şükela:  tümü | bugün
  • romanda mutlu ilişkiyi şöyle bir formül vermiştir milan kundera ;

    --- spoiler ---
    her iki tarafı da mutlu edecek tek ilişki, duygusallığa yer vermeyen ve sevgilililerden ne birinin ne de ötekinin birbirlerinin yaşamı ve özğürlüğü üzerinde hak öne sürmedikleri ilişki biçimidir.
    --- spoiler ---
  • kitabın cevirmeni fatih özgüven de zamanında roll'da çıkmış olan bir yazısında, kitabın adını "varolmanın katlanılmaz hafifliği" olarak çevirmediğine pişman olduğunu yazmıştı. iki nedenden: caponsever'in de belirtmiş olduğu gibi, bu anlamsal açıdan daha doğru bir aktarma olacaktı, aslında baya ciddi bir sorun var ortada. türkçede "dayanılmaz" sözcüğü olumlu ve olumsuz olmak üzere iki şekilde de okunabilir, ama bu bağlamda daha çok ingilizcedeki "irresistable" 'ı çağrıştırıyor. ikinci neden belki daha da çarpıcı: böylelikle onanın dayanılmaz hafifligi ve türevleri asla doğmayacaktı. (ara: dayanılmaz hafifligi)
  • “aşk devreye girince tesadüf kuşları dönmeye başlar.”
    milan kundera - varolmanın dayanılmaz hafifliği
  • kitabın birde insanın kendi bedeniyle olan iletişimi,kendi cinselliğini duyumsaması bölümleri etkileyiciydi,üstelik kitschi anlattıgı bölümlerini de not alak tekrar tekrar düşünmek zorunda kalmıştım ve hayatlarımızın çogunun bir kitsch tuzagı içinde geçtini de kabullenmem gerekti.

    ...........
    kitsch var oluşa dair kabullenilemez olan herşeyi yok saymaktır.boku yok saymaktır kitsch.bir peygamberin asla sıçamayacagına inanmak.
  • mutluluk yinelemeye duyulan ozlemdir cumlesi gecer bu romanda.
  • milan kunderanin insan iliskileri hakkindaki gozlemlerine hayran olmamak mumkun degil.ilk basta isteksizce elime alsam da(bkz: baskalarinin altini cizdigi kitabi okuyamamak) sonradan garip bir sekilde baglandim bu kitaba.terezanin ruyalari..sabinanin buyuk iki kisilik yatagi..buyukbabasinin melon sapkasi..terezanin her gece thomasin saclarindan yukselen baska bir kadinin vajina kokusu yuzunden uyuyamamasi..yer yer yazarin saptamalari o kadar etkiledi ki beni kendimi cirilciplak hissettim rahatsiz oldum.kitapta en icimi isitan varlik karanin sanirim.thomas once minik kopege tolstoy adini koymak ister ama kopek disidir.o zaman anna karanina olsun der tereza.thomasla tanistiklarinda o kitabi okumaktadir.sonunda kopegin adi karanin olur.rastlantilar, rastlantilarin hayatimizdaki rolu de var bu kitapta.thomas ve tereza tanistiklarinda radyoda calan sarki,thomasin oda numarasi ve terezanin isten cikma saati(6) ve ikisinin de kitap okumalari..
    kitapla film ortusuyor denebilir ama film bana biraz soguk geldi.daniel day lewisi sevmem belki o yuzden..ama juliette binoche tam bir tereza olmus.thomasla sevisirlerken cikardigi garip anirma gibi bagirislar dahil..
  • tereza'nın tomas'a yazdığı "terk/veda/gel yanıma" temalı mektubun içeriği, roman/filmin özetidir. "hayat benim için zor, senin içinse hafif. bu hafifliğe, özgürlüğe dayanamıyorum" der. özgürlük, dayanılması zor bir tema olarak önümüze konur. öyledir de. her sabah işe gitmek, otomatik görevleri yerine getirmek, ebeveynlere tabi, değerlere gönüllü olmak, her pazar akşamı ütü kokan evlerde cumartesi'den kalan tavuk pilavı yemek, geleneklere makul ve gönüllü boyun eğmek yeterince kolaya kaçmaktır, hayatın içinde. budur.
  • isminin çevirisi bu kadar ironik olan başka bir kitap daha var mıdır merak ediyorum. 4 kişiye sorduk 3’ü dayanılmaz kelimesini ilk duyduğunda olumlu bir kelime olarak algıladı. ben de öyle. ama bir sakınca göremiyorum. biz yine de anlatırken “varolmanın katlanılmaz hafifliği” olarak ele alalım da yanlış anlamalara mahal vermeyelim.

    kundera hafiflik ve ağırlıktan bahsederken hafiflik için “bir yükten mutlak biçimde yoksun olmak insanoğlunu havadan daha hafif kılar; göklere doğru kanat açar insan, bu dünyadan ve dünyasal varlığından ayrılır, yalnızca yarı yarıya gerçek olur, devinimleri önemsizleştiği ölçüde özgürleşir.” ağırlık için ise “yüklerin ağırlığı ezer bizi, onun altında çökeriz, bizi yere yapıştırır bu ağırlık. yük ne kadar ağır olursa, yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur.” diyor ve iyi olanın hangisi olduğunu biraz da okuyucuya bırakarak “bir tek şundan emin olabiliriz; hafiflik/ağırlık karşıtlığı bütün karşıtlıkların en gizemlisi, en çift anlamlısıdır” diyerek girişiyor romana.

