şükela:  tümü | bugün
  • ikinci dunya savasi sirasinda avrupadan kacan ve turkiye'de calismalarina devam eden ,bircok felsefe adamının* yetismesinde faydasi dokunmus olan sahsiyet.
  • -yeni kantçılığın mantıkçı, özneye ağırlık veren bilgi görüşünü şiddetle eleştirir. bilgiyi yalnızca öznenin bir başarısı olarak ele alan, bilme ediminin aşkınlığını göz ardı eden kant ve husserl de aynı eleştiriden paylarını alır.
    -fenomenolojiden yararlansa da onu da eleştirir.
    -hartmann ontolojisiyle fenomenolojiyi transsendental tek yanlılığından kurtarmaya çalışır.
    -yapılan şey temeli bilgi olan bir metafizik değil, tam aksine temeli metafizik olan bir bilgi kuramıdır. (metafizik temel= ontoloji)
    -bilgi felsefesi ve varlık felsefesi karşılıklı ilişki içindedirler. onlar arasındaki temel ilişki, bilginin varlığın içine yerleştirilmesidir.
    -bilgi ilişkisi de bir varlık ilişkisidir; bilenle bilinen, özneyle nesne arsında kurulan, kurulmakla varlığa gelen bir ilişkidir.
    -yalnızca bilinç bilgiye sahip olabilir, birşeyi bilebilir. bilinçte bilgi ortaya koyan yeti de bir varolandır.
    -hartmann'ın bilgi görüşünün hareket noktasını oluşturan şey, her türlü bilgide bir "bilen" ile bir "bilinen"in karşılıklı varolmalarıdır. ne bilgi tek başına öznenin ürünüdür, ne de nesne öznenin bir yaratısıdır. nesne, özneden ve kavranmasından bağımsız, bir kendinde varlığa sahiptir. bu ne "kendinde şey", ne de "ideal varolma" anlamında bir varolandır. gneseolojik varolmadır. bununla anlatılmak istenen, nesnenin, ilke olarak, "bilinme derecesinden, böylece de, kesin olarak özneden bağımsız olmasıdır."
    -nesne, nesneleştirilmesine kayıtsızdır. "nesne yalnız nesne olmaktan öte bir şeydir". yani nesnenin bir varolan olarak nesneleştirme ötesinde de varlığını sürdürmesidir. bir varolan, bir bilme edimine konu olmasıyla ilk kez bilgi nesnesi kılınmış olur; ama ilk kez varolmaz.
    -özne açısından bilgi, nesnenin kavranması; nesne açısından bilgi ise nesnenin özelliklerinin özneye taşınması, öznedeki imge ya da tasarımın nesnenin özellikleri tarafından doğrudan belirlenmesidir.
    -özne birşeyi bilmek için, karşısında duran şey olarak nesneye yönelmek, kendi alanının dışına uzanmak durumundadır. öznenin bir şeyi nesneleştirebilmesinin ön koşulu kendi alanını terk etmesidir. ama özne tekrar kendi alanına dönmezse, bu kez de kavradığı şeyin bilincine varamayacaktır. bu nedenle bir bilme ediminin gerçekleşmesi için, öznenin kendi alanını terk ederek bir varolanı nesneleştirmesi, sonra da tekrar kendine dönmesi gerekmektedir. böylece bilmenin üçlü bir yapı gösterdiği görülür;

    1) kendi dışına çıkma
    2) kendi dışında olma
    3) tekrar kendine dönme

    -üçüncü aşamada olup biten "kavrananın özneye taşınması, nesnenin niteliklerinin öznedeki içeriksel oluşumda, bilgide ya da nesnenin imgesinde tekrar ortaya çıkmasından başka birşey değildir."
    -bilgi, kimilerince ileri sürüldüğü gibi, ne nesnenin kendisi ne de onun bir kopyasıdır.
    -"bir nesneyi bilmek, öznenin bilincinde, kendisine yönelinilen nesnenin özelliklerinin yeniden ortaya çıktığı bir şeyin, yeni bir (oluşum olarak) bir bilgi oluşumunun meydana gelmesi demektir."

