şükela:  tümü | bugün
  • beach rats filminden hatırladığımız eliza hittman'in yönettiği ve 13 mart 2020'de gösterime girecek olan dram filmi.

    oyuncular:

    sidney flanigan
    talia ryder
    théodore pellerin
    ryan eggold
    sharon van etten

    fragman
  • yönetmenlik koltuğunda eliza hittman'in oturduğu film.

    film, 20 şubat-1 mart 2020 tarihleri arasında düzenlenecek 70. uluslararası berlin film festivali'nin ana yarışma bölümünde büyük ödül olan "altın ayı"yı almak için yarışacak.

    edit: film, berlin'de "jüri büyük ödülü"nün sahibi olmuştur.
  • gectigimiz pazar aksami (1 mart 2020) berlin film festivali cercevesinde izledigim odullu film. acikcasi beklentimi karsilamadigini soylemeliyim. biraz turk dizilerini andiran enstanteneler vardi; sadece surat iceren yakin cekimler, kotu oyunculuk v.s.

    --- spoiler ---
    4 luni 3 saptamani si 2 zile filminin kotu bir american remake'i olmus diyorum.

    kizlar son derece gerizekali hareketlerde bulunuyorlar, bir yerden sonra baslarina bakalim ne is gelecek diye beklerken buldum kendimi. kalacak yeriniz var mi diye soruyor saglik gorevlisi, bizim ileri zeka kiz bulurum ben falan diyor.

    sanki bu filmin aktarmak istedigi iki fikir vardi:
    1. anne ve babalar kizlari 3 gun ortadan kaybolunca farketmeyecek kadar cocuklarindan kopmasin, yoksa cocuklar salak durumlara dusuyorlar.
    2. ergen gencler anne ve babalari ile guven icinde konusabilsin, yoksa cocuklar salak durumlara dusuyorlar.

    eger me too dalgasini yasamasaydik odul almazdi bence. politik bir kaygi ile verdiler odulu. cok kotu bir kaygi degil ama sanatsal acidan film epey zayif. odul verilmesine sebep diger neden de "bakin bu sorunlar almanya'da cozuldu, amerika'da da benim bedenim benim kararim her eyalette kabul gorsun" mesaji vermek olabilir.
    --- spoiler ---
  • doruğu, kendisine adını veren bölümü kesinlikle. söz konusu bölümde, başrolü "sidney flanigan"ın da duru aktarımı ile adeta bir belgesele dönüşüyor.

    geneli bakımından da sürekli bir durum aktarımında bulunduğu söylenebilir, ancak, geneli doruğu ölçüsünde çarpıcı değil.

    başrolü sidney flanigan'a dönecek olursak; bir an için inanılmaz geliyor ama evet, bu kendisinin ilk işi imiş. daha bu ilk işinde brie larson, elizabeth olsen, shailene woodley benzeri bir gerçeklik sunduğunu söylemek gerek. bundan sonra kendisini daha pek çok yapımda görmek umuduyla.

    kıyamet yılının ilk filmini de ancak dördüncü ayında seyredebildik. pek çok yapım bir yana, geriye kalan aylarını hepimiz görebilecek miyiz acaba. belki hiçbir zaman, belki seyrek zaman, belki zaman zaman, belki de her zaman. bilemiyorum altan.
  • amerikan bağımsız filmi gibi de, değil gibi de olan sıkmadan seyredilen film.
  • sundance ve berlin'den ödülle dönünce heveslenmiştim. sonra konusuna bakınca 4 luni 3 saptamani si 2 zile'nin aynısı olduğunu görmüş ve hevesim kaçmıştı. izlerken de ister istemez sürekli benzerlik aradı gözlerim. buna bir türlü engel olamadım. benzerlikleri olmasından bağımsız olarak, filme ismini veren sahneye kadar da filme dahil olamadım. ama o sahne güzeldi. yakaladı beni. filme dahil etti. hemen kalan süreyi kontrol ettim. yakaladığı çizgiyi koruyabilirse, 4 luni 3 saptamani si 2 zile'nin gölgesinden kurtulup farklı bir yolda ilerlemesi, belki de benim gibi objektiflikten uzaklaşanları o çizgiye yeniden çekmesi için süre yeterliydi. ama olmadı. yeniden sıradanlaştı. yeni bir şey sunmadan bitti.

