şükela:  tümü | bugün
  • filmekimi'nde gösterilecek ve şu şekilde tanıtım yazısı olan film. böyle bi filmden haberim yoktu, listede görünce sevindim.

    "andy warhol’un süperstarı, velvet underground’un solisti, nevi şahsına münhasır nico bir dönem müzik dünyasının en ünlü, en ulaşılmaz yıldızlarındandı. zirveden uzaklaştığı ve 50’ye merdiven dayadığı 1987 yılının nico’su, yönetmen susanna nicchiarelli’nin son filminde vücut buluyor. “nico’dan sonra nico’nun hikâyesini” anlatan, venedik film festivali’nin ufuklar bölümü'nün açılış filmi nico, 1988, yıllar sonra oğlunu da yanına alıp yeniden turneye çıkan, özel hayatı kadar kariyeri de sıkıntılarla dolu nico’yu paris, prag, nüremberg, manchester, polonya ve roma’da izliyor. nico’yu, komün filminden hatırlayacağımız trine dyrholm muhteşem bir perfromansla şarkıları da kendi seslendirerek canlandırıyor. nico, 1988, cesur ve dirayetli bir müzisyen, bir ikon sanatçı, kadın ve anne olarak nico’nun yeniden doğuşunun hikâyesini anlatıyor."
  • sinemada biyogrofik çalışmaları kurgu hikayelerden daha çok sevdiğimi farkediyorum son yıllarda. daha bir keyif ve haz aliyorum. kurmaca öyküler eskisi kadar keyif vermiyor. bir gerçeklik sosu arıyorum her filmde. bu biraz da belki son yıllardaki kurmaca filmlerin birbirleriyle olan benzerliğinden kaynaklanıyor. aynı filmler aynı bakışlar aynı konular gerçekten tüketti bir şeyleri sanirim. özgün filme hasret kalmak bir yana güzel filme de hasret kaldik kısaca.

    nico yarı kurmaca bir film. olaylar ve karakterler filmin drama yönünü güçlendirsin diye değiştirilmiş. muhtemelen eklemeler de çok vardır. ama film o kadar güzel çekilmiş ki veeeee trine dyrholm o kadar guclu ve muhteşem ki söyleyecek kelime bulamıyorum. film nico'nun hikayesinin son 2 yılına odaklanıyor. acilari kaybettikleri ve bagimliliklariyla hayati her anlamda deneyimlemis bir ruhun nico'nun hikayesi. film acaba nico'nun tüm hikayesine dair olsaydı daha mi güzel olurdu? belki de. ama bu haliyle de yeterince başarılı bir çalışma. festivaldeki favorilerimden biri.
  • bugün filmekimi kapsamında rexx sinemasında iki kadın hikayesi izledim arka arkaya. biri trine dyrholmun nico'yu canlandırdığı ve gerçekten muazzam olan bu film, diğeri juliette binocheun ısabelle'i canlandırdığı ve oldukça başarısız bulduğum un beau soleil intérieur yani içimdeki güneş

    dürüst olmak gerekirse binoche'un filmi için oldukça heyecanlıyken nico'yu sadece boş vaktime denk geldiği için almıştım. velvet undergroundun solisti nico'yu da filmde onu canlandıran trine dyrholm'u da tanımıyordum. fakat sinemadan büyülenmiş bir biçimde çıktım. başarılı bir sanatçı biyografisi olduğu kadar başarılı bir kadın hikayesi de.

    film hem senaryosu, hem trine dyrholm'un muhteşem oyunculuğu, hem de soundtrack seçimi ile oldukça başarılı. trine dyrholm duygu geçişini çok iyi sağlamış. yönetmenin karaktere yaklaşımının temelde sevgi içerdiğini sezmeme rağmen -yine de- dostoyevskivari olduğunu söyleyebilirim. ne kızıyor ne üzülüyor sadece şahit oluyor ve anlıyorsunuz.

    eve geldiğimden beri nico dinliyorum. müzik janrım zaten geniştir ama parçaların sahnelerle kullanımının başarısı sayesinde etki kat sayıları oldukça yükselmiş filmde.

    keşke bizde de bu kadar başarılı yarı biyografik yarı kurgu filmler çekilse dedirtiyor insana.

    edit: kadın tabiki yaşamak için eroine ihtiyaç duyar. tüm ruhunu şarkılara dağıtmış. o kalanla hayat nasıl geçsin?