    peki hafiflik diyince benim aklıma ne geliyor onu da söyliyim; magazinel dünyada kaybolup gitmiş ama halinden memnun güleryüzlü seda sayan kadınları geliyor mesela. ya da sanal ortamda yarattıkları karakterlerle hayatlarını yaşadıklarını sanan kimi 21. yüzyıl çocukları geliyor. ve daha bunun gibi bir çok yarı gerçeklik örneği. uzun uzun 3f edebiyatı yapmanın lüzumu yok ama şu bir gerçek ki koşuşturmacalı ve sıkıntılı hayatlarımız ağır geldiğinden dolayı bu gerçek dünyalarımızdan sıyrılarak hafifletmek istiyoruz kendimizi. kendimizi başkalarının yerine koyarak, etrafımızdakilerin yaptıklarını taklit ederek tatmin olmaya zorluyoruz. özgür irademizin başkaları tarafından yönetilmesine engel olamıyoruz. özgür irade ile gelen bireysel mutlulukta değil popülerin peşinden giden devasa insan sürülerinin mutluluğunda yer edinmeye çalışıyoruz. kısacası tuzak haline gelmiş hayatımızı hafifleterek onun tadını “çıkarıyormuş gibi” yapıyoruz.

    kitaba dönecek olursak tomas karakteri apolitik ve kendini tamamen kadınların dünyasına vermiş bir doktorken terezanın hayatına girmesi ile hayatın dayanılmaz(katlanılmaz, çekilmez) hafifliğinden sıyrılmaya çalışıyor. mutluluğu tereza ile birlikte monoton hayatın ağırlığında aramak istiyor.
    kitap ile ilgili söylenmesi gereken bir çok şey (aşk, seks, ess muss sein, kitsch, totaliter kitsch, yakov’un hikayesi, büyük yürüyüş vs.) var ama hepsine gerek yok, daha önce yazılmamış bazı ilgi çekici pasajlardan seçmeler yapayım şoracıkta;

    “her gün yaptığımız dışkılama işi yaradılışın kabul edilmezliğinin günbegün kanıtlanması demektir. ya/ya da: ya bok kabul edilebilir bir şeydir (bu durumda banyonun kapısını kilitlemeyelim) ya da kabul edilmeyecek bir biçimde yaratılmışız demektir.”

    “bundan da şu çıkıyor demek ki; varoluşla kesin olarak uzlaşma’nın önerdiği estetik ülkü, bokun reddedildiği herkesin bok yokmuş gibi davrandığı bir dünyadır. bu estetik ülkünün adı kistch’tir.”

    “proleterya diktatörlüğü mü, demokrasi mi? tüketim toplumunun reddi mi, üretimi artırma istekleri mi? giyotin mi ölüm cezasına hayır mı? fark etmez. bir solcuyu solcu yapan, şu ya da bu kuram değil, herhangi bir kuramı büyük yürüyüş denen kitsch’e yedirebilme yeteneğidir.”

    “yaradılış kitabı’nın en başında bize tanrı’nın insanoğlunu balıklar, kuşlar ve tüm yaratıklar üzerine egemenlik kursun diye yarattığı söylenir. yaradılış kitabı’nı yazan insandı elbette, at değil. tanrı’nın insana hayvanlar üzerinde egemenlik kurma iznini verip vermediği pek belli değil. daha akla yatkın olanı, insanın inekle at üzerinde kurduğu egemenliği kutsasın diye tanrı’yı yaratmış olması. evet bir geyiği ya da ineği öldürme hakkı insanoğlunun üzerinde görüş birliğine vardığı tek şey, en kanlı savaşlar sırasında bile.”

    ve tabi tereza’nın tomas’a yazdığı o mektup, yazar için çıkış kaynağı olan nietzsche felsefesi vs vs. ve tabi tüm bunları anlatan o iç ses.

    filmine(the unbearable lightness of being) gelecek olursak yaklaşık üç saate yayılmış bir aşk romanı görüyoruz daha çok. zaten filmden romanı içinde barındırdığı felsefe konuları ile birlikte derinlemesine incelemesini beklememiz haksızlık olurdu. genel olarak kitapla uyumlu ve başarılı buldum.
  • aşkın gelmiş geçmiş en güzel tanımını içinde barındıran kitaptır bence varolmanın dayanılmaz hafifliği.
    milan kundera, kitabın 212. sayfasında tanımlamaya başladığı aşkı, 213. sayfada sonlandırır ve özetle şöyle der:
    ...
    "beyinde, öyle anlaşılıyor ki, şiirsel bellek diyebileceğimiz ve bizi büyüleyen, bize dokunaklı gelen, hayatlarımızı güzelleştiren her şeyi kaydeden özel bir alan var.
    ...
    "aşk, bir kadının dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar"
    ...
  • alternatif bir tanıma göre de : "ingiltere, abd ve almanya’daki yeni sag iktidarlar tarafından büyük kampanyalarla desteklenen anti-sovyet, anti-komünist, anti-devrim, vb. propagandanın pornografik sapkınlıklar esliginde yapıldıgı milan kundera’nın çekoslavakya’yı anlattıgı romanı"