şükela:  tümü | bugün
  • düşünün, 90 ların ortasındasınız... terminator 2 izliyorsunuz tv'de.
    işte tam o sırada küçük bir leprikon belirse odada ve 15 yıl sonra civa adamın, "sarışın, esmeri ne de kumralı benim için en güzeli insan olanı"'yı söyleyen adamın yazıp yönettiği bir filmde, "bu kız beni görmeli bana kazak örmeli" diyen adam ile oynayacağını söylese?
  • mustafa sandal olmasaymış kötü olurmuş bu film..mustafa sandal olduğu için çok kötü olmuş..
  • rol aldığım bir filmdir. evet, kaptan-ı derya kılıç ali paşa camii'nde ali sürmeli'den vaaz dinleyen ve zikir çeken 300 kişiden biri benim.

    mahsun kırmızıgül'ün yönetmenlik performansını, kamera arkasında 12 saatten fazla izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki; o filmi mahsun kırmızıgül çekmedi. tamam, kırmızıgül'ün kamera önünde olduğu sıralarda monitörde yönetmen yardımcısı durur. ama bu öyle bir şey değil. mahsun diyor ki "ikinci kata kamerayı kuralım. xx milimetre ile bir kayıt alalım bakalım nasıl olacak.". yardımcısının, "mahsun ağabey xx milimetre olmaz ordan. xx milimetre ile alsak daha iyi." demesi üzerine mahsun da "tamam kardeşim öyle olsun." diyor. inanın, bu "tamam kardeşim öyle olsun"lar hiç bitmiyor.

    yine de çok üstüne gitmemek gerekir mahsun'un. şimdilik senaryo yazıyor; kafasındaki açıları yardımcı yönetmenin teknik bilgisiyle harmanlıyor. böyle böyle teknik de öğrenir. o zaman gerçekten "yazan ve yöneten = mahsun kırmızıgül" olur.
  • haluk bilginer'in referansı ve biraz da "beyaz melek"in vasatın üstünde bir ilk film olması sebebi ile mahsun kırmızıgül'e karşı tüm önyargılarımdan arınmış bir şekilde -hem de bileti önceden alarak- ilk gününde izledim filmi.

    bence "birşeylerin yazarı" olmak için, önce "birçok şeyin okuru" olmak gerekiyor.

    benim bu filmden çıkardığım ana sonuç budur. mahsun kırmızıgül'ün sinema, senaryo, olay örgüsü kurma, karakter derinliği yaratma ve diyalog bütünlüğü oluşturma gibi teknik yetersizliğinin yanısıra, genel edebiyat ve türkçe konusunda da çok temel eksikleri olduğunu gözler önüne seren bir yapım olmuş.
    bu kadar kötü bir filmin yönetmenlik payesini almasında bir sakınca yok ama bu filmde herhangi bir yönetmenlik mesaisi harcadığını filan da düşünmüyorum. harcadığı en önemli şey ise hiç şüphesiz haluk bilginer.

    filmin genel anlatım dilinden derli toplu bir hikaye çıkarmak mümkün değil.
    karşılıklı diyaloglar çok kopuk. bir mevzu üst üste sahnelerde defalarca tekrarlanıyor, hem de neye hizmet ettiği muğlak kalacak şekilde.

    oyunculukların da zaten yüzeyel olan karakterleri iyice anlamsız hale getirme dışında herhangi bir amaca hizmet etmedikleri açıkca görülüyor... (haluk bilginer'i ayrı tutarak tabi) amerikalı oyuncular ise filme hem zorla monte edilmiş gibi duruyor, hem de tekdüze repliklere, türkçe dublaj sırasında kullanılan doldurma kelimeler de (korkarım,umarım, anlıyor musun ha vb) eklenince izlemek dayanılmaz hale geliyor.

    bundan sonrası örneklerle irdeleneceğinden spoiler içerecektir.