    (özne- bilgi oluşumu-nesne ya da özne- tasarım(imge)- nesne)

    -19.yy.'ın yanılgısı nesne ile tasarımı karıştırmış olmasıdır.
    -fenomenolojinin kaldırılması gereken tek yanlılığı, bilmeyi bilinçte olup biten bir edim olarak görmesidir.
    -bilme, içkin değil, aşkın bir edimdir.
    -nesne, bilinçte yer alan, bilincin ürünü olan bir şey değildir.
    -bilgi, bilinç ile onun nesnesi arasındaki ilişkidir; bilincin sınırlarını aşan bir ilişkidir.
    -bilme edimiyle oluşan ya da değişen nesne değil, tasarım ya da bilgi oluşumudur. bu yeni oluşum nesnenin kendisi değil, onun bir tasarımıdır.
    -artık nesne yalnız bilinenle sınırlı değildir; bilinmeyene de uzanmaktadır.
    -hartmann bir bilinebilirlik sınırının olduğunun, bilinmeyen bir artığın (metafizik artık) hep kaldığının kanıtı olarak çeşitli bilgi alanlarına ait antinomileri gösterir.
    -ancak bilinen, bilinmesiyle bilgi nesnesi kılınmış olunur. yani bilgi nesneleştirilmesi ötesinde de bir varlıpa sahiptir.
    -bilmede nesne, dokunulmaksızın olduğu gibi kalan bilgi öğesidir. kurulan, yeniden biçimlendirilen nesne değildir, nesnenin bir tasarımıdır ve bu tasarımla varlık kazanan şeylerdir. bu saf bir "iç kurma"dır, nesneye dokunmaz. kurulan ise bir bilinç oluşumu olan imge ya da tasarımdır.
    -bilince aşkın olan, ne türden olursa olsun hep bilinçten bağımsız bir varlığa sahip olan nesneye karşılık imge, bir bilinçte yer alır ve kendisini taşıyan bir bilinç alanı olmaksızın varolamaz.

    (bkz: ontolojinin ışığında bilgi)
  • -bilginin niteliğini, sonuçta da onun doğruluğunu- kesinliğini belirleyen, onun ontolojik temelleridir.
    -başlıca iki varolma tarzı vardır;

    1) real varolma
    2) ideal varolma
    buna uygun olarak da iki tür bilgiden sözedilir;
    1) real varlığın bilgisi
    2) ideal varlığın bilgisi

    real varlık= kendi başına varolan şeylerin, kişilerin, olayların, eylemlerin varlığı. maddesel-şeysel varolmayla beraber ruhsal-tinsel varolmayı da kapsar. temel özellikleri;
    1) oluş ve yokoluş kategorileri
    2) zamansallık
    3) bireysellik
    4) teklik
    5) bir kerelik
    6) real belirlenimin tam olması

    -bunun dışında real varolmaya yüklenecek herşey onun tümüne değil, ancak bir bölümüne, genellikle de onun alt tabakalarına ait olur
    -maddesel-anorganik varlıktan tinsel varlığa kadar uzanıp, tabakalı bir yapı gösterir. real varlık alanı dört tabakadan oluşur;

    1) fiziksel-maddesel / anorganik varlık
    2) organik varlık
    3) ruhsal / psişik varlık
    4) tinsel-tarihsel varlık
    -üst tabakalar alttakiler tarafından taşınmakta; ama ancak kısmen onlar tarafından belirlenmektedir. üst varlık tabakaları esas olarak alttakilerden bağımsızdırlar.
    -bilginin tam olarak şekillenmesi, tinsel varlıkta olmaktadır.
    -bilgi, kendisi tinsel bir oluşum olmasına karşılık, bilme edimi her türlü varolana uzanabilir, her türlü varolanı nesne edinebilir.
    -her varolan-bu ister real ister ideal olsun- bilme edimi için olanaklı bir nesnedir. ama her varolanın bilgisi aynı özellikleri göstermez. örneğin tine en uzak varlık alanı olan fiziksel-maddesel varlık bilinmeye en kapalı, en az; tinsel alanının en kolay bilinen varlık alanı olduğu söylenemez.
    -ruhsal varlık, verilmişliğin en düşük düzeyde gerçekleştiği, bilgisi en güç elde edilen varlık alanıdır.
    -bilgi ve varlık kategorilerinin birbirlerine en çok yaklaştıkları yer en alt varlık tabakası olan anorganik varlıktır.
    -bilgi kategorilerinin varlık kategorilerine en çok yaklaştıkları yer ise gerçeklik sınırının altındaki matematiksel varlık alanıdır.
    1) bilgi, bilgi nesnesinin varlıksal yerine ve özelliğine göre kimi farklılıklar gösterir.
    2) bilgi nesnesinin varlıksal özelliği, bilinme derecesini ve bilginin kesinliğini doğrudan belirler.

