1. " iki yüzlü olduk buralarda biz biraz: sokakta bize gelen geçen "hi, how are you?" diyerek selam verince şaşırdık önceleri, nerden tanıyor beni bu yahu dedik. sonra ne yapmacıklar diye eleştirdik. ama türkiye'ye dönünce "nedir bu insanlarin suratı, bir merhaba deseler dillerine mi yapışır" demeyi ihmal etmedik.
    isimlerimizi söylerken katlediyor amerikalilar diye dem vurduk; ama senelerdir bir iowa diyemedik doğru dürüst; one, van, won'a döndüremedik bir türlü dilimizi.
    anam babam, buralar cok medeni, uygarlık baska şeymis, diye telefonlara sarıldık önceleri; sonra gandhi'nin "what do you think of western civilization?" sorusuna verdiği cevap geldi aklımıza, oturduk ağladık.
    benden gayrı dursun yunanlı dedik senelerce; sonra uzo'ya sarıldık rakı bulamadığımız akşamlarda.
    burada bize ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorlar diye şikayet ettik, sonra aklımıza geride bıraktığımız, kendi memleketinde 2. hatta 3. sinif muamelesi goren insanlarımız geldi, sustuk.
    eş dost düğününde "hadi kızım kalk biraz oyna" diyen annelerimizi "ben mi, hayatta!" diye tersledik; sonra new york barlarında masalara çıkıp göbek attık.
    tüketici hakları süper burda dedik; sonra kullandık kullandık geri verdik aldıklarımızı...
    türkiye'deyken, çaldığı yerden koşarcasına kaçtık; burada ise kadehleri kurunca sofraya "koy bir ibo, bir müzeyyen abla" dedik, demekle kalmadık hatta hepsini ezberleyip meze yaptık rakılarımıza.
    amerikalılar kör cahil, dünyadan haberleri yok diye dalga geçtik, ama bize sizler ermenileri katletmişsiniz denince, "yok biz onları öldürmedik, onlar göç yolunda öldüler"den baska bir sey diyemedik.
    sağlık sigortasının pahalılığından yakındık durmadan, beleşe getirmenin yollarını aradık, ama başımıza bir iş gelse, 911'i arayabilmenin, acilden geri çevrilmeyeceğimizi bilmenin rahatlığıyla koyduk başımızı yastığa geceleri.
    ingilizceyi sardık dilimize, kınandık aralara serpiştirdiğimiz ingilizce kelime ve deyimler yüzünden; ağız dolusu türkşe küfürler savurduk fütursuzca, sanki bu memleketteki tek türk bizmişiz gibi, rezil olduk zaman zaman; ağzımıza gözümüze bulaştırdık hepsini.

    hepimiz başka umutlarla geldik buralara. kimimiz dar attı kendini okyanusun bu yakasına, kimimiz ayaklarını sürüye sürüye indi jfk'ye.
    hep özledik. hem de alex'in lyon'u, vi'nin pekin'i, kavita'nin bombay'ı özlediğinden bir farklı özledik nedense.
    kimimiz ince belli bardakta rize turist çayinin hasretini çekti, kimimiz anasının dizinin, kimimiz kas'ın arnavut kaldırımlı yollarının.
    kimimiz dondurulmuş simit taşıdı valizinde, kimimiz dolmalık biber - burdakiler kafam kadar, doldur doldur bitmiyor diyerekten.
    en cok da istanbul'u özledik. raki-balik girdi nice geceler rüyalarımıza.
    erie gölüne, atlas okyanusu'na, meksika körfezi'ne döndük yüzümüzü, kapattık gözlerimizi, kadıköy-karaköy vapurunda boğaz rüzgarı yalıyor suratımızı diye hayal kurduk.
    "deli misin, napcaksın dönüp, millet kapağı oraya atmaya çalışıyor" azarlarıyla, anamızın / babamızın "kızım yetmedi mi artık?" sitemleri arasında bir gidip bir geldik gidip-kalma planları arasında.
    can dündar'in dediği gibi, hep ufak bir ışık görmek için baktık türkiye'ye.
    kimimiz gördü, ilk uçağa atladi...
    kimiziz umudunu hepten kesti.
    benim ise, gene can dündar'in dediği gibi, bavullarim hep toplu duruyor; bu aşk burada biter ve ben çekip giderim diyeceğim gün için. "
  2. çok zor. inanın bana çok zor. her gün çekip gidesim geliyo şu lanet olsası şehirden. her yer örümcek ağı amk.

new york'ta yaşamak hakkında bilgi verin