    --- spoiler ---
    filmin ilk sahnelerinden itibaren kullanılan farklı olay, mekan ve kişilerin, birbiri ile olan bağlantısı, anlatılan hikayeye olan hizmeti film bittikten sonra bile anlaşılamıyor. tekkede zikreden cemaat, yemin eden ülkücüler, yemin eden polisler, bir hücre evi filmin başında ardarda gösteriliyor. hatta cemaat, ülkücülerden para filan istiyor, o para ile gerçekten ne yapılıyor belli değil, açık değil... gerçi o ülkücülerin konuyla ne ilgisi olduğu da belli değil zaten. oysa tiyatrodan gelen temel bir kural vardır. "bir sahnede bir tüfek gösterilmişse oyunun sonuna kadar o tüfek mutlaka bir şekilde patlar" yani kullanılır. ama ne o cemaat ne de ülkücüler tam olarak bir amaca hizmet ediyor filmde. ayrıca hikaye için çok önemli olan islami terör örgütü bile işlenmiyor ki filmde... gerçi ne hacı'nın, ne fırat'ın, ne acar'ın hikayesi hiçbir biçimde anlatılmıyor izleyiciye. kopuk kopuk bahsedilen birkaç unsur film bittiğinde bile karakterler üzerinde ne empati yapabilmemizi, ne birilerine öfke duyabilmemizi, ne de ölen hacıya üzülebilmemizi sağlıyor.

    *mustafa sandalın oynadığı karakter acar, kötü senaryonun en zavallı kurbanlarından.
    bunun dışında doğal olarak çiğ bir oyunculuk söz konusu. david becker'ın odasına ilk girdikleri sırada yüzünde öyle heyecanlı ve mutlu bir ifade vardı ki, adamı önceden tanıyormuş da yıllardır görmemiş gibi bir izlenime kapılıyorsunuz. ayrıca fırat'a filmin başında "amirim" derken birden fırat diye hitap ederek bir de nasihat filan vermesi de nasıl bir hatadır akıl almıyor. özellikle repliği olmayan sahnelerde, ne yapacağını bilmediği için, gereksiz kafa ve konuşan kişiye yönelme hareketleri acemiliğini adeta tescilliyor. zaten seçme, eğitimli bir teşkilat mensubu olan karakterin hacı'nın suçsuzluğuna hemen inanıp güvenmesi ve hatta türkiye'ye getirmemeye falan karar verecek kadar cozutması ciddi bir karakter boşluğu olarak yerini alıyor filmde. sonlara doğru iyice cıvıtan karakter, işi gücü yokmuş gibi turist filan gezdirip sorgudaki birinin yakınlarıyla yemeğe de çıkmaktan geri durmuyor.

    *mahsun'un fırat baran karakterinden bahsetmek bile abes aslında. bence mahsun acilen "yazma"yı, ardından yönetme işini bıraksın ve sadece biraz oyunculuk öğrensin artık.

    *david becker* karakteri ise ayrıca evlere şenlik işler yapıyor. 2 kez namaz sırasında insanlara müdahale ediyor. (neden 2. kez kullandın a senarist, a yönetmen bu kadar mı kısırsın aynı şeyler tekrar tekrar..) hacıyı sorduktan sonra cevabı bile beklemeden çekip gidiyor mesela!
    hacının kızının evine geldiği sahnede de kız ve nişanlısı ile iki saat ayaküstü konuşuyor, fakat "birşey duyarsanız beni arayın" diyerek kartvizitini orada kim olduğunu bilmediğimiz konuşmadan dikilen teyze ve amcaya* uzatıyor! çok saplantılı bir kin duygusu güdüyor ama bir an sonra karşıdakine "haklı olabilirsin" diyebiliyor. bu da açık bir karakter zaafiyetidir. güçlü ve keskin şeyler yapan sivri karakterleri, davranışlarından vazgeçirmek, düşüncelerini değiştirmek için büyük olaylar gerçekleşmelidir filmlerde, kolayca düşüncelerini değiştirmek senaristin çuvalladığı anlamına geliyor.

    *marcus* karakteri 30 senedir tanıdığı adama, hayatını değiştirdiği için iki cümlenin birinde teşekkür etmesi, gene islam ile ilgili iyi mesaj verme kaygısının bir sonucu. zaten filmden birkaç süsü çıkarınca geriye neredeyse puding tadında bir "tele tubbies" macerası kalıyor.