    -varlık ve bilgi kategorilerinin gerçekten kapsamlı bir biçimde özdeşliğinden söz edebileceğimiz tek nesne alanı matematiğin nesne alanıdır.

    -real varlığın hem a pesteriori hem de a priori bilgisi olanaklı iken, ideal varlığın yalnızca a priori bilgisi olanaklıdır.
    -varlık ve bilgi kategorilerinin kısmı özdeşliği, a priori nesne bilgisinin koşulunu oluşturmaktadır.
    -mantık, matematik ve değerler ile özlerin, öze ilişkin yasaların ve estetik nesneleirn oluşturduğu varlık alanı ideal varlık alanıdır.
    -mantık, matematik ve değerler , kendi başlarına, başka bir şeye dayanmadan varoldukları için "serbest ideal varolanlar", ötekiler ise ancak başka bir nesneyebağlı olarak varolabildikleri için "bağımlı ideal varolanlardır". ancak her iki türde gerçekleştirilmelerinden bağımsız olarak varolabilmektedirler.
    -ideal varlığın bilgisinde deney olmadığı için a pesteriori bilgiden sözedilemez. bu alanda yalnız genel olan vardır, her türlü bilgi a prioridir.

    -doğruluktan anlaşılani bilinçteki nesnenin tasarımının nesneye uygun düşmesidir. tasarım nesneye uygun ise bilgi doğru, değilse bilgi yanlıştır.
    -bilgi gibi doğruluk da aşkındır.
    -doğru ya da yanlış olan, şeyin kendisi değil, onun bilgisidir.
    -doğruluk, doğruluk bilincinden bağımsız olarak varlığını sürdürür.
    -doğruluk, yalnızca tüm özneler için değil, aynı zamanda tüm zamanlar için de geçerli olan bir genelliğe sahiptir.
    -doğruluk saltıktır; ama doğruluk bilinci saltık değildir. çünkü bir doğruluk ölçütü doğruluk bilincine bağlıdır; ama doğruluk, doğruluk bilincinden bağımsızdır.
    -bilginin doğruluğu ve kesinliği sorununda olduğu gibi, doğruluk ölçütü sorununda da nesnenin ait olduğu varlık alanının ontolojik özellikleri önemli rol oynamaktadır.

    -her görelilik, kendisini göreli kılan bir şeyi şart koşar.
    -doğruluğun varlığı insanın onu kabul edip etmemesine bağlı değildir.
    -varlık düzeyinde her şey, olaylar, olup bitenler, durumlar oldukları gibi varolmaktadır; hiçbir görelilik içermemektedirler. bunlara ilişkin bilgilerin doğrulukları ve yanlışlıkları da hiçbir görelilik taşımaz; çünkü bu bilg,lerin doğruluk ya da yanlışlıklarını belirleyen, kişilerin görüşleri değil, onların nesnelerine uygun düşüp düşmemeleridir.

