şükela:  tümü | bugün
  • nazik, ince olma, baskalarina karsi saygili davranma durumu
  • insana para ile malolmaz ama her seyi satin alir.
  • bi kız ismi.
  • insan nezaket sebebiyle kendi agzindan cikanlara sonradan hayret edebilir. ay ben nezaketen oyle demistim durumuna dusebilir. nezaket yuzunden istemedigi ortamlarda istemedigi kadar uzun kalabilir. kimizaman nezaket insanin kendi olamadigi durumlarda verdigi toplumca hos karsilanan tepkilerdir.
  • //nezaket hayatın her zaman az çok düzenli olduğuna, insanların her zaman nazik olduğuna, insanların duygularının ve alışkanlıklarının az çok aklı başında ve az çok kontrollu olduğuna dair bir inanıştır; kısacası tanrı'nın az çok iyi olduğuna dair bir inanıştır.

    al alvarez, "yeni şiir veya nezaket kuralının ötesinde", the new poetry, penguin books, 1962//

    iç. beyaz manto, sayı: 13, istanbul 2003, s. 8.
  • daha çok batı kültüründe önem verilen toplum içinde yontulmuşluğunu gösterme sanatıdır. nezaket sahibi insan, incedir, söyledikleri kulağa hoş gelir, iltifat etmesini bilir ancak sanırım bu noktada içtenlikten ve dobra dobra konuşmaktan giderek uzaklaşmaktadır. duygularını ifade etmekte güçlük çeker, genel olarak daha üstü kapalı yaşar duygularını. nezaket her zaman iyi bir şey gibi gösterildi bize ve öyle de göründüğü için sorgulanma gereği duymadı fazla ancak nezaketin kendisinin ya da en azından aşırısının zararlı olabileceği ortadadır.

    batılı toplumlar nezaketi kültürlerinin bir parçası olarak sayarlar ve doğuluları kaba ve anlaşılamaz bulurlar. sabahları işe giderken birbirleriyle selamlaşır, gülümser ve birbirlerine bolca iltifat ederler. ama bu kadar sosyal gözükmelerine rağmen çok daha az arkadaşları vardır, sokakta yaşlı teyzeye yardım ederler karşıdan karşıya geçmesi için ama ölmek üzere kıvranan birine müdahele etmezler ya da gözleri önünde bir tecavüz yaşandığında buna seyirci kalabilirler ve çok iyi gülümsemelerine rağmen iyi kahkaha atamazlar. misal anadoluda ise insanlar çok daha komün yaşar, belki sabahları birbirlerine selam vermezler ama o selam vermedikleri adamın tarlasını beraber eker biçerler, sokaktaki yaralı köpeğe bile yardım ederler.
    bu nezaket denilen şey makyaj mı yoksa biraz? hani ikiyüzlü insanlara özgü o politik edalardan mı? insan neden kendisini olduğundan daha iyiliksever, daha çok başkalarını düşünen biriymiş gibi sunar ki? kimse nezaketi bir saygı kuralı olarak yutturmaya çalışmasın birbirine, insanın en iyi dostuna saygısı sonsuzdur ama o dostuna nazik davranmaz, davransa her an "incel de götüme gir a.k" diye bir cevapla karşılaşabilir.

    eğer insanın gösterdiği nezaket içindeki yardımseverlikten, hoşgörüden gelmiyorsa nezaket batılı toplumların kendi eksikliklerini makyajlamak için geliştirdikleri bir davranış doktrinidir diyebiliriz. sonuç olarak görgü kuralları içinde kalarak kendimizi şov amaçlı nezaketten olabildiğince uzaklaştırmak bizi daha içten, daha samimi insanlar yapar diye düşünüyorum.
  • nezaket illa çok terbiyeli, efendice konuşmak ya da çok temiz pak olup edep kurallarına riayet etmek değildir. bunları yapmadan da, gösterişli yapmacık olmadan da nazik olunabilir pekiala. evde tek başına iken burnunuzu karıştırmaktan imtina ediyorsanız siz gerçekten naziksiniz ya da centilmen. ayrıca bakın şurada daha tafsilatlı izah etmiş yazar: (bkz: #6579835)
  • nezaket, kendinizi ne kadar çok, diğerlerini ne kadar az düşündüğünüzü karşınızdakine belli etmemektir.
  • (bkz: letafet)
    (bkz: zarafet)
  • "tek kurelik dunyanin sen, varligini-yoklugunu, uzak-yakin nasil da..." diye mirildaniyor kendine. "...gelenlerin elinden olani ve azliktan ozluk ve digerlerine..." diyor. bir oda, ortasinda bir masa, masanin sag altinda bir gozluk cekmece. "...cikanlarin icinden girdigin gibi... belki de biraz abartisiz, abartisiz abartisiz!" derken coktugu tahta sandalye cekmecenin sol caprazinda. "gormediler ama ne fark eder?" sandalyede oturanin onunde bir yaprak, bir kalem, bir bardak - kalemlik niyetine - ve bir de icmek icin: "gor...me...dil...er...a...ma...nee...far...keder!" diye yazdigi gibi gulumsuyor ve tereddutsuzce siliyor "...senin ne olduguna baslamadan sonunda..." diye mirildaniyor. yapragin yaninda artik duran bir silgi. "...sokunce, belki de, acaba mi, sonra dikilir mi, gerekir mi ki..." diye bakiyor, tavana. "ne hos-cakallar" goruyor orada, yukarida, tavanda, cunku orada duruyorlar. "...gozlerini acmadan gorebildiklerinin ustune bir de acikken gormediklerinin yanina acikken ama yokken gorduklerin gibi..." diye mirildaniyor. gozunden anlik bir bulut gecti. kollarini acip yana sarkitiyor; kafasini agirliginin cektigi yone, yere. yerde dikdortgen bir cerceve, ustunde oturdugu sandalyeden "ister istemez" diye dusunuyor, tasan bacaklarinin ucunda duran ayaklarinin dibinde. "...sokulup atilmak icin sonradan dikilmenin garantisi de olur mu ki seni seni..." demek icin dogruldugunda karaliyor buluyor kendini kagida ve hesap tutmadi, sokulen takilamaz. yere egik kafasini yere sola egik konuma getiriyor, sag kulagina sag eliyle vuruyor "...cikar misiniz kibarca sorsam?" "...olmadiginda olmuyorlarin karanlik yuzunden bana dusen gokyuzu parcasi..." sandalyeden kalkip sandalyeyi kaldiriyor bir kenara ki yerde yatacak yer aciyor aslinda, bir yandan "...onum sira pesimdekiler, ama iyileriyiler..." fisildiyor. yere ceviriyor bakislarini yuzukoyun yerde yatarken. "...bilmeyecekler ama tek kureklik dunyanin varligini-yoklugunu, uzak-yakin nasil olur da senin sirtinda..." diye mirildaniyor bir yandan, bir yandan dikdortgen cerceveye uzanan eline bakiyor. cercevenin sirrinin arkasinda yuzu: pes ediyor ama reddedemiyor nekazetini.