    *filmin en büyük açmazlarından biri de zaten teslim olmayı düşünen bir adamın kızının düğün seramonisine neden katılmadığı sorusudur. yerinin tesbit edilememesi ayrıca vahim ama en azından kızının düğününe katılıp bitiminde teslim olmayı göze alsa pekala daha mantıklı olmaz mıydı?

    *bir de mahkum nakil aracından kaçırılma mevzusu var tabi. kuzum bu adamlar dindar mı, çete mi, mafya mı nasıl bir örgüt, hacıyı federallerden kaçırabilecek kudrete sahip? üstelik hacıya nasıl bir suç isnat edildiğini bile bilmeden neden böyle bir aksiyona giriyorlar???

    *haluk bilginer, kötü şivesini bir tarafa bırakalım, basbas bağırıyor, "ben melek yüzlü ama soğuk kanlı bir katil'in anlatıldığı filmde oynamalıyım ama bu film öyle değil" diye...kendisine bu filmin senaryosunu okumadan oynamayı kabul ettiği için çok kızdım.

    --- spoiler ---

    belgesel yönetmeni hasan özgen'in bir cümlesi vardı: "-kamera kullanarak- bir şeyi anlatmak demek sinema yapmak demek değildir." yani birşeyi anlatmanın farklı bir çok yolu olabilir. ama siz sinema ile anlatmak istiyorsanız bunun belli kuralları, ölçüleri vardır... bir kere senaryo yazmaktan falan anlamalısınız öncelikle.

    bu film sinemadan olduğu kadar, derli toplu bir hikaye anlatmaktan da malesef uzak.
    "okumadan" yazılamayacağının, "izlemeden" çekilemeyeceğinin adeta kanıtı..
    üzüldüm.
  • film olarak çekilmek istendiğine inanmak istemediğim şey. evde izledik evvelsi gün. son derece de önyargısız izledim.

    --- spoiler ---

    *görüntüler, teknik, efektler vs. bir türk filmine göre iyi, anladık. bitmiyor arkadaş ne teknikmiş bu. ilk olarak, kardeşim bir filmi film yapan şeyler bunlar mı? ki örneğin hacı gümüş'ü kaçırırlarken tutuklu nakil aracının kapısını patlatmaları esnasında kullanılan efektin evde daha iyisi yapılabilirdi. bir de bitmeyen mükemmel görüntüler yalanı. bin helikopetere tepeden çek arabayı, çek apartmanı iyi görüntü olsun. "aaa ne güzel lan koca koca arabalar bit kadar." eğer bu görüntülerden hoşlanıyorsanız sinemaya gitmeyiniz, uçak bileti alınız.

    *klişeler, klişeler, klişeler.. buraya yüz kere yazsam da anlatamam yoğunluğunu. ayasofya'da dua eden farklı dinler, iyi müslümanlar - kötü müslümanlar, laik müslüman istanbullu musti - islamo kürt mahsun, kör anne, gülen ayva ağlayan nar... ulan yalnız klişe konusunda global oynamışız ona sevindim bak. "new york polisine yalvaracak halim yok jimmy billy bob" diyerek nypd'ye ayar veren fbi var olm filmde.

    *ancak "lanet olsun albay ben o işleri artık bıraktım. artık ailemle ilgileniyorum." diyen eski komando ve "hayır sıtuvırt, ülkenin ve benim sana ihtiyacımız var. hem eski ortağın semuyel de ellerinde." diyen general yok, ona üzüldüm.

    *senaryo çok iyi olmuşmuş. "ay çok sürprizliydi sonunu tahmin edemedik." normaldir, edemezsin. ben de edemedim. zira filmle ve konuyla bir ilgisi yoktu. yani sonunda hacı gümüş son samuray, mahsun john lennon, musti de lee harvey oswald çıksaydı da tahmin edemezdik, o da sürpriz olurdu.

    *kurgu. o da ne? hacı gümüş duruyor duruyor "1973'te ne olduğunu asla unutmadım.." diyor ve yere doğru bakıyor. akabinde bambaşka bir sahne alakasız bir olaylar zinciri anlatılmaya başlanıyor. "flashback mi ula derken?" yakalamak için cemaatlere adam soktukları, amerikalar'da olaylar çıkarttıkları asıl terörist liderin görüntülerini görüyoruz.

