şükela:  tümü | bugün
  • stefan zweig in casanova, stendhal ve tolstoyu anlattığı eseri kendi hayatının şiirini yazanlarda tolstoy ve dostoyevski nin dine sarılmasını böyle izah eder.

    '...çünkü her ikisi de tolstoy ve dostoyevski de, önlerinde bir uçurum gibi açılan nihilizmden duydukları korkudan kurtulabilmek için, ilkel blr endişeyle, dini bir cevaba sarılmışlardır; her ikisi de kendi içlerindeki uçurumun dibine düşmemek için, hıristiyanlığın haçına bir köle gibi sımsıkı tutunmuşlarsır ve nietzsche nın yıldırımının eski korkuların yarattığı bütün tanrıları parca parça ederek havayı temizlediği ve avrupalının eline, kutsal bir çekiç gibi, kendi gücüne ve hürlüğüne olan inancı tutuşturduğu bir sırada, tolstoy ve dostoyevski, rus dünyasını bulutlarla örtmüşlerdir...'
  • (bkz: nihilizmden korkup taocu olmak)
    (bkz: nihilizmden kaçıp nihilizme tutulmak)

    nihilizm ikna edicidir.
    yeryüzünde hemen tüm derinliklere vakıf, tüm arka bahçelere vakıf bir ruh için nihilizm kaçınılmazdır.
    ve fakat yıkıcıdır bu.
    nefes almayla tezattır çünkü.
    insan bir yanıyla da hayatta kalma yahut tutunma inadı taşır.
    öyle ya da böyle.
    işte bu öyle ya da böyleler nihilizm sezgisiyle birleşince anlamsızlığını tutturabileceği ama hiç’ten de kopamayacak olduğu bir bilince taşıması gerekir var oluşunu.
    tao orda yardıma yetişir.
    oturur, bir çay koyar ve gülümser kişi orda..
    intihar olanağını henüz kapı dışarı etmiştir.

    şimdi tebessüm zamanı...
  • dinden korkup nihilizme sarılmak gibidir.

    günün sonunda bir gergedan ya da bir tespih böceği gibi hayatta kalmak ya da onlar gibi üremek karşısında düşülen insani dehşet, insan için yeni bir felsefi ufuk açar gibidir. söz konusu aşağılayıcı durum, bu "fake"ine cevap da alır (insan, keşfe giden yolları yanılmak taşlarından örmüştür). galileo-newton-darwin-einstein dörtgeni tamamlandığından bu yana, başka bir deyişle insanın evrende özel bir yerinin olmadığının anlaşılmasından bu yana, anlam da insanlık etrafında dönüp dolaşıp oturacak bir yer aramaktadır. kant ve leibniz* yanılmış; shakespeare haklı çıkmıştır. sentetik a priori işlevselliğini yitirmiş (artık bilginin, farklı boyutlar arasında değişen doğası söz konusudur (bkz: kuantum fiziği)); insan, tıpkı boşluklara sığınan tanrı gibi, kendi boyutlarına sıkışmıştır. öteki taraftan fransız ihtilali imdada yetişmiş ve yaş boku ortadan ikiye bölmüştür. kitlelerce asla bilinemeyecek olan siyaset, onu genetik olarak bilenlerin arasından, kitlelerin arasına inmiş, gündem olmuştur. bir zamanlar kralın tebaası, bir görüşe sahip olamayacağını anlama erdemine ve kararlılığa sahipken, artık 'her ne olursa olsun' bir görüş sahibi olmak erdemdir ve kararsız herkesin bir görüşü vardır*. devrimden söz edilir, fakat hiçbir şey olmaz (hatta artık söz edilmeye değer olan şey, devrimin gösterisidir). eylemin yerini, sayısal bakımdan belli bir çoğunluğa ulaşarak bir görüşe sahip olmak almıştır. tereddüt, derin düşünce, tutkusuzluk ve gerilim. bilginin açılan katmanları bilgiyi sonsuzda, hatta belki metafizik bir noktaya yakınsarken, insan da kendi katmanları**** karşısında olanaksız bir eylemin metaetik kısır döngüsü içinde sıkışıp kalmıştır. beynelmilel bir dekadans, böylece yükünü alarak limandan ayrılır.

