şükela:  tümü | bugün
  • londra , new york city , istanbul gibi cosmopolitik sehirlere gitme serefine nail olan sansli insanlara yonelik hazirlanan sehir rehberlerinin %90inda , sehrin gece hayatini anlatan sayfanin tepesinde yeralan baslik.
  • (bkz: timeout)
  • üstad jules dassin'in gerald kersh'in romanından uyarladığı şahane bir noir. kahramanımız, kariyeri boyunca beklenen patlamayı yapamayıp sonunda bir 3. lig kulübünde jübile yapmak zorunda kalmış yetenekli bir topçu misali bir adam; harry fabian. richard widmark oynuyor, şahane biçimde. noir'le sıkça kol kola koşan boksun yerinde bu kez güreş var. efsane yunan güreşçi stanislaus zbyszko kendini oynuyor, daha ne olsun be ya.

    film tok bir dış sesle şöyle açılıyor:
    the night and the city:
    the night is tonight, tomorrow night any other night...
    the city is london!
  • robert de niro'nun oynadığı 1992 yeniden çevriminde mevzu boks üstüne dönmektedir. kazanan olmak isteyen bir kaybedenin hikayesi minvalinde... (bkz: hadi len)
  • klasik sinemanın hayran olunası bir örneği. filmin, her daim terden sırılsıklam, merdiven basamaklarına ayaktakımına özgü bir büyütecin arkasından bakan, küçük hesaplarının peşinde çılgınca bir koşu tutturmuş baş karakteri harry fabian'ı (richard widmark) takip ederken nefes yetiştirme zorluğu başgösteriyor.

    film başlar başlamaz, harry'nin kaçış güzergahına usta işi pusular yerleştiren kameranın gözünden içeriye akılıyor, londra sokaklarının geç vakit tenhalığında ecel terleriyle cebelleşilip durulacak bir karabasanın içine yuvarlanılıyor. tutkular ve hırslar, korkular ve endişeler, umutlar ve düş kırıklıkları, doğal afet gibi her yeri kaplayan gölgelerin aralık bıraktığı yerlerden sızıp, gözün karanlığa alışmasından sonra seçilebilen detaylar gibi hayal meyal farkedilmeye başlıyor.

    yunan greko-romen efsanesi stanislaus zbyszko, kendini oynuyor. yani oynamasına gerek kalmıyor.

    philip nosseross (francis l. sullivan), kendisi gibi sevgilisini bekleyen mary'yle (gene tierney) tamamen gölgelere batmış iki yorgunluk halinde dertleşirken, kelimeleri çatlatıp bir güzel kırıntılara ufalayarak parça tesirli hale getiriyor. çıkardığı o iniltili ses, sanki ağzından çıkmıyor, yarasından sızıyor. derviş nefesine aşina bir neyden sanki, hüzzam tadında taksimler üfleyerekten içli ve mübarek bir lisan-ı münasip tutturuyor.
  • jules dassin' den nispeten hakkı verilmemiş, şahane bir film-noir örneği. dassin' in bu şaheserinde orson welles etkileri de gözükmekte. gerçi hangi sinemacıda gözükmemekte onu bilemiyorum. özellikle kamera kullanımı ve alt açıdan yapılan çekimler, fena halde welles etkilerini gözler önüne seriyor.

    son olarak, filmde stanislaus zbyszko'nun da yer aldığı bir güreş sahnesi var ki; dassin'in rififi' sindeki soygun sahnesine benzer bir şekilde soluksuz izleniyor.
  • ya disindasindir cemberin ya da icinde yer alacaksin, harry fabian. sen hep tam merkezinde olmak istedin. hep buldugunu zannettin. olur ya buldugunu zannetmisken aslinda kaybetmis olmayasin. hayatinin en buyuk sansini, tam da yanibasindayken gorememis olmayasin. uzun golgeler arasinda, hep yanlis yone kosuyor olmayasin. hep birisi olmak isterken herhangi birisi olmayasin.

    bu entry gotik bir aralik sabahi kopru trafiginde yazilmistir ve radyoda yeni turku calmamaktadir.
  • night and the city yönetmen dassin’in ingiltere’de amerikan sermayesiyle çektiği bir filmdir. dönemin cadı kazanında kara listeye alınan yönetmenlerden biriydi çünkü; meslektaşları edward dmytryk ile joseph losey gibi. yapım şirketiyle önceden anlaşması bulunan dassin dışlanmasına, kendisine güven duyulmamasına karşın filmi tamamlamakla görevlendirildi ve film ingiltere’de çekildi.
  • canımın içi robert de niro'ya hayranlığımın perçinlendiği filmlerden.

    deneme yanılma yöntemini hayat biçimi edinmiş arkadaşlara özelliklere tavsiye ederim.

    https://www.youtube.com/watch?v=emjbuwxazfw