    hakkını yemek istemediğim yanları var tabi. 1987 romanyasının yokluğu ile günümüz abd'sinin ''varlığı'' gece ile gündüz kadar farklıyken, kadınların benzer durumlarda aynı acıları ve çaresizlikleri yaşıyor olmaları düşündürücüydü mesela. bunu gösterebilmiş, ikna edebilmiş ve inandırabilmiş olmasını kıymetli buluyorum. kişilerin ve detayların reddedilmesi de güzeldi. zaten autumn'un durumunda bunların hiçbir önemi yoktu. filmin, geçmişi kurcalamak, nedenleri tek tek önümüze sunmak, kişileri şeytanlaştırmak ya da aklamaya çalışmak gibi bir derdi bile yoktu. tüm bunlardan arınmış ve sadece anlatmak istediği hikayeye odaklanmış haliyle tutarlıydı en azından. autumn'un yalnızlığı ve iradesi ancak bu dille aktarılabilirdi. ayrıca sidney flanigan'ın da ilk filmi olduğuna inanmak güç. özellikle ilgili sahnedeki oyunculuğu, sahneyi ve filmi tek başına yukarı çekmeyi başarmış.

    kötü bir film diyemem. ama 2020'nin sonunda hala sinema konuşacak durumda olursam bu filmi konuşacağımı sanmıyorum.
  • bayadır bu kadar sessiz ama güçlü anlatımlı bir film izlememiştim. diyaloglar az, daha çok sahneleri takip ederek anlıyorsunuz. filmin hamileliğin “kimden” oluşuna takılmadan kararlı bir genç kızın içinde bulunduğu duruma getirdiği çözümü izliyorsunuz. çok doğaldı her şey, tüm reaksiyonlarda bir kalem bile fazlalık yoktu. hatta ben baş karakteri çok iradeli ve olgun gördüm. ben onun kadar sakin kalamazdım. ilk anksiyetemi de benzer bir şeyde geçirmiştim zaten. filme ismini veren sahnedeki oyunculuk harikaydı. o sahnede çok kötü oldum. sonlara doğru sorulan sorularda autumn’la beraber ağladık. aslında bir kadın olarak her gün aşağılanmaktan ne kadar bıkmış ve yıpranmış olduğumu hissettim.

    2020’nin en güzel filmi.
  • 2020'nin en iyi filmi yorumlarına istinaden izlediğim ve umduğumu bulamadığım amerikan bağımsız filmi.

    hassas bir konu üzerine bağırıp çağırmadan, gerçeklik çizgisinden kaymadan bir anlatım benimseyen yönetmen eliza hittman'ı tebrik ediyorum. fakat aynı şeyi filmin başrolü sidney flanigan için söyleyemeyeceğim maalesef. ilk başrolü olduğundan, tecrübesiz olduğundan mı emin olamadım ama kız film boyunca birkaç sahne dışında tek bir mimikle oynuyor. bu mimiksizliğin ülkemizdeki temsilcisi tuba büyüküstün'dür mesela. filmin tek sorunu bu kızımızın tekdüze oyunculuğu da değil maalesef, biraz onlardan da bahsetmem gerekirse;

    --- spoiler ---

    hamileliği ile ilgili muayeneden dönen kızın burnunu iğne ile deldiği sahnenin filmin bütünü ile bağlantısını kurmaya çalışıyorum izlediğimden beri ama kuramıyorum. aile bireyleri o kadar karton karakterler ki yani yanında yaşayan liseli kızın 3 gün eve gelmiyor arayıp sormuyorsun. sonra otobüste tanıştıkları çocuk... yani nasıl bir insansa bu devirde başı sıkıştığında arayan ne idüğü belirsiz kıza iki dakika öpüştü diye çıkarıp para veriyor... new york'a gittikleri andan itibaren ha başlarına bi şey geldi ha gelecek diye izledim kalanını ama gelmedi, sorunsuz biçimde kürtajını olup eve döndüler, çok enteresan.

