şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yönetmenliğini ve senaristliğini gary oldman'ın yaptığı ray winstone,kathy burke,charlie creed-miles,laila morse'un oynadığı film 1997 yılında luc besson yapımcılığında gösterime girmiştir.müzikleri de oldukça ilginçtir,jenerik müziği garip bir türkçe ile garip bir kadının söylediği garip şarkıdır.
  • adına pek uygun bir halde görebileceğiniz en bol diyaloglu filmlerden biridir ... 2 saatlik filmde herkes durmadan konuşmaktadır, hatta daha fenası tartışmaktadır, bir de irlanda şivesinde konuştuklarını göz önünde bulundurduğunuzda kesinlikle altyazıya ihtiyaç duyacağınız bir filmdir ... filmin sadece sonunda yağmur altında baş karakterin karınıdan af dilendiği bölümde diyalog yoktur ... şükür sadece yağmur sesi vardır (şık olmuş bu arada) ...
  • 1990ların kanimca en iyi iki üç filminden biri.

    ekim 1997'de izlemiştim ilk çıktığında. gary oldmanı severdim ama oyunculuğunu biraz fazla klişe bulurdum. hayırdır dedim film çektiğini duyunca. çok sağlam eleştirileri çıkmıştı time out'ta. bir cumartesi akşamı atladım bir trene gittim. filmin geçtiği güneydoğu londra’da, gary beyin çocukluğunun da geçtiği deptford’da kalıyordum o zamanlar. geleneksel olarak beyazların ağırlıkta olduğu, başlıca futbol takımı millwall'un, nispeten iyi niyetli yunan asilli bir başkanı olana kadar adının holiganlarla, milliyetçi cephe* ile birlikte anıldığı bir mahallesidir şehrin burası. docklands light railway denen yeni tren hattı buradan geçince son iki üç senede oldukça değerlendi deptford*. düşmüşün önde gideniydi oysa ki o zamanlar.

    film bitti, sinemadan çıktım. memlekete geleli daha bir ay olduğundan olacak, diyaloglardan bir halt anlamamıştım. bahsedilen aksan irlanda olsa iyi, en otantiğinden bir güneydoğu londra aksanıydı. zaten gary bey daha sonra okuduğum bir röportajında “amerikalıların mına koyim, sadece ingilizler için yaptım bu filmi” der. amerikalı olmasak da biz de nasibimizi aldık tabii..bir sinema dergisi aldım o ay, senaryosunu veriyordu. oturup okudum da öyle anladım kaçırdığım bir sürü ayrıntıyı.

    aslında son derece basit bir hikayedir anlatılan. acaip çiğ bir üslup vardır bu filmde. ana karakter yok gibidir. john cassavetes’in shadows’u ya da öğrencisi scorsese’nin mean streets'ine benzer bu açıdan. gary bey özenle kaçınır herhangi bir karaktere odaklı anlatmaktan hikayeyi. hakkını verir oynattığı herkesin rolünün. kathy burke dayak yiyen eş rolüyle altın palmiyeyi almıştır ama annesini oynayan gary bey’in kızkardeşinin de aşağı kalır yanı yoktur. oğluna shot yapması için arabasının arka koltuğunu açtığı sahne eroin üzerine çekilmiş en gerçekçi sahnelerden biridir, trainspotting ile pulp fiction safi eğlencedir bunun yanında. şiddet içermesine içerir ama teşvikçi bir şiddet değildir bu, kathy’nin kocası işsiz bir uyuşturucu kaçakçısını canlandırırken döktüren ray winstone, aile fertlerine beslediği sevgiyi burun ısırmak ve kafa atmak suretiyle göstermektedir. anlaşılacağı üzere gary bey idealizm uğruna pembe bir tablo çizmez, iyi de yapar. özellikle son sahne öylesine doğal, öylesine samimidir ki. aile evden çıkar, odanın ışıkları kapanır, andrews sisters çalar. eşliğinde bir bardak viski içilmelidir diyorum daha da bir şey diyemiyorum. yorum yapmaz gary bey, gerektiğinde seyirci girer devreye..

    bahsedilen türkçe şarkı ise france’in pandora adlı parçasıdır, single olarak piyasaya sürülmüştü. “ben sana yandım, hele hele yandım, ben seni seviyorum” diye gider başlangıcı, kalanı ingilizcedir. nicoletteli dönem massive atttack tadındadır. kathy burke ile anneannesi dans ederler bu şarkı eşliğinde evde. yine damardan sahnelerinden biridir. ayrıca benim güzel çamaşırhanem'e * gönderme yaptığı sahnedeki çamaşırhaneci de kenan hüdaverdi adında kıbrıslı türk bir sinemacıdır, dört sene önce kuzey londrada türk filmleri festivalinde bir filmini seyrettim, televizyon dizisi kıvamındaydı ama fena değildi.

    o zamanlar da severdim sosyal gerçekçi sinemayı. ama ken loach, mike leigh olsun visconti olsun, gördüğüm filmlerde hep bir idealizm eğilimine şartlanmıştım. bu filmden de bunu bekliyordum haliyle. bunu ilginç kılan ise, anlatıminda alışık olduğum işçi sınıfı dramlarına özgü, kör kör parmağım gözüne didaktizm/mesajcılıktan eser olmamasıydı. mesajını da veriyordu gary bey vermesine, jarvis cocker bir röportajında en sevdiği film olduğunu söylerken aile içi şiddeti ve 80 sonrası işsizliği bu kadar sağlam yansıttığı için olduğunu da ekliyordu.

