şükela:  tümü | bugün
  • şu sözleriyle beni çok etkileyen değerli bir yazardır;

    "bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
  • nikos kazancakis... çocuksu bir heyecana kapılıyorum her ismi geçtiğinde; hakkında yazdıklarıma bakıyorum, hep düzeltesim, elden geçiresim geliyor, sanki bir eksiklik, bir fazlalık, bir olmamışlık... nikos kazancakis'le elest bezminde karşılaştığımı düşünmüşüm. sanki kırkbin yıllık dostum gibi hissetmişim, ağbim, ustam gibi... gerçekse ne talih! maşallah insanlık olarak tarihimiz çok varsıl, nice ağbi, abla, usta, dede gelmiş geçmiş ruhumuzdan; fakat kendi adıma kazancakis'in yeri nedense bambaşka. aynı salıncakta sallanmak, aynı oyuncakla oynamak gibi...

    has bir yüreği, yaman bir zihni varımış bu giritlinin. giritli oluşudur belki beni bu denli çeken. ben giritli miyim, neden olmasın, nikos dede giritliyse ben de giritliyim demişim. vallahi bazan yazdıklarıma bakıyorum da bu ne cüret diye yeşilçam artizi gibi apışıp kalıyorum. neyse, girintili çıkıntılı olduğum muhakkak en azından. ege gibiyim, akdeniz'ine kavuşma hayali kuran...

    geçen sene tam da bu vakitler gitmiştik nikos dedenin mezarına. ruhi torungil eşimin sayesinde, enikonu nikos manyağı olduğum bir vakitte gitmiştik. toprağı hür, ruhu şad olsun. heraklion'un bir tepesinde zevcesiyle birlik yatıyordu, etrafında yavru dut ağaçları, orada sadece ikisinin mezarı...

    mezar taşında yazanlar evvelce zikredilmiş, temcite lüzum yok. sonradan eğreti bir haç dikmişler başına, tahtadan bir haç, değneklerini de birbirine kırnapla bağlamışlar, bir kolu yamulmuş. o denli gülünç duruyordu ezcümle. zannetmem ki istemiş olsun öyle bir haç. hür bir adamın haçla taçla ne işi olur...

    heraklion da sevdiği, bıraktığı gibi değil zaar. kandiye'nin kaderi istanbul'dan hallice, özentilik diz boyu, mamçaklık adam boyu. şükür ki tanık olmadı demişim bu hassas adam, dünyanın adamakıllı paçozlamış hâline... biz tanık oluyoruz da ne oluyor sanki, vah, düşündüğüm şeye bak.

    kazancakis, bergson'un talebesi. o ne güzel hoca, bu ne güzel talebe. buddha ve nietzsche ayrıca, fikriyatındaki iki mühim figür. fakat o nikos, ziyadesiyle kendine özgü. tam bir giritli. zarif bir zorba, mavi bir seyyah, allah'ın hür bir garibi...

    bir de müzesi mevcut memleketinde. zeytinlik tepelerin arasında bir köyde, eski taş evlerin içinde. seyahat bavulu filan var müzede, hususi eşyaları, nevi yazmaları. muhammed nam librettosu mesela. çevrilse de yesek, içsek, öpsek, doysak... biz de, onun için yaptığımız şiirli bir gravürü bıraktıydık oraya, aziz anısına...

    sevgili dedeciğim, sen el greco'ya biz sana dede diyoruz. evet, demeye devam ediyoruz. ve bıraktığın yerden ele avuca gelmez mavi kuşun seyrine de devam ediyoruz. hasretini çektiğimiz o ulu kanadının altında inşallah hep birlikte gölgeleneceğimiz güne dek, sağlıcakla, sevgiyle, selamla...
  • girit'teki mezar tasinda tam olarak sunlar yazilidir:
    "hic birsey ummuyorum,
    hic birseyden korkmuyorum
    ben ozgurum..."
  • "ben", dedi, "bir şeye özlem duydum mu, ne yaparım bilir misin?
    bir daha hatırlamayacak kadar bıkıp da kurtulmak için yerim, yerim... ya da tiksintiyle hatırlamak için.

    bak bir zamanlar çocukken, kirazlara karşı anlatılmaz bir tutkum vardı.
    param olmadığı için azar azar alıyor, yiyor, yine istiyordum.
    günün birinde, kızdım mı, utandım mı, bilmiyorum;
    baktım ki kirazlar bana istediklerini yaptırıyorlar ve beni rezil ediyorlar, ne plan kurdum bilir misin?
    geceleyin yavaşça kalktım, babamın ceplerini yokladım, gümüş bir mecidiye bulup çaldım.
    sabah sabah da kalktım, bir bahçeye gidip bir sepet dolusu kiraz satın aldım.
    bir çukurun içine oturup başladım yemeye. yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. kustum patron.
    o zamandan beri de kirazlardan kurtuldum; bir daha gözüme görünmelerini bile istemedim. özgür oldum.

    artık kirazlara bakıp şöyle diyordum: size ihtiyacım yok! şarap için aynı şeyi yaptım, sigara için de. hâlâ içiyorum ama, istediğim anda 'hart' diye bıçakla keser gibi kesiyorum. tutku bana egemen olamamıştır. "

    nikoz kazancakis - zorba s.193
  • "ne makine şu insan be,
    içine ekmek,şarap,balık,
    turp koyuyorsun.
    iç çekmeleri,gülüşler
    ve düşler çıkıyor"

    kazancakis
  • "insan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz." - kazancakis
  • "mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı.
    yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu."
    diye söyleyerek mutluluğun tanımını ne güzel yapmış üstad. ne mutlu bunu anlayabilecek kadar açık bir kalbe sahip olanlara.
  • eserleri yabancı dillere en çok çevrilmiş olan yunan yazar. şu anki şöhretine, 1964 yılında gösterime girmiş olan michael cacoyannis'in yönetmiş olduğu zorba adlı sinema filmiyle kavuşmuştur. bu film, aynı ismi taşıyan kendi kitabından uyarlanmıştır.

    “dünyada, ”çiçek, çocuk ve kuş” olduğu sürece korkma; her şey yolunda demektir.” -nikos kaxancakis-

    "dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir
    misin? yarım işler, yarım konuşmalar, yarım
    günahlar, yarım iyiliklerdir. sonuna kadar git be
    insan.!" -nikos kazancakis
  • camus: "nobel, benden çok onun hakkıydı" demiştir.
  • dusunde bilgeye sorar kazancakis; ne yapmaliyim? / gucunun yettigi yere kadar git./ baska bir sey? / o zaman gucunun yetmedigi yere kadar git./

    cemberin ayni noktasinda kendine tur bindirirsen, cember yipranir ve bir dogru elde edersin. duz yollarda ilerlemek huzurludur. basindaki donme yorungesi hala o noktayi arar. yolu sarmallastirirsin.