şükela:  tümü | bugün
  • kendisi için "french quarter'ı ve bourbon street'i çıkarsan hiçbir özelliği kalmayacak şehir" diyelerin hakkında bir bok bilmedikleri nefaset, hastası olunası mekan. gelirseniz şunları yapınız:

    french quarter'ta gezinmece, bourbon'da gece hayatına atılmaca, strip club'lara girilip koca memeli ablaların kiloduna para sıkıştırmaca (şanslı iseniz 1-2 dolara o memelerin arasına kafanızı sokup şıkı şıkı yapıyollar, ben kocamı evde bırakıp zaman zaman gidiyorum, şahsi favorim :p içkiler pahalı ama içeri ücretsiz girilebiliyor, kapıdaki badigard'la pazarlık yapılsın mutlaka - yalnız, damsız iseniz hiç pazarlık filan denemeyin. pazarlığı kızlı erkekli gruplar için söylüyorum. şahsi deneyimim, hatun kişilerin ücretsiz pek rahat girebildiği yönündedir. içerde içkiler pahalı ve bir tane içki içmek zorundasınız.)

    genel olarak french quarter'da yürününce bir sürü atraksiyon var zaten. cafe du mond ucuz, pis ama beignet'ler güzel, sütlü kahfe leziz, her giden turist bi kere gider, iyi de yapar. cafe du mond'un oralardan mississippi kenarına geçiliyor. geçilsin, "niçın boğdun ulan jeff buckley'imizi" diye nehre tükürülsün bence. -tükürük opsiyonel.

    canal street'in french quarter'ın kenarında mississippi'ye birleştiği yerden nehrin karşısına feribot kalkıyor, bildiğim kadarıyla yayalar ücretsiz biniyor. bininiz, karşıda (algiers) pek bişey yok ama nehri geçmek keyifli. aslında karşıda güzel bir bar var: http://www.oldpointbar.com/ jazz, blues oluyor, turistler gitmez pek, güzel bir "local" bar.

    riverside mall: central business district'te (french quarter'a yakın) bir alışveriş merkezi. nehre bakıyor, güzel hediyelik eşya tükkanları var.

    magazine street'te gezinmece yapılsın. buffalo exchange diye ikinci el kıyafet tükkanı benim en sevdiğim mekanlar arasında. nacho's mama meksika restoranının yemeklerini de severiz.

    yine magazine üzerinde bir french bakery var. lezizzzzz. hemi de ucuz.

    croissant d'or ise french quarter'da bir kahveci tatlıcı. çok güzel. (adresleri google'dan bakarsınız diye şeapmıyorum)

    jazz müzik için bourbon'da dolanmayın, frenchmen street'e gidin. fq'dan yürüme mesafesi (biraz uzun ama dolanarak gidiliyor pek güzel). oradaki barlarda güzel müzik oluyor. sevdiklerimizden biri: spotted cat

    prytania street üzerinde st. james cheese company diye bir yer var. kendi şarabını götürüyorsun (ya da hemen yanda bir de şarap satan bir yer var). adamlardan peynir tabağı alıyorsun, pek güzel peynirler getiriyorlar. şarap açmak için ekstra ücret almıyorlar.

    fq'ya yakın bir yerlerde mimi’s: http://www.mimisinthemarigny.com/ güzel tapa yapıyorlar, müzik de oluyor. severiz.

    st. charles tramvayına binip teee uptown'a gitmece. yolda malikaneler var, manzara güzel. 1.25 dolara şehir gezintisi yani. kesinlikle yapınız. hatta uptown'a gelirseniz arayınız, biz oralarda oturuyoruz, biyerlerde bişeyler içeriz dilerseniz. (aramazsanız darılmayız, biz meşgul olur da gelemezsek de siz darılmayın :)

    uptown'da yapılabilecekler:
    camellia grill'de hamburger yemece. http://www.atneworleans.com/body/camelliagrill.htm
    la madeleine'de kahve, tatlı, çorba filan nefis: http://www.lamadeleine.com/locations?q=new orleans
    cooter brown's barında da güzel sandviçler var, her çeşit bira var. tam beyaz amerikalıların takıldığı maç izledikleri bir yer. timsah etli sandviç var. güzel :) http://www.cooterbrowns.com/
    oak street'te bir sürü yiyecek, kahve, ikinci el kitap filan mekanları var. tatlı bir sokak. geziniz.
    yine uptown'da tulane üniversitesi'nin hemen karşısında audubon park var. ağaçlara filan sarılınılası, huzur ortamı.

