şükela:  tümü | bugün
  • ziya osman saba'nın bir şiiri:

    hangi birini anayım,
    buluştuğumuz kumluk, uzak iskele
    her yerde bir başkalık.
    ilk defa gelişimiz el ele.

    sonra bir gün, kalabalık beyoğlu,
    girdiğimiz dükkânlar, güler yüzlü satıcı
    ikimizi yanyana oturtup
    resmimizi çeken fotoğrafçı.

    rüzgâr dinmiş ağaçlar dinler gibi.
    gün batarken sâkin sonbaharda;
    akşamları dolaşmamız
    kol kola mühürdar'da

    bir adam sokak fenerlerini yakar,
    incecik vücudun vücuduma dayanırdı
    her yolcu hâlden anlar
    bizi uzaktan anlardı.

    duyageldiği parmaklarımın, o yüzükler...
    birinde benim adım, öbüründe senin adın
    altın ışıklarıydı sanki,
    yepyeni, tertemiz bir hayatın.

    ne kadar ümitli, ne kadar iyiydik!
    önümüze düşmüş bahtiyarlık,
    iyi komşularla dolu mahallelerde,
    kiralık bir kat aradık.

    bir an gülümseyen talih, değişen kader,
    ömrümde bir tek o sonbahar
    ömrüm oldukça anacağım,
    bir rüyâ görür gibi geçtiğimiz sokaklar.
  • ---
    nişanlı kızın ağıdı

    göğsün papatya tarlası
    ah, sarardın beni
    sevgilim, sevgilim
    kolların nerde şimdi

    kirpiklerinin ucuna
    asmıştım yüreğimi
    mavisinde yittiğim
    gözlerin nerde şimdi

    bilgeceydi dostluğun
    sevgiydi sunduğun
    yıldız gözlüm, gündüzüm
    ışığın nerde şimdi *
    ----
  • içinde bulunulan süreçte erkek adamın neler yapabildiğine şaşıracağınız, evlilik öncesi birbirini tanıma zamanı.

    ne adamlar bilirim kız evinin ailesiyle tanıştığında ve kızı görebilmek uğruna gidilen akşam gezmelerinde harcanan, ne adamlar ki ilk kayın pederle tanıştığında bitip giden.

    bi kaç örnek verelim de konumuz pekişsin;

    yer: altunuzade de bir yer: kızın teyzesinin evi.
    kişiler: esas kız, bitmeye gelmiş damat, müsibet teyze, afacan çocuklar.
    gözünüzde canlandırmaya çalışın. yemek yenmiş, salonda yanan sobanın üstünde kestane yapılmakta. teyze örgü örüyor rolünde yaprak dökümü izliyor. esas kız hamaratlığını gösterme amaçlı meyva soyuyor arada kestaneyi yokluyor. afacan çocuklar suspus. damat hayatından soğumuş bir şekilde boş boş bakınıyor. sohbet sadece reklam aralarında, teyze ses çıkaranı şişlerim edalarında. en son damadın kollarında örgü ipi vardı esas kız toparlak yapıyordu. romantizm.

    yer: yeni taşınan ev.
    kişiler: yorgunluktan bitmiş genç, esas kız, kayınpeder.
    yardım edeyim, işten kaçtığımı düşünmesinler tavırlarıyla taşıma şirketinden daha çok çalışmış erkeğimiz işler bittikten sonra müsade istemektedir. kayınpeder dur ya bi çay demleyelim yorgunluğumuzu alsın vari sözlerle kalmak için can atan genci oyununa düşürüyor. sert mizacından dolayı konuşmaya çekinilen kayınpeder adayı, tv nin sesini açmaya çalışıyor. sesi sona dayadı ama uydudan kapatılmış, damat farkediyor ama ben bilmiyor muyum salak lafını yemekten korkuyor. yarım saate yakın sesi olmayan tv ye mal gibi bakan 2 adam. esas kız çayı demlemiş salına salına geliyor aman allahım o ne güzellik. çayları veriyor hafif bir tebessümle.
    kız:sesi niye açmadınız?
    baba: ben bilmem kızım bilirsin şuraya bastım sona geldi ama tık yok.
    kız: sen niye açmadın canım?
    (baba iç ses) nası konuşuyo ya bizim kız benim yanımda ne o oyle canım falan
    (kız iç ses) hass.. ağzımdan canım kaçtı, amaaaan nasıl olsa nişanlıyız.
    (erkek içses) canım canım canım canım canım ...
    erkek: şey ben.. em ... farketmedim ya
    (yarumlayıcı iç ses) bak bak bak yalana bak. farketmemişmiş gerzek.
    erkek: yorgunlluktan oyle tv ye bakıyorum
    (yorumlayıcı iç ses) bütün evi taşımış edalarıyla yardım ettiğini de gözlerine sokmaya çalışıyor.
    kız: evet canım yaa, kıyamam. çok çalıştın sen, keşke yormasaydın kendini o kadar.
    baba: sağol evlat.
    erkek: ne demek efendim görevimiz.
    (baba iç ses) sittirsin gitsin artık yayılamadım hala.
    kız: bi tane daha içer misin?
    (baba iç ses) bırak gitsin kızım, yatıcam. içmez inşallah geven herif.
    erkek: yok ben kalkayım artık, sizde dinlenin biraz.
    (baba iç ses) ha yaşa şimdi ısındım bu çocuğa.

