şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • bugün filmekimi kapsamında rexx sinemasında iki kadın hikayesi izledim arka arkaya. biri trine dyrholmun nico'yu canlandırdığı ve gerçekten muazzam olan bu film, diğeri juliette binocheun ısabelle'i canlandırdığı ve oldukça başarısız bulduğum un beau soleil intérieur yani içimdeki güneş

    dürüst olmak gerekirse binoche'un filmi için oldukça heyecanlıyken nico'yu sadece boş vaktime denk geldiği için almıştım. velvet undergroundun solisti nico'yu da filmde onu canlandıran trine dyrholm'u da tanımıyordum. fakat sinemadan büyülenmiş bir biçimde çıktım. başarılı bir sanatçı biyografisi olduğu kadar başarılı bir kadın hikayesi de.

    film hem senaryosu, hem trine dyrholm'un muhteşem oyunculuğu, hem de soundtrack seçimi ile oldukça başarılı. trine dyrholm duygu geçişini çok iyi sağlamış. yönetmenin karaktere yaklaşımının temelde sevgi içerdiğini sezmeme rağmen -yine de- dostoyevskivari olduğunu söyleyebilirim. ne kızıyor ne üzülüyor sadece şahit oluyor ve anlıyorsunuz.

    eve geldiğimden beri nico dinliyorum. müzik janrım zaten geniştir ama parçaların sahnelerle kullanımının başarısı sayesinde etki kat sayıları oldukça yükselmiş filmde.

    keşke bizde de bu kadar başarılı yarı biyografik yarı kurgu filmler çekilse dedirtiyor insana.

    edit: kadın tabiki yaşamak için eroine ihtiyaç duyar. tüm ruhunu şarkılara dağıtmış. o kalanla hayat nasıl geçsin?