şükela:  tümü | bugün
  • 9 nisan 2012 spor toto süper final fikstür çekimi öncesi verdiği röpörtajda aşağıdakine benzer bir konuşmaya dahil olmuştur. trabzonspor'la bir alakam olmasa da takdir ettim.

    nevzat aydın: umarım playoff bizim şu an göremediğimiz heyecanları getirir de boşuna uygulamaya konulmuş olmaz
    ligtv spikeri: ama şimdiden hissediliyor bu heyecan
    nevzat aydın: biz hissetmiyoruz öyle bir heyecanı
    ligtv spikeri: ama 4 büyük takım maç yapacak birbirleriyle, derbiler olacak
    nevzat aydın: seneye 4 takımdan lig yapın o zaman, bütün sene oynasınlar birbirleriyle
  • türkiye'de en başarılı teknoloji şirketini kuran adamın vizyonu, genlerindeki trabzonlu'luk ve trabzonspor'luluk nedeniyle adeta kahvehanede işi gücü batak atıp ahkam kesen dayıya dönüşüyor. iq 60 puan birden azalıyor falan.

    şu trabzon'da ne var abi, herkes arıza.
  • kapıdan elinde eroinle felix hoffman girse kaykıldığı yerden "bu satmaz ki " diyecek formattaki kibir dragon'u. bill gates triplerinde ama windows'u yok.
  • art niyeti ya da bir çıkarı olmadan, kendisi hakkında bir övgü cümlesi kurmuş birine, durup dururken herkesin ortasında bırak yalakalığı demek, haklı ya da haksız neresinden bakarsan ayıptır. isterse orta okulda sana her gün köfte ekmek ısmarlasın.

    kıçıkırık bir ilçeden okumaya gelen tamirci çocuğuyla zamanını paylaştı ifadesi bile, ne kadar çiğ ve çirkin.
  • fortune turkey sitesinin haberini nerenizle okuyorsunuz? bir turkten bunu beklemek baris beklemek gibi bir seymis, zihniyete bakar misin, illa her seye bok atmak zorunda degilsiniz.

    "yemeksepeti'ni satın alan delivery hero sözcüsü bodo von braunmuehl, cnn money'e yaptığı açıklamada, prim kararının yemeksepeti alımından önce verildiğini ve delivery hero'nun bu fikri onayladığını söyledi."

    ne anliyorsunuz bu paragraftan? satin almadan once karari vermisler sonra da delivery hero bu karara okey vermis.

    hastalikli zihniyetinizden kurtulun ve su guzel hareketi takdir etmesini bilin. kisisel olarak insani ozelliklerini bilmiyorum ama su davranisina helal olsun diyorum.*
  • çalışanımla masaya oturduğumda iş dışında bana tutkuyla anlatabileceği bir ilgi alanı var mı buna bakarım, bu peçete koleksiyonu bile olabilir demiştir. ne kadar güzel bir laf. türkiye'deki patronların yüzde 99.9'unun böyle bir bakış açısına sahip olmadığının farkındayım. kurtlar sofrasına atılmak üzere olan biri olarak müzikten sanata edebiyata tarihe birçok ilgi alanımın iş hayatında beş para etmeyeceğini ve bana hiçbir avantaj sağlamayacağını bilmek üzücü.