    falan filan. tamı tamına yarım saat boş tv ye bakıp sıkıntıdan patlayanını bilirim ben.
    zor.
  • bir erkeğin hayatının en gizemli dönemidir. kızı almışsınızdır ama kayıpederin korumacı kalkanını delememişsinizdir. kızı istedik verdin, bırak artık bizi rahat değil mi? yok! o zaman neden istettiniz kızı, direkt evlenirdik diye düşünür damat adayı.
  • direkten donmek icin kotu bir zaman, ama yine de tadi damakta ve parmakta kaliyor.

    (bkz: hey gidi gecmis)
  • evlilikten çok daha keyiflidir, aksilikler gözüne aksilik gibi görünmez, problemler problem gibi... bir sevgi pıtırcığı olmuş, hem kendi aileni hem onun ailesini mutlu etmeye çalışırsın. çünkü tüm bu hazırlıklar sonrasında, sevdiğin adamla aynı evi paylaşıyor olacaksındır. eşyalar bakılır, yapı marketler dolaşılır, ikea daki tüm malzemeler elden geçirilir... bunlar nişanlıyla beraber yapılır ve tüm azabına rağmen çok zevklidir. ancak nişanlılık bitip de evlilik kısmına geçildiğinde sevgi pıtırcıklığı yerini cadılığa bırakmak için bir yıl bile bekleyemeyecektir.
    o yüzden, tavsiyem nişanlılık dönemindeki mutlu, çiçekli, sevgili günlerin tadını çıkarmaya bakın.
  • ülkemizde kullanımı biraz da zorunluluktan olan süreç.
    genelde dünyada evliliğe adım atmayı düşünen çiftlerin evlilik öncesi yaşadıkları ve birbirini daha iyi tanımalarına olanak tanıyan nişanlılık süreci ülkemizde farklı sebeplerin getirisi olmaktadır:

    - baskıcı bir aileye sahip hanım kızımızın ailesi madem gezip tozuyorsunuz, dışarıdan da laf gelir derler ve kızlarını zorla da olsa nişanlarlar.
    - askere gidicek olan er kişisi ben yokken kızı da bir şekilde bağlıyım diyerek nişanı yapıverir.
    - ya da karşısındakine güveni tam olmayan biri, yüzüğü takayım da it kopuk/şirret kadınlar bulaşmasın nişanlıma demek için nişan yaparlar.

    biliyorum bu nişanlılık sürecini gayet masumane ve olması gerektiği gibi yaşayan çiftler olsa da ülkemde genelde bu saydığım içten pazarlıklı samimiyetsiz dürtülerle yapan insan sayısı azınsanmayacak kadar çoktur.
  • mahalle baskısına mahalle baskısı kurmaktır.
  • ya ben bu evreyi geçirdim bi kaç kez. neden evlenmemeniz gerektiğini hatırlatan bir süreçtir. 5 yılda bir yabınız.
  • oniki yaşındaki oğlan ondört yaşındaki amcaoğluna soruyor:
    - abi ablam nişanlanıyor biliyorsun...
    - yaz sonu nikah varmış, bizim evde de konuşuyorlardı.
    - ben sana bir şey sormak istiyorum...
    - söyle...
    - bu nişan dedikleri ne? evde sordum, 'eh evlenecekler işte' diyorlar ama nişanlanınca ne oluyor, onu anlayabilmiş değilim.
    - hıııım... zor soru, bak ben sana bir örnekle anlatayım...
    - dinliyorum.
    - diyelim ki şubat'ta yarıyıl karnesini aldın, hepsini pekiyi getirdin. sana bir bisiklet alıyorlar ve 'haziran'da bütün dersleri pekiyi getir, sınıfı geç, bu bisiklet senin' diyorlar. işte şubat ile haziran arasındaki o süre var ya, bisiklet senin ama binemiyorsun; o süreye 'nişanlılık dönemi' deniyor.
    - haa şimdi anladım, bisikletin var, evde duruyor; sen ona bakıyorsun o sana bakıyor; ama binemiyorsun ta ki sınıfı geçene kadar. peki dokunmaya izin var mı?
    - vallahi onu ben de tam bilemiyorum; binmek kesinkes yasak da, galiba ziliyle oynayabiliyorsun!.

    ***