şükela:  tümü | bugün
  • bir ozlem cumlesidir eski ramazanlari ozleyen insan, eskiden bu mubarek aydan ne kadar guzel zaman gectigini anlatmak icin bu cumleyi kurar. sonrada orta oyunu, kanto, ve kurulan buyuk iftar sofralarindan dem vurur, dinlemesi keyiflidir.
    (bkz: eskimeyen ramazan geyikleri)
  • kendimi bildim bileli anlatilan muhtemelen kokeni islamiyet'in geli$inin ertesi yili ba$lami$ olan geyik..

    - nerede o eski ramazanlar be ebu lehebim..
    - ulan kac tane ramazan gecirdin de konu$uyon..
    - yine de ne bileyim. gecen sene bir ba$kaydi be..
  • bunun di$inda, eski ramazanlar'in bir diger yadedili$ sebebi de ozellikle ailenin kalabalik oldugu donemlere rast gelmesidir. anne baba 5 cocuk ve babaanne'nin kalktigi ramazan sofralari, o kadar ki$iyi doyurmak icin yapilan envai ce$it milyonlarca yemek ve babanne+anne kooperasyonuyla acilmi$ borekler cevrilmi$ pogacalar, ac bir insana her hatirlandiginda "nerede o eski ramazanlar" dedirtebilir.
  • ramazanın gelmesiyle sokakta halkın arasına girip "sizce simdiki ramazanlarla eski ramazanlar arasında ne fark var?" gibisinden sorular soran tv muhabirinin alacagi cevabın başlangıç/bitiş cümlesi.
  • bu cumleyi soylemek icin ramazan'i bekleyen nice meshur unlu taniyorum; ustelik yaslari da en fazla 25.
  • hiç memnun olamadığımız bir şimdiden ve ne olacağı bize ne vereceği belirsiz bir atidense iyisiyle kötüsüyle bizim olan bir dünü yad etme temayülünün getirisi söz öbeği.
  • esasında yaşadığımız dönemde ortaya çıkmış bir özlem ifadesi değildir bu. yirminci yüzyılın ilk yarısının ortalarında (bu da "orta yuvarlağın kendi yarı alanına bakan dilimi" demek gibi oldu), özellikle 19. yüzyıl istanbul'unda geçirilen keyifli ramazanların yerinde yeller esince, bazı edipler eski ramazanları özlemle anmaya başladı. bunların arasında refik halit karay var, ahmet rasim var, cenap şahabettin var... insan 19.yüzyıl istanbul'undaki ramazan coşkusunu (event mi deseydim acaba?) düşününce, bu çığlığa bir anlam verebiliyor. yalnızca direklerarası, kantolar, karagöz oyunları vs değil ramazan. bir şehrin ışıkla aydınlandığı, gece hayatı deyiminin kullanırlık kazandığı, vaktinin çoğunu kendi içinde yaşayan bir halka iletişim yolları açan bir ay. öyle ki, nefsi terbiye edip istekleri sınırlamayı öğrenmek için var olan ramazan, ironik biçimde özgürlük de demekti: siyasi hicivlerle dolu meddahlık gösterileri bu aya özgüydü. tiyatroların sezon dedikleri şey "ramazan"dı. yüzyılın sonunda teşrif eden sinema gösterileri için yine ramazan beklenirdi. yabancıların, sur içinde kalmalarına konan yasak ramazan'da kaldırılırdı. bu özgürlük hissini belki en iyi açıklayan şey, osmanlıların, ramazanda salmak üzere kafeste satın aldıkları "azad kuşları"ydı; onları ramazanda özgürlüklerine kavuşturdukları gibi kendileri de özgürlükten nasibini bu ayda alırdı.

    hızla batılılaşan kesimin ramazan adetlerini hor görmeye başlaması, eğlence mekanlarının belediye imar planları ve yangınlar nedeniyle kadim istanbul'dan frenk mahallelerine (beyoğlu) taşınması, artan enflasyon, jön türk devrimi sonrasında işini kaybeden memur yığını ve katastrofik savaşlar sonucunda ramazan, altın çağını geride bıraktı. işte tam da o döneme düşer "nerede o eski ramazanlar?" hasreti.