    *senaryonun mantıksızlıkları ve saçmalıkları hakkında hakikaten filmden daha uzun başka bir film çekilebilir. kronolojik gitmeyeceğim... zira filmin de bir kronolojosi yok. öylesine sahneler bütünü.
    1)yukarıda da dediğim gibi, dünya birbirine giriyor. fbilar bilmemneler, ajanlar gidiyor geliyor, cemaatlere sızılıyor bir terörist lideri yakalamak için. hadi mahsun bütün türkiye'yi dolandırdı, lan bu adamı yakalamak zaten beş dakikaymış. yerli swat liderimiz geliyor, "baba bak ne buldum" diye bir cd izletiyor. ondan sonra beş dakkada beşiktaş, gerçek terörist yakalanıyor getiriliyor.
    2)hayatını cihata adamış terörist lider, ilkokul 3'e gidiyor sanırım. zira emniyet müdürüne vaaz verdikten sonra, hacı gümüş'ün hikmetli ve barışçıl sözleri ile yaramazlık yapmış bebe gibi başını önüne eğiveriyor. senin yaptığın cihat bu kadar olur zaten.
    3)mahsun emniyet istihbaratın içinde eyle kıymetli, eyle önemli bir adam; sızma operasyonlarındn kullanılıyor, emniyet müdürüyle göte parmak haldeler. amma velakin son dakikada tesadüfe bak soyadını değiştirdiğini öğreniyorlar. soyadını değiştirmesinin yanında, hacı gümüş'ün mahsun'un babasını öldürme suçundan hapis yattığını da anlayaveriyorlar. veri veri kılevir... ulan adam polis olmuş, istihbarat olmuş, en gizli görevlere giriyor çıkıyor; bir kişi de dememiş ki "aga bu adam kim?". soyadını değiştirdi, babasını da mı değiştirdi? sonunda "vay amuğa koyim hepimizi kandırmışlar" diye şaşırır tüm yetkilerini aldığımın yetkilileri. ama burada anlarız ki aslında hepsi cemaat-iktidar ilişkileri sebebiyle o mevkilere gelmişlerdir. burada otör kişilik mahsun bize bir mesaj daha verir. kadrolaşma kötüdür. yea madıfakırlar.
    4)fbi'ın başı ıraktaymış. o cia canım. öyle bir tane kuruluş yok amerikada. "biz fbi her boka biz bakarız." o fbi'ın konvoyunu da harlemli zenci çetesi biraz yarrak basar çok afedersin.
    5)hacı gümüş en bir aranan islami terörist olaraktan amerika'yı birbirine katıyor, neyse efendim nihayetinde yurda getiriliyor. sonra inanılmaz yaratıcı bir öyküyle kardeşi 11 eylül'de ölünce islam düşmanı olmuş fbi'cı terminatör tüm gücüyle peşine düşüyor falan feşmekan. ulan bu arada adamın karısıyla, organizayonun ikinci ismi danny glover, ki bir an mel gibson south parktaki deli haliyle ortama dalarak "cehennem silahı'nın hatrına yapma be baba? para lazımsa benden isteseydin." diye ortama dalacak diye umutlandım, uçağa atlayıp memlekete geliyorlar. bir kişi de demiyor ki "lan siz ne bok peşindesiniz?" adamı oyarlar bebeyim.