    adamın diğer laflarına bakarak ideal bir y kuşağı patronu olduğunu söyleyebilirim.
  • hakkında daha önce yazmış olduğum bir entry vardı. bir anlık sinirle yazıldığından dolayı sığ ve hakaretamiz bulduğum için kendim sildim öncelikle bunu belirtmek isterim(kendi sosyal çevreme bilgi kısmı). bunun dışında her yerde bas bas "ne ofis yaptık be" diye reklamı yapılırken benim de kendisi ve ceo'su olduğu şirket hakkında bir kaç kelam edesim var. hep böyle miydi sonradan mı bu hale evrildi bilecek kadar eski değilim fakat şu an olan sistemin bir avuç yüksek rütbeli beyaz yakalı, kendisi ve şirketi satın alan almanlar dışında geri kalan çalışanlar için kölelik düzeni olduğunu söyleyebilirim. yaratmış olduğu şey, işler büyüdükçe günde 500-1000 arasında müşteriyle görüşmenin normalize edildiği, 150 kişinin çalıştığı çağrı merkezinde 1 bardak kahve yere döküldü diye çok yetkili abilerin mailler döşeyip çalışanları rencide ettikleri bir ortam(içerik de o kadar bina yaptık siz kahve döküyorsunuz minvalinde birşeydi). işin içinde değilken ben de bir çok müşterisi gibi canlı yardımına bağlanıldığında sadece benimle ilgilenildiğini sanırdım. halbuki eğer bir çalışan size geç cevap veriyorsa bunun aynı anda 10-15 kişiyle yazışmak durumunda kaldığından kaynaklandığını öğrendim sonraları. insanların müşterilerden duydukları hakaretlerle bilgisayar başında sinir krizleri geçirdiği, hüngür hüngür ağladığı muhteşem bir çalışma düzeni; ama sandalyeler 1200 euro :) tabii ki sistemin içinde kendisine kıdem verilmiş(para değil kıdem:) sınırlı yetenekliler mevcut. başka yere gitse sıfatının yarısı kadar değer göremeyeceği için; düzen kendileri tarafından ölümüne savunuluyor. fikir sahibi olunabilmesi için black mirror fifteen million merits bölümünü izleyebilirsiniz o derece. öve öve bitiremediği uyku odasında uyuya kalıp öğle molasından 8 dakika geç döndüğüm için yazılı uyarı almış birisi olarak yazıyorum bunları. ha bu arada benim hakkımda işten çıkarılmış-çıkmış atıp tutuyor diyeceklerdir muhtemelen. kimseyle alıp veremediğim yok. bu yazdıklarım içeride kalan dostların çalışma şartlarını bir nebze düzeltebilirse benim için ne ala. ben balatayı sıyırdım istanbul bahçelievlerde seyyar köfteci açıyorum. kapitalizimin göbek bulmuş hali etilerden çıkar da gelirse bir gün; bir yarım ısmarlarım kendisine söz.
  • futbolla ilgilenmedigim için futbol veya takımlarla olan bagini bilmiyorum ve dahasi ilgilenmiyorum.

    bana sunun cevabını verin istiyorum. hangi sebeple kazanmış olursaniz olun ister esnaf ister girişimcilik 27 milyon dolarınızi başka insanlarla paylasabilecek kadar dirayetli misiniz? ne pr'i ne ik'si lan? hangi pr? bunu kaç kişi duydu? kimler biliyor? adam neyin reklamını yapıyor?

    en nihayetinde paraya biat etmediğini gostermis "hepsi benim olacak" patroncuklarindan olmamis bir insan. harcanan emegin karsiligini vermis, kazandigi parayi calisanlariyla paylasmis. boşuna demiyoruz paylastikca guzellesirsiniz guzellestirirsiniz diye. başka insanların hayatlarına dokunmuş onları coluk çocuk ailecek mutlu etmiş olmalı. o mesailerin hakkını ödemiş olmalı.

    yıl sonlarinda bol sifirli kar açıklayan hicbir firmaya örnek olamayacağını biliyorum. kapitalizme kafam girsin lan..
  • temmuz ayının son günlerinden birinde, sabaha karşı 5 civarı atatürk havalimanı'nda gördüm kendisini. elinde ceket, hızlı hızlı yürüyordu. şaşırdım. sevdiğim bir işadamı nevzat aydın, o yüzden terslenmeyi de göze alarak koşar adım yetişip durdurdum ve kendimi tanıttım. afalladı ancak yine de gülümseyerek "memnun oldum" dedi. bir fotoğraf çektirmeyi rica ettim, kırmadı. haddimi iyice zorladım ve "bu havada ceketle nereye böyle nevzat bey, hasta değilsiniz inşallah?" dedim. "ha yok" dedi, "gittiğim ülke soğuk". "transfer mi?" diye sordum, bir şey söylemedi. gülümseyip müsaade istedi. ertesi gün birkaç gazetede haberleri görünce anladım kulüp için gittiğini.

    yemeksepeti'ni kurup, yönettiği süreç içerisinde ülkenin ve girişimciliğin son 15 yılına, sattığı noktada ise cumhuriyet tarihine damga vurmuş bir adam düşünün. sabahın 5'inde, üstelik hiçbir mecburiyeti ve kazancı olmamasına rağmen, bir tutkunun peşinden gidiyor. bu benim için çok anlaşılmaz bir durum. daha önce de yazmıştım zaten: yerinde olsam yaptıklarını yapmazdım. o ise yıllar içerisinde nakış gibi işlediği ve sonuna kadar hak ettiği itibarını da, kazancını da hayattaki belki de en büyük tutkusu olan trabzonspor için kullanma konusunda tereddüt dahi etmedi. çok acayip.

