas etmeye calismis, bir nebze sansurletebilmis.

    benim derdim, bunun sistemsel bir sorun oldugunu anlatabilmek. dunya capinda insanlar boeing markasina ve sirketine ates puskuruyor ama problem boeing degil, problem kisiler de degil, problem bunlari surekli yeniden ureten sistem.

    bu isin sorumlulari kimmis, sirket yerin dibine girmisken bu sahislar herhangi bir sekilde cezalarini cekmisler mi, su isin bir ismini koyalim diye bakayim dedim. yaklasik olarak ne bulacagimi da az cok tahmin edebiliyordum ama tabii ben biraz kasarlandim artik.

    2005-2015 yillari arasi boeing'in ceo'su, genel muduru ve 2016'ya kadar da yonetim kurulu baskani olan vatandas james mcnerney.

    buyrun: https://en.wikipedia.org/wiki/james_mcnerney

    wikipedia sayfasindan bir alinti yapayim:

    "mcnerney oversaw the strategic direction of the chicago-based, $61.5 billion aerospace company with a focus on spending controls."

    "bu badem gozlunun sirket yonetimindeki odak noktasi harcamalari kontrol altinda tutmakti" diyor. daha da turkcesini entrinin girisinde linkini verdigim entryde detaylica anlattim zaten: guvenlikten ve kaliteden taviz vermek pahasina kar. bana inanmiyorsaniz eski boeing muhendislerinden okuyun:

    https://www.bloomberg.com/…utting-sacrificed-safety

    yonettigi sirket her turlu boku yiyen ve bugun ortaya ciktigi uzere yuzlerce insanin hayatina malolan bu arkadas yonetimden ayrildiktan sonra ne yapmis dersiniz?

    1- halihazirda p&g yonetim kurulu uyesi, 2009'dan sonra uzun sure ibm'de yonetim kurulu uyesiymis
    2- barack obama tarafindan president's export council chairman'i olarak atanmis. turkcesi: amerikan baskani'nin en kidemli uluslararasi ticaret danismani
    3- sonra 2016'da donald trump'in kendisine kurdugu ekonomik danismanlar ekibinde yer almis
    4- halihazirda northwestern university mutevelli heyeti uyesi
    5- halihazirda georgetown universitesine bagli prestijli bir dusunce kurulusu olan center for strategic and international studies mutevelli heyeti uyesi

    simdi millet boeing'e ates puskursun, boeing'in bunlari yapmasinin sebebi olan adam dunyanin tepesinde oturup bize ahkam kessin. oldu.

    sorun insanlarda veya sirketlerde degil. sorun a veya b siyasi partisinde de degil (ki bu vatandas hem demokrat hem cumhuriyetci bir baskan tarafindan el ustunde tutuluyor sekil 1-a). sorun sistemde. siz buna uyanmadikca bu gibi tipler donup dolasip sizi daha cok tokatlayacak. ha gayret.
  • tanım: neoliberalizm, öncelikle laissez-faire ekonomik liberalizmi ile ilişkili 19. yüzyıl fikirlerinin 20. yüzyıldaki yeniden doğuşuna atıfta bulunmaktadır.

    1929 büyük bunalımının ardından keynesyen iktisat okulunun "müdahaleci devlet" anlayışı bütün dünyada önem kazanmaya başlamıştır. keynezyen iktisat politikaları bütün dünyada 1970'li yılların sonlarına değin uygulanmıştır. bu politikaların bir sonucu olarak devletin ekonomideki rolü ve işlevleri pek çok ülkede genişlemiştir. devletin büyümesinin ortaya çıkardığı yeni sorunlar (kronik bütçe açıkları, yüksek vergi yükü, enflasyon vb.) iktisatçıları birtakım yeni çözüm arayışlarına yöneltmiştir. 1960'lı yıllar ve özellikle 1970'li yılların başlarından itibaren klasik liberalizmin temel ilkelerini savunan çağdaş liberal düşünce okulları akademik ve politik çevrelerde seslerini duyurmaya başlamıştır.
  • nedense dalga geçtikleri komunistler gibi amerikanın bağrından çıkıp dünyaya yayılmasına rağmen halen gerçek neoliberalizm bulunamadı.

    ne zaman neoliberalizmin toksik etkilerinden bahsedilse aman efendim bu neoliberalizm değil ile savunulur ama artık dinazorluğu bırakıp gözü açmak lazım.

    şu an şirketokrasi denilen şey tamamen neoliberalizmin ürünüdür. sonuçta neolibralizm şirketler üstündeki vergiyi kaldırmak, regulasyonları kaldırmak ve şirket hisse değerini maximize etmeye çalışır. bunun sonucunda da neolibrallerin çok şikayet ettiği(bence etmediği) plütokrasi ortaya çıkıyor.

    rekabetin fiyat düşüreceği iddiası artık komik bir espri olarak bile ciddiye alınacak olay değildir. madem rekabet fiyatın düşmesini sağlıyor serbest piyasada neden abd sağlık sistemi dünyanın en pahalı ve verimsiz sağlık sistemi.
    neden bu serbest kapitalist piyasada 100 sene önce icat edilip insanlık yararına patenti 1 dolara satılan insülin fiyatları hala artmakta?
    abd dunyanın en verimsiz saglık sistemi
    insulin fiyatlarının artışı
    evet bu kapitalist ve tüm dertlere derman olması gereken serbest piyasanın mükemmel başarılarından biri, afrikada vs bile artan ortalama yaşam süresini amerikada düşürmeyi başardı.
    abd de ortalamayaşam süresinin düşmesi

    çok övülen amerikada 3 milyarderin toplam serveri geri kalan en dip %50 den fazla. baya oldukça başarılı bir sistem bu açıdan.(bu daha kayıtlı olan, offshorelarda tavaf eden gizli paralar buna dahil değil)

    üste yazılan güzellemeler spesifik 1-2 konunun seçilip bakın ne güzel diye ortaya konduğu zırvalardır. 40 yıldır bir sike derman olmayan 2008 de dünyayı büyük bir yıkımın ucuna getiren sistem.(kendisinin ürettiği zarar bankaların devletleştirilmesi atlatıldı. gelecekteki krizde ne olacak kimse bilmiyor.)
hesabın var mı? giriş yap