    6)fbi'ın hacı gümüş'ü rapçilerin sürdüğü bir kamyon ve iki tane zırto fbi ajanıyla nakletmesi ise ayrı bomba. ayrıca hacı gümüş maşallah fbi'a kadar sızmış demek, nakledileceği yol, korumalar falan hep biliniyor. sonrada o profesyonel kaçırıcıların da kim olduklarını öğreniyoruz gerçi. east coast'tan bir grup gangsta genç. tabi tabi tabi tabi.. madırfakır, kaksakır biç.... zenci didiğin nedir ki, devlette iyi iş bulanı rap dinler, iş bulamayanı ot çeker fbi siker... budur yani..
    7)musti ve mahsun'un işkence ettiği market müdürü timur'a gelelim. timur hakikaten niye biliyor hacı gümüş'ün nerede olduğunu, kimin kaçırdığını? timur kim lan olayların arkasındaki gizli beyin mi? hadi biliyor, lan adamı oradan aldırın bir. zaten fbi ne yapalım ne yapalım, hadi hacı gümüş'ün markete gidelim.
    -timurcum merhaba biz fbi hacı nerede?
    +bilmem nerde.
    -amına koruz lan senin. zaten gad demn(silent m) müslimanlar biraderimi öldürdü.
    +abi ayıp oluyor...
    (birkaç saat sonra)
    -konuş lan hacı nerede?
    +abi bilmiyorum..
    (pat küt çat pat floşşş glu glu glu)
    -tamam sizi fbi konvoylarından adam alacak yetide harlem çetesine götüreyim. şurdan bi taksiye binelim çok yazmaz zaten.
    8)fbi'ın adam sorgulama örneklerinden bir kuple;
    fbi, konvoyuna saldırılıp elinden kaçırılmış en bir önemli misliman tireöristi aramaktadır.
    -bu adamı nereden buluruz.
    +abi adam müslüman, camilerin oraya bakalım bi bilen çıkar
    -evet, doğru söylüyorsun hemen camilere gidelim. belki cumaya gelir. hem gelmese bile belki oradaki arkadaşları söyler. onlar söylemese bile ben bir iki saygısızlık eder, mesaj içeren diyalog söyleme şansı tanırım imama.
    (bir süre sonra cami önü)
    -beyler ben fbi'dan kardeşi müslümanlar tarafından öldürülmüş ve islamı sevmeyen adam. bu da ortağım amerikalı ucuz oyuncu. bu adamı gördünüz mü?
    +cevap yok.
    -işte kartım. bir şey görürseniz arayın. fbi bu ara ödenek yokluğu içinde. bu bağlamda en üst düzey yöneticilerden olsam da her yere ben gidiyorum, kartımı ben veriyorum. canının eğlence falan çekerse o da var abi; rus, türkmen, romen. numarayı apo'dan aldım dersin.
    (hacı aranmaktadır, fbi toplantısı, iç-gündüz-fbi ofisi)
    -lan çeşit olsun diye konulmuş çinli li, söyle bakalım hacı nirde?
    +valla bütün camilere baktık ama.