    üç sene önce birgün bi the big issue aldım eve dönerken, baktım kapakta gary bey. amerikaya yerleştiğini biliyordum, bush'u pek samimi bulduğunu söylüyordu. bi siktir git dedim, ama hakkını yemedim. hayranı olduğu john cassavetes'in, bir de claude sautet'nin yanına koydum, bekliyorum bir tane daha çeksin diye.
  • hastanin oral yolla beslenmemesi gerektigini soyleyen ingilizce ibare.
  • dakikada 428 kere olmak üzere içinde fuck kelimesi en çok geçen ikinci filmdir.
  • mezhepçilik karşıtı genç iskoçlar kampanyasıdır.

    mezhepçilik glasgow’daki katolik ve protestanlar arasında dini ve siyasi mezhep rekabeti şeklini alır. iki futbol kulübü arasındaki şiddetli rekabet, mezhep rekabetini de besler hale gelmiştir: rangers fc ve celtic fc, futbol ve mezhepçilik arasındaki ilişkinin güçlü, bölünmüş simaları.

    mezhepsel şiddet iskoçya’da genellikle aldırış edilmeyen olağan bir konudur. ama sorun bazen futbol ile kendini gösterir.

    mark scott bir maçtan dönerken bir mezhep saldırısına uğrayıp öldüğü zaman, okuldan arkadaşları cara henderson, david graham ve louise cumming (hepsi 19 yaşında) sporda bağnazlığı sona erdirmeye adanmış bir proje olan “nil by mouth” projesini geliştirdiler.

    bu üçlü kendilerine ait bir sosyal şart yazdılar ve iskoçya’da mezhepçiliği çevreleyen sorunları vurgulamak için kampanya başlattılar. bağış yemekleri ve sponsor sağladıkları yürüyüşler, hassas bölgelerde mezhepçiliğe karşı çıkan bir reklam kampanyasına dönüştü.

    işletmelerle, kent konseyi ve hayır kurumları ile ve en önemlisi celtic ve rangers futbol kulüpleri ile konuşarak onların katılımını sağladılar.

    nil by mouth, futbol kulüplerini ve yerel otoriteyi biraraya getirerek benzeri görülmemiş sonuçlar elde etti. celtic’in sosyal sorumluluk danışmanı david watt,"her iki futbol kulübü birlikte şu an bağnazlığı ortadan kaldırmak için ortak bir projede çalışıyorlar," diyor. kulüpler kentteki okullardan gençler ile glasgow şehri için celtic’in sosyal şartını temel alan bir gençlik şartı hazırlamak için çalışıyorlar.

    bu proje uzun süredir devam eden ve kökleri derinlere inen bir yerel sorunun çözümünde önemli ilerlemeler sağladığı için ödüller de almıştır.

    (bkz: http://nilbymouth.org/)
  • filmde olan mekanlar, karakterler hatta belki bazı diyaloglar bile gary oldman'ın geçmişinin izlerini taşımaktadır. filmin açılış sahnesindeki bar gary oldman ve ailesinin geçmişte zaman zaman gittikleri bir bardır. ya da raymond karakterini yaratırken kendi alkolizminden, babasından, eski okul arkadaşından vs. etkiler vardır. filmi de babasının anısına ithaf etmiştir oldman. neticede kendisi filmi britanya için yaptığını söylese de, biz de karakterlerin gerçekliğini ve etkileyiciliğini, ada'nın o soğuk atmosferini beğenerek izledik.
  • bu film hakkında bir ara uzun uzun yazmam gerek şimdiden yer ayırtayım.
    ray winstone hayranı biri için diyebilirim ki bu filmde acayip çekicidir.kathy burke denen kadın oyunculuk dersleri vermiştir resmen..filmin benim için en can alıcı noktasına da şu şahane şarkı binmiştir..(bkz: http://www.youtube.com/watch?v=g68dcpx11v4)

    şivesine kurgusuna dramasına kurban olduklarım sizi..
    fok fok fok!
  • bir irlanda filmi.

    o aksana, o hava, o müptezelliklerine hasta olan birisi olarak maalesef söylemeliyim ki, izlemeyin. filmde kameranın çekim açısı resmen sıfır. insan odaklı çekim yapmışlar. full kadrajda sadece bir kafa var. ortam algısı sıfır filmin.

    --- spoiler ---

    filmde sadece charlie creed-miles'ın müzik eşliğinde yürüdüğü 2 sahne var. onlar harici boş bir dram. he birde şu var tabi, billy karakterinin üzerine neden yoğunlaşılmadı. o dediğim sahneler geldiğinde, heh film şimdi güzelleşiyor dedim sonra tekrar aile dramına döndü. eğer billy üzerinden devam etseydi işte o zaman sağlam yorumlar yazacaktım buraya.

    --- spoiler ---
  • az önce izlediğim ve beğendiğim film ben kendimi shameless izler hissettim ama dramını tabiki...