    -ontolojiye dönüş asıl doğal bakışa geri dönüştür.
    -aşkın bir edim olarak bilgi, aşkın edimlerden yalnızca birisidir.
    -insanın kendini saran dünyaya uyumu bilgiye bağlıdır.
    -doğası gereği bilgimiz, içinde yer aldığı dünyada, kişilerin yürüyecekleri yolları bulmalarının aracıdır; bu pratik amaca hizmet eder.
    -antropolojik bakışla bilgi, tinin içinde geliştiği, kendisinden önce varolan dünyaya kendisini uydurmasıdır.
    -bilgide yalnız saf ilerleme yoktur; tinin yolu girişiktir, yanılgı ve sapmalarla doludur. ama yine de bilgide ilerleme, derini kavrama ve bütün olarak görme eğilimi vardır.
    -bilginin yaşamla ve tarihle olan ve bugün unutulmuş olan bağları, antropolojiyle yeniden kurulabilecektir. ontolojinin ışığında bu bağlantı yeniden hak ettiği yeri alacaktır.
    bilgiye ontolojinin ışığında bakmanın, bilgiyi tüm boyutlarıyla kavramanın bizi götürdüğü yer, onun antropolojik yanının ortaya çıkarılmasıdır.

    (bkz: ontolojinin ışığında bilgi)
  • 1882-1950 yillari arasinda yasamis baltikli bir almandir.. hem felsefe hem tip egitimi gorup, göttingen'de profesorluk yapmis yani konusunda uzman biridir.. amma lakin ki oyle degildir.. her bi kesimden etkilenmis, yeri gelmis yeni kantci olmus yeri gelmis husserl'den etkilenmis zamani gelmis franz brentano (bkz: #24333213) etkisinde kalmis..

    goruldugu gibi c-kim hiyar diyene tuzla kosan biri izlenimi veriyor ve saniyoruz ki herturlu yenilige acik biri.. amma lakin ki yine oyle degildir.. yattigi yatak bile baba ocagindan alip gitmeymis, her cesit modernlik karsiti biri.. otomobil, telefon, daktilo falan kullanmazmis.. aristo hayrani biridir ve heidegger le kierkegaard'la falan bir turlu uyusamaz.. hatta kierkegaard onun gozunde kendi kendine iskence eden bir ugursuzdur..

    e boyle birinden ne beklenir tabiki eski filozoflarin dusuncelerinin muhafazasi beklenir dimi amma lakin ki yine yeniden oyle degildir.. felsefi dusunusun arastirma alanlarinin hepisinin de temelde ontolojik yapida oldugunu kabul eder ki bu onu yeni bir akimin yani yeni varlikbilimin kurucusu yapar..

    ne demistik entry basinda vakti zamaninda yeni kantcidir demistik peki ne demektir bu su demektir: gercek nesneler dunyasi bilincimizin urunleridir.. yani? yanisi iste zurnanin zirt dedigi yerdir.. iste yeni kantcilik bunun nasil oldugunu aciklamiyor hartmann efendiye gore.. o da diyor ki: bilgi kurami, nesneleri nasil meydana getiriyoruz sorusunu degil, kendi basina varolan nesneler nasil oluyor da bilgi nesneleri haline geliyor sorusunu ele almalidir.. ne demek bu.. su demek: nesneler bizim onlari bilip bilmememiz karsisinda kayitsizdirlar, dilleri olsa c-kimden asagi kasimpasa derlerdi, kendi baslarina vardirlar, bizim icin degil.. oyleyse bir ozne (yani cogito) kendisi icin varolmayan bir nesneyi nasil taniyabilir.. bilgi sorunu bu yuzden metafiziksel bir sorundur husserl, gorungubilimciler falan halt etmislerdir..

    bilgi her zaman bir nesnenin kavranmasidir hartmann'a gore peki bu nasil olur nesneler bizim bilincimize mi duserler pek tabii ki hayir bilakis bilinc kendini aşar disari cikip nesneleri kavrar.. simdi hapsurdum da aklima geldi belkide hapsurmayi sirf bilincimiz disari ciksin yeni nesneler bulsun diye yapiyoruzdur.. bak bunu iyi dusundum.. neyse..

    hartmann, varlikbilimsel sorunlarda bilinmezci (agnostik) dunya gorusu bakimindan ise ateisttir.. varlik kuramini dort boyut uzerinde kurar..

    1-reel varliklar ve ideal varliklar olarak varlik bicimleri ikiye ayrilir..