    lan sikecektim artık ha. müslümanlar diye camide mi yaşıyor bunlar? başka yere gitmez mi hocam müslümanlar. camiden eve evden camiye.

    9)hacı'nın suçsuz olduğu anlaşılır serbest bırakılır. haydi hayırlı olsun. bitlis'e yollara düşülür. çok pravo..iyilerin iyisi en bir melek hacı'nın anasını 35 sene aramadığını öğreniriz. telefonda mı yoktu puşt demeyiz olur öyle marketçilik zor iş. hele o timur bezemenki zaten insanı çıldırtır.

    10)ne kadar olursa olsun, hacı gümüş gibi bir karakterin az sonra my friend's hot mom'da oynayacakmışçasına rol kesen aplayla evlenmesini anladık. ulan kızını da hıristiyan mı yetiştirir? nişanlısıyla yaşamasına müsaade eder mi? marcus imam olmuş, hala hacı'nın karısını öpmeler. hacı olmazsa ben varım mesajları vermeler ara ara. ayıp be danny glover! murtough evinin barkının insanıydı, sen çok bozulmuşsun. müslüman olmuşsun ahlakın bozulmuş.

    11)hikayenin aslı şudur. zira aslında olaylar şöyle gelişmiştir. yukarıda da değindim ama toplayarak anlatayım.
    -1973'te hacı gümüş mahsun'un babasını vurma suçundan tutuklanır. takriben 12-13 yaşlarındadır. bu esnada mahsun en azından doğmuştur. takriben 0-1 yaşlarındadır. keşke hep öyle kalsaymış deriz. zira bir bebekten bir yönetmen yaratan bir dünya var dışarıda.
    -1974'te hapisten çıkar. bi amerika yapayım der. takriben 13-14 yaşlarındadır.
    -abd'de işleri büyütür. hoca olur 2010'da takriben 65-70 yaşlarında olan marcus'u, 1977-78 yılında takriben 16-17 yaşlarındaki haliyle doğru yola döndürür. gangsta belalı boksör marcus imam hatip'e yazılır
    -1982'de marcus hacı'ya manita yapar. evlenirler. 1983'de çocukları doğar.
    -1993'te mahsun'un dedesi mahsun'u polis okuluna yazdırır. plan, mahsun'un istihbaratta yükselmesi, dini örgütlerle uğraşan birime gelmesi, emniyet müdürünün sağ kolu olması, ileride bir nokta hacı gümüş'ü yakalayarak öldürmesidir. her şeyin arkasındaki kuklacı çılgın bitlisli dede(kreyzi madıfakı papıtmastır grendfadır) bu esnada hacı gümüş'ün de abd'nin önemli dini liderlerinden biri olacağını hesap etmiştir. zira bilir ki, hacıda o elektrik vardır.
    -1993-2009 yılı boyunca kimse mahsun'un ilaç olsun diye geçmişini bir incelemez. ssk'sını bile yapmazlar yoğunluktan. 2010 yılında swat liderini muhasebeden arayıp, "ya mahsun'un aylık cemaat sızması expense listesini işlerken gördük, soyadını değiştirmiş, babasını da hacı gümüş öldürmüş." derler. öyle ortaya çıkar.
    -2001 yılında fbi başkanından sonra gelen adeta ikinci adam eski eriyik terminatörün kardeşi 11 eylül saldırılarında vefat eder. kendisi intikam yemini eder.
    -2007 yılında eski terminatör fbi haline bakmaktan kafa göz ırak'a dalar. abi yapma etme denilerek kolundan tutulup geir getirilir, fbi'ın çok acayip bir önemli yönetici pozisyonuna oturtulur. kariyerini müslümanlara kıllık yapıp, saygı ve uhreviyet içeren ayarlar yiyerek geçirir.
    -2012 yılında marcus isyan eder. "zencisin dediler cemaat lideri eylemediler" adlı şarkısıyla protest hip-hop'un amca lakaplı sanatçısı olur.

    --- spoiler ---

    siktirin lan böyle film mi olur... çok yenilikçiymiş bi de... he he, çok yenilikçi valla. türünün ilk örneği. absürd aksiyon hepimiz kardeşiz filmi.
  • call of duty gibi baslayıp babam ve oğlum gibi biten tek türk filmi.
  • senaryosu şöyle: hoca efendi denen kişiyi soruşturan ve yakalamaya çalışan iki polis new york'ta bir süre koşuşturduktan sonra türkiye'den gelen 'napıyorsunuz olm siz, kim dedi size oraya gidin diye, araştırın diye, başımıza dert mi alacaksınız, çabuk geri gelin lan memlekete' uyarısıyla kendilerini batman'da trafik şubesine atanmış olarak bulurlar. hayatlarının kalanını bilgisayar başında solitaire oynayarak geçirirler.
  • salondaki herkesi güldüren komik sahne:

    --- spoiler ---

    -ben allah' a bağlıyım.

    -sen allah'a bağlısın da biz devlet su işleri'ne mi bağlıyız ulan?

    --- spoiler ---
  • fragmanında en dikkatimi çeken şey, mahsun kırmızgül'ün bana oğlum deme hacı söylemiydi. garip, komik bir ses tonuyla söylüyor.

    (bkz: ne zaman didim hacı)
  • başından sonuna kadar mesaj verme kaygısı gütmüş, izleyenlerin her saniyesinden ibret alması beklenen bir film. bir stv dizisinin uzun metrajlı film haline geldiğini düşünün, sonra o filme biraz aksiyon, güzel ölçekte de görüntü ve aksiyon ekleyin, al sana new york'ta 5 minare beri gel mahsun beri gel!

    her sahne mesaj x ibret mi olur arkadaşım?

    (bkz: sübhanallah kardeş ibretlik bir paylaşım)