    finansal fair play, batık ülke/ kulüp ekonomileri, büyük liglerle iyiden iyiye açılan makas düşünüldüğünde trabzonspor özelinde tüm kulüplerin son şansı olan scouting'i getirmek ve bir kültür olarak yerleştirmekti niyeti. bunun için ekip kurdu, mücadele etti. artık hiçbir sportif amacı kalmamış, sadece iyi bir kontrat hedefleyen yaşlı oyunculara sırf taraftara şirin görünmek için milyonlar dökmektense, gelecek vadeden; hem oynadığı sürede, hem de satılırken değer yaratabilecek gençlerin peşinden koşmayı tercih etti. ki doğru olan bu zaten. biraz parlamış oyuncuyu alma konusunda bırakın büyükleri; trabzon'un everton, palermo, wolfsburg ya da valencia ile yarışma şansı var mı, böyle bir ekonomik mücadele mümkün mü? değil. ligimizden kimse için değil. etmeye kalkan daha fazla gömülüyor borç batağına. sonu karanlık o yolun.

    kendisinin kurduğu ekip haftada 70'den fazla maç izleyerek oyuncu datası oluşturuyordu gazete haberlerine göre. müthiş. brezilya'ya oyuncu bakmaya gidip ronaldinho'yu beğenen lemi'yi falan saymazsak, trabzonspor scout'larının manchester united, southampton, psg scout'larıyla birlikte maç izlediğine dair haberleri sadece bu dönem gördüm ben. önceki yönetimlerden futbolcu datası olarak birkaç not kağıdı dışında hiçbir şey kalmadığını söylemişti bir röportajında nevzat aydın. trajikomik durumlar velhasıl. sırf bir data havuzu oluşturması bakımından bile çok kıymetli bir süreçti. anlamadılar.

    işin teknik tarafı bir yana tüm kariyerine, başarılarına ve gücüne rağmen oturup, sırf trabzonsporlu oldukları için insanlarla saatlerce konuştu, onların sorularına cevap verdi. medya manipülasyonunun kulüp adına en aza indiği ve yerel basın olarak nitelenen kan emicilerin çarkına çomak sokulduğu bir dönemden bahsediyorum. agresifleştiler o yüzden, yalan yanlış tonla haber yapıp yıpratmaya çalıştılar. sadık bir köpek - sahip ilişkisi yürüttükleri eski başkanlar, yöneticiler gibi olur sandılar. yanılgıları, kapıldıkları telaş kadar büyük oldu. yıllarca trabzonspor'un başarılı olmasını değil onun üzerinden nemalanmayı amaçlayan, armanın değil paranın peşinden koşan bu asalak sürüsü sonunda bıktırdı nevzat aydın'ı. bayram etsinler şimdi.

    3-5 ayda sistem değişir, bambaşka bir kültür (üstelik sancısız) oturur sanan trabzonspor taraftarının bir kısmı da fark etmedi, kendisinin yapmaya çalıştığı işin son şansları olduğunu. her transferi mükemmel, her hamlesi olumlu yönetim mi var dünyada? hayatları boyunca trabzonspor ortak paydası dışında hiçbir vesile ile göremeyecekleri, konuşamayacakları, yanına gidebilmek için dahi aylarca randevu kovalayacakları adam twitter'da saatlerce kendileriyle konuşunca, onu gözden çıkaracak, ona hakaret edecek cüreti buldular kendilerinde. ne tuhaf. yarın iho ya da türevi biri gelip milyonlarca dolarlık kontratlarla, ahı gidip vahı kalmış topçuları kulübe yığdığında mutlu olurlar artık. hak ediyorlar.

    nevzat aydın bir şey kaybetmez. tutkunu olduğu takımı akyazı'da izler, gider deplasmanda izler. yine coşar, üzülür, bağırır. yöneticiden öte/ önce taraftar kendisi. kaybeden trabzonspor, türk futbolu oldu burada. profesyonel olarak aynı görevi yapması için milyon dolarlar döksen kabul etmeyecek olan adam, gönüllü olarak gelmiş yapıyor o işi, beğenmiyorsunuz. arsızlık tek sizde mi var, yoksa genetik mi?

    galatasaraylıyım. bu ülke futbolunun geleceği karanlık maalesef.
  • sosyal medyadan bir gazeteciye gerizekalı mısın yalaka gibi hakaret ifadeleri kullanabiliyor. övmeyin böyle adamları.
    kimin haklı olduğunun önemi yok. bu nasıl üslup. edep edep edep edep edep edep