şükela:  tümü | bugün
  • bir dazai romanı.
  • hüseyin can erkin çevirisi, japon yayınları'nca yeniden basıldı:

    http://www.idefix.com/…asp?sid=ln1q4mttc4305bfrcpsl
  • hayatı ile beni benden alan bir başka japon olan osamu dazai'ciğimin sonunda japon yayınlarından basımı yapılmış (çev. hüseyin can erkin), bizi sahaflardan kurtarmıştır olan romanı. (herhalde istanbulda sormadığım sahaf kalmamıştı.)
    neyse bu sabahtan elime aldım kitabı, bir solukta yarı varoluş krizlerine girerek bitirdim.
    ve başlangıç sayfalarında çocuk hallerinin hislerini yazan karakterimizin insan hakkında düşünceleri bile aslında beni ürpertmeye yetti: "karşılıklı olarak birbirlerini kandırıp, üstelik ne tuhaftır ki hiçbir yara almadan, sanki karşılıklı olarak birbirlerini kandırdıklarının farkında değillermiş gibi gerçekten çarpırıcı berrak ışıltılar yayan şen inançsızlık örnekleriyle dolu insan yaşamı"
    genel olarak kitap sanırım ikinci dünya savaşını görmüş olan japonların içbunalımlarının ve depresyonunun varoluş üstüne vuku bulmuş hali. kitapta neredeyse sıfır derecede toplum, siyasal baskı, asker vs. olmasına rağmen karakterin çoçukluktan itibaren yaşadığı aşırı mutluluk ve mutsuzluk hali, neden yaşıyorum sorusu, bedene sıradanlaşma, yabancılaşma ve genel olarak varoluş sorguları, alkol bağımlılığı, (hatta ve hatta) delirium hali büyük bir travmanın sonucu olabilir diye tahmin ediyorum. bu nedenle belki de kitapta adı karakterimiz için örnek geçen ressamlar (van gogh ve modigliani) bunun göstergesi ya da sembolleri bile olabilir. (van gogh- kişilik bozukluğu, modigliani alkolizm)

    nedense gene aynı dönem kitaplarından olan mişima- bir maskenin itiraflarına da bazı bölümlerini benzetmedim değil. her iki kitapta yazarların otobiyografik hikayeleri ve çocukluktan başlayıp, orta yaşa kadar olan serüvenlerini içeriyor. (ki bu serüvenler japonyanın askeri ve siyasal durumundan etkilenmiş varoluş sorgularının yapıldığı eserler)
    ve dipnot kitap ilginçtir natsume sosekinin kokoro romanından sonra ' japonyanın en çok satan ikinci romanıymış.
  • bir insanın nasıl yavaş yavaş mahvolduğunun öyküsünü anlatır dazai. zayıf insan korkar ve insan korkularının esiri olduğu andan itibaren insan olmaktan çıkmaya başlar yavaş yavaş. korkan insan saklanır, saklanan insan yalnızlaşır, yalnızlaşan insan yabancılaşır, yabancılaşan insan kötüleşir ve insanlıktan çıkar.

    dazai'nin korkusu insandır. özellikle de kandınlar. insanların aralarındaki ilişkiler hakkında şöyle der: "karşılıklı olarak birbirlerini kandırıp, üstelik ne tuhaftır ki, hiçbir yara almadan, sanki karşılıklı olarak birbirlerini kandırdıklarının farkında değillermiş gibi gerçekten çarpıcı, berrak ışıltılar yayan şen inançsızlık örnekleriyle dolu insan yaşamı."

    kadınlarıysa daha korkutucu bulmaktadır. onlar için de "kadınlar kendine çeker ve fırlatıp atarlar, insanların olduğu yerde kendilerini aşağıdaymış, silikmiş gibi gösterir, herkes ortadan çekildiğinde sımsıkı sarmalarlar; kadınlar ölmüş gibi derin uyurlar; belki de kadınlar uyumak için yaşıyorlardır." der.

    bu kadar korkmasının sebebi zayıflığındandır. zayıflığı o denli boyutlardadır ki kendini tarif ederken kahramanımız şunları der: "zayıf insanlar mutluluktan bile korkarlar. iplikle bile yaralanırlar. bazen, mutluluk da insanları yaralayabilir."
  • çocukluğu hakkında şöyle demiş dazai;

    --- spoiler ---
    çevremdekilerle neredeyde hiç konuşamıyorum. neyi, nasıl söylemeliyim, bilemiyorum.

    böylece aklıma gelen şey şaklabanlık oldu. bu, benim insanlarda son sevgi arayışımdı. bir yandan insanlardan son derece korkarken bir yandan da insanları bir türlü aklımdan çıkaramadım. öylece, şaklabanlık sayesinde ince bir çizgiyle insanlarla olan bağımı koruyabildim. dışarıya karşı, durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken iç dünyam ölüydü.
    --- spoiler ---
  • "dışarıya karşı durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü. işte bu, bin derdi tek bir saç teliyle taşımak gibi bir çabaydı."