    çizilen bu girift kronolojinin üzerine, modern olan, bütün bunları kendine yakıştıramadığı için "postmodern" diye bir günah keçisi uydurur ve bütün günahlarını onun üzerine yükleyerek onu terk eder. bilinçdışından kopmaya çalışan bir insanın bütün psikozları, artık bu çağda gözlenebilir bir hâl almıştır. sınırlarını modernin çizdiği biçim, önce postmodern diye adlandırılır; ardından (yetmemiş olacak ki) sınırlar ortadan kaldırılarak ortada bir biçimin kalmadığı; geriye sadece anlamsızlığın kaldığı söylenir. modern, kendi bünyesinde taşıdığı biçimi terk etme çabasındadır ve bütün günahı, geride kalan; hiçbir sınırın sınırlamadığı boşluğa yükler (bkz: psikoz). bütün şu manzaraya bakıldığında, çağa hâkim olan psikolojinin ve hatta ethosun, anlamsız, değersiz ve hiçmekten başka bir özelliği olmayan bir dünya kurgulamasına şaşırmamak gerekir.

    bu giderek basitleşen, bedelsizleşen ve direktleşen dünyada, korkunun bir araya getirdiği insanların "cemaatin" dini, inancın gerektirdiği o tek yükümlülüğü, o son adımı bir sebepten göze alamayan, derin düşünce sahibi nihilizmden farksızdır. şu gün itibariyle zor olanın inanmak olduğunu, sözlüğün çeşitli başlıklarındaki sızlanmalardan bile görebiliyoruz. sigmund freud'un inanç ile sevgi arasında keşfettiği bağ, bu açıdan da açıklayıcı aslında.
  • o kadar da degil harun abi.

    ortada sadece nihilizim ve dinden olusan ikilem yok.

    mesela insanin tanri olmasi var. hatta tanri pozisyonunu mutlak sifir kadar orijinal bulmayip red etmek var. hiclikten korkmamak var. ben olsaydim evreni soyle baslatirdim demek var.

    simdiki gencler bilmez. 1800'lerin ortasina kadar antibiyotigi birak ortada mikrop teorisi yoktu. disin agriyinca hemen cekmezsen olebiliyordun falan. veya evin kedisi biraz derinden isirdi mi olme riskin vardi. saka degil.

    tip oyle bir haldeydi ki gomulunce uyananlar tabutta "tekrar" olmesin diye toprak ustundeki zili iple calan tabut dizaynlari vardi.

    1800'lerin ortasindan bahsediyoruz. o tespih bocegi gibi hayatta kalmayi insanlik felsefi olarak degil pratikte gunluk hayatta yasayarak ogrendi. ve bu cok cok uzun yuzyillar surdu. kalibi o zamanlar dokulmus yaratan ve yaradilan teorisi gunun organize dinleri baglaminda insana bir nane soyleyemiyor.

    cinsellige uyanan ergen gibi insan aklin iktidarini aldi. bu iktidara sahip insani korkutan hiclik falan degil. aciklanamamazlik hic degil. aklin (insanin da degil, cunku cok yakinda insanin da otesine gececek akil) olumu (hic olmasi degil, felsefi anlamda olumu, boyun egmesi, yaradildigi gibi yokedilmesi vs. vs.) ancak tek aciklamaya hapis kaldiginda mumkun ki o da bugun icin ufukta yok.

    dine inanma demiyorum, hobi olarak gene inan. hatta kendi butik dinini ileri surme imkanin bugun icin 2 yuzyil onceye gore daha mumkun. ama o zamandan kalma organize dinlerinin propagandasina baslandi mi durum komediye donusuyor.
  • bu konuda en güzel sözü yokluk şiiriyle necip fazıl kısakürek açıklamıştır.

    sonum yokluk olsa bu varlık niye?

    ateistler bunuda açıklasın.
  • çare 19 sistemi