    2-varligin bir varolusu (dasein existentia) bir de ozu (sosein essentia) vardir.. burda biraz sacmalamis cunku ikiside ayni sey neymis efendim her varolan her zaman bir varolusmus ve bir ozmus.. yalniz varolusu olan ve ozu olmayan hicbisi olmayacagi gibi ozu olan ve varolusu olmayan da olmazmis.. ulan o zaman niye ayiriyorsun dingil..

    3-varlik kipleri mevzusu... bak bak burasi da pek komik: her varolan zorunludur, zorunlu olarak vardir.. bu boyle olunca da gercek olan hersey ayni zamanda olanaklidir yoksa hicbir zaman gercek olamazdi.. tey allaam yaa.. kisaca reel olarak olanakli olan sey ayni zamanda gercektir ve zorunludur, zorunlu olmayan hersey de gercek degildir ve olanakli degildir.. burdan da su yasa cikar: reel olarak olanakli olan ayni zamanda gercektir.. bak ben bunu bi yerden animsiyorum sizde animsamak isterseniz (bkz: gottfried wilhelm leibniz/#21422358)

    4- varlik katmanlari: a-cansiz nesneler (bunlarla fizik ilgilenir) b-canli varliklar (bunlarla biyoloji ilgilenir) c-ruhlu varliklar (ruhbilim ilgilenir) d-tinsel varliklar (tin felsefesi ilgilenir)

    entry goruldugu gibi sikici olmaya basladi, bundan oturu biraz da hartmann'in dinsizliginden bahsedelim.. ahlak sorununa bakisi soyledir: dinlerde bu dunyadan kacir obur dunyaya yonelme vardir, ama hartmana gore ahlaksal insan, bu dunyadan kacmayi ahlak gucunun zayifligi olarak gormelidir, obur dunyaya yonelmek ahlaka aykiridir.. dinsel insan icin tanrinin buyrugu iyidir, ahlaksal insan icinse bu hakarettir o ne yapacagini kendi bilir.. bir din bir yetiskini bir suctan kurtariyorsa onu affeden bir tanri oldugunu savunuyorsa bu o insana hesap vermeye yetenegi olmayan biriymis gozuyle bakmaktir, onu ne yaptigini bilmeyen ruh hastasiymis gibi degerlendirmedir.. kisiligi olan insan icin sucun kaldirilmasi affedilmesi tasinmasindan onur kiricidir..

    kant ahlaksal gerekcelerden dolayi bir tanri olmasi gerektigini one surerken (dostoyevski de oyledir bknz:fyodor mihailoviç dostoyevski/#24380350) hartmann tam tersini savunur.. ahlak adina tanri olmamalidir.. bir sorumlulugun bir ozgurlugun olabilmesi icin tanri olmamalidir.. eger tanri varsa ahlaksal eylemin degeri duser, insanin ozgurlugunu yok eder, asagilar..

    neticede bu kadar uzun bir entry'yi haketmeyen biridir hartmann, yarim saatimi caldi, okuyan bile olmayacaktir..

    öle.

    edit: bedia akarsunun ruhuna fatiha
  • bütün felsefi tefekkürlerin temelinde ontolojik yapının olduğunu onaylayan mutefekkir.

    kendisine göre kurtarış ve kayırma gerçekten insanın değerden düşürülmesidir ve onun özgür olmayışının açıklanmasıdır. kant ahlak adına tanrı?yı gerekli kılıyordu. ona göre ancak bir tanrı varsa en yüksek iyi gerçekleşebilirdi, ahlaklı olmak da ödevimizdi.

    hartmann?da ise aynı ahlak adına, bir özgürlüğün olabilmesi için tanrı var olmamalıdır. tanrı?nın varlığı ahlaksal eylemin değerini düşürür, insanı aşağı, oluşmamış bir varlık hâline sokar, özgürlüğünü yok eder. tanrı?nın bir plana göre yarattığı bir dünya içinde insan ahlaksal bir varlık olarak ortadan kaldırılmıştır.

    "bir sorumluluğun, bir özgürlüğün olabilmesi için tanrı var olmamalıdır." der.