    --- spoiler ---

    yönetmen eliza hanımın çabasına sağlık ama bu film olmamış.
  • sade ve vurucu bir film oldu benim için. amerikan gençliğinin ve hayatının hollywood tarafından gösterilen şatafatlı ve parlak resimden çok daha farklı olabileceğini göstermesi açısından enteresandı. sanki doğu avrupa filmi izler gibi hissettim, ya da ingiliz, fakat film amerika'nın doğu yakasında, new york'a yakın bir kasabada başlıyor. yine filmin akmadığı, oyunculukların donuk olduğu gibi eleştiriler olmuş fakat bunların hepsi filmi güçlendirmek için bilinçli yapılmış tercihler.eğer daha ağlamalı, bağırmalı, aksiyonlu bir film çekilmek istenseydi mahsun kırmızıgül draması izlerdik. sidney flanigan, bence olağanüstü oynamış,sade, abartısız sanki kamera hiç yokmuşçasına. donukluğu ise yaşadığı şeylerle alakalı, duygularını, tercihlerini dondurmuş, hiç bir şeye sesini çıkarmıyor. hepimizin 17-18 yaşında böyle dönemleri olmuştur, sessizliğe ve hissizliğe gömülür, olanlar bitsin ve hayat bir anda değişsin diye bekleriz. teslim oluruz bir süre için ( ve hiç bir şey değişmez genelde ). özet olarak yavaş ilerleyen filmlerle bir derdiniz yoksa, üzülmek istiyorsanız izleyin derim.

    (bkz: 4 luni 3 saptamani si 2 zile) ve (bkz: lilja 4-ever)'ın küçük kardeşi 2020 yapımı amerikan filmidir.
  • bu filmi, uzaktan berlin film festivali'ni takip ederken, farketmiştim.
    hani sadece ismi için sevebileceğiniz filmler, kitaplar, şarkılar vardır. ilk karşılaşmada anlarsınız; konusu ne olursa olsun, nasıl anlatırsa anlatsın, öncelikle ve sadece size dokunan ismi için o filmi izleyeceğinizi.

    never rarely sometimes always

    iş gereği, çokça anket ve değerlendirme yapıyorum. kişiler, süreçler veya sistemler hakkında... "asla, nadiren, bazen, her zaman" derecelendirmesine sahip sorularda zorlanıyorum (bazen). "asla" ve her zaman" biraz daha keskin cevaplar, kabul. ama onlar da o kadar büyük bir netlik taşıyorlar ki, gerçekten emin olmanız gerekiyor herhangi bir şeye asla veya her zaman genellemelerini yapmadan önce. "bunu değerlendirebilecek yeterli bilgim var mı?" diye soruyorum böyle zamanlarda. anlayacağınız, ibre yine bana dönmüş oluyor. "nadiren" ve "bazen" sınırları ise biraz bulanık, biraz muallak ama yok sayamayacağınız kadar da varlar. belki bir süre gözlerinizin önünden uzaklaştırabilirsiniz, ama kafanızı çevirdiğinizde yine orada olacaklar. ben anlamsız değerlendirmelerdeki, anlamsız soruları cevaplarken böyle zorlanırken; autumn'a sorulan soruların ağırlığı altında eziliyorum. vereceği bütün cevapları biliyor, ne söylemesi gerektiği ile ilgili bir şüphesi yok. asla mı? her zaman mı? nadiren mi? bazen mi? en derininden biliyor, yaşadıkları, hissettikleri oradalar. ama o söylemeye korkuyor.

    filme adını veren, başlıkta da bahsedilen, birkaç dakikalık etkileyici sahne dışında, filmde yeni bir şey yok, evet. hikaye yeni değil, oyunculuklar yeni değil, çekimler desen hep bildiğimiz gibi. bu dünyada kadın olmanın zorluğunu on yedi yaşında, hatta daha da erken, tecrübe etmeye başlayan genç kızların anlattığı yeni bir şey yok anlayacağınız. her gün duyduğumuz, okuduğumuz, izlediğimiz sıradan hikayeler. yine de, autumn ve skylar'ın ellerinden tutup, onları evlerine sağ salim ulaştırmak istiyorum. güzelce bir banyo yapsınlar, tertemiz olsunlar istiyorum, sıcak yataklarına yatıralım ve üstlerini örtelim istiyorum. bakmayın, bunlar da yeni dilekler değil. her zaman, asla olmayacak şeyler istedim. nadiren de olsa, bazen gerçekleşebilir umuduyla.