    magazine taraflarında garden district denilen bölgede ünlü insanların zamanında ya da halen yaşadıkları evler var. ben pek bilmiyorum. bitek anne rice'ın zamanında yaşadığı ev var onu biliyorum. ama internette bu konuda gırla bilgi vardır.

    eğer iki üç gün değil de biraz daha uzun kalacaksanız, bence bir iki günü için araba kiralayabilirsiniz. türkiye ehliyetleri ile kullanabiliyorsunuz, problem olmuyor.

    müze:
    city park taraflarında noma (new orleans modern art museum). hem parkı görmek hem de müzeye gitmek için. ama fq'ya uzak. arabasız zor. tramvay'la gidilebilir. uzun sürer biraz ama olsun.

    buna gitmedim ben de merak ediyorum: http://www.yelp.com/…ns-pharmacy-museum-new-orleans

    son olarak, geldiğiniz mevsime göre değişir ama hava çok soğuk değilse ve vaktiniz olacaksa kesinlikle bir swamp tour'a katılın, bataklık gezin. çok ilginç oluyor. :)

    insectarium, aquarium ve audubon zoo güzel yerler bu tip etkinlikleri sevenlere.
    jean lafitte park, arabayla gidilebilecek uzaklıkta, bu bölgenin doğasını anlamak, bir iki timsah görmek için güzel :) kısa patikaları var (trail).

    aşağıdakileri de kendime not almışım, bakınız, ilginizi çeken bişey olur belki, bazılarına ben de gitmedim daha önce.

    coffee shop
    http://www.yelp.com/…round-coffee-house-new-orleans

    tiyatro filan
    http://www.yelp.com/…tre-du-vieux-carre-new-orleans
    improv: http://nolacomedy.com/live-comedy/

    kayda değer diğer mekanlar:

    http://www.yelp.com/…ute-of-new-orleans-new-orleans
    http://www.yelp.com/…-confectionery-inc-new-orleans
    http://www.yelp.com/biz/haydels-bakery-new-orleans
    http://www.yelp.com/…mer-baking-company-new-orleans
    http://www.yelp.com/…urel-street-bakery-new-orleans
    http://www.yelp.com/biz/jagerhaus-new-orleans-2
  • gabriel knight ın birincisinin geçtiği gizemli fransız etkisinde kalmış caz membağı.şehrin yarısı voodoo pratiği olan vodoun a inanıyo.
    suç oranı yüksek ama gitmeli yine de.
  • savaş için, silahlar için milyar dolarlar harcayan bush'a, dünyadaki iklim değişikliği, global ısınma ve doğayla başetmek gibi daha önemli konuların varlığını ve bu konularda da kafa yormak, masraf yapmak gerektiğini hatırlatan şehir.
  • gonderilen askerlerin ve techizatin buyuk bir bolumu sehrin disinda bekletilmekteymis. artan yagma ve siddet olaylarindan sonra sehre girebilen askerlere ise yagmacilari vurma izni verilmis durumda. polislerin de yagmalara katildigi iddia ediliyor. bir cocugun susuzluktan annesinin kucaginda can verdigi haberi sanirim olayin ciddiyetini gozler onune seriyor. ama etkiliyor mu? beni etkilemiyor acikcasi. amerika sayesinde bu tur olaylari televizyondan izlemeye alismadik mi zaten?
  • dunyanin en ozel sehirlerinden biri olan ve en kisa zamanda toparlanmasini umdugum bu sehirde -kismen veya tamamen- gecen bazi filmler icin:
    (bkz: easy rider)
    (bkz: pretty baby)
    (bkz: wild at heart)
    (bkz: jezebel)
    (bkz: a streetcar named desire)
    (bkz: jfk)
    (bkz: interview with the vampire)
    (bkz: the skeleton key)

    bonus olarak (bkz: moon over bourbon street)
  • konferans için geldiğim ve sele, yıkıma terkedilişine rağmen hala dünyanın en güzel, en heyecan verici ve ilginç yerlerinden biri olmayı başardığını mutlulukla gördüğüm, abd içinde mutlaka görülmesi gereken iki üç yerden biri. jazz müziğini pek sevmediğim halde bana jazz'ı sevdiren, kahvaltıda, öğleyin, akşam, gece, gündüz şehrin dört bir yanında her biri birbirinden muhteşem müzisyenleri canlı olarak sokaklarda barlarda dinlerken burasının abd olmadığını, olamayacağını düşünürsünüz. her şey oldukça serbesttir, sokaklarda içki içilebilir, hatta dünyada bir yerlerde hala kapalı mekanlarda sigara ve benzeri ürünün rahatlıkla tüketildiğini görmek şaşırtıcıdır. yemekler de yine abd'de pek rastlayamayacağınız kadar çeşitli, zengin, lezzetli ve bol kepçedir. sokaklarda şehrin yerlileri sizi görünce merhaba der, muhabbet açar. amerika'nın geri kalanı için fazla kategori dışı, fazla özgürlükçü, fazla eğlenceli ve fazla günahkar kaçtığı için katrina kasırgası sonrası uzun süre hiç müdahale edilmemesine ve şehrin sel sularına terk edilmesine şaşmamak gerekir. birçok muhafazakar amerikalı'ya göre onların yapamadığını tanrı'nın eli katrina kasırgasıyla gerçekleştirmiştir. aynı muhafazakarlar 11 eylül'ün de içinde milyonlarca eşcinsel ve yahudi barındıran gühakar new york şehrine tanrı'nın gazabı olduğuna inanmaktadır. yine de her şeye rağmen new orleans'ın hala direndiğini görmek mutluluk vericiydi. şehirden ayrılacağımız gün sokakta siyahlar giyinmiş neşeli bir bandonun müziğiyle dans eden bir kalabalıkla karşılaştığımızda giderayak şehrin bize yine bir sürpriz yaptığını, bir festivale denk geldiğimizi düşünmüştük. ama çok geçmeden bunun ünlü bir jazz müzisyeninin cenazesi olduğunu öğrendik. new orleans'ın ölüsü bile dansıyla, müziğiyle, kaybetmediği neşesiyle bu şehri yıkılmış, yerle bir olmuş olarak görmek isteyenleri titretmeye yeter diye geçirdik içimizden. ve bir gün mutlaka geri dönmek üzere new orleans'tan ayrıldık.
  • kendisi beni çok sürpriz bir şekilde kendisine bağlamıştır. houston ve new orleans'tan oluşan seyahatimin beni heyecanlandıran tarafı houston'dı. hem muhteşem barbekü kültürü, hem texas'ın kendine has havası hem de nasa ile beklentilerimi tamamen karşılayan houston'dan sonra bir konferans için new orleans'a geçtim.

    new orleans'tan beklentim sadece cazdı. geri kalanında ise konferansın sıkıcılığı ile geçecek bir seyahat olmasını bekliyordum. ama geçmişindeki fransız esintileri, siyahilerin etkisi, mükemmel deniz ürünleri ve genel atmosferiyle beklentisiz gittiğim bu şehirden, beraberimdeki herkesin "new orleans'ta yaşanır mı acaba?" sorusuyla ayrılması gerçekten şaşırttı.

    belki de texas'tan sonra avrupai havası da bunda etkili olmuştur. ne oldu nasıl oldu bilmiyorum. ama new orleans kesinlikle gönülleri fethetti. ilginçtir ki bu güzel şehir aslında hiç bu yönüyle bilinmemekte. abd dendiği zaman new york, los angeles, boston, miami gelir çoğu insanın aklına. oysaki new orleans bu klasmanda bana göre tam bir underdog.
  • turkiyeden siktir olup yerlestigim yer. henuz 1 ay oldu new yorktan buraya geceli ama simdilik her sey gayet guzel duruyor.
    buraya gelecek ya da gelen suserlere bi kac bira ismarlayabilirim :)
  • "nola" kısaltmasıyla bilinen şehir.
    deniz ürünleri, özellikle istiridyesiyle pek meşhur şehir.
    tavsiye edilen restoranlar:
    -acme oyster house, 724 ıberville st
    -royal house, 441 royal st
    yengeç, ıstakoz, karides, timsah, yerel pilavlı ve etli tabakalar denemeye değer.